18 Şubat 2020

Nikos Kazancakis - Tırmanış ve Odisseus Doğayla Özdeşleşiyor

Ne büyük mutluluk dağın kutsal yalnızlığına tırmanmak
tek başına, o temiz dağ havasında, ağzında bir defne dalı,
kanının topuklarında hızla dizlerine, beline yükseldiğini,
oradan boğazına ulaşıp bir ırmak gibi yayılmasını
ve aklının köklerini yıkamasını duymak!
 
” Sağa gideyim, ”  
” Sola gideyim, ” demeyi düşünmeden aklının yol kavşağında dört rüzgarı birden estirmek, ve tırmandıkça her yerde Tanrı’nın soluduğunu, yanıbaşında güldüğünü, yürüdüğünü, çalı çırpıyı ve taşları tekmelediğini izlemek; dönmek ve şafakta orman tavuğu arayan bir avcı gibi dağın tüm yamaçlarında kuş sesleri yankılansa bile ne bir canlıya, ne de bir kuş kanadına rastlamak havada.

Ne büyük mutluluk toprağın bir bayrak gibi dalgalanması
sabahın sesinde,
ve ruhun bir atın sırtında kılıçtan keskin, başın
ele geçirilmez bir kale,güneşle ay birer muska
altın ve gümüşten, göğsünden sarkan!

Ardına düşmek o yükseklerde uçan kuşun,geride bırakmak
tasalarını, hayatın hırgürünü ve mutluluk denen
o vefasız yosmayı;
veda etmek erdemli yaşamaya ve uyuşturan sevdaya,
geride bırakmak kurtların kemirdiği küflü dünyayı
genç kobralar nasıl dökerlerse dikenlere incecik
derilerini.

Alıklar meyhanelerde güler, kızların rengi solar,
kadife külahlarını salar mal sahipleri gözdağı
verircesine
ve senin kırmızı elmalarını kıskanırlar, ey ruh,
ama uçurumdan korkarlar,
oysa sen bir aşk türküsü tutturur, dimdik yürürsün
yalnızlığa doğru  bir güvey gibi elinde yüzgörümlükleri.

Ey yalnız insan, bilirsin Tanrı  sürülere karışmaz,
ıssız çöl yollarını yeğler, gölgesi bile düşmez
bastığı yere,
sen ki her türlü ustalığı edindin , ey insanların en
kurnazı,
artık ne Tanrı’nın, ne de insanın ayak izleri döndürür
seni yolundan;
sen bilirsin orman cinlerinin yemek yediği orman  köşelerini,
bağrındaki hayaletlerin su içtiği kuyuları bilirsin;
bütün silahlar aklındadır senin, avlamak elindedir dilediğini;
pusu kurup, büyülerle, tazılarla, uçan oklarla.

Şafakta tırmanıp gün aydınlanırken yürüdüğün gün,
iki avucun da karıncalanmıştı, kurnaz gözlerin ışımış,
şimşek gibi çakmıştı bakışların çalılıklarda
bu insansız dünyanın tanrısı renk renk  tüylü o vahşi kuşu
ürkütmek için.
Dağlarda serin saatler boyunlarında çanlar
kayalıklarda sıçrayan çevik oğlaklar gibi geçti;
güneş göğün ortasında durdu, gün kurtuldu boyunduruğundan
ve yavaş yavaş mavi serin bir sis içinde alacakaranlık çöktü.

