21 Şubat 2018

Bülbülü Öldürmek - Harper Lee


Bazen bir insanın elindeki incil, babanın elindeki viski kadehinden daha tehlikeli olabiliyor...Harper Lee - Bülbülü Öldürmek 

Arka Kapak Bilgisi

 1960 yılında yayımlandığından bu yana bütün edebiyatseverlerin gönlünde özel bir yer edinen, Pulitzer ödüllü Bülbülü Öldürmek, Amerika'nın güneyinde yaşanan ırkçılığı ve eşitsizliği bir çocuk kahramanın, Scout Finch'in gözünden anlatıyor.

Harper Lee, kullandığı yalın ama çarpıcı dil aracılığıyla adalet, özgürlük, eşitlik ve ayrımcılık gibi hâlâ güncel temaları, Scout'ın büyüyüş öyküsüyle birlikte dokuyarak, iyilik ve kötülüğü hem bireysel hem de toplumsal düzeyde mercek altına alıyor. Bir "zenci"nin haksız yere suçlanması üzerinden gelişen olaylar; önyargılar, riyakârlık, sınıf ve ırk çatışmalarıyla beslenen küçük Amerikan kasabasının sınırlarını aşıp, insanlar arası ilişkide adaletin ve dürüstlüğün önemini anlatan evrensel bir hikâyeye dönüşüyor. Etkileyici gerçekliği ile ürperten, "insani" vurgusuyla sarıp sarmalayan, çağdaş dünya edebiyatının en önemli örneklerinden biri olan bu klasik roman, Ülker İnce çevirisiyle tekrar Türkçede.

"İstediğin kadar saksağanı vur vurabilirsen ama unutma, bülbülü öldürmek günahtır."

                                                        Özet
 Scout, henüz 6 yaşında olan küçük bir kız çocuğudur. Abisi Jem ve babası Atticus ile birlikte yaşarlar anneleri Scout daha iki yaşındayken hayatını kaybetmiştir. Bir de yanlarında aşçıları Calpirnua vardır.

Kitap, küçük kız Scout’un ağzından anlatılır. Scout ve Jem günlerini mahallede türlü türlü yaramazlıklar yaparak oyunlar oynayarak geçirirler bir de sadece yazları Maycomb’a teyzesinin yanına gelen Dill onlara katılır. Bu küçük afacanların en büyük zevkleri kendi içine kapanmış bir aile olan Radley’ler hakkında hikâyeler uydurmak ve onların evinin çevresinde çeşitli macera ve güç gösterisi olan oyunlar kurmaktadırlar. Hatta evin oğlu olan ve Öcü Radley adını verdikleri genç adam en büyük ilgi odaklarıdır.

Scout abisi Jem’i örnek almakta ve mahalledekilerin, Calpirnua’nın ısrarlarına rağmen bir kız çocuğu gibi giyinip yemek yapmayı öğrenmeyi reddetmektedir. Onun için asıl ilgi çekici olan Jem ile birlikte çeşitli maceralara atılmaktır. Babaları Atticus ise avukattır. Her zaman sakin ve bilge tavırlarıyla betimlenir. Aynı zamanda da çok iyi bir babadır. Çocuklarını dinler onlarla konuşur ve her şeyden önce iyi birer insan olmayı öğretir.

