09 Ocak 2019

Halide Edip Adıvar "Her iyi kadın erkek için mukaddes bir kalkandır."


Dünya, bütün memleketin sefaletine, esaretine, talihsizliğine rağmen çok güzeldi.

Haksızlığa sapıp çoğu insanın seninle beraber olmasını sağlamaktansa adaletle davranıp tek başına kalmak daha iyidir.

Ateşten gömlek taşıyanlar, sıcağın ısıttığı kadar yaktığını da bilirler.

Gece en karanlık ve ebedi göründüğü zaman gün ışığı en yakındır. Her gecenin bir sabahı vardır.

Çünkü hayat bana en korkak adamların, iddia ile cesaretten bahsedenler olduğunu öğretti.

Anlamak, affetmektir.

 

Bir umut - Cahit Külebi


Yorgunsun, uzaklardan gelmişsin,
Yitirmişsin ne varsa birer birer.
Bir sağlık, bir sevinç, bir umut
Onlar da nerdeyse gitti, gider.

Dost bildiğin insanların yüzleri
Aynalar gibi kapkara.
Suyu mu çekilmiş bulutların,
Dönmüşsün kuruyan ırmaklara.

Taşlara düşen saat gibi,
Ne artı, ne eksi.
Bir sağlık, bir sevinç,
Bir umut, hikaye hepsi... 



Galileo Galilei "İki gerçek birbiriyle asla çelişmez."

Hiçbir şey keşfetmeksizin büyük meseleleri uzun uzadıya anlatmak yerine, keşke bir tek olgu, hatta küçük bir şey keşfetseydim.

Tabiatın kitabı, matematiksel sembollerle yazılmıştır.

İnsana hiçbir şey öğretemezsin; öğrenmeyi ancak kendi içinde bulacağını öğretebilirsin.

Kainat dediğimiz kitap ,yazıldığı dil ve harfler öğrenilmedikçe anlaşılamaz.O, matematik dilinde yazılmış;harfleri üçgen, daire ve diğer geometrik şekillerdir.Bu dil ve harfler olmaksızın kitabın bir tek sözcüğünü anlamaya olanak yoktur.

Her şeyi bilme şeklindeki bu kendini beğenmiş küstahlığın temeli hiçbir zaman hiçbir şeyi anlamamış olmaktan başka birşey değildir. Bir kerecik bile olsa, tek bir şeyi tam olarak anlama deneyimi olan ve bilginin nasıl elde edildiğini gerçekten duyumsamış olan bir kimse, kendisinin hiç anlamadığı, sonsuz sayıda başka hakikatlerinde var olduğunu fark eder.

Evrenin kitabı matematik diliyle yazılmıştır.

Kuşku,bilimin babasıdır

Simone De Beauvoir "Genellikle güne telaş içinde başlarım, günün ilk saatlerini pek sevmem."

Etrafımızdaki dünyanın sarsıcı boyutlarına, cehaletimizin yoğunluğuna, bizi bekleyen felâket risklerine ve o muazzam topluluk içindeki bireysel zayıflığımıza rağmen, gerçek şu ki varlığımız kendi sınırlılığı içinde, sonsuza açılan bir sonluluk içinde sürdürme irademizi kullanırsak tamamen özgür oluruz.

Ve aslında, gerçek aşkları, gerçek başkaldırıları, gerçek düşleri ve gerçek iradeyi tanımış olan her insan bilir ki, hedeflerinden emin olmak hiç kimsenin iznine, güvencesine muhtaç değildir; O kesinlik duygusu kendi içgüdüsünden kaynaklanır.

Gerçek yeteneğinizi göstermek daima, bir anlamda, yeteneğinizin sınırlarını zorlayarak, ötesine gidebilmektir. Cüret etmek, araştırmak, yaratmak; işte ancak öyle bir anda yeni yetenekler ortaya çıkar, keşfedilir ve hayata geçirilir.

