06 Nisan 2019

Bedri Ruhselman 'Obsesyon'

Klasik spiritizmada, obsesyonlar mühim bir bahis teşkil eder. Bir insana psişik olarak spatyomdan veya dünyanın herhangi bir yerinden gelen okült tesirler; fena taraflarını cehalet yüzünden, iyi taraflarını da bilgi yüzünden arttırırlar.
 
Bir insan ruh ilimlerine ne kadar nüfuz etmiş ise obsesyonun manasını o kadar iyi anlar. Ve manası iyi anlaşılmış bir obsesyon ne kadar tehlikeli mahiyet gösterirse göstersin zararlı olmak vasfını kaybedip; faydalı dahi olur.
 
Onun bütün zararı manasının anlaşılmamasında ve insanın ona körü körüne kapılmış bulunmasındandır.
 
Bir insan tehlikeli bir obsesyon karşısında “Bu bir obsesyondur!” teşhisini vaktinde koyabildiği anda obsesyon tesirini derhal kaybetmeye başlar. Fakat bilakis onun ne demek olduğunu bilmez ve onu kendisine mal etmeye kalkışırsa; obsesyonun gittikçe esareti altına girer ve esaret altına girdikçe de kendisini ondan kurtaramaz olur. Zira o, başkasının iradesine bu pasif haliyle kendi iradesini bağlamıştır.


Andrey Tarkovski - Nostalghia


Bir Delinin Haykırışı 
“içimde hangi atam konuşuyor?
hem bedenimde hem de aklımda aynı anda yaşayamam.
bu yüzden tek kişi olamıyorum.
kendimi eşzamanlı olarak tamamlanmamış bir sürü şeyden menkul hissedebiliyorum.
çağımızın gerçek hastalığı, artık büyük ustaların olmayışıdır.
kalplerimize giden yollar gölgelerle kaplanmış;
yararsız görünen seslere kulak vermeliyiz;
meşgul kafalardan, uzun kanalizasyon borularından, okul duvarlarından içeri böceklerin vızıltıları girmesine ihtiyaç var.
her birimizin gözlerini ve kulaklarını büyük bir rüyanın başlangıcı olan şeylerle dolmasına ihtiyaç var.
birisi piramitleri inşa edeceğimizi haykırmalı.
yapmamamızın bir önemi yok!
o isteği beslemek gerek..
ve ruhun köşelerini uçsuz bucaksız bir çarşaf gibi esnetmeliyiz;
dünyanın ilerlemesini istiyorsanız, el ele vermeliyiz.
sözüm ona sağlıklıları, sözüm ona hastalarla karıştırmalıyız.
siz, sağlıklı olanlar, sağlığınız ne anlama gelir?
insanoğlunun bütün gözleri, içine daldığımız kocaman çukura bakıyor.
özgürlük faydasızdır; eğer yüzümüze bakmaya, bizimle yemeye, bizimle içmeye,, bizimle uyumaya cesaretiniz yoksa!
dünyayı yıkımın eşiğine getirenler, sözüm ona sağlıklı olanlardır.


İnsanoğlu dinle!
Domenico burada, Bagno Vignoni'nin delisi.
Hayır, onun deli olmadığını biliyorum.
Öyleydi, bunu anlayacaksın.
O burada Roma'da, bir gösteri için.
Üç gündür konuşmalar yapıyor.
 
Nasıl gidiyor?
Kalbin nasıl?
Bilmiyorum, sınıra dayandım.
İçimde hangi atam konuşuyor?
Hem aklımda hem de bedenimde...
Aynı anda ayrılamam.
Bu yüzden tek kişi olamıyorum.
Kendimi aynı anda sayısız şey olarak hissedebiliyorum
 
Fazla büyük usta kalmadı.
Zamanımızın gerçek kötülüğü budur.
Kalbin yolları gölgelerle kaplanmış.
Yararsız görünen seslere kulak vermeliyiz.
Okul duvarları, asfalt ve refah reklâmlarının
Uzun kanalizasyon boruları ile dolu beyinlere...
Böceklerin vızıltıları girmeli
 
