12 Haziran 2022

Atatürk'ün yeşil'e hayranlığı


Fırsat buldukça kır gezilerine çıkan Atatürk ömrünün son günlerinde yeşile hasret kalmış, bu özlemini de sık sık ifade etmiştir. Odasında asılı duran doğa manzaralı tabloya bakarak, doğayı tanımlayan şiirler okuyarak kendisini teselli ettiğini yine Afet İnan anlatır:

 “Mustafa Kemal, bir sahil çocuğu olduğu için denizi çok severdi. Fakat son hastalık günlerinde hasret çektiği yer bir çam ormanlığı olmuştur. Bunu ifade etmesine vesile olan da kendisine hediye edilmiş olan ormanlık ve çayırlık bir manzara tablosudur. Ona yattığı yerden uzun uzun bakar ve yanına girdiğim zaman ‘Bana memleketimizin ormanlık güzel yerlerinden tanıdıklarını anlat, oralara gidelim, ağaçlar altında dolaşabileyim, basit bir hayata kavuşalım, arzum yeşillik ve ağaçlık fakat yaz kış yeşil duran ağaçlar arasında olmaktır’ diyen ıstırap dolu hasta sesi hâlâ kulaklarımda akisler yapıyor.
O hastalığının ağırlığını anlamıştı ve kurtulamayacağını biliyordu. Fakat etrafındakilere ümitsizlik vermek istemediğinden yaşayacağı yeni yerler arar gibiydi. Bugün anlıyorum ki yeşilliğin sonsuzluğunda son uykusunu uyumak arzusunu vasiyet etmek istemiştir. Atatürk’ün yeşile hayranlığı Faruk Nafiz Çamlıbel’in şu şiirini tekrarladığı zamanlarda ne kadar belli olurdu:
Yeşil hem de!
Ben bu rengi taşırım her zaman can köşemde.
Yeşilde ne arar da bulamaz insanoğlu?
Yeşil bu... Varlık dolu, gök dolu, umman dolu.
Bir ucu gözlerinde, bir ucu engindedir,
Meyve veren ağaçlar bu çini rengindedir.
Bu çini rengindedir bahar, deniz, kır orman
Bana Tanrım gözükür yeşil dediğim zaman

O daima olduğu üzere, bu son döneminde de çam ağaçları ve yeşillikler arasında olmak istemiştir.”

 

Ben Sennur Sezer...

 

Peki, yazmak nasıl bir duygu veriyor bana?

"Ozan ya da yazar, kırık bir diş gibi bütün dış etkilere açıktır. Her şey sızlatır onu, zonklatır. Ama asıl sorun, bunu anlatmaktadır. Okurlarıyla ortak bir dil bulmak zorundadır. Yeni bir söyleyiş... Bu yüzden, duygusal değil akılcı olacaktır. Hem sanatla ilgili çok şey bilmek, hem de bilgiç olmamak gereklidir. Zorluk da buradadır. Yalın olmak, sıradanlıktan kaçınmakta. Türkçede çok güzel şiirler yazılmıştır. Büyük ustalar vardır. Onlardan öğrenmek ama onları taklit etmemek, onlarla değil kendiyle yarışmak zorunluluğundadır.
Bir de özelden genele ulaşmak zorunluluğu var. Okura göstermek istediğin bir çiçeğin, bir bulutun, yaşamanın öteki zorlukları altında kalması. Kıyımın, kıtlığın ağırlığı altında özgür olmadığını duyumsamak. Belki bu yüzden çocuklar için de yazıyorum. Bir çakıl taşının denizi anımsatmasının sevincini onlar bilirler. Özgürlüğün paylaşılmadığı bir dünyada, kendime küçük mutlulukları anlatma özgürlüğünü tanıyamıyorum. Hüner gösterme, söz cambazlığı gereksizleşiyor.
Sanat eseri, ustalığını işlevi için göstermeli bence. Sinan’ın yapıları gibi. Hem güzel hem yararlı. Balyanların binalarındaki gereksiz süslemeler gibi boyna onarılmak zorunda olmamalı. Şiir, türkü ya da ağıt ya da marş olmalı. Ya yaşama sevinci ve direnç vermeli ya da öfkeyi tazelemeli. Ayrıca tutanağı olmalı yaşanılanların."