(Odisseia: Çağdaş bir Ek’ten)
Cevat Çapan
 

Odisseus Doğayla Özdeşleşiyor
 
Uslanmak bilmeyen Odisseus başını kaldırdı boşluğa doğru
ve düşüncelerinin korkunç karanlığına daldı.
Dağ dorukları gibi ışıdı beyninin kıvrımları
yer sarsılıp karanlık çözülen bir yumak gibi yayılıncaya
değin;
gözleri içine gömük, salladı ak saçlı başını ağır ağır,
ruhu tırtılından kopup sırf ipek kesildi
ve havanın boşluğunda sabırla ördü kozasını.
Kızgın güneşin ateşi sönmeye başlayınca, tatlı anılarla
canlandı belleği…
İçinin açan gülü yüreğini emdi, tasaları dağıldı
ve özlemle bitkin teni birden dipdiri kesildi;
yakıcı bir hale oldu çevresinde aydınlık,
ormanlar sarsıldı derinden ve yiğit okçu
kımıltısız ve umutsuz olduğu yere çömeldi;
her yanını saran ormanla sanki gövdesi yeşerdi ve yeşil
yapraklarla donandı aklı;
dallarda çiğler parıldayınca, Odisseus da ışıdı,
çünkü bütün gövdesi çiğ içinde, ışık içindeydi.
Karınca sürüleri küme küme böcek ve tohum taşıyorlardı
yuvalarına,
o da koşup toprağın derinliklerine gömdü hazinelerini;
taşların üzerine çöreklenip güneşlenen yılanları seyretti
ve anladı ki zehirli yılanların uykusu da kutsaldır
bir çocuğun uykusu kadar;
sonra bir sevgilinin saçlarını okşar gibi okşadı otları,
yılan kıvraklığındaki aklı usulca kayarak çöreklendi
sıcak taşlara
ve o yavru kuş tatlılığı içinde sevgi sözleri geldi kulağına:
” Ben ki alaca başlı bir solucanım ormanın derinliklerinde,
oturmuş yakınıyorum alaca başlı bir kurt beynimi kemiriyor
diye.
Nemli ağaç kavuklarında çiftleşen akrepler, kıpırdamadan,
yiyip içmeden duruyorlar, gözleri dönmüş şehvetten;
erkek akrepler yaklaşan ölümlerini gözlüyorlar dişilerinin
gözlerinde,
dişilerse erkek akreplerin gözlerinde oynayan küçük akrepleri,
bense hem dişi, hem erkek akreplerin gözlerinde
kendi yüzümün ölümle, ölümsüzlükle dolduğunu seyrediyorum.”
Odisseus kulağını toprağa dayadı ve sırtüstü yatmış,
yılmadan toprakla boğuşan küçük tohumların  çabasını duydu,
boğucu taşların altında hayata ve özgürlüğe kavuşmak için
çırpınan tohumları.
”Ben de küçük bir tohumum! Sırtımda dünyayı taşıyorum!
Toprağın altında sessizce sürünen solucanlar gibi
körükörüne aranan ağaç köklerini duyuyorum,
damarlarımın toprağa boşanıp emildiğini duyuyorum , uçan
kuşları,
yeryüzündeki böceklerin kanatlarını açıp sarıldıklarını
duyuyorum
ve her şey girip yumurtaları üzerinde kuluçkaya yatsın diye
koca bir yarık açılıyor başımda.
Koca orman büyük bir istekle yemek yiyor ve dilini
şapırdatıyor,
yavaş yavaş eriyor ağzında çeşitli meyveler,
acı dudaklarına katıksız ballarını akıtıyor arılar.”
Uzaklarda ortasından çatladı bir nar ve çevreye saçtı
meyvesini,
nar taneleri doldu yiğit okçu Odisseus’un göğsüne.
Ormanda çürüyen otların, suların, buğulu toprağın
ve karanlık kuyularda açan gizli yaseminlerin kokusunu
çekince içine,
burun kanatları titredi, gözleri yaşlarla doldu bu büyük
çilekeşin;
defne, kekik ve katırtırnakları kokmaya başladı beyni,
yoğun sevginin şerbeti damladı parmaklarından.
Kımıldamasa bile, büyük bir istekle sarıldı ağaçlara,
gövdesi serinledi, otlar ve bitkiler doldu avuçlarına,
yavaşça bir sarmaşık dolandı boynuna.
Akarsular gibi koşmaya başladı soğuk ayakları, göğsünden
otlar fışkırdı,
sakallarında açan kahkaha çiçeklerinin gerisinde
durgun göllerin kapkara suları ışıdı gözlerinde.
Başını sağa döndürdüğünde, orman da sağa döndü
başını sola döndürdüğünde, orman da sola döndü,
”Ben!” diye bağırınca yürekten, bütün orman inledi.
İlk kez duyuyordu yaşadığını ve bir ruhu olduğunu.
Odisseus sularla, ağaçlarla, yemişler, hayvanlarla
dopdoluydu
ağaçlar, sular, hayvanlar, yemişler de Odisseus’la
dopdolu.

