24 Mart 2017

Abidin Dino * Metin Altıok * Tomris Uyar * Melih Cevdet Anday * Haldun Taner

Benim yapabildiğim, bildiğim umduğum, son soluğuma değin yapacağım -ki önümde uzun bir zaman yok, biliyorum- bu bir takım şeylerin yaklaşmakta olduğu duygusunu yaşamak ve yaşatmak.  Her zaman felaketleri düşünmemek gerek. En korkunç acılardan sonra tüm bu yaşadıklarımız olağanüstü güzellikte bir yaşama dönüşebilir...Kısa Hayat Öyküm - Abidin Dino

Özgürlük ve refahın olmadığı, yarın endişesinin kol gezdiği bir ülkede şiir kendi yalnızlığında, kendi sesiyle avunacaktır elbet. Ey şiir okumayan, şiire kulak tıkayan okur, haklı olan sensin. Sana saygıyla karşılık bir öfke duymaktan başka bir şey gelmiyor elimden. Ama şunu iyi bil ki, şiirle zıtlaşmanın yarar sağlamayacak sana. Çünkü şiirin yalnızlığı senin de yalnızlığındır ve bu yalnızlık şiirin değil senin sonun olacaktır. İnanıyorum ki sen günün birinde Anka gibi kendi küllerinden yeniden doğacaksın. İşte o gün gelene kadar benim sana diyeceğim; ateşin bol, tükenişin çabuk olsun...Metin Altıok

Her sanatçı kendi yankısını gördüğü bir aynaya daha kolay bağlanabilir. O kadar ki, aradaki aşk bitse bile o aynayla yaşanmış duygudaşlık anları, kıyasıya yapılmış edebiyat tartışmaları, ortak bir geçmiş kalır geriye.Yaratıcılığı körükleyen ilişkilerdi bunlar. Tiryakilik gibi bir şeydi. İki taraf da karşısındaki için esin perisiydi…Tomris Uyar

Bir romanda okumuştum, irade teorisi yapan bir düşünür, bir tekerleğin orta yeri gibi sakin kalmağa alıştırıyordu kendisini. Hayat gümbür gümbür dönüyor, ama o, orta yerde istifini bile bozmadan hareketsiz kalabiliyor. Gerçekten büyük bir başarı. Yalnız o adamla benim aramda önemli bir ayrım var: O bunu çaba ile elde etmek istiyor, bense doğuştan öyleyim galiba. Doğuştan iradeliyim. Öyle mi? Yok, bununla kendimi kandıramam. Davranışlarımın içimden gelmesini beklememeliyim, çünkü içim yok benim. Belki kimsenin yok. Herkes, yalan yanlış, daha iyi bir dünyanın ardına düşmüş, o dünya için, boşuna da olsa çırpınıyor, çalışıyor. Üst yanı aylaklıktır...Melih Cevdet Anday
 
Dünyada hiçbir şey, karşısındakini kandırdığını sanan bir budalanın sevinci kadar komik değildir...Haldun Taner


23 Mart 2017

Abidin Dino - Yeditepe öyküleri

Yeditepe Öyküleri, Abidin Dino tarafından 1934-1940 arasında yazılmış olan beş kısa öyküden oluşan kitaptır. Yeditepe başlığındaki ilk öykü 1934 yılında Servetifünun dergisinin 2258-573. sayısında yayımlanmıştır. İkinci öykü 1934'te yine Servetifunun dergisinde, üçüncü öykü 1939'da Yeni S.E.S., dördüncü öykü 1940'ta Yeniyol'da, beşinci öykü ise yine 1940'ta ancak bu kez Küllük'te yayınlanmıştır. Kitapta yer alan desenler de yine Abidin Dino'nun kendisine aittir. 
 
