01 Şubat 2020

Dörtlük - Nihat Behram

Sadece kendi gücüdür karıncayı hayatta tutan
Çam da gürgen de kendi gücüyle gürlüğüne kavuşur
Kırlangıç kendi gücüyle uçarak sıvar yuvasını
Kendi gücünle ulaştığında özgürlük anlam taşır


Bütün Yazıları - Orhan Veli Kanık


 
Yanlış Bir Yol
 
Toplumsal hayatımızda iki üç yıldan beri gelişmekte olan bazı olaylarla bu olayları körükleyen bazı kimselerin, istemeye istemeye, memlekete kötülükler ettiklerini görüyoruz. Bu kötülükler günden güne artıyor. Cahil halkı avlamak isteyen fikir madrabazları, onun gerici tarafını alabildiklerine sömürmekten geri kalmıyorlar. 
 
İnkilapçı Türk gençlerine, bu gerilik simsarları ile savaşmak, onları alt etmeyi çalışmak düşüyür. İçlerine, zaman zaman, birtakım yarı okumuş saf dilleri de alan bu simsarların son günlerde yeniden ileriye sürdükleri mesele din öğretimi meselesi oldu. Bu meseleyi yeniden ileriye sürenlerin hepsi, memlekete bu yoldan faydalı olmak istediklerini söylüyorlar. Ama Atatürk'ün ileri millet olma yolunda başarmaya çalıştığı işleri-daha kendisi mezarına bilr girmeden- çürütmeye çalışanlar, ne söylerse söylesinler, biz onların yurda gerçekten faydalı olmak istediklerine inanamayız.Çünkü fertlerin vicdanlarına burunlarını sokmak suretiyle İslam dünyasını medeni dünyadan ayıran Osmanlı devletinin millete bunca yüzyıldan beri, faydalı değil, sadece zararlı olduğunu artık her haklı başında insan biliyor.Yurttaşlarımız arasındaki din ayrılıkları ile mezhep ayrılıklarının doğuracağı güçlükler bir yana-kanun yolu, bilim yolu, ahlak yolu dururken- insanların sadece dinle düzeltilebileceğini söylemek artık safdillik de değildir. 
 
Bunun,cahil halkı avlamak gayretiyle oynanan bir oyun olduğunu anlamamak için aptal olmak gerekir. O zatlara, memleketlerini gerçekten seviyorlarsa şunu sormak isteriz: Halkı kazanmanın başka yolları yokmudur?

Cami yerine okul yaptırarak, mızraklı ilm-i hal yerine hayat bilgisi öğreterek kalkındırılacak bir köylü sınıfı, belki bugün için, bu işlerden hoşnut kalmayabilir. Ama yarın öbür gün, okumuş, müreffeh, şuurlu bir millet meydana geldiğizaman, halkın gönlü birtakım dolaplar, oyunlarla değil, iş görmüş, memlekete faydalı olmuş insanların alın aklığı ile kazanılacaktır.

Böylelikle demokrasi davasının gerçekleşmesi yolunda da esaslı bir adım atılmış olur.

(Yaprak Dergisi, 15 Ocak 1949)
 

Bu kitapta Orhan Veli'nin bütün düzyazıları, öyküleri, denemeleri, tartışmaları, değinmeleri, notları, konuşmaları bir araya getirilmiştir. Başa öyküler, sona konuşmalar konmuş, aradaki yazılar özellikle şairin düşüncelerinin, ilgilerinin, ilişkilerinin, sanat anlayışının gelişmelerini gösterecek bir anlayışla sıralanmıştır. 