(Odisseia: Çağdaş bir Ek’ten)
Çeviri:Cevat Çapan 

İzlediğim Filmler



17 Şubat 2020

Tahsin Yücel – Komşular

Tahsin Yücel – Komşular ile ilgili görsel sonucu 

Albay Atmaca tatil yapmak amacıyla bir kıyı köyüne gelir. Burada bir evin çatı katını kiralar. Yalnız yaşayan bir kişidir. Asker olmasına rağmen hayatta en kaçtığı şey ise kavgadır; bir gece alt kattaki bir aileye ait komşu balkonda eşlerin kavgalarına istemeden, bir rastlantı sonucu tanık olur. Giderek bu kavgaya inanılmaz ve vazgeçemediği bir güçle bağlandığını farkeder. Kendine şu soruyu sorar: "Kavga mı yaşama güzelliğini ve anlamını veriyordu, yoksa yaşam kavgaya karşın mı güzeldi?"
 
" Tam oturmak üzereyken sağ yanında, bilemedin bir buçuk metre aşağıda, bir başka balkonda, küçük bir odaya açılan camlı kapının yukarısında ki buzlu lambadan vuran ışığın altında, bir sofranın çevresinde, konuşmadan, kımıldamadan, neredeyse soluk bile almadan oturan dört kişi: Bir adam, bir kadın, bir küçük kız ve bir küçük oğlan gördü; birdenbire, çok güzel bir ezgi dinlemiş ya da çok güzel bir resim görmüş gibi, içinde bir yerlerin derinden derine titrediğini, gözlerinin yaşardığını duydu. “Ne oluyor? Bana ne oluyor?” diye geçirdi içinden. Pek de alışık olmadığı bu beklenmedik içtenliğe bir neden aradı, bütün gece süren bir otobüs yolculuğunun ardından, gün boyunca tek başına deniz kıyısında oturup, tek başına yüzmenin, herkesin gülüp şakalaştığı bir lokantada tek başına yemek yemenin etkisi olabilirdi bunda. Böyle bir günden sonra, böylesine dingin bir aile görüntüsüyle karşılaşmanında, balkonun zayıf ışığında belli olduğu kadarıyla, kadının uzaksıl bir güzellik veren yüzünün, şaşılacak ölçüde ince görünen ellerinin, kollarının, bedeninin, çocukların sarı ve kıvırcık saçlarının da bir etkisi olabilirdi. "
 

Jack Kerouac 'ın eşine yazdığı mektupla şöyle bir şey yapmışlar

jack kerouac stella kerouac ile ilgili görsel sonucu

Jack Kerouac 'ın eşine yazdığı mektupla şöyle bir şey yapmışlar:

