10 Mayıs 2020

10 Mayıs , Pazar Anneler Günü


Bir çocuk doğduğu anda, bir anne doğmuş olur...Osho

Anne hakkına dikkat et! Onu başında taç et! Zira anneler doğum sancısı çekmeselerdi, çocuklar da dünyaya gelmeye yol bulamazlardı...Mevlana
 
Ana gibi yar olmaz, Bağdat gibi diyar olmaz...Türk Atasözü
 
Annelik, tıp kitaplarındaki kadar kalsaydı, bu kadar büyük olabilir miydi...Cahit Zarifoğlu 
Kadınlar zayıftır; ama analar kuvvetlidir...Victor Hugo
 
Önemli olan her şey için güvendikleri kişi annedir, o gıdadır, yataktır ve soğuk gecelerdeki ek battaniyedir...Katherine Butser Hataway
 
Annem her yerde. Bir gül kokusunda, bir kaplanın gözlerinde, bir kitabın sayfalarında, yediğimiz yemekte, çölün fırtınasında, günbatımının pırıldayan cevherinde, dolunayın kristal ışığında, gün doğumunun tüllerinde...Grace Seton Thompson
 
Şefkatin en büyük amili analardır. Hayatımdaki bütün hatalarım, ana terbiyesi görmeyişimden ileri gelmiştir...Jean J. Rousseau
 
Yaşamdaki güzel şeylerin çoğu ikişer, üçer, düzinelerle ve yüzlercedir. Sayısız yıldız, gül, kardeş, hala ve kuzen vardır; ama anne tektir...Kate Douglas Wiggin
Anne, beş kişi için yalnızca dört dilim pasta olduğunu fark ettiği anda, pastadan nefret ettiğini duyuran ilk kişidir...Tenneva Jordan
 
Anneler her şeyi görmeseler bile, kalpleriyle duyarlar...Alekseyeviç Ostrovski
 
Anneler, doğanın gereği taraf tutarlar...William Shakespeare
 
Annelerde kırık kalpleri yapıştıran, sihirli bir tutkal vardır...Pam Brown
Annelerin çocuklarına gösterebileceği en büyük sevgi, onlarla kuracağı arkadaşlıktır...Henry Ford 
 
Ana, hayatın ebediliğidir...Emile Zola
 
 Başarısızlık ve felaketlere rağmen, hayata karşı güvenlerini sonuna kadar saklayabilen iyimser insanlar, daha çok iyi bir anne tarafından büyütülmüş olanlardır...Andre Mauroıs
 
Anne kalbi, çocuğun okuludur...Henry Ford
Anne kolları şefkatten yorulmamıştır, çocuklar orada derin derin uyurlar...Victor Hugo
 
Bir anne yüreği, dibinde her zaman af bulunan bir uçurumdur...Honore de Balzac
 
 Anne ve babalar, yaşamla başa çıkma konusunda çocuklarından çok şey öğrenirler ...Muriel Spark
Bana iyi analar veriniz, size iyi vatandaşlar vereyim...Napoleon Bonaparte
 
Bana okuduğum kitapların en güzelinin hangisi olduğunu sorarsanız, söyleyeyim annemdir...Abraham Lincoln
 
Başarısızlık ve felaketlere rağmen, hayata karşı güvenlerini sonuna kadar saklayabilen iyimser insanlar, daha çok iyi bir anne tarafından büyütülmüş olanlardır...Andre Maurois
Beşik sallayan eller, dünyayı yerinden oynatacak bir gücü simgeler...Peter de Vries
 
Bir adam en çok sevgilisini, en iyi şekilde ailesini, en uzun da annesini sever...İrlanda Atasözü
Hiç kimse kollarında bir çocuk tutan anne kadar muhterem ve birkaç çocuk arasındaki bir anne kadar, saygı değer değildir...Wolfgang Van Goethe
 
Çocuğuna sütünü feda etmeyen annelerde, evlat muhabbeti kuvvet bulmaz...Jean J. Rousseau
 
Dünyada öğretilen bütün bilgilerin hiçbiri, bize bir ananın bakışının bir kelimesinin verdiği şeyi vermeye muktedir değildir...Wilhelm Raabe
 
Gençlik geçer, aşk söner, arkadaşlık yaprakları dökülür; fakat bir annenin gizli ümitleri baki kalır...Oliver Wendell Holmes 
 
Fırtınalar atlatmış olmaktan gururlu annem, benim üstünden geçtiğim sağlam bir köprüdür...Carolyn M. Rogers


