30 Eylül 2023

‘İnsanlık yalanı ve adaletsizliği kılıçla değil, kitapla yenecektir.’ Emile Zola

 
Zola romanın sonunda sosyalist ve yenilikçi görüşlere yönelik bir umut verir: 
“Şimdi bulutsuz gökyüzünde gururla parlayan nisan güneşi doğurmaya hazırlanan toprağı ısıtıyordu. Toprak ananın besleyici sinesinden yaşam fışkırıyor, tomurcuklar patlayarak yeşil yapraklara dönüşüyor, tarlalar boy veren otlarla ürperiyordu. Her yanda tohumlar şişiyor, yukarı doğru uzanıyor, sıcağa ve ışığa ulaşma ihtiyacıyla toprağı çatlatıyordu. Taşan özsular fısıltılar çıkararak akıyor, çatlayan tohumlardan öpücük sesleri yayılıyordu. Arkadaşların kazma sesleri sanki yüzeye iyice yaklaşmışlar gibi giderek daha da belirginleşiyordu. Bu taptaze sabah vaktinde, güneşin yakıcı ışıkları altında, toprak işte bu uğultuya gebeydi. İnsanlar bitiyordu topraktan; karıkların arasında ağır ağır filizlenen, gelecek yüzyılın hasadı için boy atan ve yakında toprağı çatlatacak olan, intikamcı, kapkara bir ordu yetişiyordu.”
 
Germinal-Volkan Yalçınoklu çevirisi 

17 Eylül 2023

Cumhuriyet’te Angarya Yoktur


Atatürk -Yaver Muzaffer Kılıç ve Kazım Karabekir 
 
Cumhuriyetin ilanından sonra idi. Karadeniz’de bir seyahate çıkmıştı. Kendisine refakat edenler arasında bulunuyordum. Rize’ye geldik (17 Eylül 1924). Yolların düzlüğü nazarı dikkatini çekmişti. 
Valiye: “Yollarınızı nasıl bu hale getirdiniz?” diye sordu. Vali de anlattı. Bütün civar köylüleri jandarmalarla toplattırmış ve yol tamirinde çalıştırmış. Atatürk’ün kaşları çatıldı. Oldukça sert bir dille: 
“Vali Bey! Corve nedir bilir misiniz? Ben söyleyeyim. Angarya demektir. Ve şunu da bilmeniz gerekli ki, kanunsuz hiçbir vatandaşı işgal edemez, onu mesaiye zorlayamazsınız. Cumhuriyet’te angarya diye bir şey yoktur.” 
Muzaffer Kılıç

12 Eylül 2023

Hıfzı Veldet Velidedeoğlu – 12 Eylül – Karşı Devrim

 

12 Eylül 1980'de silahlı kuvvetlerce, Genelkurmay Başkanı'nın önderliğinde ve dört kuvvet komutanının eşliğinde, emir-komuta zinciri içinde devlet yönetimine el konulması, Kemalist Devrim'e yönelik tam bir karşı-devrim süreci getirdi ülkemize.
 
Kemalist Devrim'in temel ilkesi, başta belirttiğim gibi, ulusal güçleri etkin ve ulusal istenci egemen kılmak idi. 12 Eylül darbesinin icraatı gösterdi ki, onların ilkesi parasal güçleri etkin ve ulusal istenci edilgin kılmaktır. Bu durum karşı-devrimden başka bir sözle nitelenemez. Üstelik laiklik ilkesine bu süreçte vurulan darbe, karşı-devrim'in öteki büyük göstergesidir. En acı olanı da, bütün bu karşı-devrim hareketinin Atatürk diye diye, Atatürkçülük adına yapılmış olmasıdır. Atatürk'ün oluşturduğu bütün çağdaş kurum ve kuruluşların kapatılması, öğrenim birliğinin kaldırılması, güya komünizmi önlemek amacı ile Kuran Kursları adını taşıyan irtica yuvalarının çoğalmasına göz yumulması, dinsel gereksinmeler için aydın din adamı yetiştirmek amacıyla açılmış olan ve sonradan adları Liseye dönüştürülen ve sayıları gereğinden fazla çoğaltılan İmam Hatip Okulu mezunlarına -Harbiye dışında- bütün üniversite ve yüksekokul kapılanını açılmasının sürdürülmesi, bu karşı devrim hareketinin belirgin icraatındadır.
 
