14 Ekim 2014
Osho "Eğer çile çekiyorsan sebebi sensin.Senden başka hiç kimse bu durumdan sorumlu değildir.Sen, kendi kendinin cenneti ya da cehennemisin."
İlhan Berk - Seni ilk görüyordum

Deli otlar gibiydin.
Gövdeni daha tanımıyordum.
Öğrenilecek bir ders gibi olan gövdeni.
Dünyamıza düşmüştün.
Bir suyu çevirmiş, bir yarı düzeltmiş gelmiştin.
İtmiştin bunluğu, ezinci.
Kulluğu sürmüştün.
Yakın, yabanıl bir aşk koymuştun.
Kalmıştın.
Daha duvarlarını çıkmamıştın.
Koymamıştın sınırlarını.
Göğünü buruşturmamıştın.
Buraların taşlı, kusursuz
Girit evleri gibi beyazdın.
Sendin.
Seni ilk görüyordum.
Pruvamıza vuruyordu deniz.
Yüzün düşmüştü.
Geçmişti çaylaklar.
Yunuslar köpürtmüştü suları.
Bir yalazdı gövden.
En eski cumhuriyetlerdi.
Açık kapıları.
Böyle sürdü durdu beyazlığın gecemde.
Çıktı isli sokaklara.
Kapalı evleri açtı.
Karıştı dünyanın kalabalığına.
Tanyerinin tuttu elinden.
Yeni bir aşk adınaydı gövden.
Dünyanın En Kısa Anayasası

Bakış açısı

Veliefendi Hipodrumuna giden Temel atlara start alır almaz favorisi olan atı elinde dürbinle takip ederek bir yandan da
-Ulanım benum ya bak nasıl da yel gibi gidey diyerek atını teşci eder.
Gerçekten de Temel in atı en öndedir. Etraftakiler gıpta ile Temel e bakarlar,Temel dört köşedir.
Fakat bir süre sonra atlar teker teker Temel in atına yetişip geçmeye başlarlar.
Derken Temel in atı en sonuncu duruma düşer.
Temel etrafın alaylı bakışlarına aldırış etmeden tezahürata devam eder
-Uy aslanım benum ya bak nasılda hepsini önine katti getiriy.
13 Ekim 2014
Halikarnas Balıkçısı - Denize Bırakılmış Bir Çiçek "Cennet Gemisi"

Gangava (Sünger Gemisi) Bozburun'a doğru yol alıyordu. Gökyüzü yıldız pırıltısından ibaretti. Tayfa küme küme güverteye toplanmıştı. Deli Memiş adlı süngerci de ordaydı. Aklını birkaç yıl önce oynatmıştı. Anadolu'nun kıyı köylerindendi. Sefer dönüşü evine varınca, karısının ve dört çocuğunun, bir gece önceki depremde ezilmiş olduklarını görmüş ve çıldırmıştı. Süngerciler on beş gün önce sefere çıkarlarken onlara, "Beni de alın," diye yalvarmıştı. Ona acımışlar, "Hayde gel," demişlerdi.
Deli Memiş, çevresine halka olmuş denizcilere, "Cennet Gemisi"ni anlatıyordu:"Ölen denizciler elbette cehenneme gitmezler, ama cennete de gitmezler; çünkü cennette deniz yok, yalnız kara var. Tuba ağacı var fakat, onun kerestesinden bir tirandil teknesi yapsan bile onu yüzdürecek deniz olmayınca kaç para eder?" Gemiye manevra yaptırırken direkten güverte ye düşüp ölen ya da denize düşüp boğulan denizciler için ulu Tanrı bir Cennet Gemisi yaptırmışmış. Öyle ya, denizsiz cenneti denizciler neylesinler? Orası onlara cehennem olur. Onlar yani denizciler bir kez öldüler mi, yaraları görünmezmiş. Sözgelimi, başı ya da ayağı ezilmiş bir denizci, Cennet Gemisinde yine başlı ve bacaklı olurmuş. Sonra, hepsi de sanki yirmi yaşında imişler gibi, gençleşirlermiş.
Bunların arasında Gelibolu'dan, İzmir'den eski leventler varmış. Fakat en çok Berberiye'den korsanlar bulunurmuş. Yeni terleyen bıyıkları ve gülümsedikleri zaman apak parlayan dişleriyle görülecek delikanlılarmış. Armaya tırmanmakta onlardan daha çeviği ve atiği bulunamazmış. Çünkü, gövdelerinin ağırlığı yokmuş. Değil yetmiş seksen okka, en boylu poslusunun bile ağırlığı, bir dirhem değilmiş. Bir sıçrayışta güverteden papafingonun ucuna konarlarmış; direkten direğe de hoplarlarmış...Bu Cennet Gemisi küçük bir gemi değilmiş. Pruvasından dümenine kadar, yani gemiyi boylu boyunca yürürtıek için bir ay gerekirmiş. Direkleri öylesine yüksekmiş ki, geceleri Samanyolunu süpürürmüş. O denizlerin içi sevinçler ve mutluluklarla dopduluymuş. Denizciler de sevinçlerinden, kendilerin den geçip boyuna deniz ve su türküleri ve manileri söylerlermiş. Hatta geceleri yalnız olarak nöbet beklerken denizden tatlı bir fısıltı gelir a! İşte o, ölmüş denizcilerin uzaktan duyulan türküleriymiş...O geminin direk ucuna biz diri denizciler bir çıkarsak, ancak saçımız sakalımız ağarınca inebilirmişiz...Direk, ta o kadar yüksekmiş...Bazen hani, göğün bir yerinde yağmur yağar, öteki yanında günlük güneşlik olunca, yedi renk gelin kuşağı mı gökkuşağı mı ne olur a? İşte o, denizcilerin Cennet Gemisinin direğinden uzanan fors sancağıymış . O gemide vardiyalar da varmış, fakat ikide bir de düüt!.. düüt!.. diye düdük çalmazlarmış. O geminin reisi Nuh Aleyhisselam, ikinci kaptanı Yunus Aleyhisselammış. Öteki peygamberler de sık sık gemiye konuk gelirlermiş. Geminin kerestesi, Marmaris'in buhur ağacındanmış. Demiri, çiviler, hep altın ve gümüştenmiş. Gemide bir çakaloz topu varmış. Onu patlattıkları zaman, takalübeladan beri cehennemde yanmaya alışkın şeytan bile, "Aman yandım!" diye bağırır, kaçarmış...