30 Ocak 2019

Mahatma Gandi "Gelecek bugün ne yaptığınıza göre şekillenir."


Dünya, herkesi doyuracak kadar kaynağa sahiptir. Ama herkesin açgözlülüğünü doyuracak kadarına değil.

Mutluluk; düşündüğün, söylediğin ve eylediğinin uyum içinde olmasıdır.

Sevginin olduğu yerde hayat vardır.

Kişi düşüncelerinin ürünüdür. Ne düşünürse o olur.

Kimse iznim olmadan beni incitemez.

Umutsuzluğa kapıldığımda tarihi düşünürüm gerçeğin ve sevginin daima galip geldiğini hatırlarım. Her zaman zalimler ve caniler olmuştur. Bir süre için yenilmez görünebilirler, ama sonunda hep yenilirler. Her zaman bunu düşün.

Kötülükler üzerine düşünmeye başlarsam deliririm ve Hindistan’a hizmet edemez hale gelirim. Hiç düşmanım olmadığını varsaymaya başlasam, kendi hatalarımı dünyaya açık etsem ve diğerlerinin hatalarına gözlerimi yumsam ne olur ki?

Kadın erkeğin esiri değil; can yoldaşı, desteği, kederlerinin ve sevinçlerinin tam anlamıyla ortağıdır.

Haksızlığa sapıp bütün insanlar seni takip edeceğine, adaletle hareket edip tek başına kal daha iyi.

Toprağı kazıp onu işlemeyi unutmak, kendimizi unutmak demektir.

Bencilliğin gözü perdelidir.

Sevgi dünyadaki en incelikli güçtür.

Her sabah kalktığım zaman kendi kendime şöyle söz veririm: Dünya üzerinde vicdanımdan başka kimseden korkmayacağım. Kimsenin haksızlığına boyun eğmeyeceğim.Adaletsizliği adaletle yıkacağım ve mukavemet etmekte ısrar ederse onu, bütün mevcudiyetimle karşılayacağım.

Düşünceye gem vurmak, zihne gem vurmak gibidir. Bu ise rüzgarı zapt etmekten de zordur.

Robert Frost "Dünya istekli insanlarla dolu; bazıları çalışmaya istekli, geri kalanlar da onları kendi hallerine bırakmaya."



Deneyip de başaramayanları değil, yalnızca denemeye bile kalkışmayanları yargıla.

Beyin harika bir organ; sabah kalktığında çalışmaya başlıyor. İşe gidinceye kadar durmuyor.

Dünyanın yarısı söyleyecek bir şeyi olan ama söyleyemeyen, öteki yarısı da söyleyecek bir şeyi olmayan ama durmadan konuşan insanlardan oluşur.

Banka, size hava iyiyken şemsiye verip, yağmur başladığında geri isteyendir.

Hayatta öğrendiğim her şeyi üç kelime ile özetleyebilirim : hayat devam ediyor.

Anton Çehov "Aşılmasına imkan olmayan hiçbir duvar yoktur."


 
 
 

Kendini yalnız hisseden kimse için her yer çöldür.

 
 

28 Ocak 2019

Kızı, Neyzen Tevfık'i anlatıyor.

Küçücük bir evdi odası. Kendi zevkine ve olanaklarına göre düzenlemişti. Kendi dünyasında yaşıyordu. Şeker hastasıydı, geçenlerde uzun süren rahatsızlığı da olmasa kendini iyi hissediyordu. Hoşsohbet, sevecen, güler yüzlü, temiz ve uyumlu giyimli, orta yaşın üstünde bir hanımdı. Kendine sorarsanız “75 yaşındaydı, ama yılbaşından sonra 70-73 arasında gidip geliyordu.”

Gelen gideni yoktu pek. Yatağı, buzdolabı, televizyonu ve dolabıyla gereksinim duyulacak hemen her şey vardı odasında. Bizi sanki evindeymiş gibi ağırlamaya çalıştı, özel bir dinlenme eviydi burası. Yatağın üzerinde asılı küçük bir çerçeve içinde yer alan fotoğrafla ne çok benzerliği vardı Leman Hanım’ın. Bu fotoğraf, ünlü ney ustası Neyzen Tevfik Kolaylı’ya aitti. Leman Kolaylı da onun tek çocuğuydu.

Leman Kolaylı, önce içten anlatımıyla söyleyeceklerini özetleyiverdi: “Babamı benden başka herkes iyi tanıyor, emin olun.”

Babasıyla ilgili anımsadıkları mı?

“Bilseniz o kadar komik hadiseler oldu ki... 1953 senesinde öldüğü zaman, İzmir’de olduğum için cenazesine gidemedim. 4-5 ay sonra tanıştığım eczacı, ‘Babanız benim ellerimde öldü’ dedi. Oysa babam, Nuri Demirağ’ın Beşiktaş’taki evinde ölmüştü. Adama itiraz ettim, o da ‘Hayır, benim kollarımda öldü’ diye ısrar etti. Ben de ‘Tamam, sizin dediğiniz gibi olsun’ dedim.”

