9 Temmuz 2016 Cumartesi

Şeker Portakalı

Nerenle konuşuyorsun? dedim.
Ağaçlar aynı anda her yanlarıyla konuşurlar. Yapraklar, dallar ve kökleriyle birlikte. Görmek ister misin? Kulağını gövdeme daya, kalbimin atışını dinle...

İnsan yüreğinin, bütün sevdiklerini içine alabilmesi için çok büyük olması gerektiğini bilmelisin.

Kimseden hiçbir şey beklemiyorum. Böylece hayal kırıklığına da uğramamış oluyorum.

Böyle söylerken yüzümüze bakıyor ama bu gece aramızda çocuk olmadığını biliyordu. Hepimiz büyüktük. Küçük küçük parçalarla, aynı üzüntüden payını alan büyük ve üzgün kişiler.

Ara sıra sevgimle mutluyum, ara sırada yanılıyorum.

Acı, insanın yüreğini paralayan ve sırrını kimseye anlatmadan birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbürüne çevirme cesaretini bile yok eden şeydi.

Çocuk yüreği unutur ama affetmez.

Uyuyalım. İnsan uyudu mu her şeyi unutur.

Arkadaş

Uzayıp giden hayat yolunda, yolumuzun kesiştiği insanlar bizim için önemlidir. Yollarımızın kesiştiği insanlardan bir bölümü arkadaş olarak hem hayatımızda hem de yüreğimizde yer eder. Yıllar sonra kimisi tebessümle hatırlanır, kimisi de acı bir yüz ifadesi ile... 

Hayatla Bütünleşmek

Gezegenimizde tek bir suçlu vardır:
İnsan bilinçsizliği...Bu farkındalık gerçek bağışlayıcılıktır.Bağışlayıcılıkla kurban kimliğiniz yok olur ve gerçek gücünüz, Mevcudiyet’in gücü ortaya çıkar. Karanlığı suçlamak yerine ışığı getirin. Farkındalık beraberinde kimliğinizi düşünceler, duygular ve tepkilerden arındırmayı getirir. Bu inkarla karıştırılmamalıdır. Düşünceler, duygular ya da tepkiler tanınır ve o tanıma anında kimliği arındırma otomatikman olur. Sonra benlik hissiniz, kim olduğunuz değişime girer : Önceden siz düşünceler, duygular ve tepkilerdiniz, şimdi o hallere tanıklık eden farkında ve bilinçli bir Mevcudiyetsiniz. 

Sardalye Sokağı





Bir insanda hayranlık duyduğumuz özellikler, yani iyi niyet, cömertlik, dürüstlük, açık sözlülük, hoşgörü ve duyarlılık gibi şeyler bizim sistemimizde başarısızlığa eşlik eden özellikler. Sertlik, açgözlülük, hırs, acımasızlık, bencillik ve kendini beğenmişlik gibi istenmeyen özelliklerse insanı başarıya götüren araçlar. Bizler iyiliğe hayranlık duyuyoruz ama kötülüğün meyvelerini seviyoruz. 


Anahtar Elindedir

İnsanın içinde bütün dünya vardır ve eğer nasıl bakman ve öğrenmen gerektiğini bilirsen, kapı orada ve anahtar elindedir. Yeryüzünde senden başka hiç kimse ne sana o anahtarı verebilir ne de o kapıyı açabilir. 


Yaş Dolar Yüreğime & Duygusal Söyleşi



'Yağmur çiseliyor kente' Arthur Rimbaud
Yaş dolar yüreğime Yağan yağmur misali. Nedir bu usanç söyle Yerleşen canevime? Ey tatlı yağmur sesi Damlar üstünde, yerde! Bungun kalp hediyesi, Ey yağmurun türküsü! Sebepsiz dolduruşu Tiksinti duyan kalbi, İhanet değil, ne bu? Sebepsiz bir kuruntu. Odur en kötü tasa Bilmemek niçin'ini. Ne bir kin, ne bir sevdâ, Kalbimde bunca cefâ.

DUYGUSAL SÖYLEŞİ...Buz tutmuş o ıssız eski park içinden İki hayaletti demin kayıp geçen. Gözleri sönmüş, gevşemiş dudakları, Güç duyulur neler fısıldaştıkları. Buz tutmuş o ıssız eski park içinde Geçmiş günlerden söz etti iki gölge. - Eski coşkumuzu anımsıyor musun? - Ne diye anımsayayım istiyorsun? - Yüreğini yine titretir mi adım, Yine girer miyim düşüne? - Yok canım! - Ah o dudaklarımızın birleştiği Anlatılmaz mutluluk günleri! - Belki. - Gök masmaviydi, umut koskocaman. - Umut kaçtı kara göğe darma duman. Böyle geçtiler yoz yulaflar içinden; Yalnız geceydi sözlerini işiten.

Sunu







 İlle de görmek için mi beklenir güzel günler
Beklemek de güzel

Kendi içinize yönelin ve kim olduğunuzu keşfedin.