Kış gelince Scout okula başlar. Jem onu okulda yalnız bırakır çünkü kendi arkadaşlarıyla takılmak ister. Atticus, Scout’a daha okula başlamadan sık sık okumalar yaptırır. Scout’un da okumaya çok ilgisi vardır çünkü Atticus çok iyi bir okur olduğundan onu örnek alır. Scout’un okumayı bilmesine öğretmeni sinirlenir ve babasına bir daha Scout’a okul dışında okutma yapmaması için haber yollar. Scout okulu hiç sevmez çünkü fazla açık sözlü olduğu için başı hep belaya girer. O kış kasabada da işler yolunda gitmez. Scout ve Jem’in zaman zaman bahçesinde çocukları gibi sevdikleri çiçeklerine zarar vermeme koşuluyla vakit geçirdikleri Bayan Maudie’nin evinde büyük bir yangın çıkar. Bayan Radley ölür. Atticus ise mahkemenin görevlendirmesiyle bir davayı üstlenmek zorunda kalmıştır. Çocuklar daha farkında olmasa bile bu dava Atticus’ta büyük bir tedirginlik yaratmaktadır. Çünkü Atticus bir beyaza karşı bir siyahiyi savunmak zorundadır. Atticus işini özveriyle yapan ve haksızlığa karşı koyarak çocuklarına her zaman örnek olmaya çalışan bir adam olduğundan özellikle de suçsuzluğuna inandığı Tom Robinson’u hakkıyla savunmakta kararlıdır. Tom, Bay Ewell’in büyük kızına tecavüz etmekle suçlanmaktadır. Bay Ewell’ın kötü ünü kasabada bilinmektedir. Çalışmayan, çocuklarına kötü davranan ve ona buna sataşan beş para etmez bir adamdır. Atticus, iki tarafın da ifadelerini dinlediğinde Ewellların ifadelerindeki tutarsızlıklar ortadadır. Ayrıca tıbbi incelemeler de tecavüz bulgusuna rastlamamaktadır. Atticus, ne olursa olsun Tom’un suçsuzluğunu kanıtlamakta kararlıdır. Çocuklar için de kötü günler başlamaktadır. Çünkü babaları bir zenciyi mahkemede savunacaktır. Arkadaşları, mahalleli ve akrabaları tarafından sözlü tacize uğramaktadırlar.

Mahkeme günü geldiğinde Atticus tüm kanıtları jüriye sunmuş ve tanıkların ifadelerinde açıklamaları ortaya koymuştur fakat jüriden Tom’un suçlu olduğu kararı çıkmıştır ve Tom idama mahkûm edilmiştir. Bir beyaza karşı bir zencinin kazandığı hiç görülmese de herkesin vicdanın da bir parça Tom’un suçsuz olduğu fikri belirmiştir. Birkaç kişi dışında hiç kimse açık sözlülükle bunu ifade etmemiştir çünkü onlara göre zenciler bozuk ahlaklıdır ve değişemezlerdir.

Atticus, kararın temyize gideceğini, Tom’un serbest kalma ihtimalinin yüksek olduğunu Tom’a söylese de Tom, kaderinin bir beyaz adamlara bırakılmasına dayanamayarak cezaevinden kaçmaya çalışmış ve vurularak öldürülmüştür. Karısı Helen’e ve üç küçük çocuğuna bu acı haberi vermek Atticus’a düşmüştür.

Herkesin Almanya’da Hitler’in Yahudilere yaptığı eziyetleri kınadığı sırada Scout, Amerika’da zencilere yapılanların da farklı olmadığını fakat kimsenin bunu eleştirmediğini düşünüp çok şaşırmıştır.

Günler normale dönerken Ewell, mahkemede olmasa bile herkesin vicdanında haksız çıkarılmanın hıncını yaşamakta ve Atticus’u pek çok kez tehdit etmektedir. Atticus ise tüm sakinliğiyle Ewell’ı geri püskürtmektedir.

Bir gece ay gökyüzünde bulutların arkasına gizlenmişken Jem ve Scout okuldaki balodan eve dönmektedirler. Scout, gösteri için jambon kılığına girmiş ve dönüşte yalnızca Jem’in yönlendirmesiyle yürüyebilmektedir. Derken birisinin kendilerini takip ettiğini fark ederler ve tam Radley’lerin evinin arka sokağında bir boğuşma başlar. Scout’un hareketleri çok kısıtlı olduğundan üstüne atılan kişiden kendini kurtaramaz ve Jem’e de yardım edemez. Bir boğuşma sesi duyar Jem’in çığlığından sonra bir kişinin daha geldiğini kendilerine yardım ettiğini duyar. Tanımadığı bu adam Scout’u yerden kaldırır. Jem’i de kucağına alarak evlerine doğru koşarlar. Eve vardıklarında herkes onları büyük bir panikle karşılar. Jem kendinde değildir ve kolu ciddi bir şekilde kırılmıştır. Scout ise kostümü sayesinde ciddi bir yara almamıştır. Şerif kostümü incelendiğinde bıçak darbelerini görür fakat kostümdeki tellerin bıçağın Scout’u yaralamasına engel olduğunu söyler. Onlara saldıran Bay Ewell’dır. İki küçük çocuğu öldürecek kadar alçalmıştır fakat boğuşma sırasında bıçağının üzerine düşmüş ve cezasını bulmuştur. Onları kurtaran bu tanımadıkları adam ise Öcü Radley adını verdikleri Bay Arthur’dur.

