İnsanın ne olduğunu ve ne olması gerektiğini kavramazsak, yani açık ve üzerinde ittifak edilmiş bir insan gerçeği inancına sahip olmazsak, kültürü, eğitimi, öğretimi, ahlakı ve toplumsal ilişkileri düzeltme çabalarımızın tamamı abestir, beyhudedir.
İnsanın ne olduğunu ve ne olması gerektiğini kavramazsak, yani açık ve üzerinde ittifak edilmiş bir insan gerçeği inancına sahip olmazsak, kültürü, eğitimi, öğretimi, ahlakı ve toplumsal ilişkileri düzeltme çabalarımızın tamamı abestir, beyhudedir.
Zenginler savaş çıkardığında ölen fakirlerdir.
Yalnızlık; düşündüklerinizin kafanızın duvarlarına çarpıp tekrar içeride kalmasıdır.
Neden iki ayrı kişi olduğumuzu anlamıyorum. Kendim kalarak, sana dönüşmeyi isterdim.
'Sen bana gereklisin” diyordu, “diğerleri yalnızca bir tesadüf.”
Ne kadar az bilirseniz o kadar şiddetle savunursunuz.
Belki de özgürlük denilen şey insanın kendi içine kapanışıdır. Yalnızlıktır.
İnsan olmanın ilk koşulu, bir şiddet eylemine katılmayı dolaylı ya da dolaysız reddetmektir.
İntihar bir kaçış değil, reddediştir.
Aşk; iki insanın bilinçlerini birleştirme çabasıdır. Boşuna bir çaba çünkü insan kendi bilincine mahkumdur.
Nesnelerin bir ters yüzü vardı. İnsan aklını kaçırdığı zaman bunu görürdü.
Var olmak susamadan içmek gibi bir şeydir.
Hayatta yapılacak o kadar çok hata var ki, aynı hatayı yapmakta ısrar etmenin anlamı yok.
Savaşta ölen bir tek çocuk karşısında, benim bütün kitaplarımın ne değeri var?
Bir adam bir nehrin öteki tarafında yaşıyor ve onun lideri, benim liderimle kavga etti diye, biz aramızda kavga etmediğimiz halde, kalkıp birbirimizi öldürmeye kalkışmamızdan daha aptalca bir şey olabilir mi?
Eğer herkes dost sandığı kimselerin bir de kendi arkasından söylemiş olduklarını duysaydı, dünyada pek az dost kalırdı.
Dünyevi şeylerin sevilmeleri için bilinmeleri gerekir. İlahi şeylerin bilinmeleri için sevilmeleri gerekir.
Menfaatler, gözü en tatlı şekilde kör eden araçlardır.
İnsanların tüm mutsuzluğu tek bir şeyden kaynaklanır: Bir odada, dinginlik içinde oturmayı bilmemek.
Bana filozofların değil, peygamberlerin haber verdiği Allah gerek.
Tanrıya inansan iyi olur, çünkü eğer haklıysan ebedi mutluluk seni bekliyor; ancak hatalıysan zaten bir şey farketmeyecek. Diğer taraftan eğer Tanrının var olmadığına inanıyorsan ve hatalıysan o zaman ebedi azap seni bekliyor, ancak haklıysan zaten bir şey farketmeyecek.
Hiçbir şeyi kendisi kadar sevmeyen insan, sevdiği varlıkla, kendi kendisiyle başbaşa kalmaktan çok hiçbir şeyden korkmaz. Her şeyi kendi için arar, ama en çok kendinden kaçar. Kendini bulmak istemez. Çünkü kendini iyice görebildiği zaman, istediği gibi olmadığını anlar, içinde müthiş bir zavallılık, hiçbir zaman dolduramayacağı uçurumlar, boşluklar bulur.
Halimiz gerçekten mutluluk verici olsaydı, kendimizi onun hakkında düşünmekten alıkoyma gereği duymazdık.
Görmek isteyenler için yeterince ışık, istemeyenler için yeterince karanlık vardır.
Eğer herkes dost sandığı kimselerin bir de kendi arkasından söylemiş olduklarını duysaydı, dünyada pek az dost kalırdı.
İyilikler iade edilebilme sınırı içinde kaldıkça hoşa gider, bu sınırı aşınca şükranın yerini nefret alır.
Bir yapıt oluştururken en son bulduğumuz şey, en başa neyin konulması gerektiğidir.
Şöhret o kadar tatlıdır ki, onunla ilgili olması kaydıyla, herşeyi severiz ölümü bile.
Her seçim bir vazgeçiştir.
Yasama güçsüzleşince, ahlak dejenere olur.
Kendileri hiç de hayranlık uyandırmayan şeylerin benzerlerini sunup yönetimin ilgisini çeken resim sanatı ne büyük bir kendini beğenmişlik.
Yararlı olmak ve bir başkasına yanıldığını göstermek istediğimizde, o kişinin söz konusu şeyi hangi açıdan ele aldığını gözlemlememiz gerekir, çünkü genelde bu şey o açıdan bakıldığında doğrudur. Bu gerçeği kabul etmeli, ancak bunun hangi açıdan yanlış olduğunu görmesini sağlamalıyız. Karşımızdaki bundan mutluluk duyacak, çünkü yanılmamış olduğunu, tek eksikliğinin bütün açılardan görememek olduğunu anlayacaktır. Çünkü her şeyi görmemesinden ve ele aldığı açıda doğal olarak yanılabilmesinden kaynaklanır.
Halimiz gerçekten mutluluk verici olsaydı, kendimizi onun hakkında düşünmekten alıkoyma gereği duymazdık.
