20 Şubat 2016

Ünlü yazar Tezer Özlü…


Hangi Ünlü Yazarın Gizli Defteri Ortaya Çıktı?
Ünlü yazar Tezer Özlü…
18 Şubat 1986 yılında kanserden kaybettik onu. Türk edebiyatının nostaljik prensesi olarak tanır sevenleri…

1985 yılının aralık ayında ünlü yazarın kızı Deniz Kıral, annesine bir dizi sorular yöneltir.

Tezer Özlü kızının sorduğu soruları duyarlılık ve içtenlikle yanıtlar. Borges Defteri adı altında bir grubun tartıştığı ve gün yüzüne çıkan işte o soru ve yanıtlar:

Deniz Kıral: Hasret nedir?
Tezer Özlü: Hasret, eğer kavuşulmazsa en güç duygudur.

- Aşk nedir?
 Aşk birisinin gece ve gündüz " sinirlenmeden " yanında olmak istemek, ayrılınca özlemek ve sadık olabilmektir.

-İdeal Kadın ?
İdeal kadın, hoşnut olan kadındır.Sevinç, hayatı sevmek, geçen yaşanan an ve olaylardan mutluluk duymaktır.

- İdeal erkek?
 İdeal erkek bence Hans- Peter'dir. Hem para kazanmayı, hem ev işini sever. Hem konuşkandır, hem de yardımsever.

- Şu anda ne isterdin ?
 Şu an ve hep, deniz kenarı ile güneş ve bahçe isterim.

- Çocukken ne ile oynardın ? (oynuyorsun? )

Çocukken elma ağaçları, su, toprak ile oynardım.

- Sevinç nedir?
 3 insan : Sen , Sezen, Hans- Peter

- Üzüntü nedir?
 Üzüntü acı'dır. En üzücü olay, başkalarını üzmektir.

- Bir adaya yalnız gitmeye karar versen neleri alırdın? Kitap, TV… (Sadece yedi eşya üç insan [canlı] yanına alabilirsin.)
 Adaya : 1.TV, radyo, kitap, bisiklet, kuş tüyü yastık, warmeflashke, wolkman alırdım.

- Nerede yaşamak isterdin?
 Antalya, Kaş tarafında.

- Nerede tatil yapıyorsun ?

İtalya'da.

- Şu an kaç TL cebinde var?
 110 TL var.

- Evde ne tür müzik dinliyorsun?

 Senin dinlediğin müziği mecburen dinlerken, bir de bakıyorum sevmişim.

- Ne biriktiriyorsunuz?
Hiçbir şey biriktirmiyorum.

- Hayatında kimi tanımak istersin?
Tanıdıklarımdan memnunum.

- Yanında çok para var (diyelim ) ve alışveriş yapman lazım (mutlaka !!), ne alırdın? (Ev için değil kendin için)
Etek kaşmir ve kazak kaşmir ve beyaz bluz.

- Nena'yı tanıyor musun?
Bir yıldır her gün Nena dinliyoruz.

- Ne düşünüyorsun Nena hakkında?
Nena canlı, seksi ve şarkılarının sözleri güzel.

-Madonna (Amerika'da şarkıcı!) nasıl bir tip?
Madonna çılgın.

-Allah'a inanıyor musun?
Allah'a inanıyorum.

- Nelere gülersin?
En çok Hüseyin Baş'ın esprilerine ( o da hapiste )

- Başından inanılmayacak, garip ya da komik bir olay geçti mi? Anlatır mısın ? (Yazar mısın demek istedim )
Başımdan çok garip olaylar geçti. En garip olay, sevdiğim halde, Erdem'den severek boşanmam.

- Nasıl tip insanları sevmezsin?
Para düşkünü, şöhret hırslı insanları sevmem.

- Beni seviyor musun?
Seni dünyada en çok seviyorum.

- Eee şey bu defteri nasıl buldun ?
Defteri güzel buldum.

- Doğum gününde ne istersin?
Doğum günümde sevdiklerimle olmak isterim.

- Ne iş yapıyorsun?
Ev kadınıyım şimdi.

- Deftere bir resim çizer misin ( hatırım için lütfen)?
Resim çizemediğimi bilirsin.

- Bir fıkra yazmayı da unutma LÜTFEN !
Fıkra da bilmem.

- Canın sıkılırsa, boş zamanın olursa, yağmur da yağıyorsa, uykun da yoksa… ne yaparsın?
Uyumadan uyanır yatarım, okurum, ya da telefon ederim, ya da meyva atıştırırım.

- Spor yapıyor musun, neee?
Hayır, spor yapmıyorum.

- Aya gitmek ister miydin?
İstemem, hiç istemem.

- Ne tür kitap okuyorsun?
Roman okuyorum.