 TIK
12 Mart ve 12 Eylül’ü hem karşıdevrim, hem de “faşizm” olarak niteleyen Velidedeoğlu, o karanlık
günlerde “İşkencenin bitmesi için yazılar kaleme alıyor, İnsan hak ve özgürlüklerinin korunması ve
güvence altına alınması gerekir” diyordu. Pek çok ödül alan Velidedeoğlu, yine bir ödül töreni
sırasında, 1990 yılında Atatürk Uluslararası Barış Ödülü’nün Kenan Evren’e verilmesi üzerine, “Bana
verilen bu ödül, halk ödülüdür. Oysa Evren’e ödülü devlet veriyor. O Ödül bana verilseydi kabul
etmezdim.”
diyordu.
 
 
*
 
12 Eylül Karşı - Devrim sürecini anlatan bu kitap kısa sürede tükendiği için 2. Basımını yapmak zorunda kaldık. Velidedeoğlu'nun usta kalemiyle anlatılan bu süreç günümüze kadar sürmektedir. İkinci basının bir özelliği de kitabın başına devrim ve karşı devrim kavramlarını anlatan bir bölümün eklenmiş olmasıdır. Kitabın sonunda ise 12 Eylül sürecinin günümüzdeki durumunu gösteren yazılar yer almıştır.Yayınevimiz okurlarına ülkemizin çok önemli bir tarih parçasını günce gibi adım adım, gün güz izleyen yazılardan oluşan bu kitabın ikinci basısını sunmakla onur duyar.
 
Hıfzı Veldet Velidedeoğlu – 12 Eylül – Karşı Devrim
12 Eylül’ün 10. Yılı 1980 - 1990
Evrim Yayınları / İstanbul / 395 Sayfa
 
 

09 Eylül 2023

Ulu Önder M.Kemal Atatürk liderliğinde başlattığı kurtuluş mücadelesi destanının zirvesi olan 9 eylül İzmir'in düşman işgalinden kurtuluşunun 101'nci yıl dönümü kutlu olsun.


DOKUZ EYLÜL NEDİR?
DOKUZ EYLÜL HER TÜRK VATANDAŞI İÇİN UNUTULMAZ
BİR TARİHTİR, BİR KURTULUŞ SİMGESİDİR.

Biz tarihçiler için 9 Eylül

İlk bakışta: 1912’de başlayan on yıllık savaş sürecinin sonudur. Trablusgarp, Balkan Savaşları ve nihayet I. Dünya Savaşı’nın sonunda girişilen İstiklal mücadelesinin savaş meydanlarındaki kısmını bitiren tarihtir. Şark meselesinin batının istediği gibi halledilmeyeceğinin dünyaya gösterildiği tarihtir.

Her şeyin başı saydığı, ebet müddet olması için canını hiçe saydığı devletini yaşatmak için cepheden cepheye koşarak verdiği mücadelenin başarıyla bitiş tarihidir.

Kadını erkeği, genci yaşlısı, kızı oğlu, dağ başlarındaki yörükleri, efeleri, kızanları, düzdeki köylüsü ile giriştiği hayat mücadelesini kazandığı tarihtir.

Türk milleti için 9 Eylül

Kağnısında taşıdığı cephane “millet malıdır” ıslanmasın diye bebesinin örtüsünü taşıdığı cephanenin üstüne örterek gösterdiği sahiplenmenin başarı günüdür. Kışın balçığa dönüşen tozlu, ham toprak yollarda hayvanı yetmediğinde kendini koşarak öküz arabalarıyla çektiği çilenin, taşıdığı cephanenin hedefine ulaştığı gündür.

Türk milleti için 9 Eylül

Daha düzenli ordular kurulmadan efeleriyle, milis kuvvetleriyle giriştiği, Urfa’da şahlanıp şan aldığı, Maraş’ta kahramanlaştığı, Antep’te gazi olarak üzerine düşeni yaptığı, Büyük Millet Meclisinin düzenli orduları bayrağı devralana kadar toprağını, dinini, mukaddesatını başarıyla savunduğu mücadelenin vuslat günüdür.

Devletin ihtiyaç duydukça istediği bedenini, canını son on yıldır cepheden cepheye koşarak heder etmesinin üstüne bu defa Büyük Millet Meclisi Orduları Başkomutanı Mustafa Kemal Paşa’nın emriyle kendi boğazını doyurmaya zor yeten malının, hayvanının da %20 - %40’ını verdiği, hiçbir şey veremeyenin bir kat çamaşır verdiği Millî Mücadelenin son noktasıdır.

Bağımsızlık için savaşmak gerektiğini savunarak milleti yeniden savaşa çağıran, ülkeyi savaşa sokan İttihatçılardan olmakla suçlanan, ihtiyaçlarını bazen zorla alan, Padişah iradesi, hükûmet beyannamesi, şeyhülislam fetvası ile katli vacip ilan edilen Millî Mücadeleciler ile; “mecburi şeriat, ulu’l emr’e itaat” düsturuyla inandıkları hükûmet arasında kaldıkları sıkıntılı günlerin bittiği tarihtir.