09 Mayıs 2020

Kutsal Amaçlar Yolcusu - Friedrich Schiller



Hayatımın baharında,
Çıkıp yollara düştüm.
Gençliğimin neşeli danslarını,
Baba evinde unuttum.
Malım mülküm, neyim varsa,
Seve seve bırakıp gittim.
Hafif bir değnek elimde,
Yürüyorum sevinçle.
Kuvvetli umuttu beni çeken,
Müphem bir inanç sözü,
Git, diyordu, yolun açık,
İlk kaynağa doğru yürü!
Yürü, bir altın kapıya kadar,
Ulaşınca içeri gir,
Dünyaya bağlı olan herşey orda,
Tanrısal ve ölümsüm olacaktır.
Akşam oldu, sabah oldu,
Yürüyordum yürüyordum
Her an bana gizli kaldı,
İstediğim, aradığım.
Yoluma durdu dağlar,
Geçit vermedi seller,
Tahtalar uzattım uçurumlara,
Irmaklara köprü kurdum.
Aydınlık bir iklime akan,
Bir nehrin kıyısına geldim.
Sevinç ve inanışla içim dolu,
Attım kendimi kucağına.
Büyük bir denize doğru,
Beni sürükledi dalgaları,
Önümde sonsuz bir boşluk,
Hâlâ amaçtan uzaktayım.
Hiç bir yol oraya götürmüyor,
Ne yazık ki üstümüzdeki gökler,
Topraklara inemiyor,
Ve orası hiç bir zaman, burası değil!  


Ulrike Meinhof



   Üzgün olmaktansa, öfkeli olmayı yeğlerim

İncelenmesi gereken bir şey, hastalıklı bir şey 

Kapitalizmin son demlerinin keyfini sür, nasıl olsa sosyalizm yakın

Son kertede gördük ki, dünya değiştirilmiyor. Aksine yıkılıyor

08 Mayıs 2020

Bir Delinin Anıları - Gustave Flaubert

VII
Peki, bütün sefahatler, zihin, beden ve ruh sefahatleri tarafın­dan piçleştirilmiş bu toplum ne zaman son bulacak? 

 O zaman, dünya üstünde şüphesiz neşe olacak, medeniyet adı verilen o yalancı ve ikiyüzlü vampir sonunda öldüğünde; kraliyet kaftanı bırakılacak, asa, elmaslar, çöken saray, düşen şehir bırakılıp akıncılara ve kurda katılınacak 

Hayatını saraylarda geçirdikten ve ayaklarını büyük şehirlerin kaldırım taşlarında eskittikten sonra, insan ölmek için ormaniara gidecek. 

Toprak, onu yakan yangınlardan ötürü kurumuş ve her yeri kavgaların tozuyla kaplı olacak; insanların üstünden geçmiş olan umutsuzluk soluğu onun da üstünden geçmiş olacak ve artık sa­dece acı meyveler ve dikenden güller verecek ve ırklar daha beşik­teyken sönecek, rüzgarların dövdüğü ve çiçek açmadan önce ölen bitkiler gibi..

Zira her şeyin helbet bitmesi ve üstünde yürünmekten yeryü­zünün eskimesi gerekecek; zira enginlik nihayetinde, bu kadar gü­rültü yapan ve hiçliğin ihtişamını rahatsız eden bu toz zerresinden sıkılmış olmalı. Altın, elden ele geçmekten ve yoldan çıkarmaktan illa ki yorulacak; bu kan buharı illa ki durulacak, saray, içindeki zenginiikierin ağırlığına dayanarnayıp yıkılacak, orji illa ki bi tecek ve uyanacağız.

İnsanlar bu boşluğu gördüklerinde devasa bir umutsuzluk kah­kahası kopacak; ölüme, yiyen, her daim aç olan ölüme gitmek için hayatı terk etmek gerektiğinde ... Ve her şey, hiçliğin içine doğru çökmek için çatırdayacak; ve erdemli adam erdemini lanetleyecek ve günah ellerini çırpacak. 

Çöle dönmüş bir dünyada hala dolanan birkaç insan birbirine seslenecek; birbirine doğru gidecek ve kendisinden korkarak deh­şet içinde gerileyecek ve ölecek. O zaman insan ne olacak, o ki ha­lihazırda yırtıcı hayvanlardan daha kıyı cı ve sürüngenlerden daha hain? Sonsuza kadar elveda, ışıltdı arabalar, bandolar ve şöhretler; dünyaya elveda, bu saraylara, bu anıtkabirlere, suçun haziarına ve ahlaksızlığın neşelerine! Taş aniden düşecek, kendi kendini ezecek, ve üstünde ot bitecek! Ve saraylar, tapınaklar, piramitler, sütunlar, kralın mezarı, fakirin tabutu, itin leşi, bütün bunlar, yeryüzünün çimeni altında aynı yükseklikte duracak. 

