30 Haziran 2017

Yusuf Atılgan - Anayurt Oteli

 Ne çok yalan söyleniyordu yeryüzünde; sözle, yazıyla, resimle ya da susarak.

Ne oldu? Yapmayı unuttuğu bir şeyi mi anımsadı birden? Ya da yeryüzünde tek gerçek değerin kendisine verilmiş bu olağanüstü yaşam armağanını korumak, her şeye karşın sağ kalmak, direnmek olduğunu mu anladı giderayak? Yoksa bilinçsiz canlı etin ölüme kendiliğinden bir tepkisi miydi bu?

Bakır küllük oradaydı; yatağa uzanıp kadının bitmeden söndürdüğü sigaralardan birini içmişti. Daha bekliyormuydu? En kötüsü kafasındaki tutarsızlıktı. Bu akşam dışarıya çıkıncaya değin kaç kere karar değiştirmişti.
 
Bir arabanın gürültüsü uzaklaşırken duyduğu ayak sesleri kapının önünde kesildi. Koltuğa tutunup doğruldu. Giren yoktu. Kapıya koşup dışarıya baktı. Sağda, ileride başı örtülü bir kadın gidiyordu. Kıvırcık saçlı bir genç geçti kaldırımdan başını çevirmeden. Gelmeyecekti anlaşılan. Ne bekliyordu bu kadından, ya da bir kadından? Yüksek sesle 'Canı cehenneme' dedi.

Beş gündür, özellikle bugün olanaklarda bir azalma olmamış mıydı?
Kaçmayacaktı. Durumunu başkalarının yargısına bırakmayacaktı.
Başka olanaklar da vardı elbet.

Garson soyulmuş, dilimlenmiş portakallarla şişini getirdi. Gözleri çakırdı bunun; elleri esmer değildi. 'Esmer elliler iyi yüreklidir, der bir arkadaşım.

 Önemli olan insanın edimleriydi. Değişmez tek bir kesinlik vardı insan için: Ölüm.

İstemeden kirleniyor insan.

Kapının üstündeki kemerde koyu yeşil üstüne ak yazılı büyük teneke levha: Anayurt Oteli. (Düşman elindeyken belirli bir direnme gostermemiş kasaba ya da kentlerde kurtuluşun ilk yıllarındaki utançlı yurtseverlik coşkusunun etkisi belki.)

İki çeşit içen vardır.Biri, benim gibi, kurtuluşu içkiden beklemenin utancıyla içer.Birde şu çevrendekilere bak.Bunlar neden içiyorlar? Toplum içinde yaşamanın baskısını, yükünü hafifletmek için.Çekinmeden bağırmak, yüksek sesle gülmek için.Dışarıda bağırmak, kahkaha atmak yasaktır.Sokakta hiç gülmemek için burda gülerler.Böylesi az içer.Ya ben? İçiyorum da kurtulabiliyor muyum? Belki yalnız baş ağrısından...
 
Yeryüzünde canlı kalmanın birbakıma suç işlemeden olmayacağını bilemeyen, kendilerini suçsuz sanan insanlardan çekiniyor, utanıyordu.

Bir oteli yönetmekle bir kurumu,  geniş bir işletmeyi, bir ülkeyi yönetmek aynı şeydi aslında. İnsan kendini, olanaklarını tanımaya, gerçek sorumluluğun ne olduğunu anlamaya başlayınca bocalıyordu, dayanamıyordu. Ülkeleri yönetenler iyi ki bilmiyorlardı bunu; yoksa bir otel yöneticisinin yapabileceğinden çok daha büyük hasarlar yaparlardı yeryüzünde. 

Bir eylemin ertesini, sonuçlarını göze alabilirse ya da bunlara kayıtsız kalabilirse, insanın yapamayacağı şey yoktu.

Yüksek sesle konuşulanlar, tartışılanlar hep bilinen şeyler olduğuna göre ülkenin yönetimini asıl etkileyen, düzenleyen şeyler bu fısıltılarda gizliydi anlaşılan.

Gelmeyecekti anlaşılan. Ne bekliyordu bu kadından, ya da bir kadından?

Bedenin dayanma gücünü zorlamak da bir çeşit kendini öldürmek değil miydi?

Kaçılır mı hep? Bu tedirginlik yaşanır mı boyuna? Bilinmeyenin tedirginliği.

29 Haziran 2017

Umay Umay "Ucu kırık kalemleri sırf bu yüzden saklarsınız"

 

Bazen hiç tanımadığımız bir insanı; onun sizden uzakta geçen zamanını belirleyen kişi olduğunuzu fark edersiniz. Bu aslında sanatın ve bir yumak haline gelmiş sorunlarınızın neticesidir
 
İçe dönük hayatınızın ve uslanmaz dilinizin size kazandırdığı parlak tecrübe
 
Bu insanlar kalbinize ulaşacakları her cereyanı ağır hasta olarak yanlarında taşırlar 
 
