16 Kasım 2018

José Saramago: Avrupa Birliği ileriye giderse, diğer ülkelerin devlet adamlarına olduğu gibi bizim siyasetçilerimizin de sorumluluğu azalacaktır.

Avrupa Birliği’ne girme planları hakkındaki fikirleriniz neler peki? Avrupa Birliği ileriye giderse, diğer ülkelerin devlet adamlarına olduğu gibi bizim siyasetçilerimizin de sorumluluğu azalacaktır. En temel hallerine yani temsilciye döneceklerdir, çünkü çağımızın en büyük yanılgılarından biri demokratik söylem. Demokrasi bu dünyada işlemiyor. Sözü geçen tek şey, uluslararası finansın gücü. Finans sektörüne katılan insanlar dünyayı yönetmekte. Politikacılar sadece birer vekil – gerçek demokrasinin reddi olan siyasal iktidar ve finansal güç arasında bir tür metreslik ilişkisi var. İnsanlar bana, “bunun yerine ne önerirsiniz” diye sorabilir. Hiçbir şey önermem. Ben sadece bir romancıyım, gördüğüm pencereden dünyayı yazıyorum. Bunu değiştirmek benim görevim değil. Hepsini tek başıma değiştiremem, hoş nasıl yapacağımı bile bilmiyorum. Kendimi, dünyanın olmasını düşündüğüm şeyleri söylemekle sınırladım.

Paris Review, 1998 
 Çeviren: Ezgi Kaplan

Şi­rin ve Si­nan


Ve İlk aşk..

1965'te “Dö­nü­şü­m” der­gi­sin­de ta­nış­tı­lar. Der­gi­yi sa­tar­lar­ken bir­lik­te gö­zal­tı­na da alın­dı­lar.
Kim­di Si­nan Cem­gil?

Fel­se­fe öğ­ret­me­ni Na­zi­fe Cem­gil ile ede­bi­yat öğ­ret­me­ni Ad­nan Cem­gi­l'­in oğ­lu ola­rak, 15 Ka­sım 1944'te doğ­du. De­de­si Er­zu­rum­lu Ce­mal Bey, Kur­tu­luş Sa­va­şı sı­ra­sın­da Muğ­la'da Ku­vay-i Mil­li­ye ör­gü­tü­nün baş­kan­lı­ğı­nı yap­mış­tı.

Ba­ba­sı Ad­nan Cem­gil, Türk Ba­rış­se­ver­ler Ce­mi­ye­ti'nin Men­de­res Hü­kü­me­ti'ni, TBMM ka­ra­rı ol­mak­sı­zın Ko­re'ye as­ker gön­der­me­si­ni pro­tes­to et­me­si üze­ri­ne ha­pis ce­za­sı al­dı ve Si­nan ço­cuk yaş­ta ce­za­eviy­le ta­nış­mış ol­du. Ay­nı da­va yü­zün­den an­ne­si de Yoz­ga­t'­a sür­gü­ne gön­de­ril­di.

Si­nan İn­gi­liz­ce, Fran­sız­ca, İs­pan­yol­ca, İtal­yan­ca ve La­tin­ce bi­li­yor­du. Ar­ka­daş­la­rı­na Dan­te'den İtal­yan­ca di­ze­ler okur­du.

Ün­lü Ame­ri­ka­lı ar­tist Clark Gab­le'nin tak­li­di­ni ya­pıp her­ke­si gül­dü­re­cek ka­dar es­pri­liy­di.

OD­TÜ Mi­mar­lı­k'­ta öğ­ren­ci iken dev­rim­ci mü­ca­de­le­ye ka­tıl­dı. Teo­rik de­rin­li­ğiy­le öğ­ren­ci li­der­le­rin­den ol­du.

OD­TÜ'de “Ho­ca­” de­me ade­ti Si­nan Cem­gil ile baş­la­dı; “Ho­ca­” di­yor­du ar­ka­daş­la­rı bil­gi­sin­den ötü­rü. O dö­nem he­nüz Türk­çe'ye çev­ril­me­yen Marks ki­tap­la­rı­nı okur ve ar­ka­daş­la­rı­na an­la­tır­dı.

