13 Şubat 2022

Sevmekten - Furuğ Ferruhzad

 
Bu gece gözlerinin göğünden
şiirime yıldız yağıyor
kağıtların beyaz sessizliğinde
kıvılcım ekiyor pençelerim

sıtmalı, divane şiirim
arzuların yarığından mahcup
yeniden yakıyor vücudunu onun
ateşlerin ebedi susuzluğu

evet, sevmenin başlangıcıdır bu
gerçi belirsizdir yolun sonu
ama ben artık düşünmüyorum sonu
sevmektir güzel olan çünkü

karanlıktan sakınmak niye
gece elmas damlalarıyla doludur
geceden geriye kalansa
sarhoş eden leylak kokusudur

ah, bırak kaybolayım sende
benden iz sürerek bulamasın artık kimse izimi
yakıcı ruhun ve nemli ahın
şarkımın gövdesinde essin dursun

ah bırak bu açık pencereden
rüyaların ipekleri üzerinde uyuyarak
ışıltılı bir kanatla uçayım
dünyanın hisarlarından geçeyim

hayattan ne istiyorum biliyorsun
ben sen olayım, sen, tepeden tırnağa sen
bin defa gelmek mümkün olsa dünyaya
her defasında sen, her defasında sen

bir denizdir bende saklı olan
ne zaman güç bulacağım saklamaya kendimi
keşke sana bu korkulu tufanı
anlatacak gücüm olsaydı

öyle doluyum ki seninle
çöllerde koşmak
dağa taşa vurmak başımı
gövdemi dalgalara atmak istiyorum

öyle doluyum ki seninle
kendimden döküleceğim toz gibi
bastığın yere baş koyacağım usulca
uçarı gölgene asılıp kalacağım

evet, sevmenin başlangıcıdır bu
gerçi belirsizdir yolun sonu
ama ben artık düşünmüyorum sonu
sevmektir güzel olan çünkü.


10 Şubat 2022

Yasa Yaparak Hukuk Devleti Olunur Mu?

 

Hukukun tarihsel gerçekliğine baktığımızda Roma döneminden bu yana norm koyarak toplumsal düzenin sağlanacağı tahmin edilmiştir. Ağırlıklı olarak bu yöntemin başarılı olduğu kanaatinde olsak da faşist dikta rejimlerde bu yöntem tam tersine hukuk devleti adı altında birçok suçu örtmek için kullanılmıştır.

Şöyle bir 1500-1600 yıl öncesine küçük bir yolculuk yaptığımızı varsayalım. Dönemin Doğu Roma İmparatoru Justinianus Roma hukukunun temel altyapısını sağlamlaştırmak ve gelecek nesillere derli toplu bir hukuk birikimi bırakmak amacıyla Corpus Iuris Civilis adında bir kitap hazırlatmıştır. İmparator bu kitap ile hukukun belli bir çerçeveye yerleşmesini ve yazılı hukukun, dolayısıyla kanunlaştırma hareketlerinin başlamasına öncülük etmiştir. Böylece yazılı normlarla birlikte hukuki güvence ve öngörülebilirlik sağlanacak, bununla beraber toplumsal yaşama hukukun etkisi bir hayli hızlı bir şekilde adapte edilecekti. Nitekim bu ekseriyetle başarılı da olmuştur.

Ancak toplumun genişlemesi, farklı inanç ve gelenekler nedeniyle ayrışması, gelişen haberleşme ve teknoloji çağı artık tek başına yasa yapmanın yeterli olmadığını gözler önüne sermiştir. Zaman zaman dünyada artan faşist yönetimler hukukun bu olumlu yönlerini suçlarına perde çekmek amacıyla hukuku bir amaç değil araç olarak kullandılar. Yasa yaparak fiillerini meşrulaştırdılar. Bunun en güzel örneği ise Adolf Hitler Almanyası’nda yaşanmıştı. Hitler 1934 yılında bir ceza kanunu yürürlüğe koydu. Alman ceza kanununda ‘’ihanet suçu’’ ismiyle yeni bir ceza türü ortaya çıkardılar. İhanet suçu kapsamında ise Nazi karşıtları suçlanarak cezalandırıldılar.