İlk olarak çay içerim, ardından saat on gibi çalışmaya başlarım ve saat bire kadar çalışırım. Sonra arkadaşlarımla görüşürüm, saat beş gibi yeniden çalışmaya dönerim ve saat dokuza kadar çalışmaya devam ederim. Öğleden sonraları ilerlemede en ufak bir zorluk yaşamam. Şimdi de siz gittikten sonra bir şeyler okuyacağım ya da alışverişe gideceğim. Genelde çalışmanın benim için bir zevk olduğunu söyleyebilirim. 

Eğer çalışma iyi gidiyorsa, on beş dakikamı ya da yarım saatimi bir gün önce yazdıklarımı okumaya ayırırım ve ufak düzeltmeler yaparım. Sonra kaldığım yerden devam ederim. İlerleme kaydetmek için yazdıklarımı okumak zorundayım.

Arkadaş Z.Özger - Aygın

ben eskiden uzaklıklar, elyazması ve kırık bir sevinçtim. acının ve onarmanın bedenimi yuğduğu ak pak harç kuyusu. vuramadım kendimi temelli yapılara, sallantılı sevgi anıtı var ya şimdi, görenler hep şaşarlar ya, eskiden çok görkemli kulesinin ucudaki kocaman bir çalar saatin vuruşlarını gece gündüz kendi yürek atışlarıyla ayarlayan kimsesizler ülkesinin kralı. az köle azad etmemişti ama, hiç kimse onun ülkesinin göğünü kucaklayan kocaman ellerinin takılı olduğu bedeninin rengini görememiştir. ama oturduğu kulenin o küçük dar açılı penceresinden dünyaya açılmanın olanaklarını ince bir nakkaş gibi yüreğine işlemediğini de kimse söyleyemez.

eskidendi: elyazması nameler alırdın ve ne çok da yazardın. o küf kokulu yangın erlerinin kıkırdak sözcüklerle sıvadıkları sevgi iskeletlerine az mı can verdin? hangisi anlayabildi senin yorgun kanatlarındaki dirençli ulaşma isteğinin uzaklıkları emebilici gücünü ki onlar varoluşun acımasız kervanlarını yıllarca sahte bir yüzle dürüstlüğün örnek kılavuzları gibi hep kendi yansı'larına sürüklediler. yanılgıyı ipek kefenlere sarıp ısrarla umudun doğurgan topraklarına gömmekte ne buldun sonunda kazancın göğsünü rüzgar acısıyla dağlayan yaşlı bir alışkanlık oldu. doğrunun ve yalanın adını koyamadın san. yanılgın bu.

ey bana titrek krallığımdan miras kalan yüreğimle isyancı askerlerine şefkat dağıtan sevdalı tekliğim. artık çöz salgının iplerini ve kavruk bir çarpıntı olan bireyci gizemini dünyaya bırak. senin yırtıcı kuşlar ve güvercinler arasıdan ustalıkla geçirdiğin ışıltısız kargın elbet saplanacak ilençli bir bulut bulur gökyüzü arenasında.

şimdi senin görevin eski elyazması namelerle geçmişin burgulu hüzünlerinin bıraktığı yaraları iyileştirmektir. sevincini uzaklıklara bölerek çoğalttığını beklemenin savruk tadını, kırık dostlukların yarım yamalak içteliklerini de unut artık. önemli olan yaşadığının, yaşarken neler yaptığının, neler yapılacağının, büyük küçük iğreti şeylerin bilincide olmaktır. bu bilinci taşımak için her zaman erken sayılır. bunu bil.

hiçbir şeyin sonu yoktur.

bunu da.

bir gün nasılsa bütün acılar eskiyecek.

işte hayat; yıllarca eziyetini üzerinde taşıdığın ısrarlı bir gecikmeye doludizgin koşturacak ne varsa hepsi yanında. başkaldıran çalarsaatinin vuruşlarını duy.
yüreğini kurtar.

vur umudunu kalabalık ağaçlara
yorumla beslenen dallara köpürerek akan sulara
kır çiçeği kokusuyla aygınlaşan dağlara
kurcala yaşamanın gizemli torbasını
ekmeğin ve terin kardeşliğini kıskan
sana toprağı ve aşkı öğretecek
hayat denen anneye koş
"Sevdadır"