Şi­rin ile Si­na­n'­ın ya­kın­laş­ma­sı 1966'da­ki Var­to Dep­re­mi sı­ra­sın­da ol­du. İki­si de gö­nül­lüy­dü.

Üç yıl son­ra… 8 Şu­bat 1969'da he­nüz öğ­ren­ciy­ken ev­len­di­ler. An­ka­ra Sıh­hi­ye Mey­da­nı'n­da­ki bir bod­rum ka­tın­da ya­şa­ma­ya baş­la­dı­lar.

28 Ocak 1970'te be­bek­le­ri dün­ya­ya gel­di. Oğul­la­rı­na bir yıl ön­ce öl­dü­rü­len Tay­lan Öz­gü­r'­ün adı­nı ver­di­ler.

Tay­lan 15 ay­lık­tı…

Unesco


Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü ya da UNESCO (United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization), Birleşmiş Milletler'in özel bir kurumu olarak 1946 yılında kurulmuştur.

Bu kurumun yasası 1945 yılı Kasım ayında Londra'da 44 ülkenin temsilcilerinin katıldıkları bir toplantıda kabul edilmiştir.

Merkezi Paris'te bulunan ve Genel Konferans, Yürütme Konseyi, Sekreterlik olmak üzere üç organı olan UNESCO eğitim, bilim ve kültür alanlarındaki amaçlarını kendisine üye olan her devlette kurulan Milli Komisyonlar aracılığıyla gerçekleştirmeye çalışmaktadır.

UNESCO'nun Filistin'i üye olarak kabul etmesinden sonra Amerika Birleşik Devletleri kuruma yaptığı maddi desteği çekti. Bunun üzerine 2011 Kasım ayında UNESCO, Bali'de Dünya Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi ile ilgili düzenlenecek toplantı dışındaki tüm programlarını yıl sonuna kadar iptal etti.

14 Kasım 2018

Orhan Veli’nin “sere serpe” aşkı


Bella, odasında yatağına uzanmış ders çalışıyordu. Orhan Veli, kapıdan uzun uzun genç kızı seyrettikten sonra salonun köşesindeki küçük masaya oturur ve cebinden çıkardığı kâğıda bir şeyler karalayıp yeniden odaya yönelir. Kâğıdı Bella’ya uzatır ve “Bu şiiri sana yazdım” der.

Uzanıp yatıvermiş, sere serpe;
Entarisi sıyrılmış, hafiften;
Kolunu kaldırmış, koltuğu görünüyor;
Bir eliyle de göğsünü tutmuş.
İçinde kötülüğü yok, biliyorum;
Yok, benim de yok ama…
Olmaz ki!
Böyle de yatılmaz ki!

 Bu olay 1946 yılında, Ankara’da, Sabahattin Eyüboğlu’nun evinde geçmiştir.
Bella Ezkenazi, 1940’lı yıllarda Milli Eğitim Eski Bakanı Hasan Âli Yücel tarafından başlatılan dünya klasiklerinin Türkçeye çevrilmesi projesinde görev alan çevirmen ve gazeteci Erol Güney’in baldızı. Orhan Veli ile Erol Güney’in tanışıklığı üniversite yıllarında başlar. Arkadaşlıkları Tercüme Bürosu’nda birlikte çalışırken sıkı bir dostluğa dönüşür. Bella da o yıllarda sık sık Ankara’ya, eniştesinin yanına gelir. Orhan Veli ile Bella’nın arkadaşlıkları da bu yıllarda gelişir.



