10 Temmuz 2015

Kasabanın delisi zekâsıyla tanınmaya başlamış. İnsanlar onun çok derin ve yargılaması ve anlaması güç birisi olduğunu söylüyorlarmış.

Bir kasabada çok zeki bir adam, bir dahi yaşıyormuş. Aynı kasabanın bir de delisi, gerçek bir geri zekâlısı varmış. Bir gün deli adam, zeki olana gidip, zeki olabilmesi için bir yol göstermesini istemiş. Zeki adamsa zeki olmak mı yoksa zeki görünmek mi istediğini sormuş çünkü zeki olmak uzun soluklu bir çaba gerektirirken, zeki görünmek basitmiş. Deli, kolay yolu seçip, zeki olmanın umurunda olmadığını, yalnızca zeki görünmek istediğini söylemiş.

Zeki adam, zeki olma yolunda hata yapılabileceğini, oysa zeki görünmede hataya yer olmadığını söylemiş. Deli, sabırsızlanmaya ve bu numaranın kendisine hemen gösterilmesini istemeye başlamış. Bunun üzerine zeki adam onun kulağına bir şey fısıldamış ve o günden sonra kasabanın delisi diğer insanlar tarafından yavaş, yavaş zeki biri olarak tanınmaya başlanmış.

Kasabalılar aralarında dedikoduya başlamışlar: Nasıl olup da bu deli, zeki birine dönüşebilmiştir? Zeki adam ona ne söylemiştir?

O yalnızca deliye duyduğu her cümleyi anında olumsuzlamasını salık vermiş. Birisi, “Putlara tapmak işe yarıyor?” derse hemen yaramadığını söylemesi gerekiyormuş. Zeki adama, “Konuyla ilgili hiçbir şey bilmesem de böyle yapayım mı?” diye sormuş.

Zeki adam, “Hiçbir şeyi öğrenmeye çalışmak zorunda değilsin. Yalnızca söylenenin tersini söyle. Sana birisi Kalidas’ın eserlerinin harika olduğunu söylerse, hemen o eserlerin süprüntüden ibaret olduğunu söyle. Onlardan neden harika olduklarını kanıtlamalarını iste. Her kim Beethoven’in müziğinin cennetten çıkma olduğunu söylerse, öyle müziğin cehennemde bile çaldığını söyleyip, cennetten çıkma müziğin nasıl olduğunu kanıtlamalarını iste. Yalnızca her şeyi reddet ve birisi sana karşı çıktığında da iddiasını kanıtlamasını iste.”

İki hafta içinde kasabanın delisi zekâsıyla tanınmaya başlamış. İnsanlar onun çok derin ve yargılaması ve anlaması güç birisi olduğunu söylüyorlarmış. Birisi Shakespeare’in şiirlerinin çok güzel olduğunu söylerse, o bu şiirlerin beş para etmez olduğunu, okula giden her çocuğun bunları yazabileceğini iddia ediyormuş. Bu durumda karşısındaki insan kendine olan güvenini yitiriyormuş çünkü söylediğini kanıtlamak güçmüş

Lev Tolstoy " İnsanoğlunun değeri bir kesirle ifade edilecek olursa; payı gerçek kişiliğini gösterir, paydası da kendisini ne zannettiğini. Payda büyüdükçe kesrin değeri küçülür. "

 

“Başka her şey de olduğu gibi matematiksel bir teori için de öyledir; güzellik algılanabilir fakat açıklanamaz.”
CAYLEY, ARTHUR

“Gerçeği aramak onu elde etmekten daha kıymetlidir.”
EINSTEIN, ALBERT(1879-1955)

“Hayat sadece iki şey için güzel; matematiği keşfetme ve öğretme”
SIMEON POISSON

Sık sık “ matematik, teoremleri ispatlamaktan ibarettir” sözünü işitiriz. Bir yazarın temel işi cümle yazmak değil midir?
ROTA, GIAN-CARLO

“Aptalların sorup akıllı insanların cevap veremediği bir çok soru vardır.”