Küçük bir kızın gözünden yetişkin insanlar olmanın en gülünç, en anlamsız yönlerinin aktarıldığı muhteşem bir eser. Okuma zevki vermesinin yanında akıcılığıyla da elinizden bırakamayacaksınız.

Bülbülü Öldürmek Konusu
 Scout’un ağabeyi Jem’in on üç yaşındayken kolu kırılmıştır. Aralarında kolunun neden kırıldığını konusunda farklı nedenler söylerler. Babaları Atticus ikisinin de haklı olduğunu söyler. Evde Jem, Scout, babaları Atticus ve aşçıları Calpurnia ile birlikte Maycomb isimli küçük bir kasabada yaşamaktadırlar. Anneleri onlar küçükken ölmüştür.

Her yaz mahalle komşularının yeğeni Dill gelir ve onunla oynarlar. Bütün yaz komşuları Boo Radley’i dışarı çıkarmak için uğraşırlar. Babaları Atticus bir avukattır ve çok yoğun çalışmaktadır. O yıl Scout okula başlar. Öğretmeni okumayı bildiğini fark edince ona kızar okumasını yasaklar. Okula gitmek istemez, babası akşamları okuyacaklarına söz verince okula gitmeye ikna olur. Ama okulda çok sıkıntı yaşamakta diğer öğrenciler de onunla dalga geçmektedir.

Okula giderlerken önünden geçtikleri bir ağaca birileri hediyeler ve şeker koyar ancak Nathan Radley ağaçtaki o kovuğu çimentoyla kapatır. Dill o yaz yine gelir ama Scout’la çok oynamazlar artık. O da Bayan Maude’nin terasında yaz boyunca ikindi vakitleri oturarak onunla sohbet eder.

O kış ihtiyar Bayan Radley ölür. Bayan Maude’ nin evinde yangın çıkar, çocuklar ve komşular ona yardımcı olurlar. O sıralar Atticus’un zenci bir adamın davasına bakması istenir. Bu duruma Maycomb’ lular çok tepki gösterirler. Okuldaki çocuklar da Scout ve Jem’le dalga geçer. Babaları aldırış etmemelerini ve dik durmalarını söyler. Komşuları Bayan Dubose’dan ikisi de çok korkmaktadırlar ama Bayan Dubose babalarının bu davaya bakmasıyla ilgili laf edince Jem Bayan Dubose’un bahçesindeki çiçekleri yolar ve dağıtır. Babaları özür dilemesini ister Jem den. Bayan Dubose Jem’in her gün gelip kendisine kitap okumasını ister. Scout’ la beraber her gün gidip kitap okur ama Bayan Dubose kısa bir zaman sonra ölür. Babaları Bayan Dubose’ un çok yaşlı ve hasta olduğunu yıllardır ağrılarını dindirmek için morfin kullandığını, artık acılarının dindiğini söyler.

Bir gün Calpurnia çocukları kendi gittiği kiliseye götürür. Çocuklar orda diğer zencilerle tanışır ve onların iyi insanlar olduklarını öğrenir. Babalarının davasına baktığı Tom Robinson Bay Ewell’in kızına tecavüzden suçlanmaktadır. Ama işin aslında kız Tom’ a iftira atmaktadır ama zenci olması sebebiyle kimse inanmaz. O sıralar çocuklara göz kulak olmak için Alexandra Hala gelir. Scout’un bir erkek gibi davranmasını istemez, atık bir hanımefendi gibi davranması gerektiğini söyler, elbise giydirmeye çalışır.

Mahkeme günü gelince tüm Maycomb sanki panayır izlemeye gider gibi mahkemeye izlemeye gider. Gizlice Scout, Jem ve Dill de mahkemeyi izlemeye giderler. Herkesin ifadeleri alınır. Ancak jüri üyeleri Tom’u, tüm deliller aksini gösterse de, suçlu bulur. O dönemlerde bir zenci suçlu bulunursa cezası idamdır. Tom idam edilir. Çocuklar bu duruma çok üzülürler.