Siz, yaşamın harika, sevgi dolu bir ifadesi olmak üzere yaratıldınız. Yaşam kendinizi ona açmanızı bekliyor; sizi bekleyen güzelliklere kendinizi layık hissetmenizi bekliyor. Evrenin bilgeliği ve zekası, onu kullanmanız için bekliyor. Yaşam sizi desteklemek için burada. İçinizdeki gücün ihtiyacınız olduğu her seferinde yanınızda olacağına güvenin.
Korktuğunuzda, nefesinizin bedeninize giriş çıkışını hissetmeniz yararlı olacaktır. Hayatınızın en değerli maddesi olan nefesiniz, size bedava veriliyor. Yaşadığınız sürece size yetecek kadar hava var. Bu en değerli maddeyi hiç düşünmeden kabulleniyorsunuz ama hayatın diğer ihtiyaçlarımzı karşılayabileceğine inanmıyorsunuz. Artık kendi gücünüzü ve neler yapabileceğinizi öğrenmenin zamanı geldi. Kendi içinize yönelin ve kim olduğunuzu keşfedin.


Büyük Hüner



İnsanları sevmek kolay değil, bir hürriyet bu çetindir memleketimde. Ben ille varım dersen bir gün pusuya düşersen, insanları sevmek büyük hüner. Bu dünyada yaşadığın şu kadar yıl, gerçekten, güzellikten, yiğitlikten payına düşeni alabilmişsen, vermişsen payına düşeni gerçek için, güzellik için, korkusuz direnirsin. Bilirsin, bir kere korku düşerse adamın içine, bir kere koparsa sevdiklerinden, mümkünü yok gitti gider. Söner gözlerinde güzelim ışık kararır, çirkinleşir yüzü önceleri utanır belki sonra vızgelir umurumda olmaz dünya. İnsanları sevmek büyük hüner insanlarla beraber.

Yola Çıkış

Yeterince görüldü. Bütün kılıklara girdi gizli görüntü.
Yeterince oldu. Kentin uğultuları, akşamleyin ve güneşte, ve her
 zaman.
Yeterince yaşandı. Yaşamın durakları. - Ey uğultular ve Gizli
 Görüntüler!
Yola çıkış, yeni sevgi ve yeni görüntüler içinde.


Unutmak Yok

Nerelerdeydin diye sorarsan

"Hep eskisi gibi", diyeceğim.
Toprağı örten taşlardan söz edeceğim,
sürdükçe kendini harcayan ırmaktan;
ben yalnız kuşların yitirdiklerini bilirim,
gerilerde kalan denizi bilirim, bir de ağlayan
     ablamı.
Neden ayrı adlarla anılıyor ülkeler, neden
     günler
yeni günleri izliyor? Neden koyu bir gece
birikiyor ağızda? Neden ölüler?
Nereden geliyorsun diye sorarsan bölük pörçük
    kelimelerle konuşmak zorundayım,
ağzı zehir gibi yakan araçlarla,
çoğu çürümeye yüz tutmuş hayvanlarla
ve avutamadığım yüreğimle.

Andaç değil yanımızda götürdüklerimiz
unutuşta uyuklayan sarımsı kumru değil,
yaşlarla kaplı yüzler,
boğazımıza yapışan eller
ve yapraklardan sıyrılan şey:
aşınmış bir günün karanlığı
acıyı kanımızda tatmış bir günün.

İşte menekşeler, işte kırlangıçlar
bize sevinç veren ne varsa,
geçici ve küçük duyarlıkların
yan yana göründüğü süslü kartpostallarda.

Ama bu sınırın ötesine geçmeliyim,
dişlemeliyim sessizliğin çevresindeki kabuğu,
ne karşılık vereceğimi bilemem:

öyle çok ki ölüler,
ve öyle çok ki al güneşle yarılmış hendekler,
ve öyle çok ki gemilere vuran miğferler,
ve öyle çok ki öpüşlerle kilitli eller,
ve öyle çok ki unutmak istediklerim.


Dört Kişi


Şunları bir araya toplayayım, bir güzel muhabbet edelim" diye düşündüm. Mutfak işinden de Hürriyetanlarım. Donattım sofrayı. Bayağı uğraştım. Hepsinin, ayrı ayrı ne yemekten, ne içmekten hoşlandığını iyi bilirim. Bayağı da para gitti. Birinin yediğini öbürü yemez. Ötekinin içtiğini beriki içmez. Dört kişilik sofra kurdum. Mumları da yaktım. Bak hepsi, Erick Satie severdi. Hatırladım. Müziği de ayarladım. Geldiler. 20 yaşımda ben, 35 yaşımda ben, 40 yaşımda ben ve bugünkü ben dördümüz. 20 yaşımı, 35 yaşımın karşısına oturttum. 40 yaşımın karşısına da, ben geçtim. 20 yaşım, 35 yaşımı tutucu buldu. 40 yaşım, ikisinin de salak olduğunu söyledi. Yatıştırayım dedim. “Sen karışma moruk” dediler. Büyük hır çıktı. Komşular alttan üstten duvarlara vurdular. 20 yaşım 40 yaşıma bardak attı. Evin de içine ettiler. Bende kabahat. Ne çağırıyorsun tanımadığın adamları evine.” 

 Ali Poyrazoğlu