 

Göklerde Eriyip Gitmek İsterdim – Jose Marti

  Göklerde eriyip gitmek isterdim,
Yaşamın ışıklı ve dingin olduğu,
Sürekli ve huzur veren bir esriklikte,
Beyaz bulutlarda gezintilerin mutluluk verdiği
Dante’nin yıldızlar arasında yaşadığı yerlerde.
Biliyorum, çünkü gördüm gözlerimle
Işıklı bir günde tarlalarda bir çiçeğin
Nasıl açıverdiğini goncasını –
Ruh da öyle açar işte,
Tıpkı böyle olur bu, yemin ederim –
Ansızın gelen bir şafak gibi
Ya da baharın, ilk uyanışıyla
Çiçeklerle donatması gibi leylak ağacını..
Fakat ne yazık.. başladım anlatmaya
Ve beklerken şiiri, izliyordum ki
Yüce kartal imgelerinin
İnişini çevremdeki toprağa;
Ürkütüp kaçırdı öteye insan sesleri
O altın kanatlı soylu kuşları..
Ve yitip gittiler.. bakın
Kan nasıl da fışkırdı yaramdan..
Bugün benim için dünyanın simgesi
Kırılmış kanatlardır.. savatlanmaya
Altın teslim olur, ruh değil –
Acı içindeyim, ruhum henüz diri
Dar bir mağarada sıkıştırılmış bir geyik gibi –
Ve ağlıyorum ve gözyaşlarıyla
İntikam alıyorum kendimden..

(Özgür Şiirler)

İspanya’ya karşı bağımsızlık mücadelesinin simgesi olmuş yurtsever, şair ve deneme yazarı José Martí, Küba’nın XIX. yüzyılda yetiştirdiği devrimci şairlerin öncülerinden biriydi. Küba’nın sömürge olmaması için savaşırken bir çarpışma sırasında öldürüldü. José Martí, dergi ve gazetelerde yazdığı politik yazılarıyla adını duyurmuş, şiirleriyle Küba’da oluşan modern edebiyata büyük katkı sağlamıştı. Göklerde Eriyip Gitmek İsterdim, şairin çeşitli kitaplarından yapılmış bir seçme. Seçkiyi yapan ve şiirleri çeviren Ataol Behramoğlu, elinizdeki kitap için yazdığı önsözde, Martí’nin şiir anlayışını açıklarken onun halk şiirinin yalınlığını seçtiğini vurguluyor. Kısa, yalın dizelerle akan eseri, José Martí’nin derin insan ve doğa sevgisini ortaya koyuyor.
Çeviri: Ataol Behramoğlu

ŞİİRLERİM

İşte şiirlerim...Nasılsalar öyle...Onları kimseden almadım. Ve imgelerim için uygun biçim bulamadıkça, onların özgürce süzülüp gitmelerine izin verdim. Ey dost, nasıl bir debdebeydi o, önümden yel gibi geçip giden, dönüşsüzce! Fakat şiir dürüst olmak zorundadır ve ben her zaman sonuna kadar dürüst olmak istedim.

Ben de başkaları gibi didine çabalaya şiir yazabilirim, fakat istemiyorum bunu. Her insanın kendi çehresi, her şiirsel esinin kendi dili vardır. Benim hoşuma giden, karmaşık uyumlar, yontu şiirler, porselen gibi çınıldayan, kuş uçuşu gibi çevik, bir lav püskürmesi gibi alevli ve her şeyi yıkıp geçen şiirlerdir. Şiir parıldayan bir hançer gibi olmalıdır. Okurda, gök yolunda sefer eyleyen, hançerini güneşe saplayan ve hızla yukarılara yükselen bir savaşçı imgesi doğurmalıdır.

Şiirler, kalbimin parçacıklarıdır, onlar savaşçılarımdır benim. Hiçbir şiirim yapay olarak zorlanarak, önceden tasarlanarak yazılmadı; onlar gözden fışkıran yaşlara, yaradan fışkıran kan fıskiyesine benzerler.

Şiirlerimi yabancı bez parçalarını bir araya getirip dikerek oluşturmadım, onları kendim yarattım. Onlar akademik mürekkeple değil, kanımla yazılmışlardır. Buraya koyduğum şeyleri ben kendi gözlerimle gördüm - evet, evet, gördüm, şaşırmayın - ; ne kadar çok şey gördüm ve ne kadar çok görüntü de uçup gitti ve ben çizgilerini işleyemedim onların, imgelerimin tuhaflığının, alışılmadıklığının, yığmalığının, taşkınlık ve sertliğinin kabahatlisi ben kendimim fakat onları öyle doğurdum ve sonra yeniden yarattım kâğıt üzerinde.