- Rüya görüyor musun, neee?
Bazen güzel, rüyalar görüyorum. Deniz, yaz, sevdiğim, özlediğim insanlar.

- Birisi seni bıçakla tehdit ediyor diyelim, ne yaparsın?
Dostça konuşmaya çalışırım.

- Başbakan olsaydın… (nerde) ne yapardın ?
Ülkeyi kalkındırır, herkese refahlı ve eşitlik getirmeye çalışırım.


- Picasso'yu nasıl buluyorsun?
Picasso resimde devrim.

- Yemek pişiriyor musun ? Seviyor musun ?
Pişiriyorum, baya severek pişiriyorum.

- Şimdiye kadar bir şey kazandın mı ? (para hariç )
Seni ve yazdığım üç kitabı, bir de İsviçre pasaportu.

Kızı ünlü yazara sormaya devam eder:

Renk : Beyaz.
Film : Tarkowski Nostalgia, Erdem Kıral Hakkari'de Bir Mevsim.
Seri : Yok
Yapı : Süleymaniye Camii
Hayvan : Victoria
Bitki : ( Gül ) Çınar Ağacı
İnsan : SEN
Çiçek : Gül
Kitap : Pavese'nin " Genç Ay " romanı
Dergi : Edebiyat Dergileri ( hepsi battı, çıkmıyor )
Ders: dersleri sevmem
Bilgin: Bilginlerin hepsi ( atomu yapanlar hariç)
Ressam : Picasso
Rejisör : Erdem Kıral
Artist : Gian Maria Volonte
Tiyatro Oyuncusu : Genco Erkal
Yazar : Cesare Pavese Peter Weiss
Mimar : Mimar Sinan, Marcello Morandini
Heykeltıraş : Heykelden pek anlamam
Şarkıcı : Eglesias
Şarkıcı : Nena
Müzik Grubu : Los Paraguaos ve diğer Latin Amerika grupları
Besteci : Mozart
Söz Yazarı : Tanımıyorum
İçecek: Limonlu Çay

Sevmediğin :Domuz Eti, Ekmek Kadayıfı, Anadolu, Gri, Dallas Serisi
Yapı: Odakule
Hayvan : Av Köpeği ( beni ısırdı )
Rejisör : yeni Fransız rejisörleri
Tiyatro oyuncusu bilmiyorum
Bitki : diken
İnsan : bütün faşistler
Çiçek : hepsini severim
Kitap : Simmel'in kitapları
Dergi : Quik
Ders: hepsi, matematik
Bilgin: Nobel
Ressam : Birçok ressamı sevmem
Artist : Sophia Loren ( belki haksızlık ettim )

- Sence ben neyim?

Benim en değerli varlığımsın.

- Niçin ? Neden ?
Tatlısın,Akıllısın, Güzelsin, olumlu bir insansın.

- Beni nerede tanıdın ?
Karnımda


6 Aralık 1985

15 Şubat 2016

Bir Ozan Bir Devlet Adamını Sorguluyor - Bülent Ecevit

yıldızlı bir gecede / göğe bakmayalı / kaç ay geçti / anımsar mısın / yıldızlı bir gecede / ya da güpegündüz / canevinde duymadan / sonsuzluğunu göğün / ya da bir sabah / çiçek açtığını ansızın / farketmeden / bahçendeki ağacın / hele bir de işitmeden / işine giderken / bilmeden ezdiğin / karıncanın sesini / nasıl bilesin / evrendeki yerini de / nasıl yönetirsin / ülkeni


Francis Bacon 'Kuşku'