Her birimizin gözlerini ve kulaklarını...
Büyük bir rüyanın başlangıcı olan şeylerle
doldurmalıyız.
Birisi piramitleri yapacağımızı haykırmalı.
Yapmamamızın bir önemi yok!
O isteği beslemeliyiz...
Ve ruhun köşelerini esnetmeliyiz...
Sınırsız bir çarşaf gibi.
Dünyanın ilerlemesini istiyorsanız...
El ele vermeliyiz
 
Her birimizin gözlerini ve kulaklarını...
Büyük bir rüyanın başlangıcı olan şeylerle
doldurmalıyız.
Birisi piramitleri yapacağımızı haykırmalı.
Yapmamamızın bir önemi yok!
O isteği beslemeliyiz...
Ve ruhun köşelerini esnetmeliyiz...
Sınırsız bir çarşaf gibi.
Dünyanın ilerlemesini istiyorsanız...
El ele vermeliyiz
 
Siz sağlıklı olanlar!
Sağlığınız ne anlama gelir?
İnsanoğlunun bütün gözleri, içine...
Daldığımız çukura bakıyor.
Özgürlük faydasızdır...
Eğer gözlerimizin içine bakmaya...
Yemeye, içmeye ve...
Bizimle yatmaya cesaretiniz yoksa!
Dünyayı yıkıntının eşiğine getirenler...
Sözüm ona sağlıkolanlardır.
İnsanoğlu dinle!
Senin içinde su, ateş...
Ve sonra kül...
Ve külün içindeki kemikler.
Kemikler ve küller!
Gerçekliğin içinde veya...
Hayalimde değilken, ben neredeyim?
İşte yeni anlaşmam:
Geceleri güneşli olmalı...
Ve Ağustos da karlı.
Büyük şeyler sona erer...
Küçük şeyler baki kalır.
Toplum böylesine parçalanmaktansa...
Yeniden bir araya gelmeli.
Sadece doğaya bak
Hayatın ne kadar basit olduğunu göreceksin.
Bir zamanlar olduğumuz yere dönmeliyiz...
Yanlış tarafa döndüğümüz noktaya.
Hayatın ana temellerine geri dönmeliyiz...
Suları kirletmeden…
Deli bir adam size...
Kendinizden utanmanızı söylüyorsa...
Ne biçim bir dünyadır burası
 
Şimdi müzik
zik!
Ah… Anne!
Başın etrafında dolaşan...
Ve sen güldükçe berraklaşan...
O haf şey havaymış.
 
Andrei Tarkovsky
Nostalghia (Final
 
* * *


insanoğlu dinle!
senin içinde su, ateş
ve sonra kül
ve külün içindeki kemikler!
kemikler ve küller!
gerçekliğin içinde veya
hayalimde değilken, ben neredeyim?
işte yeni anlaşmam:
geceleri güneşli olmalı…
ve ağustos da karlı.
büyük şeyler sona erer…
küçük şeyler baki kalır.
toplum böylesine parçalanmaktansa
yeniden bir araya gelmeli.
sadece doğaya bak
hayatın ne kadar basit olduğunu göreceksin.
bir zamanlar olduğumuz yere dönmeliyiz…
yanlış tarafa döndüğümüz noktaya.
hayatın ana temellerine geri dönmeliyiz;
suları kirletmeden…

deli bir adam, size
kendinizden utanmanızı söylüyorsa;
ne biçim bir dünyadır burası!

şimdi müzik

(teyp tutukluk yapar)

müzik!

ah… anne!

başının etrafında dolaşan
ve sen güldükçe berraklaşan
o hafif şey havaymış.”



Maya Angelou

Yaşlı  Aşıklara  Selamlar 
Altmış beş yaşında bir bayan arkadaşım, elli iki yaşında bir adamla evlendi. Düğünde durumu onaylamadıklarını gösteren asık suratlar pek çoktu. Bu adam neden onunla evlenmek iste­mişti ki? Kendisinden üç-dört yaş genç daha uygun bayanlar yok muydu? Ve bu kadın neden bu adamla evlenmişti? On yıl içinde osteoporoz belini bükecek ve artirit parmaklarının şeklini boza­cak. Kendine gençken bir eş bulamadıysa, vazgeçmeli, kabullen­meli ve yaşlılığına ve yalnızlığına teslim olmalıydı.