Orhan Veli’nin hiçbir zaman açılamadığı ama birçok şiirine özne olan Bella, o yıllarda İstanbul Kız Lisesi’ne gitmektedir. Yine Ankara’ya gittiği bir gün Sabahattin Eyüboğlu kardeşi Mualla Eyüboğlu’ndan, Bella’yı  Hasanoğlan Köy Enstitüsü’ne götürmesini ister. Hasanoğlan’nın ortamına ve eğitimine hayran kalan Bella dönüşte Sabahattin Eyüboğlu’na; “Sabahattin Bey beni oraya hoca yapar mısınız, para da istemem. Üç dili de öğreteceğim” der. Bunun üzerine Sabahattin Eyüboğlu, Bella’yı İsmail Hakkı Tonguç’la görüştürür. Bella’nın Yahudi kökenli olması nedeniyle sorumluluk alma konusunda ikileme düşen Tonguç, durumu İsmet Paşa’ya ileteceğini kabul ederse eğitmenliğe başlayabileceğini söyler. İsmet Paşa’nın“olur” yanıtıyla Bella, liseyi bitiremediği için eğitmen kadrosu ile değil de kütüphaneci olarak Hasanoğlan’da göreve başlar. İngilizce, Almanca ve Fransızca dil eğitmenliğinin yanında jimnastik derslerine de girer.

Orhan Veli’nin düşesi Bella, yaklaşık üç yıl çalışır Hasanoğlan’da. Yeni müdürün gelmesiyle birlikte Yahudi kökenli olması sorun olur ve meclis gündemine kadar taşınır. 1948’de Bella Eskenazi’nin eğitmenliği son bulur.

Bella, Beşiktaş Belediyesi’nin B+  dergisine verdiği bir röportajında Orhan Veli için şunları söyler: “Ben Orhan’ı çok severdim. Çok takdir ederdim. Hayran olunacak çok tarafı vardı. Mesela çok güzel Fransızca biliyordu. Orhan’ın Fransızca konuştuğunu kimse duymamıştır. Bayılırdı insanların kendine hayran olmasına. Güzel de resim yapardı.” 

Şimdilerde İstanbul Bebek’te yaşamını sürdüren Bella, 90 yaşında ve görme zorluğu çektiği halde hiçbir diziyi kaçırmadığını, arada kitap okuduğunu da belirtiyor röportajında. Melih Cevdet Anday, Oktay Rıfat, Sabahattin Ali, Necati Cumalı, Sabahattin-Bedri Rahmi Eyüboğlu kardeşler gibi dönemin entelektüel çevresiyle olan sıkı dostluklarını anlatıyor. Sabahattin Eyüboğlu’nun Ankara’daki evinde arkadaşlarıyla oynadığı briçten, Sabahattin Ali’nin kaçıp kaçmamaktaki kararsızlığını onunla paylaşmasına, Melih Cevdet’le Daphne du Maurier’in bir filmine birlikte gittikleri ve sonrasında bir yerde kahve içtiklerine kadar birçok anı ve belge sunuyor Bella.

Bu mektubun bütün cümleleri tesadüfen, B ile başladı. Belki de Bella B ile başladığı için” diyor Orhan Veli;  Bella’ya yazdığı tarihsiz bir mektubunda. Mektup, Orhan Veli’nin yaşamında nelerin önemli olduğunun da bir özetidir aslında…

Bella,

Bir gazeteci evinde mürekkep bulunamadı. Bu yüzden mektubumu kurşun kalemle yazmak zorunda kaldım, özür dilerim. Benim hakkımda İstanbul gazetesinde çıkan yazıdan dolayı yazdıklarınıza teşekkür ederim. Bununla beraber beni daha evvel yazılmış yazılardan daha iyi tanımak mümkündü. Burada, Seza geldiğinden beri, çok güzel vakit geçiriyoruz. Birkaç defa, Ralfi’ye, Lüküs Hayat operetinden parçalar söyledim. Bugün de o parçaları tekrar ettim. Benden, bilhassa bu noktayı yazmamı isteyen Seza’dır. Bu hafta Ankara’da at yarışları başlıyor. Belki de kazanırız. Benimle ortaksınız. Bir vurgun vurursak haber veririm. 

Orhan Veli
Ömer Turan – edebiyathaber.net