Bir diğer örnek ise daha da çarpıcı olarak karşımıza çıkıyor. 17 Nisan 1925 İtalya seçimlerine bir göz atalım. Mussolini’nin önderlik ettiği faşist parti 4.5 milyon oy alarak iktidara geldi. Bu oyların büyük çoğunluğu tartışmalara neden olmuştu. Çünkü ölülere ve ülkeyi terk edenlere oylar kullandırıldığı konuşuluyordu. Ancak her şeye rağmen ‘‘Demokrasi’’ ile yönetilen İtalya’nın başında artık faşist bir yönetim vardı. Mussolini iktidarının her ne kadar konuşulması gereken birçok yanı bulunsa da bizi ilgilendiren esas noktası çıkardıkları bir yasaya ilişkin. Faşist irade ülkeyi yönetmeden önce ilk iş olarak seçim sisteminin yapısında değişikliğe giderek kendini garanti altına almayı amaçladı. Nitekim seçim sisteminde köklü bir değişikliğe gittiler ve çıkardıkları yeni bir yasayla oyların yalnızca yüzde 25’ini alarak mecliste bulunan 535 sandalyenin 356’sına sahip olabileceklerdi. Ancak Mussolini’ye bu da yetmedi. 1926 yılına gelindiğinde ise başka bir yasa çıkararak artık İtalyanlara oy hakkı tanımıyor, seçimi tümden rafa kaldırıyordu.

Yukarıda az önce bahsettiğimiz İmparator Justinianus, hukukun yazılı olmasıyla hukuki güvenceyi sağlamayı amaçlarken Adolf Hitler yazılı hukuku suçlarını meşrulaştırmak amacıyla kullandı. Mussolini ise iktidarını sonsuza kadar sürdürmek için yasalar çıkardı. Her şeye rağmen bu faşist dönemlerin sonu insanlık tarihine unutulmayacak şekilde geçti. Bu örneklerle birlikte artık sorumuza bir cevap bulduk gibi gözüküyor olabilir. Ancak şu unutulmamalıdır ki hukuk devleti olmak yasa yapıp yapmaya bağlanamaz. Hukuk devleti olabilmek için en başta vicdan ve adalet duygusuna sahip bir toplum gerekir. İyi bir vicdana ve adalet duygusuna sahip bir millet iyi bir hukuk devletini de inşa eder. Nihayet, Aristo şöyle söylemiştir: Kanun düzendir, iyi kanun iyi düzendir. Devleti oluşturan topluluk yasaların kendisidir, iyi toplum iyi hukuk devletidir.

Kaynakça

1-Tahiroğlu, Bülent, Erdoğmuş, Belgin, Roma Hukuku, Der Yayınları, 2005

2-Toker, Metin, Bir Diktatörün Yolu, 1963

3-Aristo, Poetika, Can Yayınları, 2017

4-Meydan, Sinan, HAFIZA, İnkılap Kitabevi, 2019

Ender Dönmez

 

Bertolt Brecht - Bir Oğul Doğarken


Akıllı olsun derler analar babalar

Oğulları olduğunda.

Ben ise aklımla

İçine ettim tüm yaşantımın.

Şimdi yalnızca

Bilgisiz ve düşüncesiz biri

Olmasını diliyorum oğlumun.

O zaman rahat bir yaşam sürer işte

Bakan olarak kabinede.
 
 

Kötü Camcı - Charles Baudelaire

Kimi insanlar vardır, hep seyirci kalırlar, hiç bir eylemi gerçekleştiremezler, ama bazı bazı, bilinmedik, anlaşılmadık bir itki altında, kendilerine kendi kendilerinin bile yakıştıramayacakları bir çabuklukla, eyleme geçerler.

Kapıcısından üzücü bir haber almaktan korkup da içeriye girmeyi göze alamadan bir saat boyunca kapı önünde korkak korkak dolaşan biri gibi, bir yıldır atılması gereken bir adımı atmaya ancak altı aydan sonra karar verip de birdenbire, yayından fırlamış bir okmuşcasına karşı konulmaz bir güçle eyleme atıldıklarını duyanlar gibi. Her şeyi bildiklerini ileri süren ahlakçılar ve hekimler, bu tembel, bu haz düşkünü ruhlara böyle çılgınca bir gücün böyle birdenbire nereden geldiğini, en basit, en gerekli şeyleri bile yapamazken, en saçma, hatta çoğu zaman en tehlikeli işleri yapmak için, belirli bir dakikada böyle fazladan bir gözüpekliği nerden bulduklarını açıklayamazlar.

