13 Eylül 2014

José Micard Teixeira " Artık bazı şeyler için sabrım yok."

Kibirli olduğumdan değil, sadece daha fazla canımın yanmasını ve beni mutsuz eden şeylerle vakit harcamak istemediğimden.
Hayatımda geldiğim noktada, alaycılık, aşırı eleştiri, aşağılama ve herhangi bir doğal ihtiyacımın görmezden gelinmesine sabrım yok. Beni sevmeyen insanlarla iyi geçinme, birlikte olma isteğimi kaybettim. Tek bir dakikamı yalan söyleyen ya da manipülatif insanlar için harcamak istemiyorum. Bencil, İkiyüzlü, sahtekar, cuz övgüleri olanlara hayatımda yer vermeme kararı aldım. Ne seçici bilgeliğe ne akademik kibire, ne de popüler dedikodulara tahammülüm yok. Çatışma ve kıyaslamalardan uzak yaşamak istiyorum. Çünkü bu dünyada karşıtların bir arada yaşayabileceğine inanıyorum ve bu yüzden esnek olmayan, katı ve sivri kişilerden kaçınıyorum. Dostluklarımda, ilişkilerimde sadakate ve saygıya önem veriyor , cesaretlendiren, teşvik eden cümleler kuramayan insanlarla bir arada olmayı bırakıyorum. Abartılı her şeyden sıkılıyorum. Hayvanları sevmeyenleri kabul etmekte zorlanıyorum. Ve en önemlisi sabrımı haketmeyenlere hiç sabrım yok artık.

Meryl Streep’e ait olduğu şeklinde açıklanan yukarıdaki sözlerin aslında İspanyol yazar José Micard Teixeira’ya ait olduğu; Meryl Streep’in ise bu sözleri benimseyerek yaşadığını açıkladı.

 

Murathan Mungan

Kurşun sesi kadar hızlı geçer yaşamak...
 Öyle zordur ki, kurşunu havada, sevgiyi de yürekte tutmak! Bazen duygularımız bizden erken yaşlanır ve bizden hayatın geri kalanını alır. Hayatın, kendini anlayanları cezalandırması dır bu. Durup, durup ardına bakan kadınlar vardır. Geçmişi düşünmekten şimdiyi yaşayamazlar. Herşeyi didikleyip duran, mazisinin gölgesinden, anılarının yükünden bir türlü kurtulamayan, gözleri ufuk yorgunu kadınlar. Güçlü, köklü bir biçimde yeni arkadaş edinecek yaşları geride bıraktıysan eğer,hasar görmüş eski arkadaşlıkları onaracak çağı da geride bırakmış oluyorsun. Zaman ilerledikçe birçok sey, daha zor olmaya başlar. Beklentisi yüksek olan kadınların yalnızlığı daha koyu oluyor. Büyük lafların gölgesinde geçen hayatlar, bir daha iflah olmuyor,geçip gittiğiyle kalıyor. Zaman, aşk…herşey! Ayrılıkları ayrıntılar acıtır. Kadınları mahveden erkekler değil, ayrıntılardır. Erkekler, erkekliklerinin tadını alabildiğine çıkartırken, kadınlar bu konuda da umutsuzdurlar. Çünkü kadınlık bekler. Ummak ve beklemek kadınlığa verilmiş iki cezadır.

Kendini Sevmezsen Karşındakini Temiz Sevemezsin...
 Kendinden nefret eden insanlar tanıdım. Günün birinde yanlışlıkla biri onlara aşık olduğu zaman, en çok istedikleri bu olduğu halde, o insana düşman kesiliyorlar. Kendini sevmeyen ve sevilmez bulan biri, bir başkasının da kendisini sevmesini kabul edemiyor. O zaman onu hor görmeye, küçük görmeye başlıyor. İnsanın kendisiyle barışması önemli bir eşik.

Bazı Kadınların Gölgesi Uzun Olur...
 Günümüz erkekleri, gözüne baktığı zaman, kendi açıklarını görebilecekleri bir kadın istemiyor. Röntgenini çeken bakışlar da istemiyor. Bir tas su dökünüp, rahatlıkla arınıp, ertesi gün bir şey hatırlamayacağı ilişkilerin kolaylığını seviyor. “Bazı kadınların gölgeleri uzun, hatıraları ağır olur” diyor Gamenn. Gerçekten de öyledir, hayata yayılır, bu da korkutur erkekleri! 