SUNU
 
  Abidin Dino, ölümünden sonra da bizleri şaşırtmaya devam ediyor.
Eller ve özellikle Pera  Palas’tan sonra yayımlanan, uzun yıllar boyunca çeşitli aralıklarla dönüp dönüp yazdığı Sinan’ın düşsel yaşamöyküsünün ardından gelen Toplu Yazıları, ölümüne değin yakın çevresi dışında pek bilinmeyen yazarlık yönünü öne çıkardı Dino’nun.
Abidin, yaşamı boyunca sürekli yazdı ve çizdi. Ölene değin: Sözcüğün gerçek anlamında, son nefesine değin, belki ilk kez titreyen eline karşın, küçücük not defterlerine notlar düşmeyi, desenler çizmeyi sürdürdü.
Bu kitapçıkta yer alan beş öykü ise çok eskilerden geliyor. 1930’lardan. Yeditepe başlığını taşıyan ilk öykünün yayım tarihi 1934. Dönemin önemli dergisi Servetifünun’un 2258-573. sayısında yayımlanmış. Demek ki, bu öyküyü yazdığında Abidin, yirmi bir-yirmi  iki  yaşlarında.  Sait  Faik  henüz  ilk  kitabı Semaver’i (1936) yayımlamamış.
İkinci öykü Kasım 1934’te gene Servetifünun’da (ama artık  adı Uyanış), üçüncüsü  1939’da Yeni S.E.S., dördüncüsü 1940’ta Yeniyolda, beşincisi gene 1940’ta ama bu kez Küllük’teyayımlanmış.
Abidin’in 1934’te Sovyetler Birliği’ne gittiğini biliyoruz. 
1937 sonuna değin bu ülkede kalan Abidin, buradan Paris’e gitmiş, 1938’de yurda dönmüştü. Bu durumda, bu öykülerin ilk ikisini yurtdışından göndermiş olması gerekiyor gibi. Ama bunun  doğruluğundan  kuşkum  var.  Yayımlanış  tarihleri  altı yıllık  bir  süreye  yayılmış  da  olsa,  dikkatli  bir  okur,  bunların uzun aralıklarla yazılmamış olduğunu kolaylıkla görür. Daha ilk öyküde, derginin düştüğü neşredilmemiş kitabından, bir sonrakinde yakında neşredilecek kitabından notları da, bu görüşümü doğruluyor. Kanımca, bu beş küçük öyküyü, yazıldıkları dönem ve o dönemin Türk  yazını  göz  önünde  tutularak  değerlendirmek gerektirir.
  Bu değerlendirmeyi yaptığımızda şaşırtan bir olguyla karşılaşıyoruz: O  dönemin  Türk  öykücülüğünde,  bu  öykülerin benzeri  yok.  (Belki,  Sait  Faik’in Semaver’deki bir  öyküsünü, Kırlangıç Yuvasındaki Kadın’ı bu yargının dışında tutmalıyım.)
Buna karşılık bu öyküler, garip bir biçimde, Babel’i anımsatıyor. Onun Odessa Öyküleri’ni., Abidin, Sovyetler  Birliği’ne  gittiğinde  Babel’le  tanışmış ve aralarında yakın bir dostluk oluşmuştu. Ne var ki, Yeditepe Öyküleri’nin ilki  yayımlandığında,  Abidin,  Rusya’da  değildi, henüz Rusça da bilmiyordu. O yıllarda, Babel’in öykülerinin Fransızcaya  çevrildiğini  ise  sanmıyorum.  Dolayısıyla,  bu  yakınlık, bu benzerlik habersiz bir yakınlık olsa gerektir.
Abidin,  gençlik  yıllarında,  arada  bir Tophane’deki  esrar tekkelerine uğradığını, o yöredeki yosmalarla, esrarkeşlerle, toplumun lümpen tabakasıyla “tanıştığını” anlatırdı. O günlerden kalan birçok deseninde bu insanların yüzlerini görürüz.
Yaklaşık yetmiş yıl sonra, bu öyküleri, kitaplıkların karanlık  köşelerinden  bulup  çıkaran  yorulmaz  Turgut  Çeviker’in çabalarıyla  Yeditepe Öyküleri, işte  bu  desenlerden  birkaçının eşliğinde okuyucuya ulaşıyor.  Dediğim gibi, Abidin, ölümünden sonra da, bizleri şaşırtmaya devam ediyor.