Ben ne düşünüyordum? Şöyle dedim, "Ben aşıkları takdir ediyorum, onlar beni yüreklendiriyor; cesaretleriyle cesaretleni­yor ve tutkularından ilham alıyorum." 

Size aşktan bahsetmeye geldim 
vadilerinden ve tepelerinden 
yarattığı sarsıntı, titreme ve heyecanlardan 
size aşkı sevdiğimi 
ve aşkı sevmeyi sevdiğimi söylemeye geldim 
ve kesinlikle, aşık olmaya cesaret eden 
bütün cesur ve güçlü kalpleri sevdiğimi söylemeye.
Bugün bu aşıklar 
ürkekliğin iplerini koparıp 
tüm dünyaya şunu söylediler, 
"Bakın bize, ailemiz ve dostlarımız 
vücutlarımıza izlerini bırakan yılların hiçbirini 
ve ruhlarımızı karartan bozulmuş eski yeminleri 
inkar etmiyoruz. 
Bu vaat daha genç kalplere bırakılsın 
diyor olabilirsiniz 
Ama aşk bize evliliğin kutsal topraklarına 
cesurca girme cesaretini verdi, 
kendilerini cesurca göstermeleri için 
izin verdiğimiz kırışıklıklar 
ve yılların ağırlığını taşıyan 
kemiklerimizle birlikte. 
Yine de yalnızlığımızla yüzleşme 
ve iyi bir evlilikteki paylaşımı kucaklama 
cesaretini gösteriyoruz. 
Cesaret ve umut ediyoruz. " 


03 Nisan 2019

Kadınların siyasi hayatta seçme ve seçilme hakkını elde etmesi; toplumsal hayatta gerçekleşen Atatürk Devrimleri’nden birisidir.


  Kadınların belediye seçimlerinde seçme ve aday olma hakkı 3 Nisan 1930’da Belediye Kanunu'nun kabul edilmesiyle tanındı.

Kadınlara seçme ve seçilme hakkının tanınması, 1930’larda, Türkiye’de kadınların siyasi haklarını kazanması için gerekli yasaların çıkarılmasını ifade eder. Kadınların siyasi hayatta seçme ve seçilme hakkını elde etmesi; toplumsal hayatta gerçekleşen Atatürk Devrimleri’nden birisidir.

1930 yılından itibaren çıkarılan bir dizi yasa ile önce Belediye seçimlerine katılma, sonra köylerde muhtar olma ihtiyar meclislerine seçilme hakkı tanınan kadınların milletvekili seçme ve seçilme hakları, 5 Aralık 1934’te Anayasa ve Seçim Kanunu’nda yapılan yasa değişikliği ile tanındı. Belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı
Kadınların belediye seçimlerinde seçme ve aday olma hakkı 3 Nisan 1930’da Belediye Kanunu'nun kabul edilmesiyle tanındı.

Kadınların katıldığı ilk belediye seçimleri


Kadınlar siyasal haklarını ilk kez 1930 yılındaki Belediye seçimlerinde kullandılar. Seçimler, Eylül başından Ekim’in 20’sine kadar sürdü. Şehir meclislerine girebilen kadınlar arasında İzmir seçimlerinde Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF)’nın iki kadın adayı olan Hasane Nalan ve Benal Nevzat Hanımlar ile, İstanbul seçimlerinde CHF adayı olan Rana Sani Yaver (Eminönü), Seniye İsmail Hanım (Beykoz), Ayşe Remzi Hanım (Beyoğlu), Nakiye (Beyoğlu), Latife Bekir (Beyoğlu) Hanımlar vardır.
 

Bu seçimlerde Artvin ili Yusufeli ilçesine bağlı Kılıçkaya beldesinde belediye başkanı seçilen Sadiye Hanım, "Türkiye'nin İlk Kadın Belde Belediye Başkanı" olmuş ve bu görevi iki yıl yürütmüştür. Türkiye’nin ilk kadın il belediye başkanı ise çok partili siyasal yaşama geçildikten sonra seçildi. 3 Eylül 1950 tarihinde yapılan yerel seçimlerde 27 üyesi bulunan Mersin Belediye Meclisine seçilne Müfide İlhan, ilk kadın il belediye başkanı oldu.