Dostlarımdan biri, geçmiş düşçülerin en zararsızı, bir gün bir ormanı ateşlemişti. Söylediğine bakılırsa, ormanın söylendiği kadar kolay tutuşup tutuşmadığını görmek istiyordu. Deney on kez ardarda başarısızlığa uğradı, ama onbirincisinde fazlasıyla başarılı oldu.

Bir başkası, görmek için, öğrenmek için, alın yazısını denemek için, gücünü kendi kendine göstermek için, sıkıntının hazlarını tatmak için, bir zar atmış olmak için, yok yere, iş olsun diye, işsizlikten, bir barut fıçısının yanında sigara yakacaktır.

Sıkıntı ile düşten fışkıran bir güçtür bu; içlerinde rahatça böyle bir güç doğan kimseler de, dediğim gibi, yaratıkların en gevşekleri, en çok düş içinde yaşayanlardır.

Bir başkası, insanların bakışları karşısında bile gözlerini yere dikecek derecede, bir kahveye girmek için ya da denetmenlerini Minos’un, Eaque’ın, Rhadamanthe’ın tantanalı görünüşüne bürünmüş gibi gördüğü tiyatro bürosunun önünden geçmek için bütün zavallı istemini toplaması gerekecek derecede çekingen bir başkası, yanından geçen bir ihtiyarın boynuna atılacaktır birdenbire, şaşırmış kalabalık önünde coşkunlukla öpecektir onu.

Neden? Çünkü... çünkü bu yüz ona dayanılmaz derecede sevimli geliyordu da ondan mı? Belki de; ama nedenini kendisinin de bilmediğini düşünmek daha doğru olur.

Alaycı ifritlerin içimize sızıp da bize, biz farkında bile olmadan, en saçma isteklerini bile yerine getirttiklerine inanmamıza yol açan bu bunalımların, bu atılışların bir çok kez kurbanı oldum ben.

Bir sabah somurtkan, kederliydim, boş durmaktan bitkin düşmüştüm, bana öyle geliyordu ki, büyük bir şey, parlak bir iş yapmaya doğru itilmiş bir durumda kalkmıştım; sonra pencereyi açtım, ne yazık!

(Dikkat buyurun, rica ederim, kimi kişilerde bir çalışmanın ya da bir düzenin değil de rasgele bir esintinin sonucu olan aldatmaca eğilimin, hekimlere göre isterik, hekimlerden biraz daha iyi düşünenlere göre şeytansı olan, bizi dirençsiz olarak bir sürü tehlikeli ve uygunsuz eylemlere doğru iten yaratılışta çok payı vardır.)

Sokakta gördüğüm ilk insan bir camcı oldu, tiz ve uyumsuz bağırtısı, Paris’in ağır, kirli havası içinden bana kadar yükseldi. Bu zavallı adama duyduğum, beklenmedik olduğu kadar da zorbaca kinin nerden geldiğini söylememe olanak yok.

“Hey! hey!” dedim, yukarı çıkmasını söyledim bağırarak. Bu arada, oda altıncı katta, merdiven de pek dar olduğundan, adamın yukarı çıkarken epey güçlük çekeceğini, kırılmaları işten bile olmayan mallarının oraya buraya takılacağını düşünüyor, bundan da epeyce keyif duyuyordum

En sonunda göründü: Merakla gözden geçirdim bütün camları; sonra da: “Nasıl olur! Renkli camlarınız yok mu?” dedim ona. “Pembe, kırmızı, mavi camlar? Sihirli camlar, cennet camları? Ne kadar düşüncesizsiniz! Yoksul semtlerde dolaşmaya kalkıyorsunuz, ama yaşamı güzel gösterecek camlarınız bile yok!” Sonra da hızla merdivene doğru ittim onu, homurdanarak sendeledi.

Balkona çıktım, küçük bir çiçek saksısı aldım elime, adam kapının önüne çıkınca, savaş aracımı diklemesine camlarının arka ucuna doğru bıraktım; çarpma sonunda kendisi de devrilince, bütün o zavallı, gezgin serveti sırtının altında kırıldı, yıldırım çarpmış bir kristal sarayın şangırtılı gürültüsü duyuldu.