Yeniden yarattığım şeyin hakikiliğinin hesabını verebilirim, Ben parlak hayat tabloları gördüm, o tabloların parçalarını ve onlarda kendi renklerimi buldum. Biliyorum, kullanışlı renkler değil bunlar, fakat ben karmaşık uyumları doğrudanlığı seviyorum, kimi kez kaba görünebilseler de.

Şiirlerim için söylenecek her şeyi önceden biliyorum ve ben kendim için hepsini yanıtladım onların. Ben kendime sadık olmak istedim ve hatta günahkâr da sayılacak olsam utanmayacağım günahlarımdan.

JOSÉ MARTÍ
Göklerde Eriyip Gitmek İsterdim, S. 51

31 Ocak 2020

Atatürk ve Tam Bağımsızlık - Muammer Aksoy


 Dün olduğu gibi bugün de, bazı politikacıların mantığında ve dilinde, kavramlar niteliklerini değiştirmektedirler. Bu gibiler, birbiriyle açıkça çelişen kavramları aynı zamanda savunabilmek gibi bir hüneri gösterebiliyorlar. İçtenlikten yoksun veya kavramları birbirinden ayırt edemeyen bu düşünüşteki kişiler, siyahla beyazı bağdaştırmanın yolunu buldukları kanısındadırlar. Böyle bir bağdaşma sonucunda ortaya çıkan artık gridir. Grinin, beyaz ya da siyah olmadığı şüphesizdir. Vesayetle bağdaşan bir bağımsızlık da, tam ve gerçek bağımsızlık değil, olsa olsa sadece yarı bağımsızlık; başka bir deyimle yarı bağımlılıkdır. Hatta uygulamada, en önemli noktalar da kendisini gösteren bağımlılık, fiilen tam bağımlılık sonucunu bile doğurabilir. İşte bugün geri kalmış bir ülkenin, örneğin Türkiye’nin çeşitli önemli noktalarda ve alanlarda bağımlı duruma gelmesini küçümsemeye çalışan kişilerin tutum1arını aydınlatma bakımından, bu düşünü Sivas Kongresindeki öncülerini gün ışığına çıkarmak faydalı olacaktır. Gerçekten Sivas Kongresi sırasında, bu gibi kavram canbazlarına bol bol rastlanmaktadır. Bu nedenle zamanımızda, Amerika’nın vesayetini kabul eden, onsuz yaşayamayacağımızı, ona tabi olmamızın normal bir şey olduğunu belirten, hem de bağımsızlık edebiyatından faydalanmayı ihmal etmeyen siyaset adamlarının varlığına tanık oldukça, Sivas Kongresindeki Amerikancıların sözlerini ve tutumunu hatırlamak ve hatırlatmak gerekiyor. Mustafa Kemal, Sivas Kongresindeki görüşmeleri anlatırken, bağımsızlıkla, güdümü bağdaştırmaya çalışan bu kelime canbazları hakkında şöyle diyordu: Refet beyin söylediği şuydu: Güdümün bağımsızlığı zedelemiyeceği kuşku götürmez iken, bazı arkadaşlarımız: Bağımsız mı kalacağız, yoksa güdümü mü kabul edeceğiz? yollu bir takım düşünceler ileri sürüyorlar. Onun için her şeyden önce güdümün ne olduğu anlaşılmalıdır. Bununla birlikte, güdümden söz açmadan önce de, zihinleri gıcıklayan bu raporda, bu deyime ne gözle bakıldığını anlamak gerekir. Fazıl Paşa Hazretleri, bağımsızlığı koruma koşulu ile güdüm buyuruyorlar. Refet bey diyordu ki: Bizim, Amerikan güdümünü yeğ tutmaktan amacımız, bütün toplumları tutsak kılan yürekleri, vicdanları söndüren İngiliz güdümünden kurtulmak, yumuşak ve ulusların vicdanlarına saygı gösteren Amerika’yı kabul etmektir. Yoksa, asıl iş para işi değildir. Söz olarak, güdüm ile bağımsızlık birbirine engel şeyler değildir; yalnız, eğer biz gerçekte güçlü olmazsak, işte o zaman güdüm altında eziliriz ve o zaman güdüm bizim için bağımsızlığı bozucu olur. Bugün Amerika’nın vesayetini savundukları halde bağımsızlığımızın da hiçbir suretle zedelenmiyeceğini (hatta gölgelenmeyeceğini) iddia eden (bağımsızlığımızı zedelemeğe razı olmanın vatana ihanet olduğunu teslim etikleri halde, tuttukları sakat yolu kusursuz sayan) bazı kelime oyuncuları vardır ki, bunların çelişme şaheseri olan açıklamalarını dinlediğimiz zaman, Sivas Kongresindeki görüşmeleri dinler gibi oluyoruz. 
Atatürk ve Tam Bağımsızlık sf.88