Hayat Her Zaman Cömert Değildir...
  Karşımıza erken çıkmış insanları yolun dışına sürerken; bir gün geri dönüp, onları deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz? Hayat her zaman cömert davranmaz bize. Tersine, çoğu kez zalimdir. Her zaman aynı fırsatları sunmaz. Toyluk zamanlarını ödetir. Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitmeden yıprattığımız dostlukların, savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün… Ve bir akşam üstü yanımızda kimsecikler olmaz; Ya da olması gerekenler yanımızdakiler değildir…

Kelimelerin Gerçekliği Kalmadı...
 İyi bir yazarın işi, kelimelerin gerçekliğini iade etmek. “İncelikli” lafı çok moda oluyor, her şey için, “Ay çok incelikli bir şey, incelikli bir film…” filan deniyor. Dünyanın en kaba halleri için bile, “incelikli” lafı kullanılır oldu. Genelgeçer, o günün anahtarı oldu kelimeler, maymuncuk gibi. Buna, “Söylem” de dahil, “Aşkım” da dahil, “Keyif” de. Dilimizin içi boşaldı. Babamın kullandığı laflar, “izzetinefisli olmak”, “tenezzül etmemek”, bunlar çok kıymetli şeylerdi. “Oğlum, asla tenezzül etme!” derdi, “İzzetinefis sahibi biri bunu yapmaz!” Şimdi o sözcüklerin Türkçeleri yok ama kendileri de kalmadı…

Sevmek de Şiir Yazmak Gibi Bir Yetenektir Aslında...
 Aşkın en büyük zaferi aldanmak elbet. Ama yıllar geçtikçe insanın kendini kandırması zorlaşıyor. Aşk sonuçta, duyguların arsızlığıyla değil, kalbin yüzölçümüyle ilgili bir şey. Bazı kalpler gençken de sevemezler. Sevmek de şiir yazmak gibi bir yetenektir aslında.

Üç Aynalı Kırık Oda...
“Bazı anlarda yüzün aldığı bir ifade, sevenin belleğinde sonsuzlaşır, insan o ifadeyi herşeyden çok daha fazla özler. o yüzün sahibiyle günün birinde darıldıktan, ayrıldıktan, hatta ondan nefret ettikten sonra bile, o ifadeyi özler. bir andır o ama bütün zamanlara siner”

Bir şeyin gerçek’inden bu denli emin olmak...
Bir şeyin ‘gerçek’inden bu denli emin bir biçimde söz etmenin güveninden ürker; bu güvenin burnu büyüklüğünde temel bir yaşam bilgisi noksanlığı sezerim hep. Çünkü, bence bu kadar emin olmak, bilgi ile değil, yaşama azlığı, deneyim kıtlığı ile açıklanabilir. yaşama sahiden bulaşmış olan insanlar, ‘gerçek’ten ya da ‘gerçek’lerden dem vururken daha temkinli olur, bu çeşit konularda çoğul terazi kullanırlar. Bunun yanı sıra yaşama daha az bulaşmış, kuytusuna çekilip kapandıkları entelektüel çalışmalara odaklı hayatlarında, işin kuramsal, kavramsal donanımına ağırlık vermiş insanlar da öyle. kaba bir ayrımla öbeklendirdiğim bu her iki taraf da kendi yaşama seçimlerinin akarında görmüş geçirmiş; bilginin, kuru kuru bilindiğinde değil, ancak bünyeye katıldığında işe yaradığını öğrenmişlerdir…” 

Üç Aynalı Kırık Odası "Aynalı Pastane"
Hayatlarını hiç yaşamamış insanlarla , hayatlarını çok yaşayarak savurup gitmiş insanlar, günün birinde aynı yere çıkıyorlar. Kaderlerinde esrarlı bir ortaklık, umutsuzluklarınnda yoğun bir benzerlik var. Yaşadıkları ya da yaşamadıkları ne olursa olsun, günün birinde hayat ve dünya, aynı biçimde boşalıveriyor gözlerinin önünde. Ayrı ayrı yürüdükleri yolların sonunda, aynı yere varıyorlar.Umutsuzluğun gün batımı renkleriyle bezenmiş uçsuz taraçasına.Aynı yolu yürümeyi sürdürmekle artık başka bir yola sapmanın hiçbir önem taşımadığı o kör noktaya… ”

09 Eylül 2014

İzmir'in Düşman İşgalinden Kurtuluşunun 92. Yıldönümü Kutlu Olsun

"Bütün cihan işitsin ki efendiler, artık İzmir hiçbir kirli ayağın üzerine basamayacağı kutsal bir topraktır."