Ekim ayının sonlarında okulda bir gösteri yapılacaktır, Scout jambon kılığına girecektir. O gün akşam Jem’ le ikisi giderler. Dönüşte yol çok karanlıktır, Scout kıyafeti çıkarmak ister. O esnada birisi çocuklara saldırır. Daha sonra ise aniden adam durur biri gelir ve onları kurtarır. Çocuklar karanlıktan kimseyi göremezler. Babaları gelir, Jem’in kolu kırılmıştır. Onu tedaviye alırlar. Scout abisi için çok endişelenir. Ama doktor ve babası iyi olacağını söylerler. Bu esnada çocuklara saldıran Bay Ewell’ in ekmek bıçağı karnına saplanmış cansız bir şekilde yerde yatmakta olduğunu görürler. Atticus Jem’ in yapmış olmasından endişelenir ama Bay Ewell çocukları öldürmeye çalışırken ayağı takılmış ve bıçağın üzerine düşmüştür. Bay Tate olayı aydınlatır, kimsenin suçlu olmadığını söyler. Çocukları kurtaransa Boo Radley’ dir. Scout onu görünce çok sevinir. Ağaç kovuğuna hediyeleri koyanın da Boo olduğunu anlar. Scout onunla terasta oturur. Babasına Boo’ nun çok iyi bir insan olduğunu söyler.
 

Isaac Asimov "Ne yazık ki, Sonsuzlukta bile şimdiki zaman geçip gidiyor"


Öylesine gülünç olacaksınız ki herkes bir hiç olduğunuza inanacak. Bunun da tek amacı hayatınızı korumak... Gerçekten yaşanmaya değer olup olmadığı şüpheli olan hayatınızı.Gecenin bastırması, kökleri insanlık tarihinin başlarına kadar uzanan büyük bir psikolojik huzursuzluk yaratır. Gece daima bir güvensizlik ve korku zamanıdır ve cesaret güneşle birlikte batıp gitmiştir...Yok olmaktan kurtulanların pek azını teşkil eden bu edebiyat, beni kendisine aşık etti. Bizim dışa dönük dünyamızın tam aksine bu eserlerde içe dönük bir şeyler var...The Stars, Like Dust

Evet. Bu çok garip ama gerçekten özlemiyorum. Mavi göğü, yeşil kırları, akan suları özleyeceğimden emindim. Arza özgü bütün bu nitelikleri. Ama hiç birini de özlemiyorum. Onları rüyamda bile görmüyorum."
Selene, "Bazen öyle şeyler oluyor" dedi. "Daha doğrusu vatan özlemi çekmediklerini söyleyen bazı Göççülerle karşılaştım. Tabii öyleleri az. Ve hiç kimse bu küçük grubun müşterek özelliklerini anlayamıyor. Tabii türlü tahminler yürütülüyor. Kimisi bu Göççülerde ciddi bir duygusuzluk olduğunu, onların hiçbir şey hissedemediklerini söylüyor. Kimisi ise fazla duygulu olduklarını ve sinir krizi geçirmekten korktukları için vatan hasreti duyduklarını itiraftan kaçındıklarını...
Bu yaygın budalalık insanın cesaretini kırıyor. Galiba insanlığın sırf kötü kalpli ve pervasız olduğu için intihar etmesine üzülmeyeceğim. Kalın kafalılık ve ahmaklık yüzünden ölmek pek vakarsızca bir şey. Madem böyle öleceksin o zaman insan olmanın ne yararı var?...İşte Tanrılar