Kuşlar arasında yarasa ne ise, düşünceler arasında kuşku da odur: ikisi de hep alacakaranlıkta uçarlar. Kuşkularımızı baskı altına almak, hiç değilse göz altında bulundurmak zorundayız çünkü kafamızı bulandırır, arkadaşlarımızı yitirmemize yol açar, işimizi alt üst edip çığırından çıkarır. Kralları zorbalığa, kocaları kıskançlığa, bilgin kişileri bocalamalara, kara düşüncelere sürükler kuşku. Gönlümüzün değil, kafamızın bir yetersizliğidir kuşkular. Yiğit yaratılışta kişilere kuşkunun pek zararı dokunmaz çünkü böyleleri çoğunlukla enine boyuna düşünür, haklı bir neden bulmadıkça bir konuda kuşkuya kapılmazlar; korkak yaradılışlarda ise kuşku çok kolay kök salar. İnsanı, az bilmek kadar kuşkulandıran hiçbir şey yoktur, onun için kuşkuyu bilgimizi arttırmakla yenmeye çalışmalıyız, sürekli içimizde taşımakla değil. Ne istiyor insan? Çalıştırdığı ya da birlikte iş gördüğü kimseleri birer ermiş mi sanıyor? Onların da kendi çıkarlarına bakacaklarını bilmiyor mu? Bu bakımdan kuşkularımızı gidermenin en iyi yolu, bu kuşkular gerçekleşmiş gibi işlerimizi görmek, yanlışmış gibi de dizginlemektir. Kuşkularımızdan, kuşku duyduğumuz şey gerçekmişçesine tetikte olmaktan yararlanmalı ancak bundan zarar da görmemeliyiz. İnsanın içinde kendiliğinden doğan kuşkular çok can yakar. Gerçekte böyle kuşku ormanına düşen insanın yolunu bulabilmek için başvuracağı en doğru şey, kuşkulandığı kişi ile açıkça konuşmaktır. Böylece, insan hem gerçeğin iç yüzünü eskisinden daha iyi öğrenmiş olur hem de karşısındakinin kuşku uyandırabilecek davranışlardan bundan böyle sakınmasını sağlar. Ama, bayağı yaradılışta kimselere bu yol uygulanamaz, çünkü onlar kendilerinden bir kez kuşku duyuldu mu bir daha hiçbir zaman içtenlik göstermezler, İtalyanlar, "Sospetto licentia fede"1, derler, kuşku inancı başından savarmış sanki. Oysa gerçekte kendini haklı çıkarabilmek için, inancı körüklemesi gerekir...Francis Bacon
 

13 Şubat 2016

Adalet Öldü!

Çok eski yıllarda İngiltere’de bir gelenek varmış. Sıradan bir vatandaş öldüğünde kilisenin çanı bir kez çalınıp herkese duyurulurmuş. Bir asil öldüğünde iki kez, kralın bir yakını öldüğünde üç kez, kral öldüğü takdirde ise dört kez çalınırmış. Günün birinde herkesin hak aramak için sığındığı mahkeme, bir vatandaşı haksız yere mahkum etmiş…
 
Ve kilisenin çanı tam beş kez çalmış. Ahali merak içinde kalkıp papaza koşmuş; -“Ey papaz efendi, kraldan daha önemli biri var mı ki o ölünce çan beş kez çalınsın?
 
” Papaz yanıt vermiş: -“Kraldan daha önemli bir şey var!” 
 
ADALET ÖLDÜ… 
 
 


Murathan Mungan - Şairin Romanı

Bütün zamanlar birbirine benzer, birbirine benzemeyen anlardır… Hafızamız bütün yaşadıklarımız değil sadece unutamadığımız anlardır. Ortak yaşanılanı bile herkes zamanla başka türlü hatırlar. Bir gün belki siz de şu içinde yaşadığınız anı farklı hatırlayacaksınız.

Güneş herkese doğar ama herkes eriyen kardan aynı dersleri çıkarmaz.

Ne tuhaf! İnsanoğlunun yaşamda en geç keşfettiği şey şimdiki zamandı. İnsan içinde yaşadığı ânı derinleştirmeyi zamanla, yani zamanı azaldıkça öğreniyordu.

Yazık, bazı şeyleri kaybolmadan öğrenemez ki insan.

Kimse sandığı kadar dayanıklı değildir. Herkes bir gün incitilir.

Bilmek hayatta kalmaktır. Unutmayın ne kadar çok şey bilirseniz yaşama şansınız artar. Hem sonra öğrenmeyi bir sanat, bir yaşama biçimi haline getirmeniz gerekir, bunu sırrıysa öğrenmenin aynı zamanda bir haz, bir zevk olduğunu anlamaktan geçer. Öğrenmenin hazzı olmadan insan tamamlanmaz. Bakın çevremizdeki birçok insanın yarım kalması bu yüzdendir.

Aklın kurallarına çok teslim olmamak gerek. Bizim yanılgımız tüm evreni aklımıza sığdırmaya çalışmamız bence. Aklımızla açıklayabildiklerimizin tüm evreni anlamaya yeteceğini sanıyoruz.

Ayrılık da tane tane birikir.

Sıradan şeyler hakkında yalan söyleyenler yalnızca yalancıdır, önemli şeyler hakkında yalan söyleyenler ise şair olur, bu yüzden hakikatler şairlerin en iyi konusudur.

Boşluk hep vardır. Boşluk bir tür yoğunluktur aslında. Biz içini göremediğimiz için boşluk diyoruz ona.

En büyük çaresizlik varoluştur. Niye var olduğunu anlamadan var olursun çünkü.

Geleceğimizi yapan şey, yazgımızdan, bize tanınan olanaklardan, karşımıza çıkan fırsatlardan çok, ruhumuzun şiiridir. Bizde olan bir şeydir.

Gerçek dediğin inandıklarından yapılır zamanla.