 İzmir, yüzyıllardır bir ata yurdudur. İzmir, bu kadar derin bir tarihe sahip olmakla beraber coğrafî durumu sebebiyle ekonomik ve siyasî çok büyük bir öneme sahiptir. İşte bunun içindir ki, Türkiye’yi mahvetmek isteyen düşmanların, her şeyden evvel gözleri bu tarihî, bu önemli beldeye döner. Nitekim düşmanlarımız en evvel burasını işgal etmişler, ondan sonra daha doğuya ilerlemişlerdir. İzmir’in işgali, bütün milletin kalbinde derin bir yara oluşturmuştur. Herkes İzmir için feryat ediyordu. İzmir, halkın elemlerini, feryatlarını, kararlılık ve imanını ifade etmek için bir parola olmuştu. Çeşitli görüş noktalarından çok değerli olan İzmir, elbette düşmanların elinde bırakılamazdı ve nitekim bırakılmadı. 
1923

Ben, bütün İzmir’i ve bütün İzmirlileri severim. Güzel İzmir’in temiz kalpli insanlarının da beni sevdiklerinden eminim. Yalnız bir tesadüf, beni Karşıyaka’ya daha fazla bağlamıştır. Karşıyakalılar, annem sizin bağrınızda, sizin topraklarınızda yatıyor. Karşıyakalılar, İzmir’i gördüğüm gün evvelâ Karşıyaka’yı ve orada da sizin Türk topraklarınızda yatan annemin mezarını gördüm! 
1925



07 Eylül 2014

Mutsuz Beraberlikler Ayrılık Üzerine

Sevimli bir çift 15 dakika sürecek bir araştırma için Washington Üniversitesi’nde Gottman psikoloji laboratuarına geliyor.
Sevgi dolu bu çift laboratuara alınıyor ve evdeki sıradan bir sorun hakkında konuşmaları isteniyor. Çift çöp sorunlarını seçiyor. Evdeki çöplerin dışarıya atılması ile ilgili 15 dakika tartışıyor.
Bu sırada bütün konuşmalar kaydediliyor. 15 dakika sonunda araştırmacılar, çifte teşekkür ediyor. Çiftler mutlu bir şekilde ayrılıyor.
Araştırmacılar, videoyu analiz ediyor ve bu çiftin 5 yıl içinde ayrılacağını iddia ediyor.
Beklenen oluyor ve çift üç yıl içerisinde ayrılıyor.

% 90 Doğruluk
Elimde 20 yıl boyunca aynı araştırmayı 3000’den fazla çift üzerinde yapan Prof. Gottman’ın “Evlilikler neden biter ya da devam eder” adlı kitabı var.

Sadece 15 dakikalık videoları analiz ederek, bir çiftin ayrılıp ayrılmayacağını % 90 doğruluk ile tahmin edebiliyor.

Hatta daha sonra sadece 3 dakikalık video kayıtlarından tahmin yapmaya başlıyor ve tahminleri %87 doğru çıkıyor. Peki, bunu nasıl yapıyorlar?

Olımlu ve Olumsuz İfadeler
3 dakikalık her videoyu saniye saniye analiz edip, eşler tarafından sözlü ve beden dili ile ifade edilen olumlu ve olumsuz duyguları sayıyor.
Olumlu duyguların oranı, olumsuz duygularının oranına 5’e 1 ise, çiftler ayrılmıyor. Olumsuz duyguların oranı artıkça ayrılma ihtimalleri de artıyor. Ama bütün olumsuz ifadeler aynı derecede olumsuz etki yaratmıyor. Belirlediği 4 ana olumsuz davranş varsa, boşanma ihtimali çok daha fazla oluyor. Nedir bu dört ana davranış?

Aşağılama
En büyük negatif davranış aşağılama. Eğer ilişkide aşağılama varsa, ilişkiyi kurtarmak neredeyse imkansız. Saygı olmayınca, ilişkinin temeli çok zayıf kalıyor.
Aşağılama kişinin direkt kimliğine ve var oluşuna zarar veriyor. Verilen mesaj açık: sen sadece ilişkimizde kötü değilsin, sen tek başına kötüsün. Bu durumda çiftler ayrılsa bile, kişinin özgüvenine verilen zarar yıllarca etkisini sürdürüyor.