POLYA, GEORGE(1887-1985)
“Mekanik matematiksel ilimlerin cennetidir, çünkü kişi onunla matematiğin meyvelerine ulaşır.”

“Akıllarımız sınırlı, fakat bu sınırlılığın şartları içerisinde sonsuz olasılıklarla çevrilmişiz. İşte hayatın gayesi bu sonsuzluktan kavrayabildiğimiz kadar çok şey kavramak.”
WHITEHEAD, ALFRED NORTH (1861-1947)

“Sen de biliyorsun ki biz hepimiz aynı sebepten dolayı matematikçi olduk; tembeliz.”
ROSENLICHT, MAX (1949)

“Güzel cevap her zaman daha güzel soruyu sorana verilir.”
E.E. CUMMINGS

“Ormanda karşıma iki yol çıktı. Ben en az kullanılmış olanı seçtim.”
R. FROST 


08 Temmuz 2015

Bir yolun varsa gidilecek sona bırakma, Bir sözün varsa dilden yüreğe, hiç susma, Görmen gerekiyorsa birini git yanına.! Okşaman gereken bir yürek varsa esirgeme elini, Hayat çok zalim...

Bir yolun varsa gidilecek sona bırakma,
Bir sözün varsa dilden yüreğe, hiç susma,
Görmen gerekiyorsa birini git yanına.!
Okşaman gereken bir yürek varsa esirgeme elini,
Hayat çok zalim..
An gelir;
Elini, gözünü, yolunu, yüreğini alır senden,
O zaman istesen de;
Dokunamaz,
Göremez,
Gidemez,
Söyleyemez olursun..
 
Resim Ekleme 
 

04 Temmuz 2015

Kavuğunu alın ki başkaları da zalimi âlim sanıp kırılmasın.

Bir leylek, kendisine yuva yapmak için yer arıyormuş. Epey bir bakındıktan sonra, pek ünlü bir âlimin evinin bacasına yapmış yuvasını, hem de âlimden bir şeyler öğrenirim diyerek. Bunu gören âlim “ vay sen benim bacama nasıl yuva yaparsın” diyerek leyleğin yuvasını bozmuş. Leylek zar zor canını kurtarmış fakat leylek kaçarken âlimin attığı taş bacağına isabet etmiş ve leyleğin bacağının kırılmasına neden olmuş.

Leylek adalete inanırmış ve bu inancından dolayı mahkemeye vermiş âlimi. Ve kazanmış ta davayı. Kadı, kısasa kısas hükmü gereği âliminde bir bacağının kırılmasına karar vermiş fakat leylek bu durumdan hoşnut kalmayarak itiraz etmiş.

“ aman kadı efendi, ayağını kırmayın, sadece kavuğunu alın yeterli” demiş kadı sormuş, “neden?”
leylek yanıt vermiş: “kavuğunu alın ki başkaları da zalimi âlim sanıp kırılmasın.”

01 Temmuz 2015

Onat Kutlar’ın Sivas Katliamı Üzerine Yazdığı Bir Mektup: “Sen Ne Müslümansın Ne de Sivaslı "

Sen insan bile değilsin.  Gözü dönmüş bir katil, bir yaratıksın. Sen, yüreği insan ve yurt sevgisi ile çarpan, tüm yaşamını ulusal edebiyatın en güzel eserlerini incelemeye, araştırmaya, değerlendirmeye adamış, kırk yıllık dostum o değerli yazar Asım Bezirci‘yi yakmadın.
Sen,”Baza, baza! Çi hest-ü baza!“, “Gel, gel!  Kim olursan ol gene gel! ıster Kafir ol ister putperest gene gel! Bizim dergahımız umutsuzluk dergahı değildir!…” diyen kutbu Hazret-i Mevlana‘yı yaktın.
Sen nasıl müslüman olabilirsin? Yaktığın, göz göre göre, sırıtarak ve alkışlayarak yaktığın o mazlum yiğit, dürüst arkadaşım, o büyük cura ustası, halk ozanı, Sıvaslı Nesimi Çimen değildi.
Sen, bir toz tanesinde alemleri gören, yüce tanrının bir sureti iken senin gibi biri marifeti ile derisi yüzülerek aslına dönen Seyyit Nesimi‘yi bir kez daha yaktın.