O zaman, mendireği olmayan deniz kıyılara vurup dinlenecek ve dalgalarını götürüp şehirlerin hala tüten külleri üstünde yıka­yacak; ağaçlar büyüyecek, onları okşayacak ya da kıracak bir el ol­madan yeşillenecek; ırmaklar,  mineli çayırlarda akacak; doğa, kendisine karşı gelen insan olmayınca özgür olacak, ve bu ırk sö­necek zira daha çocukluğundan beri lanetliydi. 

Hazin ve tuhaf çağ bizimki! Bu büyük haksızlık çağlayanı hangi okyanusa doğru dökülüyor? Bu kadar dipsiz bir gecede nereye gi­diyoruz? Bu hasta dünyayı yoklamaya kalkanlar, bağırsaklarında kıpraşan ahlaksızlıktan korkarak hemen geri çekiliyor. 

Roma ölmekte olduğunu hissettiğinde, hiç olmazsa bir umudu vardı: Kefenin arkasından bakınca, ebediyetin üstünde parlayan, ışıltılı haçı görüyordu. Bu din iki bin sene sürdü ve işte tükeniyor, yeterli gelmiyor ve ciddiye alınmıyor; işte yıkılan kilise leri, üst üste ölülerle dolu ve taşan mezarlıkları. Ya biz, bizim nasıl bir dinimiz olacak? Bizim olduğumuz kadar yaşlı olmak ve hala Mısır' dan kaçan İbraniler gibi çölde yürümek. Vaad Edilmiş Topraklar neresi olacak?


Her  şeyi denedik ve her şeyi, umutsuzca inkar ediyoruz; ve sonra, tuhaf bir tamahkarlık, ruhumuzla ve insanlığımızla bizi ele geçirdi; içimizi kemiren devasa bir endişe var, kalabalığımızda bir boşluk var; etrafımızda bir kabir soğukluğu hissediyoruz.

İnsanlık kendini makineleri d öndürmeye kaptırdı ve bunlardan oluk oluk akan altını görünce çığlığı bastı: "Tanrı bu!" Ve bu Tanrı'yı yiyor insanlık.  Ölmeden önce -çünkü her şey bitti, elveda! elveda! -şarap var! Herkes, içgüdüsünün onu sürüklediği yere doğru koşturuyor, dünya, üstü böcek dolu bir kadavra gibi kala­balık,  şairler düşüncelerini biçimlendirmeye zaman bulamadan geçip gidiyor, düşüncelerini kağıtların üstüne ancak atıyorlar ki kağıtlar uçuşuyor; günübirlik krallıkların ve karton asaların altın­daki bu maskeli baloda her şey parlıyor ve ses getiriyor; altın saçı­lıyor, şarap oluk gibi akıyor, soğuk sefahat elbisesini kaldırıyor ve oynatıyor, dehşet! dehşet! 

Ve üstelik, bütün  bunların üstünde, herkesin kendi ucunu çe­kiştirdiği ve elinden geldiğince örtündüğü bir  örtü var. Acı  ko­medya! dehşet! dehşet!
Aç gözlerini zayıf ve kibir dolu insan, toz zerreciğinin üstüne güçlükle tırmanan karınca; kendi kendine özgür ve büyük olduğunu söylüyorsun, kendi kendine saygı duyuyorsun, hayatı süresince o kadar aşağılık olan sen, ve kuşkusuz alay etmek için, gelip geçen çürük bedenini selamlıyorsun. Ve sonra sanıyorsun ki, büyüklük adını verdiğin bir miktar gurur ve 'Toplumun' özü olan bu alçak çıkar arasında çalkalanan bu kadar güzel bir hayat, ölümsüzlükle taçlanacak.


07 Mayıs 2020

Kitaplar - Rıfat Ilgaz



Üç odalı bir ev kiraladığım gün,
Kurtulacak kitaplarım
Merdiven altındaki şeker sandığından.

Gün geçtikçe bir kitaplığım olacak,
Tabanında halı döşeli
Benden söz açıldı mı
Önce kitaplarımın sayısı söylenecek
Sonra baremdeki derecem..
Bense herşeyden uzak,
Kitaplarımın ortasında kendimi unutacağım

Evde bulunmadığım günler
Meşgul diyecek beni soranlara
Güler yüzlü hizmetçim.

Başka bir gün
En kalın kitabımı okur görünürken
Bastıracak misafirlerim
En yakın dostumun
Dalgın dalgın bakıp yüzüne
Adını soracağım
Çıkarırken gözlüğümü
Nerde tanıştıktı diyeceğim
Yabancı gelmiyor yüzünüz
Dalgınlığım onları güldürmiyecek.

Sorarlarsa dünyanın gidişini
Duvardaki büyük adam resimlerine bakıp
Eflâtun'dan satırlar okuyacağım.