Eleştiri
Eleştiri, sürekli hata bulma ve yargılama davranışı. Davranışlarından ziyade, kişinin karakteri ve kişiliğini eleştirme.
Kişi kendisinde bir sorun olduğunu düşünüyor ve ilişkiden kendini kurtarmanın yollarını arıyor.
Kendisinin takdir edilmediği ortamlardan uzaklaşıp, takdir edildiği ortamlara gidiyor. Kendisini işe yaramaz hissediyor.

Sürekli Savunma
Ayrılığı getiren diğer davranış da çiftlerin karşı tarafı anlamaya çalışmadan, sürekli kendilerini savunması.
Her davranışa bahane bulmak, kendi davranışlarını sürekli rasyonelleştirmek, karşı taraf fikrini söylediğinde “sen bunu daha çok yapıyorsun” deyip oku ona çevirmek, karşı tarafı dinlemeden kendi fikrini söylemek önemli savunma davranışları.
Anlama odaklı değil de savunma odaklı olmak ilişkilerde yapılan en büyük hata sanırım.

Susma
Susma tehlikeli gibi görünmese de en tehlikelilerinden bir tanesi. Bir taraf endişesini söylediği zaman, kişi karşı tarafı tamamen yok sayıyor ya da konuyu başka tarafa çeviriyor.
“Karşı tarafa sen değersizsin” mesajını veriyor.

Ayrılma Sebebleri
İşte araştırmacılar sadece bu dört davranışa bakarak bir çiftin ayrılıp ayrılmayacağına % 90 doğruluk ile karar veriyor.
Araştırmacılar bir de şunu keşfediyor. Olumsuz duyguların fazla olduğu ilişkilerde çiftler çok daha fazla hastalanıyor.

Mevlana seçme sözler

Gençlik; mamur, tavanı adamakıllı yüksek, dört duvarı sapasağlam bir eve benzer.

Gözün görüşü, söz söyleme kabiliyetini 
artırır, gözdeki aşk da doğruluğu.

Dağdan alsan da yerine koymasan dağ bile yerinde kalmaz, yok olur gider.

Sohbet vardır, keskin bir kılıca benzer; bostanı, ekini kış gibi kesip biçer. Sohbet vardır, ilkbahar gibidir. Her tarafı yapar, sayısız meyveler verir.

Arayan aradığını bulsun diye yerden ne biterse ihtiyaç sahibi için biter.

Nerde dert varsa deva oraya gider, nerde yoksulluk varsa nimet oraya varır.

Ümitsizlik diyarına gitme, ümitler var. Karanlığa varma, güneşler var.

Danışmak, insana anlayış ve akıl verir; akıllar da akıllara yardım eder.

Şu üç şey hakkında dudağını kıpırdatma; gittiğin yol, paran, bir de mezhebin. Çünkü bu üçünün de düşmanı çoktur. Düşman bildi mi sana pusu kurar. Bir-iki kimseye söyledin mi, artık o sırra veda et. İki kişiyi aşan, bir başkasına da söylenen her sır, yayılır.

Kalemin rüzgârdan, kağıdın sudan olursa ne yazarsan derhal yok olur. Mânâsız söz, su üstüne yazılan yazıdır. Ondan vefa umarsan iki elini ısırarak dönersin.

Hürmet eden, hürmet görür. Şeker getiren badem şekerlemesi yer. Temiz şeyler, temizler içindir; sevgiliyi hoş tut, hoşluk gör.

Baharların tesiriyle taş yeşerir mi? Toprak ol ki renk renk çiçekler bitiresin.

Usta hangi hünerle tanınmışsa, hangi hünerle şöhret bulmuşsa, çırağı da o hünerde ilerler, o hünerde meşhur olur.

Güzel yüz aynaya âşıktır. Güzel yüz aynaya âşık olduğu gibi cana cila, kalplere de temizlik verir.

Ey ulu kişi! Dostları görmeye eli boş gitmek, değirmene buğdaysız gitmeye benzer.

Âdemoğlu, dilinin altında gizlidir. Bu dil, can kapısına perdedir. Bir rüzgâr esti de kapıyı kaldırdı mı, evin içinde ne varsa görünür.