"Şayet bir gün yollarımız kesişirse, ayışığıyla aydınlanmış bir çam ağacı altında soğuk bir Kuzey Carolina gecesinde bana iletilen mesajla ilgili olarak sana öğreteceğim pek çok şey var. Bu mesaj, 'Hiçbir şey asla olmadığı'nı söylüyordu, bu yüzden endişelenme. Her şey bir rüya gibi. Her şey, içsel bir kendinden geçme hali. Biz, düşünen zihinlerimizden dolayı henüz bilmiyoruz. Zihnimizin gerçek özündeyse her şeyin sonsuza dek iyi olduğu biliniyor, sonsuza dek. Gözlerini kapa, ellerinin düşmesine ve sinirlerinin sakinleşmesine izin ver, 3 saniye için nefes almayı bırak, dünyanın ilüzyonu içinde sessizliği dinle; sayısız gezegenin oluşturduğu yumuşak bir bulut olan samanyolunda öğretilen ve unuttuğun dersi hatırlayacaksın. Bir aydınlanma anıydı o. Ben buna altın sonsuzluk diyorum. O Mükemmel. Hiçbir zaman doğmadık, gerçekte asla ölmeyeceğiz. Bunun, farz edilen ben, diğerleri, çoğul başkaları algısıyla bir alakası yok. Ben, sadece bir düşüncedir, ölümlü bir düşünce. Her şeye nakledilen tektir. Zaten bitmiş bir rüyadır. Bunun için korkmaya ya da gurur duymaya da gerek yok. Bunu aylarca dağlara bakmakla öğrendim. Dağların asla bir ifadeleri yoktur, boşluk gibidirler. Boşluğun boş olma halinin hiç parçalanıp yok olacağını düşünebilir misin? Dağlar parçalanır, dökülür; ama zihnin tek ortak doğası, boş ve uyanık aydınlatan sonsuz aydınlanma, uzayın boşluğu asla parçalanarak yok olmaz, çünkü asla doğmadı."

We Were Never Born by Dosnoventa.
With the support of Lacoste Live.

"I have lots of things to teach you now, in case we ever meet, concerning the message that was transmitted to me under a pine tree on a cold winter day. It said that Nothing Ever Happened, so don't worry. It's all like a dream. Everything is ecstasy, inside. We just don't know it because of our thinking-minds. But in our true blissful essence of mind is known that everything is alright forever and forever and forever. Close your eyes, let your hands and nerve-ends drop, stop breathing for 3 seconds, listen to the silence inside the illusion of the world, and you will remember the lesson you forgot, It is all one vast awakened thing. I call it the golden eternity. We were never really born, we will never really die. It has nothing to do with the imaginary idea of a personal self, other selves, many selves everywhere: Self is only an idea, a mortal idea. I know this from staring at mountains months on end. They never show any expression, they are like empty space, but the emptiness of space will never crumble away because it was never born."
 

 

Jack Kerouac

Rahatsız bir yatakta özgürce uyumak, rahat bir yatakta tutsak olarak uyanmaktan daha iyidir.

Bu dünya tümüyle aynı malzemeden yapılmış bir filmdir, kimseye ait olmayan ve herşeyi barındıran bir film.

Bazı insanlar öylesine yoksullar ki, sahip oldukları tek şey “para”


16 Şubat 2020

Cumhuriyet - Turgut Özakman


Sevgili Gençler! Cumhuriyetin ne kadar büyük bir nimet olduğunu anlamak için Afganistan’ı, Irak’ı, İran’ı, Pakistan’ı, Emirlikleri, Suudi Arabistan’ı, Suriye’yi, Mısır’ı, Libya’yı, Tunus’u, Cezayir’i, Fas’ı, Müslüman Afrika’yı düşünün. Cumhuriyetin önünde hazır bir model yoktu. Yolunu düşünerek, arayarak, deneyerek açtı. Şartlardan, ihtiyaçlardan, imkânlardan, tarihten yararlandı. Para yok, kredi yok, yetişmiş yerli sayıda eleman, uzman yok, araç-gereç yok. Osmanlıdan borca batık bir miras kalmış. O altın kuşağın iki gücü vardı sadece: Akıl ve yurtseverlik. Bu iki güçle yola çıktılar. Mucize yarattılar. 

Sevgili gençler!... Bu Yalanlara, çarpıtmalara, yutturmalara karşı uyanık durun. Sizi kandırmalarına izin vermeyin. Gerçeğe saygı duyun ve gerçeği dürüst, namuslu kaynaklardan yararlanarak öğrenmeye çalışın. Doğru, gerçek tarihinizi, yanlışları ve doğrularıyla öğrenin. Ağzı kalabalık, kalemi karışık olanlara karşı dikkatli olun. Kanıtsız, belgesiz, tanıksız iddiaları, yani dedikoduları ciddiye almayın. Vicdanınız ve sağduyunuz pusulanız olsun. Tarihimizdeki doğrulardan yararlanın, yanlışlardan uzak durun.