Çocukken çok büyük diye anımsadığımız bahçeleri, evleri, avluları yıllar sonra ziyafet ettiğimizde çoğu kez çocukluk imgelemimizin bizi yanıltmış olduğunu görür, gördüklerimiz karşısında hayal kırıklığına kapılırız. Hiçbir şey bizim hatırladığımız ve sandığımız kadar büyük ya da geniş değildir. Bizi yanıltan çocukluktur diye düşünürüz. Belki de büyümemiş çocukların hayatları boyunca yanılmamaları bu yüzdendir.

Her şey topraktan geliyor ve toprağa dönüyor aslında.

Akıl oyunlarını hangi çeşidi olursa olsun, kâinatın ve insanlığın birçok gizini berraklaştırırken, bir yandan da tabiatı ve yaşamı yeniden bulandıran tuzaklar kurabilir insana. Akıl, asıl kendisine oyun oynamaya başladığında tehlikeli olmaya başlar.

İnsan, yalnızca giderken değil, dönerken de kaçabilirdi.

Güven kazanılan bir şey değil, inşa edilen bir şeydir.

Hayat boştur! Herkesin her zaman dediği gibi boş! Onu dolduran anlamdır yalnızca. Bizim ona verdiğimiz çeşitli anlamlar. Bazıları hayat anlamından boşaldığında, onun gerçek yüzünü gördüğünü sanır; hayatın görülecek bir yüzü bile yoktur oysa. … O kadar boştur işte hayat, sen bir an önce onu kendi anlamlarınla doldurup güzelleştirmeye bak! Ömrünü ancak böyle hayat yapabilirsin.

İnsanın kaderi, karakteridir. Bilinci artan kişinin kaderi de artar.

Bir insan kalabalıklar arasında kendini saklamak istediğinde görünürlüğün derinlerinde kaybolarak da yapabilir. Hep orada durduğu halde hiç kimse farkına varmayabilir onun. Saklanmanın bir yolu da budur.

Bir insan yaşamı boyunca, en eski anısını arar.

İnsanların yüzüne değil, tabiatına baka baka felsefeci olunur.

Görünmez bağların sahiplerine ettiği oyunlar tükenmezdi. Yaşam bağ oyunlarından oluşuyordu. Her şeyin birbirine bağlı olduğu söylenen bağ oyunlarından. Hayat bir bağlılık yemini idi.

Bazı insanlar meşe ağacı gibidirler, eğilip bükülmezler sadece kırılırlar.

Değişmezliklerin insanda kimi zaman ümit, kimi zaman ümitsizlik uyandırdığını bilmiyor değildi. Zamanın en büyük aldatıcılığı, nelerin değişip nelerin değişmediğini insanlardan saklamaktaki hüneriydi; belki de değişenleri değişmeyenler sayesinde gözden kaçırabiliyordu.

Dilin ilk var oluş biçimi şiir aslında.

Şiirin göğünde tesadüf kuşları uçar.

Bir şairi rüzgârından tanırsınız.

Doğada sözcük yoktur derim ya hep, evet doğada sözcük yoktur ama doğada şiir vardır. İnsan doğada olmayan bir şeyin yardımıyla doğada olan bir şeyi yeniden yapar yaratır.

Bazı mevsimler bir günde gelir.

Matematik doğanın dilidir; bizimle böyle iletişim kurar. Sözcükler gibi rakamlar da doğada yoktur, ama doğanın düzeninde matematik vardır. Bize düşen rakamlar yoluyla düzenin işleyişini bulmaktır. Doğayı, evreni anlamamızı sağlayan şey, aynı yasalarla kurulmuş olan zekâmızın işleyiş biçimidir.

Suyun konduğu kabın şeklini alması gibi bazı ruhlar da içine kondukları bedenin özelliklerini alırlar. Bazı insanların çirkinliğinde aynı zamanda onları görebilmemiz bundandır.

Şairlerin ortalığa hâkim olacağı saatler herkesin uykuda olduğu saatlerdir. Gece yarısından sonradır ve sabahın ilk saatleridir. Herkesin uykuda olduğu saatleri kullanır şairler. Çünkü zaman hırsızıdırlar. Başkalarının zamanlarını çalarlar. Yeryüzünün saklı zamanlarını, uykulu zamanlarını kullanırlar.

Bazı mektuplar vicdan yerine geçer.

Ölülerimiz yaşayan bir parçamızdır biz yaşadıkça.

İyi şiir doğa gibidir… En çok kullanılan kelimelerle bile şaşırtmayı başarır.Şiir önce kelimelerle kurulan ilişkide başlar, kelimelerin kullanılışında değil.

Bazen şiir yazılmaz, şiir uyandırılır. Taze yağmur sonrası yapraklarda kalan su nasıl umulmadık bir şeyi uyandırırsa.