Kalbin mantığa sığmayan, apayrı bir mantığı vardır.
Bir adamı gördüğümüzde kitabını anımsıyorsak bu kötüye işarettir.
Bilgili insan , diplomalı olan değil , istediği her şeyi başkalarının hakkını çiğnemeden elde edebilendir..
Ölüme, yoksulluğa, bilgisizliğe çare bulamayan insanlar, mutlu olmak için bunları hiç düşünmemek gerektiğini anladılar.
Papağan, temiz de olsa gagasını siler.
Kendi çizdikleri yüzden korkan çocuklar.
Çok büyük bir ihtimalle, bir gemiye kaptan olarak, o gemide doğmuş birini seçmeyiz.
Yüreğin kendi aklı vardır, aklın hiç bilmediği.
Kalbin kendine has nedenleri vardır ki, akıl hiç bir zaman anlayamaz.
Kuvvete dayanmayan adalet aciz, adalete dayanmayan kuvvet zalimdir.
Şu zavallı çocuklar, "bu köpek benim' diyorlardı. 'orası güneşteki benim yerim.' İşte tüm dünyayı kuşatan gasbedip sahiplenme davasının nasıl başladığının en canlı timsali.
İnsanlığın bütün sorunları, kişinin tek başına bir odada sessizce oturamamasından kaynaklanır.
Bana filozofların değil, peygamberlerin haber verdiği allah gerek.
Tanrı'yı tanımak ve o'nu sevmek arasında ne çok fark vardır.
İnsanlar pek çok şeyi öğrenmişler; kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi.. Fakat çok basit bişeyi öğrenememişler insan gibi yaşamayı.
Ölümü düşünmek ne kadar tehlikesiz de olsa, ölümü hiç düşünmeden ona katlanmak daha kolaydır.
Genellikle, başkalarının bulduğu nedenlerdense kendi bulduğumuz nedenlerle daha kolay ikna oluruz.
Bana öyle geliyor ki sezar gidip dünyayı fethederek eğlenmek için fazla yaşlıydı. Bu tür bir eğlence auguste ve iskender'e uygundu: durdurulması zor, genç insanlardı onlar, ama sezar sanrım daha olgundu.
Şairlerin, sevgiyi kör olarak göstermeye hiç hakları yoktur: sevginin gözündeki bağ çikarılmalı ve görme gücü bundan böyle ona geri verilebilmelidir.
Düşünce gücümüz arttıkça, özgür insanların çoğaldığını görürüz. Basit insanlar, kişiler arasında bir ayrım görmezler.
Kara gözlerindeki umut
Siyah saçları kadar karamsardı
ve kadere küsmüştü O, bir kere
Sevgiyi öldürdü diye...
Sanki ona uzanan ellerde
Keskin bir bıçak
Ha vurdu ha vuracak
Bu, benim karanlıklarım,
Bu benim sırlarım diyor hep
Bir gün gelecek
Şefkatle kollarına saracaklar...
Asılsız sevgilerdi onu yıkan aslında
Umutları umduğu gibi çıkmamış
Beklentileri hep korkuları olmuş
Sanki bütün hayatı,
Kupkuru bir odadaymış kopamadıklarıyla..
Gülüşleri bir sigara içimi zamanı kadar az
Her nefeste biraz daha kısalırken
Bütün beklentileri
Duman duman uçuyorlardı.
Kurallar koymak isterken dostluklarına,
Kuralları bozduğunun farkında değildi aslında...
Şimdi o gözlerde,
Vakitsiz yağan yağmurlar var,
Hasat mevsimi bitmiş bahçelere
Sağnak sağnak yağacaklar.,
Belki gönlünde gökkuşağı açacak
Ama, altından çocuklar geçmeyecekler.
Su yerine zehir akacak ırmaklarından,
Hiç kimse içmeyecek...
ya Ben,
Şimdilerde bir bağ bozumu hüznü var içimde,
Üzümlerim gazap üzümü
Şaraplarımsa gözyaşları...
Sen güz güneşinde, sanki kanadı kırık bir kuş,
Konmuştu bahçeme,
Ona şefkatle eğilirken
Pır diye uçtu birden
Kırık sandığım kanatlarındaki sahtelik,
ve inancımla birlikte.
Ben, Zhuangzi, bir seferinde rüyamda bir kelebek olduğumu gördüm, mutlu mutlu kanat çırpan bir kelebek. Öyle mutluydum ki Zhuangzi olduğumu unutmuştum. Aniden uyanınca aslında Zhuangzi olduğumu anlayıp hayrete düştüm. Zhuangzi mı rüyasında kelebek olduğunu gördü, yoksa kelebek mi rüyasında Zhuangzi olduğunu gördü?
Zhuangzi (MÖ 369-MÖ 286): Daoizmin en önemli filozoflarından Zhuangzi’nın hayatı ile ilgili çok az bilgi bulunmaktadır. Si Maqian’in Tarihçinin Kayıtları adlı eserine göre, kısa bir süre için bahçe işlerinde alt düzeyde bir memur olarak görev yapmış ve Chu Beyliği’ni yönetmesi için gelen teklifi reddetmiştir. Ömrü boyunca sade ve yoksul bir hayat sürdüğü bilinmektedir. Zhuangzi metinlerinin, Daoizmi Dao De Jing’den (Tao Te Ching) çok daha kapsamlı şekilde açıkladığı düşünülür. Zhuangzi’nın öğretileri Çin Buddhizmi üzerinde de önemli etkiler bırakmıştır. Daoizmin temel eserlerinden Zhuangzi Metinleri ilk defa özgün dili Çinceden çevirisiyle okurla buluşuyor.