Köy muhtarı seçme ve seçilme hakkı
 
Köy Kanunu'nun 20. Maddesinin değiştirilmesine dair 26 Ekim 1933 tarihli ve 2329 sayılı kanunun çıkarılmasıyla; kadınların köy muhtar ve heyetlerine seçilme hakkı tanındı.

İlk kadın muhtarın seçimi
Aydın'ın Çine ilçesine bağlı Demirdere köyünde (Bugünkü Karpuzlu ilçesi) yaklaşık 500 oy alarak seçimi kazanan Gül Esin, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk kadın muhtarı oldu.
 
Milletvekili seçme ve seçilme hakkı
Türkiye’deki kadınlar milletvekili olabilmek için ilk adımı 1923’te atmışlardı. Bu adım, kadınların 1923 yılında Nezihe Muhiddin önderliğinde ilk kadın partisi “Kadınlar Halk Fırkası”nı kurma isteğidir. Fakat 1909 Seçim Kanunu sebebiyle bu parti kurma girişimi, Kadınlar Halk Fırkası’nın Türk Kadınlar Birliği adlı derneğe dönüşmesi ile sonuçlanmıştı.
1924 anayasası hazırlanırken kadınların milletvekili seçme ve seçilme hakkına sahip olması gündeme geldi ancak TBMM genel kurulunda bu hakların yalnızca erkeklere tanınması fikri ağır bastığından kadınlar siyasal haklar sağlayamadılar.

Gerekli yasal değişiklik 1934 yılında Başbakan İsmet İnönü ve 191 milletvekilinin sunduğu Anayasa ve Seçim Kanununda değişiklik yapılmasını öngören yasa önerisi sonucu gerçekleşti. Öneri, 5 Aralık 1934’te Mecliste görüşüldü. Yapılan oylamada, 317 üyeli Meclis'te, oylamaya katılan 258 milletvekilinin tamamının oyuyla değişiklik önerisi kabul edildi. Anayasanın 10. ve 11. Maddeleri değiştirilerek her kadına 22 yaşında seçme, 30 yaşında seçilme hakkı verildi. Bu anayasa değişiklikleri çerçevesinde İntibah-ı Mebusan Kanunu (Milletvekili Seçimi Kanunu)’nda 11 Aralık 1934’te yapılan değişiklikler sonucu anayasada tanınan haklar seçim kanunuyla da düzenlendi.

Yasanın çıkmasının ardından 7 Aralık 1934’te, Türk Kadınlar Birliği İstanbul’da Beyazıt Meydanı’nda büyük bir kutlama mitingi ve Beyazıt’tan Taksim’e bir yürüyüş düzenledi.

Kadınların katıldığı ilk genel seçimler

Türkiye’de kadınların katıldığı ilk genel seçimleri, 8 Şubat 1935 yılında yapılan TBMM 5. dönem seçimleridir. Bu seçimlerde 17 kadın milletvekili TBMM’ye girdi. 1936 yılı başında boşalan milletvekillikleri için yapılan ara seçiminde emekli öğretmen Hatice Özgenel’in Çankırı milletvekili olarak seçilmesiyle meclisteki kadın milletvekili sayısı 18’e çıktı.


Emek - Emile Zola


Emek, sevginin ve özgürlüğün romanıdır. Romanın karakterleri ve kurgusu, kadın ile erkek arasındaki aşkın, hatta bütün insani duyguların ancak emeğin özgür olduğu bir toplumda yeşerebileceğini gösterir. Zola, ücretli emeğin 19. yüzyılda içinde bulunduğu kölelik koşullarını anlatırken, bu kölelikten kurtuluşun yeni bir dünyanın kapılarını açacağını kanıtlar. Emeğin özgürleşmesi insanlığın kurtuluşudur ve insanlar arasında sevgi dolu ilişkiler ancak bu kurtuluşla gerçekleşebilir. Bir roman olarak Emek, işçi sınıfının içinde bulunduğu ağır koşulların, insan aklına uygun yeni bir sistemle nasıl aşılabileceğini gösterir. Ütopik sosyalist Charles Fourier'den esinlenen Zola'nın bu kitapta canlandırdığı sosyalist deney, bilimin ve insan sevgisinin yol gösterdiği akılcı bir toplum tasarımıdır. 


Emek