Küçük oğlundan söz etmeden yapamıyordu. 31 yaşında ölmüştü oğlu. Onu yitirişini, “Hapa alıştı, sonra da cinayete ismi karıştı” diyerek özetledi. Gözleri doluyor, yüreğindeki acıyı dindiremiyordu. Basından yakındı:

“Herkes hep Neyzen Tevfik’in torunu diye yazdı. Ne kadar çirkin bir şey... Bu yüzden basına kırgınım. Oğlum da kahrından intihar etti diyorum. Bir oğlum daha var. Bir çiftlikte oturuyor, çalışıyor, ara sıra beni görmeye gelir.”

Hüzünlü gülümsemeyle, geçmişle ilgili kırık dökük anılarını sıraladı:

“İstanbul’da Pendik’te otururduk. Çok güzel bir yerdi burası. Bu zamanın gençleri gibiydik. Amcam (Şefik Kolaylı) hiç mutaasıp değildi. Fevkalade medeni fikirli bir insandı... Nüktedandı babam, çok güzel taklit yapardı. İçkiyi fazla kaçırdığı zaman, Kadıköy’deki eve gider, orada duvarlara şiir yazarmış. Sonradan doktorlar deftere geçirmişler. Yani düzenli olarak bir yere şiir yazmazdı.”

Annesiyle babasının evlilikleri üzerine söyleyebilecekleri?

“Babamın evli olduğunu bilmezlerdi hiç. Hep iddiaya girerlerdi, evli mi, değil mi diye. Annem evlendiğinde çok küçükmüş. Evlendikten bir yıl sonra boşanmışlar. Ayrıldıklarında ben, üç aylıkmışım... Annemi 18 yaşında tanıdım. Babam, ‘Aman annene kızma, onun kabahati yok, benim kahrımı kimse çekemez. Çok küçüktü aldığımda. Çekemedi benim kahrımı’ derdi her zaman.

Hatta annem de anlatırdı; 14 yaşında Erenköy’de evlenmişler, annem köşkün bahçesinde toplanan çocuklarla oynarmış. Bir bakarmış babam geliyor, kaçarmış evin içine, korkudan dolapta saklanırmış. Oysa babam o tipte bir insan değildi. İçmediği zamanlar gayet nazikti. İçtiği zamanlar kafasına taktığı oldu mu, tamam, Allah diline düşürmesin. İşte böyle...” diyerek kesti konuşmasını.

Leman Kolaylı, babasımn hemen hemen olduğu gibi bütün yüz hatlarına sahipti. Ancak onun yüzü dingin ve mahzundu. Tatlı gülümsemesiyle konuşmasını ince esprilerle süslüyor, yerine göre hicvetmeden de yapamıyordu. Babasından söz etmeyi sürdürdü:

“Babama Nuri Demirağ, bir ev verdi Beşiktaş’ta. Orada oturuyordu. Sonradan iki çocuğu hami aldı, onlarla oturmaya başladı, ‘Fakir fukaralar geçinsinler’ dedi. İçmediği zamanlar Pendik'e gelirdi. Kendine çok bakardı, sıhhatine düşkündü. Kendimi ‘kalafata’ çekiyorum, derdi.”

Neyzen Tevfik’i Pendik’e uğradığı zamanlar dışında görür müydü?

“Bir keresinde 20-22 yaşlarındaydım. Babamı Beyoğlu’nda pejmürde giysilerle gördüm bir gün. Oysa daha yeni bir takım elbise diktirmişti. Ne zaman yeni bir şey alınsa ya da dikilse hemen başkasına verirdi. Kendisi de eski püskü giysiler giyerdi. Pendik’e geldiği zaman ‘Sen konserlerden niye para kazanıyorsun, neden böyle geziyorsun?’ diye sorduğumda, ‘Haklısın’ derdi bana, bu yüzden geçinemezdik onunla, amcam bana babalık yaptığı için fevkalade rahattı...”

Babasının ney tutkusu ya da musikiye merakı onda da var mıydı?

“Pendik’te her sabah kör karanlıkta ney çalardı babam. Ona karşı hatalarım çoktur. Neyi her yerde herkese çalmazdı. Canı istediği zaman çalardı. Değişik bir çalışı vardı, ne kadar güzel çalardı... Ben hiç çekmemişim ona. Keman çalmak istedim, sonradan kemanıma eşek arıları yuva bile yaptı ilgisizlikten.”

Omuzlarını silkip “Ne bileyim işte, öyle ‘layülsel’ bir adamdı babam...Katiyen giyimine önem vermezdi, çok haklıydı.” diye bitiriyor geçmişe yolculuğunu Leman Kolaylı.

2.2.1987, İzmir

Kızı, Neyzen Tevfık'i anlatıyor


Poetica - Özdemir Asaf

Yaşadım da yoruldum, bir ağır-işçi gibi,
Uyudum da uyandım, binlerce kişi gibi.

Bana düşünmek vardı, payıma onu aldım,
İşledim de işledim bir hüner-işi gibi.

Horlandı, beğenildi; inandım, alınmadım,
Yolun geleceğini çizdim, geçmişi gibi.

Zor dönemler olmadı-değil, olsundu, oldu,
Ne koştum ne de durdum, kaçak gidişi gibi.

Bu konuyu burada bırakıyorsam birden,
Olmasın diyedir bir şeyin bitişi gibi.