Ben çılgınlığımla sarhoş olmuş, kızgın kızgın bağırıyordum ona: “Güzel yaşam! Güzel yaşam!”

Bu sinirli şakalar tehlikesiz değildir, çoğu kez fazlasıyla pahalıya da mal olabilir. Ama bir saniyede erginin sonsuzluğuna kavuşmuşlar için, cehennem sonsuzluğunun sözü mü olur?

 Paris Sıkıntısı

 

06 Şubat 2022

Haiukulardan Seçmeler / Çeşitli


GYODAİ
Tan soğuğunda,
Dorukta durmuş bekler
Tek başına çam

Hava kararır
Ve Başlar kar,
Lapa lapa yağmaya

ŞİKİ
Unutturdu bak
Kavun çalmayı bile
Soğuyan hava

Kar manzarası
Kalıvermiş baharda
Başı dumanlı

BONÇO
Rüzgarsız günde
Kendisi isteyerek
Düşüyor yaprak

SOSEKİ
Konma kelebek!
Çiçek değil, gölgesi
Fırçamdan çıkan

Güz rüzgarında
Yok benim için
Ne bir tanrı ne Buda

SAMPU
Gel, yorgan ol ört,
Aşk için parlayan ay,
Kalbimi ısıt

Vardır her otun çiçeği,
Bilmesek de
İsimlerini

KYORAİ
Soğuk yüzünden
Bakamam yarım aya
Başım göğsümde

YAYÜ
Ah saf korkuluk,
Tahta gövden altından
Çalıyor kuşlar

Hapşırdığımda
Gözden yitirdim birden,
Tarlakuşunu

ONİTSURA
Suskun bir çiçek
Kulağının ardında
Seni izlerim

Bu sonbaharda
Yok dizimde çocuğum
Aya bakarken

İSSA
Tombul kurbağa
Umudunu yitirme
İssa burada

Bir adam ile
Paylaşıyor odayı,
Bir büyük sinek

Anayurdumda
Sivrisinekler bile
Beni sokuyor

Şebnemin ömrü
Bu kadarcıktır işte,
Daha ne gerek

Bir kurbağacık;
Sakin ve huzur dolu
Bakar dağlara

Sakin ol cırcır,
Deprem yok yatağımda
Kıpırdıyorum

Arkadaşıdır
Ateşböceklerinin,
Handa fareler

Güz rüzgarları
Dağın gölgesini de
Savuruverdi

ÇORA
Bakınca bulut,
Bakmadığım zamansa,
Parıldayan ay

OTSUCİ
Soğuk gecede
Coşkuyla konuşurdum,
Sesim yabancı

GOÇİKU
Uzun gecede
Suyun sesiyle gelir
Düşündüklerim

RAİZAN
Japon bülbülü
Raşomon'dan duyarım
Baygın sesini

RANSETSU
Karpuzlar bile
Kendi kendilerini
İdare eder

Tırtılın biri
Kemiriyor çeltiği
Ses çıkartmadan

Neler neler getiriyor
insanın aklına -
şu çiçek açan kiraz!
BAŞO

Ah, şu yaz günleri!
Adsız, önemsiz bir dağ
bürünmüş sabahın sisine
BAŞO

Burada, dağ geçidinde
nasılsa deliyor yüreği
otlarda menekşeler
BAŞO

Bütün gün
şakıdı durdu tarlakuşu-
günler ne kadar kısa!
BAŞO

Uyan! Uyan! Benim gelen,
bana arkadaşlık edesin diye,
uyuyan kelebek!
BAŞO

Gel, gidip
yağan karı seyredelim
üzerinde yuvarlandığımız
BAŞO

Yağışını
birlikte seyrettiğimiz kar
bu yıl gene yağdı mı?
BAŞO

İlk soğuk sağanaklar
sanki maymun bile
hasır bir palto derdinde
BAŞO

Kyo'dayım ya,
gene de Kyo'yu özlüyorum-
ey, zaman kuşu!
BAŞO

Güz rüzgarları esiyor
gene de ne kadar yeşil
kestane kozalakları
BAŞO

Kala kala
kuruyan otlar kalmış
askerin düşlerinden
BAŞO

Yıl sonu-
hala başında hasır şapka
hala ayağında çarık
BAŞO

Haziran yağmuru-
gülhatmiler
güneşe çeviriyorlar yüzlerini
BAŞO

At sırtında uyukluyorum,
aya doğru yükseliyor
yanan çay yapraklarının dumanı
BAŞO