Tam şu anda hayatın bence en üzücü tarafı, bilimin bilgiyi biriktirme
hızının toplumun bilgelik edinme hızından daha fazla olmasıdır.
Aklı başında insan, haddini bilen insandır...
Yazmak heyecan vericiydi.
...Aslına bakılacak olursa, romanlarımı hala aynı taktikle yazıyorum, konu yazdıkça şekilleniyor; ancak bir farkla; hikayeye bir son belirlemedikçe, olayların yazarken şekillenmesinin bir anlamı olmadığını öğrenmiş bulunuyorum...
Artık yazmak için önce bir sorun ve o sorunun çözümünü düşünüyorum. Ancak bundan sonra yazmaya başlıyorum; hikaye, ilerledikçe geliştiği için karakterlerin başlarına neler geleceğini, güçlükleri aşmayı nasıl başaracaklarını yazdıkça öğrenmenin heyecanını yaşıyorum; ama hikaye önceden bildiğim bir sona, çözüme doğru gittiği için de bu süreçte yolumu kaybetmemiş oluyoru. Yazarlığa yeni başlayanlar benden tavsiye istediklerinde de hep bunun üzerinde dururum...... Hayata asıl neşe katan şey bilmek değil, öğrenme azmi ve kabiliyetidir.
... Geçmişin hayaletleriyle boğuşmak zorunda olmayan, hafızası hala yerinde, nostalji nedir bilmeyen, geçmişteki acıların üstüne sünger çekebilmiş ve kaybedilenin ardından duyulan o ince sızıdan bihaber 'şanslı' insanlar vardır elbette; bu insanlar için üzgünüm; zira kaybedilenlerin ardından gözyaşı dökmek, hayatta gözyaşı dökmeye değer bir şeylerinin olduğunu gösterir...
... Kendim için "insan" kelimesinden başka bir tanım kullanmayı reddediyorum. Bana kalırsa medeniyet ve insanlık yok olmasın diye gösterilen çabaların önündeki hızlı nüfus artışı dışındaki en büyük engel, insanların kendi aralarında durmadan küçük gruplara bölünme ve oluşan her yeni grubun da yalnız kendini yücelterek komşularını hakir görme alışkanlıklarıdır......Peki ama ya yanılıyorsam ? Bunu ünlü matematikçi, filozof ve sözünü esirgemeyen bir ateist olan Bertrand Russell'a da sormuşlardı. "Peki ya ölüp de kendinizi Tanrı'nın karşısında buluverirseniz ? o zaman ne yaparsınız ?" demişlerdi.
Bunun üzerine yılların gözü pek fikir adamı şu cevabı verdi: 'O zaman ona, "Tanrım, bize daha fazla kanıt göstermen gerekirdi' derim."
... Ben bir ateistim ve bana göre ölümden sonra gelen tek şey de sonsuza dek sürecek rüyasız, derin bir uykudur..... Öğrenmek demek ufkunuzu genişletmek, daha fazla şey yaşamak ve kendinize farklı yaşam alanları yaratmak demektir.
... Bilgi yalnızca güç değildir; bilgi mutluluktur ve bilginin size öğretilmesi ise entelektüel manada, sevilmekle eşdeğerdir...
Aklıma bir bilimkurgu kongresinde Ted Sturgeon'un söyledikleri gelmişti; ona göre bilimkurgu, temel insan hak ve özgürlüklerinin dillendirilebildiği son kaleydi. Sansürcü zihinler bilimkurgu okumayan; bilimkurguyu anlamaktan aciz olan ve okusalar dahi neyi yasaklamaları gerektiğini bilemeyecek kişilerdi. Sansürcü zihniyet bilimkurguyu kendine yem etme mertebesine yükseldiği gün zaten her şey bitmiş demekti. Artık demokrasiden geriye tek bir iz bile kalmazdı...
Yıllar önce Isaac bir mektubunda Lili adlı sinema filmini izlediğini ve hayali bale sahnesinde ağladığını yazmıştı:
"Beni niye ağlattığını biliyorum. Bu, aynı hayat gibi, insanlar birer birer giderler ve sen onları uğurlarsın, ta ki bir gün sıra sana gelene ve başkaları seni uğurlayana kadar. Sanırım burada önemli olan Carpe Diem - günü yakalamak - sonra geçip gitmesine izin vermektir...
 Bana iyi olduğumun söylenmesine bayılıyorum. Neden mi ? Kesinlikle, beni iyi olduğuma ikna ettiğinden filan değil. Beni, bir başka insanı benim iyi iş çıkardığımı düşündürtecek kadar etkileyebilmiş olduğuma ikna eder de ondan. O insan için ben hakikaten iyiyimdir. Bu gerçekten de harikadır; zeka düzeyiniz doğuştan bellidir, sizin elinizde değildir, hem korkunç ve iğrenç insanların da son derece parlak zekaları olabilir; ya da yakışıklı olabilirler, den den; sağlıklı; den den; müzikal yetenek, den den; yazarlık kabiliyeti, den den; ne varsa her şey, den den.
Oysa iyi olma, bir başkasını mutlu edebilme kapasitesi tamamen sizin yarattığınız, yaratılması son derece güç ve fakat bir o kadar da tatmin edicidir...Dolu Dolu Yaşadım