30 Ocak 2020

Mahatma Gandi " Hayat Prensipleri /Yedi Günah "


Mahatma Gandi, çalışma olmadan servet; vicdan / bilinç olmadan haz; karakter  olmadan  bilgi;  ahlak  olmadan  ticaret;  insanlık  olmadan  bilim; özveri olmadan din; ilke olmadan siyasetin insanı günaha götüren unsurlar olduğuna inanmış ve bunlardan uzak durulması gerektiğini savunmuştur.

Emeksiz Kazanç
Mahatma Gandi’nin babası Kaba Gandi, devlete bağımlılığıyla bilinen, rüşvet kabul etmeyen ve servet sahibi olmak gibi bir tutkuya sahip olmayan bir kişiydi. Aynı bilinçte yetişen Mahatma Gandi, geçim parasının alın teriyle kazanılmış olmasına dikkat etmiş ve avukatlık mesleğinin daha ilk yıllarında devlet dairelerinde dönen rüşvet olaylarını görerek zahmetsiz kazancın doğru olmadığını düşünmüştür.

Bilinçsiz  Haz
İngiltere’de olduğu dönemde yaşadığı acı bir tecrübe onu kendi mesleğini icra etmesinde önemli bir etken olmuştur. Mahatma Gandhi’nin ten renginden dolayı saçını kesmemesi, ona kendi işini yaparak özgüven  kazanma  yolunu  açmıştı. Mahatma Gandhi  böylelikle  sade  bir yaşam  şekli  benimsemiş  ve  çocuklarını  da  bu  şekilde  yetiştirmişti. Tümbenliğini sarankast duygularının yok edilmesi için yıllar geçecek olsa da O, birçok   yöndenkendini  topluma  adamanın  öncelikle  kendi  yaşamını düzenlemekten geçtiğine inanmıştır.

İlkesiz Siyaset
Mahatma Gandhi, dürüst idarecilerin ilkelerinin halka, vatana, dünyaya hayırlı olmak çevresinde şekillendiği görüşünde olmuştur. Bu siyasete göre vatanını ve halkını iyi tanıyan bir siyasetçi en iyi siyasetçi sayılabilir.

Özverisiz İnanç
Gandhi  bir  inanca sahip olmakla o inancı yaşamak arasında ki farkı görmüş ve İngiltere'de kaldığı dönemde Kitab-ı Mukaddes, Tevrat, Bhagavat Gita’yı okumuş Hinduizm’i yeniden anlamaya çalışmıştır. Bu  bağlamda Mahatma Gandhi’nin  ahimsasını kendini  yeniden  tanıma temeline  oturtmak yanlış  olmayacaktır. Gita’yı okumayı benimsedikten sonra   dertlerine   çözüm  bulmak  için  ona  başvurmuştur.  İnsanın  ruhen terbiyesinin  ancak  ahimsa ile başarabileceği vurgulayan Mahatma Gandhi için   ahimsa, Sessiz  Direnişinin  kapısını  açan  bir  anahtar  olmuştur. Dolayısıyla özveri göstermeden yapılan ibadet eksik inancın ürünü olarak addedilmiştir.

Niteliksiz Bilgi
Mahatma  Gandhi, bilim  ve  terbiye ile eğitim  ve öğretimin birbirinden ayrılmaması gerektiği kanısındadır. Ona  göre  birey, bilgisini ahlak ve edep anlayışının verildiği bir sistem dâhilinde geliştirirse insanlara faydalı olabilir.

