30 Haziran 2017 Cuma

Anayurt Oteli



 Ne çok yalan söyleniyordu yeryüzünde; sözle, yazıyla, resimle ya da susarak.

"Ne oldu? Yapmayı unuttuğu bir şeyi mi anımsadı birden? Ya da yeryüzünde tek gerçek değerin kendisine verilmiş bu olağanüstü yaşam armağanını korumak, her şeye karşın sağ kalmak, direnmek olduğunu mu anladı giderayak? Yoksa bilinçsiz canlı etin ölüme kendiliğinden bir tepkisi miydi bu?"
*
Bakır küllük oradaydı; yatağa uzanıp kadının bitmeden söndürdüğü sigaralardan birini içmişti. Daha bekliyor
muydu? En kötüsü kafasındaki tutarsızlıktı. Bu akşam
dışarıya çıkıncaya değin kaç kere karar değiştirmişti.
*
Bir arabanın gürültüsü uzaklaşırken duyduğu ayak sesleri kapının önünde kesildi. Koltuğa tutunup doğruldu. Giren yoktu. Kapıya koşup dışarıya baktı. Sağda, ileride başı örtülü bir kadın gidiyordu. Kıvırcık saçlı bir genç geçti kaldırımdan başını çevirmeden. Gelmeyecekti anlaşılan. Ne bekliyordu bu kadından, ya da bir kadından? Yüksek sesle 'Canı cehenneme' dedi.
*
Beş gündür, özellikle bugün olanaklarda bir azalma olmamış mıydı?

Kaçmayacaktı. Durumunu başkalarının yargısına bırakmayacaktı.
Başka olanaklar da vardı elbet.
*
Garson soyulmuş, dilimlenmiş portakallarla şişini
getirdi. Gözleri çakırdı bunun; elleri esmer değildi. 'Esmer
elliler iyi yüreklidir, der bir arkadaşım.
*
Tırnak çakısı oradaydı.
Bir portakal kabuğuna ya da balgama basmıştı anlaşılan,
ayağı kaydı; düşerken duvara sürtündü , elini yere dayayıp
doğruldu. Gelip geçenlerden kimse gülmedi. Onu görmüyorlardı
mıydı yoksa?
*
"... Ne ölüyüm ne sağım."
Aşevinin yanındaki kahvenin radyosunda kalın sesli bir
erkeğin bağıra bağıra söylediği, çoğu sözleri pek anlaşılmayan
bir türküdendi bu.
*
Önemli olan insanın edimleriydi. Değişmez tek bir kesinlik vardı insan için: Ölüm.
*
Birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi.
*
"İstasyon alanından otele çıkan sokağın başında bir çam ağacının gövdesine tenekeden kesilmiş, koyu yeşil üstüne ak harflerle OTEL yazılmış ok biçimi bir gösterge çakılı, ama yıllar sonra çivilerden biri çürüyüp kopunca okun ucu aşağıya dönmüş toprağı gösteriyor, otelin yeraltında olduğu sanısını veriyor insana."
*
Kadın gülüyor. Korkunç bir öfke kabarıyor içinde. Üstüne yürüyor, ama kadın artık yok. Çevresinde kendi halinde insanlar var. Kokuyu duymuyorlar mı? Oysa çatlayacak. Ya bu dondurucu soğuk?
*
Oda bozulmuştu ; kadın gelmezdi artık.
*
İstemeden kirleniyor insan.
*
Kapının üstündeki kemerde koyu yeşil üstüne ak yazılı büyük teneke levha: Anayurt Oteli. (Düşman elindeyken belirli bir direnme gostermemiş kasaba ya da kentlerde kurtuluşun ilk yıllarındaki utançlı yurtseverlik coşkusunun etkisi belki.)
*
İki çeşit içen vardır.Biri, benim gibi, kurtuluşu içkiden beklemenin utancıyla içer.Birde şu çevrendekilere bak.Bunlar neden içiyorlar? Toplum içinde yaşamanın baskısını, yükünü hafifletmek için.Çekinmeden bağırmak, yüksek sesle gülmek için.Dışarıda bağırmak, kahkaha atmak yasaktır.Sokakta hiç gülmemek için burda gülerler.Böylesi az içer.Ya ben? İçiyorum da kurtulabiliyor muyum? Belki yalnız baş ağrısından...