1. Bir robot, bir insana zarar veremez. Ya da hareketsiz kalarak bir insanın zarar görmesine neden olamaz.
2. Bir robot, insanların verdikleri emirlere uymak zorundadır. Ancak bu tür emirler Birinci Yasayla çeliştiği zaman durum değişir.
3. Bir robot, Birinci ve İkinci Yasalarla çelişmediği sürece varlığını korumak zorundadır...Robotik El Kitabı   Ben, Robot

Voy gülümsedi. "İşte bu fena. Ne zaman birisi belirli bir alanda tam bilgi sahibi olmadığını belirterek konuya girse, arkasından o konuda çok açık bir biçimde fikrini belirtecek demektir...Sonsuzluğun Sonu

Şiddet... yetersizin son sığınağıdır...Vakıf

En iflah olmaz aptal kişi kendi bilgisinin farkında olmayan...İkinci Vakıf  

Çılgınlıklarının seni götüremeyeceği yerin ilerisinde sınırlar vardır. Ben bundan memnunum. Gerçekte, ben huzurluyum...Robot Düşleri

Bir gezegen dolusu insan, ekonomik zorunluluğun dikte ettiğinin karşısında hiçbir şey demektir.
Ekonomi bilimi şimdi insanlığın tarafında...Tanrılar Ve İmparatorlar

Ne yazık ki, Sonsuzlukta bile şimdiki zaman geçip gidiyor...Sonsuzluğun Sonu 


18 Şubat 2018

İlhan Selçuk ' İnsanın İnsallaşması '

                                     
"Saatin akrebine baktığımız zaman, akrep hareketsiz gibi gelir bize. Fakat bir iki saat sonra akrebin yer değiştirdiğini görürüz. İnsanların hayatında da böyle olur. Çevremizdeki, hatta kendimizdeki değişikliğin çoğu zaman farkında olmayız. Tarihin akrebi bize hareketsiz gibi görünür."

---

"İnsan Nasıl İnsan Oldu" adlı kitapta böyle yazıyor.

Tarihin bilinmezliklerinden 1600 yılına değin "kahramanı insan olan" bir gerçek serüveni anlatıyor kitap; ama insan dediğimizde kimi vurguluyoruz?

Diyelim ki insanoğlu Amerika'yı keşfetmiştir; Avustralya'yı bulmuştur. Peki, Amerika ve Avustralya'da insan yok muydu?

Amerika ya da Avustralya'yı bulan insanın buralarda yaşayan insana insan gibi bakmadığını tarih söylüyor. "İnsan Nasıl İnsan Oldu"dan bu yolda birkaç satır:

"Avrupalılar Avustralya'yı bulduklarında başlı başına bir kıtayı ele geçirmek onlar için büyük başarıydı. Avustralyalılar içinse bu gerçek bir talihsizlikti. Çünkü insan emeğinin devirlerini gösteren takvime göre hesaplanırsa, bunlar daha geri bir zamanda yaşıyorlardı. Avrupalıların göreneklerinden bir şey anlamıyor ve düzenlerine boyun eğmek istemedikleri için kendilerine yabanıl hayvanlar gibi davranılıyordu. (...) Avustralyalı için yasa olan, Avrupalı için cürümdü. (...) Hayvancılıkla uğraşan Avrupalı için koyun mal olduğu halde ilkel şartlarda yaşayan Avustralyalı avcı için bir avdı."