Ahlaksız Ticaret
Mahatma Gandhi ticaret, tıpkı arkadaşlık gibi saygı, dürüstlük ve güven temelinde oluşması gerektiği düşüncesinden hareketle ticaretin de ahlaklı olanının insanı huzura erdireceğini öngörmektedir.

İnsaniyetsiz  Bilim
Mahatma   Gandhi,   bilimin  varlık  sebebinininsanların  huzuru  ve  refahıolduğu  savını  benimsemektedir.  O,  bilim insanlarının insanlık  ve  vicdan  anlayışından  yoksun  oldukları  sürece, hüsrana uğrayacaklarını düşünmektedir.


Mahatma Gandhi’nin İlkeleri

Mahatma Gandhi,  ülke  refahını  sağlamak  ve  halkı  huzura kavuşturmak  için  çıktığı  yolda  benimsediği  belli  başlı  ilkelere  sahip  bir liderdi. Bunları başlıklar halinde sıralamak gerekirse,

Doğruluk
Mahatma Gandhi’nin ilkelerinde ilk sırayı her şeyin başı sayılacak doğruluk almaktadır. ÖmrünüSatya’yı (hakikat-doğru)  bulmaya adayan   Mahatma   Gandhi,  kendi  hatalarından  yola  çıkarak deneyimler kazandığını  düşünmüş  ve inançlarını“Doğruluk  Tanrı’dır” ifadesiyle özetlemiştir.

Pasif  Direniş
Mahatma Gandhi  için  mücadele  pasif  direnişle  aynı doğrultudadır. Hayatta kalmak ve insanca yaşamak için mücadele yolunda tercihini pasif direnişten yana yapan Mahatma Gandhi, bu düşünceyi ciddi anlamda siyaset boyutunda ilk uygulayan lider konumundadır.

Et   Yemezlik
Hinduizm’in  en  göze  çarpan  prensiplerinden  biri kuşkusuz et  yememektir. Mahatma  Gandhi de  annesinin  koyu bir Hindu olması  hasebiyle  bu  prensipten  oldukça  etkilemiş  ve  Hindistan  dışında bulunduğu  dönemlerde  dahi  et yememiştir. Ona  göre  et  yemeden  yani vejetaryen bir beslenme, hem insan vücuduna faydalı hem de çok düşük gelir  seviyesine  sahip  olan  Hindistan’da,  ekonomik   bir   amaca   hizmet etmişti.

Brahmaçarya
Brahmaçarya, Mahatma Gandhi     için     dünyevi zevklerden uzak kalmakla aynı anlama gelmektedir. Kaynaklarda Mahatma Gandhi’nin, ihtiras içeren duyguların kendisine büyük bir suçluluk ve utanç duygusu  verdiği  düşüncesiyle  36  yaşında  cinsellikten  uzak  durma konusunda kendisine söz verdiği bilgisi mevcuttur. Ona  göre  Brahmaçarya, “duyguların düşünce, söz ve eylemde kontrolü” anlamını taşımaktadır.

Sadelik

Her zaman sade bir yaşam tarzı benimsediği bilinen Mahatma Gandhi’nin Batı tarzı yaşamın çok masraflı olduğunu düşündüğü; ailesi ve çevresine sade  yaşam için teşvikler yaptığı  görülmüştür. Hatta başkasına çamaşır yıkatmanın ne kadar masraflı olduğunun farkına vardığında kendi gömleklerini  yıkayıp  ütülemeye  başladığı  söylenmektedir.  Öte  yandan halkın  kendi  kıyafetlerini  kendilerinin  dikmesini  tavsiye  ederek  İngiliz mallarını boykot etmiştir.

İnanç

Hinduizm’e  mensup  olan Mahatma Gandhi, Budizm’i, Hristiyanlığı  ve  İslamiyet’i  kutsal  kitaplarından  öğrenmiş;  bütün  dinlerin eşit olduğuna inanarak hepsine saygı duymuştur.