Ferit EDGÜ
Kandilli, Mart 2001


Yeditepe hiç de bildiğiniz gibi değildir. Yeditepe, yedi derya, yedi rüzgar, yedi gurbet bağlar.


20 Mart 2017

Homo Sapiens'in yazarı Harari: 'Gereksizler' diye yeni bir sınıf doğuyor ...


Homo Sapiens’in yazarı Harari: ‘Gereksizler’ diye yeni bir sınıf doğuyor.

Yuval Norah Harari’nin ilk kitabı ‘Homo Sapiens: Hayvanlardan Tanrılara’yı (Kolektif Kitap) okuduğumda insanlığa dair kafamdaki pek çok soru işaretine cevap bulmuş, daha evvel üzerinde pek düşünmediğim yeni soruların peşine düşmüştüm: “İnsan (Homo sapiens) neden ekolojik bir seri katile dönüştü? Kadınlar üstün sosyal becerilere sahipken, neden çoğu toplum erkek egemen? İnsanı bekleyen gelecek ne?”
Yalnız değilmişim, çünkü kitap dünyada satış rekorları kırarken Türkiye’de de 100 bin bandını aştı. Genç tarihçi Harari, bu defa ‘Homo Deus: Yarının kısa bir tarihi’ (Kolektif Kitap) kitabında gelecekte insanın neye evrileceğini, yine tarihi bilim ve teknolojik gelişmelerle harmanlayarak, akıcı ve anlaşılır bir dille tarif ediyor.


Mehveş Evin

18 Mart 2017

Mustafa Kemal Atatürk "Siz vatanı için, milleti için, namusu için canını ortaya koyan böyle insanları bu kadar mı tanıyorsunuz? Eğer onları tanımazsanız; geleceğinizi göremezsiniz, hedeflerinizi bilemezsiniz."

Ülkemizde takvimlerin 1936 yılını gösterdiği tarihlerde Balıkesir Çanakkale yolunun açılışı için Atatürk'ün yolu da Havran'a düşmüştü. Buraya geldiğinde, Çanakkale Savaşında bizzat görüştüğü ve başından geçenleri kendisinden dinlediği Koca Seyid'i hatırladı. Mahalli yetkililere Koca Seyid'i sordu fakat hiçbiri onu tanımıyorlardı. Atatürk oradakilerden hemen Koca Seyid'i bulmalarını istedi ve onlara hitaben: 
-" Sizi onunla tanıştırmak istiyorum. Yaptığınız milletin kahramanlarına vefasızlıktır. Kendisini tanıyın ki, bu topraklar üzerinde yaşamanın bir bedeli olduğu bilinsin." Dedi. Uzun uğraşlar sonrasında buldular. Önce yıkattılar, ardından traş ettiler. Üzerindeki elbiseleri çıkartarak Nahiye Müdürünün elbiselerini giydirdiler. Bu şekilde paşanın karşısına çıkardılar. Paşa bu kıyafetlerde birini beklemiyordu karşısında. Ama onu toplumun içinde utandırmamak için iltifat etti. 
 
-"Koca Seyid bu elbise sana çok yakışmış, onu nereden satın aldın?" -"Paşam sizin geldiğinizi bana haber verdiler. Çok sevindim. Beni arattığınızı duyunca dünyalar benim oldu. Bana bu elbiseyi giydirdiler. Kaymakam bey öyle uygun gördü."
 
Konuşma sonrasında Atatürk orada bulunanlara gereken dersi vermeyi ihmal etmedi. 
 
-" Siz vatanı için, milleti için, namusu için canını ortaya koyan böyle insanları bu kadar mı tanıyorsunuz? Eğer siz onları tanımazsanız geleceğinizi göremezsiniz. Hedeflerinizi bilemezsiniz."