Tanzimat ile başlayıp Meşrutiyet ile hayata geçen halkın memnuniyeti ve hakimiyet hakkı iddiasıyla padişahların taht ve hayatlarını kaybettiği; muhassıllık seçimleri ile başlayıp vilayet meclisleri ve nihayet Meclis seçimleri ile gelişen sürecin hayat-memat meselesine evrildiği son aşamasında iradesini eline aldığı, yurdunu emperyalist oyuncağı işgalcilerden temizlediği tarihin simgesidir.

Mondros mütarekesinin imzasından sonra uluslararası ve savaş hukukuna aykırı işgallerin başladığı andan itibaren Türk milletinin giriştiği bölge bölge kurtuluş mücadelesini Yunan askerinin 15 Mayıs’ta çıkarılmasıyla top yekün mücadeleye dönüştürdüğü kurtuluş sembolü İzmir’in bayram günüdür. İnönü Savaşlarıyla sınanan kendine güven duygusunun Kütahya-Altıntaş’ta tereddütler uyanmasına karşın “Sakarya Melhame-i Kübrası”yla ordunun bütün birimlerinin yanı sıra tüm millete yerleştiği; milletin bütün gücünün TBMM ordularının etrafında, başkomutanının etrafında toplanmasına mukabil harekete geçmek için bir yıl hazırlık yapmak zorunda kalınan nihai hamlenin simgesidir.


26 Ağustos sabahı gün ağarmadan topçu ateşi ile başlayan büyük taarruz, piyade ve süvarilerin büyük kahramanlıklarıyla gelişmiş, ilk iki gün içinde Yunan cephesi yarılarak Afyon ve çevresi kurtarılmıştı.30 Ağustos’ta Dumlupınar’da Başkomutanlık Meydan Muharebesinde ana kuvvetleri imha edilen Yunan kuvvetleri hızla İzmir’e doğru çekilmeye başladığında 15 Mayıs 1919’dan beri görülen rüyanın gerçekleştiği tarihtir.

1 Eylül’de Başkomutanından aldığı “ordular ilk hedefiniz Akdenizdir, İleri!” emrini yerine getirmek için harikalar yarattığı tarihtir. Günümüz şartlarında karayolu ile 327 km olan Afyonkarahisar- İzmir arasındaki yolu, kaçan düşmanı takip edip artçılarıyla savaşarak 10 günde aldığı yoldur. 9 Eylül Türk askerinin kurtuluş özleminin sembolüdür.

“Her safhasıyla düşündüğü, hazırladığı, hazırlandığı ve yönettiği, sonunda zaferle taçlandırdığı İstiklal Harbi’nin simgesidir.

Yetkileri ve görev süresi hakkındaki eleştirilerden yılmadan Başkomutan olarak Büyük Millet Meclisinin kendisine verdiği görevi yerine getirdiğini göstergesidir.


Yaveri Salih Bozok’un anlatımıyla, Ordu ile beraber İzmir’e giderken Nif ’(sonradan Kemalpaşa)te askerlere su vermek için yol kenarında bekleşen köylüler gördük. Paşa, sigarasını yakmak için gözündeki toz gözlüklerini kaldırdığında yaşlı bir köylü elindeki kartpostaldan kendisini tanımıştı. Diğer köylülerle beraber kimisi elini, kimisi pelerinini öper, kimisi arabasının tozunu gözüne sürme diye çekerken milletinden mükafatını alan başkomutanın Milletine verdiği sözü tuttuğunun simgesidir.

Sadece karşısındaki düşmanla değil, arkasındaki emperyalist dünya desteğiyle, sağlık sorunlarıyla, maddi yoklukla, silah ve cephane eksiğiyle, uğraştığı bir savaşın nihai hedefidir.

Büyük Millet Meclisi içinde başkomutanlık yetkilerini uzatmak istemeyen, ordunun saldırı kabiliyeti olmadığını iddia eden muhalefetle de uğraştığı bir süreçtir.

4 Ekim 1922’de Büyük Millet Meclisinde millet temsilcilerine bilgi verirken “topçusu, piyadesi, süvarisi, zabiti ve kumandanıyla bütün kadrosunun kahramanlığını tespit eden; genelkurmay başkanı, cephe komutanı, maliye bakanı, hükûmet ve nihayet ordu saldıramaz dedikleri için belki düşmanın gevşemesine vesile olmuşlardır diyerek muhaliflere de teşekkür edecek kadar espritüelliği gösteren başkomutanın zafer günüdür.

