30 Ağustos 2015
28 Ağustos 2015
Hocasından Levent Üzümcü'ye bir mektup

Sevgili Levent, Eski öğrencimsin. Ondan sonrasının da çok değerli bir
tiyatro sanatçısısın. Yıllar boyunca hiç susmadın.
Yalnızca tiyatro
sahnelerinde değil, ama şu kocaman dünya sahnesinde, en etkili politik
araçlardan biri olan tiyatronun diliyle, başta özgürlük olmak üzere,
insanı insan kılan bütün değerleri savunmayı sürdürdün.
Ve şimdi, insanlığa hizmetlerinden ötürü ülkende görevinden atıldın.
Çünkü bu ülke hâlâ resmi bir yazıyla bir insanın görevine son vermenin
onu sanatçılığından da edebileceği inancında olan örümcek kafalılarla
dolu.
Görevine son verildiğini bildiren o yazıyı hep sakla. Hatta
çerçeveletip duvarlarına as. Çünkü o yazı, aslında senin bir sanatçı
olarak hayatta alabileceğin en şerefli belgelerden biri ve inan ki
çocuklarına bırakabileceğin en değerli mirastır.
Ben, hep senin gibi ‘susmak nedir bilmeyen’ tiyatro öğrencileri
yetiştirmeyi amaçladım. Hayatımın sonuna kadar da bundan
vazgeçmeyeceğim. Seninle gurur duyuyorum.
Hocan Ahmet Cemal
26 Ağustos 2015
Taarruz, 26 Ağustos sabahı saat 05.30'da topçu ateşimizle başladı. Türk'ün hakiki kurtuluş güneşi, 30 Ağustos sabahı bütün parlaklığıyla doğdu.
BİR TEK ATATÜRK HATIRLAR
Kocaseyit, harpten döndükten sonra
burada köyünde kimseye savaş ile ilgili bir şey anlatmaz. 9 yılda
yaşadıklarını kendine saklar. Kolay değil, yaşanan olaylar, büyük
travmalar yaratmıştır muhtemelen. 1929'da Gazi Mustafa Kemal Atatürk,
bir açılış için Havran'a gelir. Açılıştan sonra Havran Nahiye Müdürü'ne
der ki, "Burada bir Seyit Onbaşı olacaktı onu görmem lazım."
Ancak Havran Nahiye Müdürü, Seyit Onbaşı'nın hangi köyde olduğunu bilmez. "Buluruz tabii
Paşam" deyip, Edremit askerlik şubesinden Seyit'i sordurur. Manastır
köyünde bulunur. Şubeden 2 jandarma görevlendirilip salınır. Sabah çıkan
jandarmalar akşamüstü köye gelir. Kocaseyit, dağa kömüre gitmiştir.
Jandarmalar evinin önünde akşama dek bekler. Akşam geç saatte evine
gelen Seyit, jandarmayı görünce, kaçak kömür için geldiklerini sanır.
Ama bozuntuya vermez. Askerlere "suçum ne ki" diye sorar. "Hayır, suçun
yok biz seni bekliyoruz. Seni Paşa çağırıyor." Seyit, sevinir. Gece
yarısı vardıklarında nahiye müdürü, Seyit'i perişan vaziyette görünce,
önce onu bir güzel yıkatır, berberde saç sakal traşı yaptırır. Sabah da
elbisesini verir. Atatürk'ün yanına çıktığında, biraz sohbetten sonra
Paşa 'ne istersen, iste sen büyük kahramanlık yaptın' der. Maaş
bağlatılmasını teklif eder. Seyit Ali, "Hayır paşam" demiş, "biz
görevimizi yaptık maaş için değil" der. Tek bir isteği olur Atatürk'ten,
"Ben dağda kaçak odunla kömür imal ediyorum. Havran ve Edremit'te gece
kaçak satıyorum. Senin emrinle o dağdaki ormancılar baltamı almasa.
Rahat çalışsam, maaş da istemem"
Atatürk, nahiye müdürüne talimat verir, Seyit'e dokunulmasın diye.
Ancak iki yıl sonra yeni gelen nahiye müdürü bu emri uygulamaz, Seyit'e pek rahat verilmez.
Seyit Ali Onbaşı, bir süre daha dağda odun kömürü yapar.
Yaşlanmaya başlayınca zorlanır, Havran'da bir fabrikada hamallığa başlar.
Seyit Ali Çabuk, 1939'da 50 yaşındayken, zatürreye yakalanır ve yaşamını yitirir.
Köyündeki mezara gömülür.