Sen nasıl Sivaslısın?

Sen, “Kavaklar” şiirinin dizeleri, Sezen‘in sesiyle dalga dalga tüm Anadolu’ ya yayılan; yıllarını inanılmaz bir özveri güzelliği ile Anadolu kentlerinde öğrencilerine adayan, Türkçenin en iyi çağdaş ozanlarından Metin Altıok‘u vahşice yaktığını sanıyorsun.
Ey zavallı gafil hayvan, yaktığın Yunus‘tur.

“Bir kez gönül yıktın ise
Bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi,
Elin yüzün yumaz değil…”

diye yüzlerce yıl öncesinden seslenen Yunus Emre‘yi yaktın.
Yunus Emre’yi yakana Müslüman demek, İslam’a hakarettir.
İslam’a asıl hakareti sen ettin.
Sen, Cumhuriyet Türkiyesi’nin genç şairlerini, Behçet Aysan’ı Orhan Kaynar‘ı, kız-erkek gencecik çocuklarımızı, geleceğimiz olan geçlerimizi,
üstlerine benzin dökerek hunharca yakmakla kalmadın.
Kurtuluş Savaşımızın ilk kongrelerinin şanlı ve onurlu kenti Sivas’ı yaktın.

Ey soysuz! Sen nasıl Sıvaslı olabilirsin?

Sen, uğursuz zebani ateşinle bizim koca bir geçmişimizi yakmaya kalkıştın.
Koca bir uygarlık olan geçmişimizi, barbar ve ilkel kavimlerin karanlık geçmişlerine benzetmek için. Atının ayağı surları geçerken tüm dinlere, ırklara, inançlara güvence veren Fatih Sultan Mehmet‘in anısını; Itri‘den şeyh Galib‘e, şeyh Hamdullah‘dan Koca Sinan‘a, Baki Efendi‘den Süleyman Çelebi‘ye sevdiğimiz, değer verdiğimiz, gözümüz gibi koruduğumuz sonsuz bir kültürü bir hayvan gibi hiçe sayarak, yaratıkların en eşrefi otuz yedi canı yakarak yok ettin. Ortaçağ engizisyon papazları gibi.

Sen Müslüman olabilir misin?

Sen benim çocukluğumu, ilk gençliğimi yakmaya kalktın. Serin bayram sabahlarımı; cami sebillerindeki barışçı güvercinleri, babalarımızın alçakgönüllü mezarlarındaki selvileri, inançlı, nur yüzlü analarımızın hiç eksilmeyen dualarını, bir küfür gibi fırlattığın ateşle yakmaya kalkıştın.
Ey benim çocukluk arkadaşım Sezai Karakoç, aynı gençlik yıllarının şairi İsmet Özel, bu yaratık Müslümansa, siz nesiniz?
Ey benim elli yıllık ömrümün sakin, alçakgönüllü yüzü yerde, inançlı Anadolu halkı, sesime bir yankı verin.
Deyin ki hep beraber:
“Hayır! Müslüman bu değildir. O bir avuç gözü dönmüş katil bizden olamaz!“
Ey Sıvaslılar! Asıl siz yükseltin sesinizi. Anadolunun en eski töresi olan, ocağına misafir olana düşman bile olsa saygı gösterme geleneğini bir yana bırakıp, konuklarını kor ateşde yakan bu alçakların sizden olmadığını söyleyin.
Belki yanan yüreğimize bir merhem olur.

1993
Onat Kutlar