 

Şimdi - Özdemir Asaf


Eskiden hep giderken olsam derdim,
Bilmediğim oraları özlerdim.
Nedir dönerken, nedir akşam
Bilmezdim, bilmeden gülerdim

Başka, hep başka bir yerde olsam.
O gelir beni bulur derdim.
İçinde neler olup olmadığını düşünmeden,
Evlerin, evlerin arasından geçip giderdim.


Beyaz Gemi - Cengiz Aytmatov

 
Beyaz Gemi, Kırgız yazar Cengiz Aytmatov'un romanı. Issık Gölü civarında geçen kitapta küçük bir çocuğun gözünden dönemin Sovyet yönetimine eleştirel bir yaklaşım getirilmektedir. Romanın kahramanlarından Mümin dede gelenekçiliğin temsilcisi iken damadı Orozkul ise yozlaşmanın çarpıcı bir örneğini oluşturur. Kitap Sovyet döneminin sıkıntı, ümit, ve beklentilerini yansıtır. Roman annesi ve babası ayrılınca dedesi tarafından büyütülen bir çocuğun gözünden dünyayı anlatmaktadır. Orozkul orman işçilerinin amiri konumundadır. Aynı zamanda Mümin'in kızı ile evlidir. Çocuğu olmayan Orozkul eşini sürekli dövmektedir. Mümin ise buna seslenememektedir; çünkü Orozkul'un yanında çalışmaktadır. Yaşlı olduğu için bu saatten sonra başka yere gitmeye cesareti yoktur. Dedesinin anlattığı masallarla büyüyen çocuğun hayal dünyası çok zengindir. Dedesinin yaptığı havuzda yüzen çocuk balık olmayı istemekte ve böylece Isık Göl'deki Beyaz Gemiye ve hayalindeki babasına kavuşacağı günü düşlemektedir. Çocuğun okuma çağı gelmiştir ve dedesi ona bir çanta alır. Okula başlayan çocuk çok mutludur. Mesafe uzun olduğu için dedesi onu her gün okula götürmekte ve okuldan almaktadır. Bir gün Orozkul ile dağdan getirdikleri tomruk suda kalınca dedesi torununu almaya gecikir. Orozkul zalim olduğu için Mümin'i bırakmak istemez. Mümin'in verdiği karar romanın sonunu hazırlayan olayların başlangıcı olur.
 

Doruk Deneyimler - Abraham H. Maslow

Doruk Deneyimler - Abraham H. Maslow | kitapyurdu.com
 
Abraham H. Maslow, Brooklyn Koleji ve Batı Davranış Bilimleri Enstitüsünde ders vermiş ve Brandies Üniversitesi'nde Psikoloji Bölüm Başkanlığını yapmıştır. 1967 ve 1968 yılları arasında Amerikan Psikoloji Derneği'nin (American Psychological Association) başkanlığını yürütmüştür.

Dr. Maslow, insancıl (Üçüncü Güç) psikolojinin önde gelen sözcülerindendir. "Toward a Psychology of Being", "The Psychology of Science", "The Fartherc Reaches of Human Nature" gibi kitapları ve yayınlanmış birçok makalesi vardır.

 

Psikolojide, Üçüncü Güç Hareketi'nin önde gelen sözcülerinden olan Abraham H. Maslow, bu kitabında önemli tezlerinden birini ortaya koyuyor: 

 "Dinsel" deneyimler, bilimsel araştırmalar ve spekülasyonlar için ele alınabilecek önemli bir konudur. "Bilim Dünyası" konunun önemini, türümüze özgü ruhsal dışavurum gereksinimi kabul ederek ve bunun üzerine araştırmalar yaparak görecektir. Sağlıklı ve tümüyle işlevsel insanlar tarafından ulaşılabilen "doruk deneyimler" ruhsal dışavurum gereksinmesiyle ilgili bilim dünyasına insan potansiyeli ve doğası konusunda çok önemli katkılarda bulunacaktır. 

 Hümanistik psikoloji, belirli bir ekolden ziyade "bütünsel psikolojiye yöneliş" olarak tarif ediliyor. Bireyin değerine ve farklılığına saygı duyan hümanistik psikoloji, insan davranışının yeni boyutları üzerinde araştırma yapıyor. Sevgi, yaratıcılık, öz, gelişim, temel gereksinme-doyumları, kendini gerçekleştirme, yüksek değerler, olmak, oluşum, kendiliğindenlik, oyun, espri, şefkat, doğallık, cana yakınlık, egoyu aşmak, nesnellik, özgünlük, doruk deneyim, cesaret vb. konular hümanistik psikolojininin incelediği konular arasında yer alıyor.