24 Ağustos 2015
Aziz Nesin - Alacakaranlık
olmaz ol alacakaranlık!
yerin dibine bat alacakaranlık!
evin ocağın sönsün alacakaranlık!
onulmaz dertlere düşesin de sürüm sürüm sürünesin alacakaranlık!
dilerim, ettiğini bulasın, kan kusasın...
sancıdan, sızıdan inliyesin!
canalıcıya can vermiyesin.
alacakaranlık, ne karanlıktır, ne aydınlıktır; ikisi ortası, aydınlıktan uzak, daha çok karanlığa yakın.
alacakaranlık bir kandırmacadır, aldatmacadır, yutturmacadır, oyalama, göz boyamadır.
karanlık, gecedir, her gecenin de bir sabahı olur.
ama alacakaranlıkların hiç yoktur sabahı, bir sürüncemedir, sürer gider...
ne aydınlık, ne karanlık...
varsa da yok...
yoksa da var...
var gibi de yok,
yok gibi de
yine var...
kanunlar hem var, hem yok...
kimine var, kimine yok.
kimi zaman var, kimi zaman yok.
kimi yerde var, kimi yerde yok.
insan hakları, hani varımsı da yokumtrak
demokrasi; demokrasisimsi...
sosyal adalet; sosyal adaletimsi...
varımtrak yokumsu...
tatlımtrak acımsı...
salımtrak ama çarşambamsı...
batılımsı da doğulumtrak...
ilerimsi de biraz gerimtrak...
alacakaranlık, insanlara karanlığın aydınlıktır diye yutturulmasıdır: karanlığımsı da aydınlığımtrak...
karanlık, aydınlığın düşmanıdır.
alacakaranlık, hiçbir şeyin ne dostu, ne de düşmanıdır.
alacakaranlık ne tezdir, ne antitezdir, ne sentezdir.
o, Allahın belası pis bir şeydir.
olmaz ol alacakaranlık!
başın kelola!
gözün körola!
yerin dibine bat da bir daha çıkma!
yerin dibine bat alacakaranlık!
evin ocağın sönsün alacakaranlık!
onulmaz dertlere düşesin de sürüm sürüm sürünesin alacakaranlık!
dilerim, ettiğini bulasın, kan kusasın...
sancıdan, sızıdan inliyesin!
canalıcıya can vermiyesin.
alacakaranlık, ne karanlıktır, ne aydınlıktır; ikisi ortası, aydınlıktan uzak, daha çok karanlığa yakın.
alacakaranlık bir kandırmacadır, aldatmacadır, yutturmacadır, oyalama, göz boyamadır.
karanlık, gecedir, her gecenin de bir sabahı olur.
ama alacakaranlıkların hiç yoktur sabahı, bir sürüncemedir, sürer gider...
ne aydınlık, ne karanlık...
varsa da yok...
yoksa da var...
var gibi de yok,
yok gibi de
yine var...
kanunlar hem var, hem yok...
kimine var, kimine yok.
kimi zaman var, kimi zaman yok.
kimi yerde var, kimi yerde yok.
insan hakları, hani varımsı da yokumtrak
demokrasi; demokrasisimsi...
sosyal adalet; sosyal adaletimsi...
varımtrak yokumsu...
tatlımtrak acımsı...
salımtrak ama çarşambamsı...
batılımsı da doğulumtrak...
ilerimsi de biraz gerimtrak...
alacakaranlık, insanlara karanlığın aydınlıktır diye yutturulmasıdır: karanlığımsı da aydınlığımtrak...
karanlık, aydınlığın düşmanıdır.
alacakaranlık, hiçbir şeyin ne dostu, ne de düşmanıdır.
alacakaranlık ne tezdir, ne antitezdir, ne sentezdir.
o, Allahın belası pis bir şeydir.
olmaz ol alacakaranlık!
başın kelola!
gözün körola!
yerin dibine bat da bir daha çıkma!
gel ey aydınlık, gel!
Serhat Kılıç-Alacakaranlık
23 Ağustos 2015
Rıfat Ilgaz - Heybeli
Fahir Onger'e
Nasıl sevmezsin Heybeli'yi,
Ne evim, ne bahçem var,
Ne iskelesinde sandalım.
Ne param var savuracak
Çamlarına, denizine, ay ışığına!
Ne asfaltına tırmanacak dermanım.
Rüzgârında payım var, olsa olsa
Bir nefeslik.
Ben insanların belki en yorgunu,
Denizin, güneşin özlemi bende,
Bende yaşamanın, çalışmanın özlemi.
Mevsimsiz sevmesini bilirim,
Vakitsiz düşünmesini,
Düşünüp düşünüp üzülmesini.
Gülüşüm, bakışım ayrı,
Belki üzgünüm biraz, yılgın değil,
Nasıl sevmezsin Heybeli'yi,
Ne evim, ne bahçem var,
Ne iskelesinde sandalım.
Ne param var savuracak
Çamlarına, denizine, ay ışığına!
Ne asfaltına tırmanacak dermanım.
Rüzgârında payım var, olsa olsa
Bir nefeslik.
Ben insanların belki en yorgunu,
Denizin, güneşin özlemi bende,
Bende yaşamanın, çalışmanın özlemi.
Mevsimsiz sevmesini bilirim,
Vakitsiz düşünmesini,
Düşünüp düşünüp üzülmesini.
Gülüşüm, bakışım ayrı,
Belki üzgünüm biraz, yılgın değil,
Farkındayım olup bitenlerin.
Nasıl sevmezsin Heybeli'yi,
Herkesin bağı bahçesi ayrılmış,
Denizde kotrası yalısı.
Ayırmış ayıran hastanesinde
Bizim de yatağımızı.
Devam adlı şiir kitabından 1943
Bütün Şiirleri 1927-1991(Çınar Yayınları)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