"Amerika'yı bulan Avrupalılar yeni bir dünya bulduklarını sanıyorlardı. Kristof Kolomb'a üzerinde 'Kolomb, Kastilya ve Leon için yeni bir dünya buldu' sözleri yazılı bir nişan verilmişti. Ne var ki 'yeni dünya' gerçekte eski bir dünyaydı. Avrupalılar çoktan unutmuş oldukları geçmişlerini bir rastlantıyla Amerika'da bulmuşlardı."

"Kızılderililer ve beyazlar ayrı ayrı çağın insanlarıydı."

---

Ayrı ayrı çağın insanları olmak...

İşte bütün tarihin ve yaşadığımız günlerin acılarını bu eşitsiz gelişme yaratmıştır; ama dünya değişiyor; insanlar gün geçtikçe eşitleniyor. Yeryüzünde binlerce yıl süren kölelik kurumu hiç değişmeyecek sanılıyordu. Eski Yunan şairi Teognis zaman saatinin yürümüyor gibi görünen akrebine aldanarak şu dizeleri yazmış:

"Ne soğandan gül çıkar,

Ne köleden özgür insan."

Oysa köleliğin kurumlaşmasından bu yana tarih kölelerin özgürleşmesi sürecinden başka nedir ki? Bu savaşım günümüzde bile sürüyor.

---

Atatürk, Cumhuriyet Türkiyesi'nin insan toplumu için bir hedef saptamıştı:

-Çağdaş uygarlık düzeyine erişmek.

Bu demektir ki aklımızın akreple yelkovanını uygarlığın en ileri saatine göre ayarlayacağız. Sakın yanlış yorumlamayalım; "Tanzimat kopyeciliği"ne sapmayalım; yüzeysel Batıcılık anlayışını Atatürkçülük diye yutturmaya kalkışmayalım. Çağdaşlaşmak, akıl ve bilim yolunda yürümek demektir.

Eğer bugün "Batı" ile Türkiye arasında kimi konularda ve alanlarda çatışma varsa nedenlerini anlamaya çalışmalıyız. "Doğu" ile çelişkilerimiz varsa, onları da bilim ve akıl yoluyla çözümlemeye bakmalıyız. Bize yabancı ve ters gelen her konuya Amerika'nın ya da Avustralya'nın keşfi sırasında yaşayan yerliler gibi anlamaz gözlerle bakmayalım.

---

İnsanın insanlaşması uzun ve acılı bir süreçtir. Bugün bile dünyada çeşitli toplumlar "ayrı zamanlarda" yaşıyorlar.

Eşitleme kolay değil...

Ne yazık ki Türkiye'nin toplumsal gerçeğinde ayrı ayrı zamanlarda yaşayan kişiler ve kesimler çoğaldı. Bunu demokrasinin gereği saymak için çok bilgisiz, bilinçsiz ya da saf olmalı. Atatürk, yaşadığımız toplumda kişiler ve çevreler arasında var olan zaman ayrılıklarıni yok etmek için "Öğretim Birliği Devrimi"ni gerçekleştirmişti. Bu devrimle ortaçağı yaşayanlar günümüze ulaşacaklardı. Köy enstitüleri de bu amaçla kurulmuştu. Ama hem öğretim birliği devrimini hem köy enstitülerini yıktık; saatlerimizi çağdaşlığa göre ayarlayacak akıl ve bilim yolundan uzaklaştık.
Kötü bir iş yaptık.

Daha uzun süre bu kötülüğün acılarını çekeceğiz, insanlaşma yolunda yürürken...

Düşünüyorum Öyleyse Vurun
 
 

Halil Cibran - Rüzgar Gülü




"Gerçek olan şu ki: Biz her zaman kendi habercilerimizdik ve bundan sonra da her zaman kendi habercilerimiz olarak kalacağız. Topladıklarımızın ve toplayacaklarımızın hepsi el değmemiş tarlalarda hayat bulacaklar. Biz tarlalarda; hem çiftçi, hem toplanan, hem toplayanız. Sen siste dolanan bir arzu olduğun zamanlar ben de aynı siste dolanan bir arzu olarak oradaydım. Sonra birbirimize aktık ve isteklerimizden düşlerimiz doğdu. Ve o düşler sınırsız zamandı ve ölçüsüz boşluktu."


Mehmet Uzun "Sessizliğin sesi duyulmaz, hissedilir; kulaklar değil, ruh ve yürek duyar onu."