Yolun sonu-
ben hala yaşıyorum
şu güz akşamı
BAŞO

Kış günü-
atımın üstünde
donmuş bir gölge
BAŞO

Güz-
kuşlarla bulutlar bile
yaşlı görünüyorlar
BAŞO

Denize sürüklüyor
kızıl kızgın güneşi
Mogami nehri
BAŞO

"Karanlık indiğine göre,
şahinin gözleri de görmeyecek!"
Böyle şakıyor bıldırcın
BAŞO

Güzün sonuna doğru,
kim bilir ne yapıyordur
şu anda komşum?
BAŞO

Her yer öyle sessiz ki,
kayaları deliyor
ağustosböceğinin sesi
BAŞO

Dağ yolunda çiçek açan
eriğin kokusuyla birden
güneş doğuyor!
BAŞO

Arada bir bulutlanıyor gök,
böylece dinlenme fırsatı buluyor
aya bakmaktan yorulanlar
BAŞO

Bu yol:
kimseler yok görünürde,
iniyor güz karanlığı
BAŞO

Güz, gün kavuştu;
"Lambayı yakayım mı?" diye
sormaya geliyor biri
ETSUJİN

Bu yılın da sonu geldi:
gizledim bizimkilerden
saçıma ak düştüğünü
ETSUJİN

Yağmurdan eğilen
olgun arpa başakları
nasıl da daraltıyorlar yolu!
JOSO

Uyuyan bir kelebek!
Kim bilir ne yapıyordur
geceleri?
KİKAKU

Her şeyden önce
korkulukları deviriyor
güz fırtınaları
KYOROKU

Ateş küllenmiş, gece ilerliyor-
birden
kapım çalınıyor
KYOROKU

Birden bir ürperme-
odamda ölmüş karımın
ayağıma takılan tarağı
BUSON

Öyle bir ay var ki gökte,
hırsız da durmuş
türkü söylüyor
BUSON

Yağmurda bir geyik,
üç kez bağırıyor-
sonra hiç duyulmuyor
BUSON

Öfkeyle geri döndüm:
sonra baktım, bahçede
söğüt ağacı
RYOTO

Mum ışığına bakıyorum,
evet, rüzgar çıkmış,
bu gece kar yağacak
RYOTO

Giden bana
ve kalan sana
iki ayrı güz
TAİGİ

Uçan bir ateşböceği!
"Bak! Bak şurada!" diyecekken
yanımda kimseyi göremiyorum
TAİGİ

Tapınağın çanında
uyuyakalmış
bir kelebek
TAİGİ

Birden yağmur boşanıyor-
binmişim çırılçıplak
çıplak atımın üstüne
İSSA

"Kiraz çiçek mi açmış?"
Buralarda
otlar da çiçek açıyor
İSSA

Bülbülün türküsü
yağmurda sırılsıklam
bu sabah
İSSA

Böcekler, ağlamayın!
aşıklar da, yıldızlar da
ayrılmak zorunda birbirlerinden
İSSA

N'olur uçup gitme bülbül,
türkün güzel olmasa da
benimsin
İSSA

Unutma,
cehennemde yürüyoruz
çiçeklere bakarak
İSSA

Çekirge,
ben gidince,
göz kulak ol mezarıma
İSSA

Ne güzel
gökteki yıldızlara bakmak
kağıt pencerenin deliğinden
İSSA

Erik
çiçek açtığında
cehennem donar
İSSA

Ödünç alıp evimi
böceklerden
uyudum
İSSA

Bırakıp gittiğim
eski evimde
kirazlar çiçek açmış
İSSA

On bir atlı birden
geriye bakmadan gidiyorlar
savrulan karların içinden
ŞİKİ

Kimseler bilmiyor
kimin yazdığını
bu eşsiz bahar türküsünü
ŞİKİ

Pembeler arasında
uçup duran beyaz kelebek
kim bilir kimin ruhu!
ŞİKİ

Gece - seni beklerken
gene yağmura dönüyor
şu soğuk rüzgar
ŞİKİ

Çeşitli
Çeşitli