Elde edilen başarının “milletin tek bir adam gibi, gösterdiği sarsılmaz vahdet ve gayret sayesinde” olduğunu belirterek milletin bütün cihana karşı en yüksek hürmet ve izzet mevkiini kazandığını ilan eden başkomutan “kahramanlık meydanlarında rahmet-i rahmana kavuşan şehitlerimizin muazzez ruhlarına hep beraber Fatihalar ithaf ederek bizlere örnek olmuştur.

Buyrunuz.

Savaşı her zaman için en son çare olarak gören başkomutan savaş biter bitmez barış ortamı kurmaya çalışmıştır.

Öyle ki Yunan Başbakanı Venizelos Türkiye ile 1934 Balkan Paktı’na giden iyi ilişkiler kurmaya başladığında karşılaştığı eleştirileri “hali hazırda dostumuz olan Türkler, müstevli olmak itibarıyla yaptığımız bütün bu tahribatı unuttularsa benim ihtiyar ettiğimiz fedakarlıkları unutmamaklığıma ne sebep vardır?” diyerek karşılayacaktır.

Bununla yetinmeyen Venizelos, 12 Ocak 1934 tarihli mektubuyla Nobel Barış Ödülüne aday gösterirken “Anadolu faciasının hemen akabinde kendini yenileyen Türkiye’ye bir anlaşma fırsatı görerek elimizi uzattık, O bu uzanan eli samimiyetle kabul etti…Barışın medyun olduğu bu kıymetli katkının sahibi kişi” olarak Mustafa Kemal Paşa’yı takdim etmiştir.

Hakimiyet anlayışında, devlet rejiminde, siyasi düşünce yapısında, kültür-sanat anlayışında hülasa Türk tarihinde dönüm noktası oluşturacak yeni bir safhanın da başlangıç tarihidir. Muasır medeniyet seviyesine ulaşmayı hedefleyen bir değişim ve dönüşüm hareketinin dönüm noktasıdır. Türkiye Cumhuriyeti’ne giden yolu açmıştır.

26 Ağustos-9 Eylül 1922 sürecinde ortaya konan başarı Türk Milletinin hürriyet ve istiklal fikrinin ölümsüz abidesidir.

26 Ağustos 1071’de Anadolu topraklarına vurulan Türk mührünün hiçbir güç ve ittifak tarafından çözülemeyeceğini 850 yıl sonra bütün dünyaya ilan eden bir derstir, bir bağımsızlık simgesidir.

Bu dersten 90 sene sonra benzer hayallere kapılanlara 9 Eylül 1922’yi iyi okumalarını tavsiye ederiz.


Prof. Dr. Cezmi ERASLAN

 

 

 

 

30 Ağustos 2023

Atatürk “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”

 

30 Ağustos 1922 Başkomutan Meydan Muharebesi sonunda, düşman ordusunun büyük kısmı dört taraftan sarılarak Mustafa Kemal Paşa’nın ateş hatları arasında, bizzat Zafertepe’den idare ettiği savaşta, tamamen yok edilmiş veya esir edilmiştir. Anadolu’daki Yunan kuvvetlerinin yarısı imha veya esir edilmiş, kalan bölümü ise üç grup halinde çekilmiştir. Bu durum karşısında Çalköy’de yıkık bir evin avlusu içinde Mustafa Kemal Paşa, Yunan ordusunu takip etmesi için Türk ordusuna o tarihî “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emrini vermiştir.

Mustafa Kemal Paşa, Başkomutan Meydan Muharebesi’ni sevk ve idare ettiği Zafertepe’de 30 Ağustos 1924 tarihinde Büyük Zafer’in önemini şu şekilde ifade etmiştir. “... Hiç şüphe etmemelidir ki yeni Türk devletinin, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri burada atıldı. Ebedî hayatı burada taçlandırıldı. Bu sahada akan Türk kanları, bu semada uçuşan şehit ruhları, devlet ve cumhuriyetimizin ebedî muhafızlarıdır...”

Mustafa Kemal ATATÜRK’ün engin ileri görüşlülüğüyle kurulan Cumhuriyet, ulusal egemenliğe dayanan yönetim biçimi olmasının yanı sıra kapsamlı bir aydınlanma ve çağdaşlaşma atılımıdır. Cumhuriyet’le birlikte hayata geçirilen devrimler, ulusumuza çağdaş bir yaşamın kapılarını açmış; laik ve demokratik Cumhuriyet’e sahip olmanın onurunu yaşatmıştır.