Tapınılacak yalnızlıklarına ortak bulmuşlardır 
 
Bir fotoğraf ya da bir şiirle yaşarlar. 
İşin en kötü tarafı acıyarak ya da acıtarak sevmeyi öğrendiklerinden dikkat ve zeka küpüdürler 
Onlara dokunmayı,teselli verici birkaç sözcüğü bulana dek duygular aşk noktasına doğru atak yapar 
Gördüklerine sahip olmayı arzulayan çırpınışları sessiz yanıtlar olarak karşılarsınız 
Bazen cesaret verici olaylar olur 
Kuru teşekkürünüzden daha fazlasını katarsınız sözcüklere 
Bir başkasının kalbini dolduran heyecanlara açık kapı bırakırsınız 
Ama bu sizi çocuksu talebinizden başka bir şey değildir
Karşılaşmak 
Hayat boyu taşıyacağınız yeni bir işaret bulduğunuzu sanmak 
O zaman işler karmakarışık olur 
Görüldüğü kadar kolay değildir içinizdeki kırgınlığı bağışlamak "Yapmamalıydım" dersiniz 
Perdeleri açmamalıydım 
Bazı yolculuklara dönüşler düşünülmeden çıkılır 
O bazı yolculuklara her gün çıkarsınız 
Tanrının yabancılıkla ödüllendirdiği çocukluğunuzla yan yana yürürsünüz 
Çimenlere iliştirilmiş yazıyı dikkatle okursunuz “Çiçek Dalında Güzeldir” 
Bazen hiçbir şey olmaz 
Kimse yaralarıyla inleyen şiiri görmez 
Sesi olmayan bir kapının kapandığını fark edersiniz 
Umursamazlığınızı bir jilet gibi yanınızda taşırsınız 
İkon tarzı duruşunuz ve sertliğiniz konuşulur 
Başkalarının cesaretini kıran tarzınız, tanımadığınız insanların düşlerine gömülür 
Size ellerindeki adresler ve şiirlerle ulaşamazlar 
En başından kaybettiklerini düşünürler 
Gerçeğiniz karşısında yalancı ve çocukturlar 
Bazen dostluk ya da aşk yerin savaşla tanışırsınız 
Onlar kalplerini, zekalarıyla donattıkları bir savaş alanına dönüştürürler 
Birdenbire kendinizi gardınızı almış bulursunuz 
İki kişilik savaşın nasıl ve hangi nedenlerle başladığı bilinmez 
Güçlü kadın imajından kuşkulanırsınız 
Böyle durumlarda saçma da olsa bir nedene ihtiyacınız vardır 
En yakın dostunuz kahvesini yudumlarken bu nedeni söyleyiverir 
Sinirden yeni silahlar, yeni ve ağır karşılıklar bulmak için harekete geçersiniz 
Oyuna gelirsiniz 
Kaybetmeye alışık olduğunuzu unutursunuz 
Nefretten doğacak aşkı beklersiniz 
Nefret büyür aşk onun gerisinde kalır 
Bazen göz yaşlarınıza değen birini bulursunuz 
Silik bir anıdan içinizi saran hayaller yaratırlar 
Kaybolmalarından, yiyecekleri darbelerin onları sıradanlaştırmasından korkarsınız 
Başlayamamaktan ya da bitirememekten, gülümserken sakladıklarınızdan, elinizde kalanların boşluğundan, yeri doldurulamaz vedalardan çekinirsiniz 
Yine de parlak tecrübelerinizi unutup derinlere dalacak cesareti ve deliliği yakalarsınız 
Ucu kırık kalemleri sırf bu yüzden saklarsınız...Umay Umay 
 

Tahsin Saraç - Ana Öğüdü

Çiçekleri ezme yavrum 
Çiçekler bir yüreğe benzer 
Çiçek ezen, insan ezer. 
 
Sakın sen kuş vurma yavrum 
En engin bir kardeşlikte 
Uçar kuşlar gökyüzünde. 
 
Tüfekle oynama yavrum 
Şakacığı bile çirkin 
Bir canlıyı öldürmenin. 
 
Gel bir çiçek ol sen yavrum 
 Kendi ülkenin renginde 
Şu yeryüzü demetinde.


Penrose merdiveni

Penrose merdiveni veya imkansız merdiven, Lionel Penrose ve oğlu Roger Penrose tarafından oluşturulan imkansız bir nesnedir. Penrose üçgeni'nin merdiven şeklindeki varyasyonu kabul edilir. Bu yanılsamada 90 derecelik dönüşlerle yükselen (veya alçalan) bir merdiven 2 boyutlu olarak tasvir edilmiştir. Bir kişinin bu merdivenleri çıktığı hayal edildiğinde sonuçta herhangi bir yükselme ya da alçalma olmadığı hep başladığı yere döndüğü sonsuza kadar devam eden bir döngü ortaya çıkmaktadır. Üç boyutlu uzayda açıkca imkansız olan bu merdivene Penrose merdiveni denir.


26 Haziran 2017

Friedrich Nietzsche İnsanca Pek İnsanca


İnancın gerçeği
 
Kader insanların hayallerini bulmak için umut ettiği şeylerden oluşur. Fakat o nesnel gerçeklik için gerekli olan şeyler elimizde mevcut değildir. Fikir ayrılıkları burada başlar. Beynindeki inanç ve mutlulukları yakalamak için kadere inanırsın. Fakat gerçeği bulmak istiyorsan onu araştırmalısın.