05 Şubat 2014

Melih Cevdet Anday - Olsun da Gör

 
O gün gelsin neşemiz tazelensin de gör
Dünyayı hele sen bir barış olsun da gör
Seyreyle gülü bülbülü
Çifter çifter aylar gökyüzünde
Her gece ayın on dördü

Kuşlar geçecek damların üstünden 
Kuşlar konacak dallara
Kanat seslerini duyup uyanırlarsa
Gene kuşlarla uyusun çocuklar
Olanı biteni anlatma.

Hiç görmediğim şey bu
Kurdun gözü yılmış sürüden
Elmanın yarısı soğuk yarısı sıcak
Ağulu bitkilere dolanmış salkım
Güneşten yağmur boşanacak

Yetsin demir çağının beyliği
Yeni bir gün başlıyor demek
Yeryüzünde korkusuz yaşamak
İki milyar kişiye bir dünya
İki milyar kişiye iki milyar ekmek


Yazık olur bu düş yarı kalırsa
Barış günü insan hakkı yenirse
Köroğlu' nun sözü dinlenmelidir
Sivas ilinin Banaz  köyünden
Pir Sultan Abdal dirilmelidir

Ah günüm yetse görmeye seni
Seni övmeye gücüm yetse
Barış çağı altın çağ
Son ozanı ben olayım bu özlemin
Bu özlem bitse

O gün gelsin neşemiz tazelensin de gör
Dünyayı hele sen bir barış olsun da gör
Seyreyle deli ozanı
Baştan başa sevda, baştan başa tutku
Dili baldan tatlı 

Aşkın Nörobiyolojisi

Aşk, tanımlanması güç bir kavramdır; bu zorluk aşkın öznelliğinden kaynaklanıyor şüphesiz… Yine de genel bir tanımlama yapmak gerekirse aşk için belli bir kişiye yönelik hissedilen kuvvetli tutku ve sevgi duygusu diyebiliriz. Aşk, bireylerin cinsel etkinlikleri ile de ilişkili bir kavramdır, çünkü kişinin arzuladığı birine duyduğu emosyonel bir bağlanma söz konusudur. Bu akıllara yeni bir yumurta-tavuk sorunsalını getirebilir zira hangisinin önce geldiği merak konusudur: Arzuladığımız için mi emosyonel bir bağlanma gelişiyor, yoksa emosyonel bağlanma sonrasında mı o kişiye yönelik arzu (burada bahsettiğimiz özellikle cinsel arzu) artmakta? Bunu yazının ilerleyen bölümlerinde netliğe kavuşturabiliriz belki…

May, aşk kavramının libido (cinsellik/şehvet), eros (üretme/yaratma dürtüsü), filia (dostluk/kardeş sevgisi) ve agape/caritas (ötekinin refahı için adanmış sevgi) olarak dört farklı türde olabileceğini ve gerçek bir aşk deneyiminin bu dördünün karışımından oluşabileceğini vurgulamıştır. Aşk ve sevgi ilişkilerini psikodinamik açıdan inceleyen Kernberg ise olgun bir cinsel sevgi ilişkisinin diğerine yöneltilmiş cinsel uyarılma, libidinal ve agresif enerjilerin yatırıldığı kendilik ve nesne tasarımlarının kaynaşmasıyla oluşan hassasiyet, diğeriyle özdeşim ve tutkulu bir özellik taşıyan cinsel/nesne ilişkisi ve süper ego yatırımlarından oluşan karmaşık bir duygusal yapı olabileceğini belirtmektedir. Psikanalitik kuramın kurucusu Sigmund Freud ise “aşk yoktur, libido vardır” der.

Yapılan tüm tariflere ve tanımlamalara karşın unutulmamalı ki aşk durağan değil, kişiden kişiye ve içinde bulunulan sürece göre değişkenlik gösterebilen bir duygudur. Dahası her aşk ilişkisinin kendine has bir dinamiği vardır ve bu dinamikler, bilinç sınırları içerisindeki faktörler kadar bilinçdışı faktörlerden de etkilenebilirler. Kişilerin geçmiş ilişkileri, çevrelerinde gözlemledikleri ilişkiler ve hatta okuduğu-izlediği aşk ilişkilerine dair örnekler de yıllar içerisinde belli bir algı oluşturur (buna sosyal öğrenme diyebiliriz), yaşanan diğer ilişkiler bu algıların da etkisiyle şekillenir. Bahsettiğimiz tüm bu faktörler, aşk duygusunun öznelliğinin altında yatan sebeplerdendir.

İnsan hayatında oldukça önemli bir yer tutar “aşk”; öyle ki çok eski tarihlerden bu yana pek çok kişi aşkı uğruna hayatından vazgeçmiştir. Peki bu denli güçlü bir duygu yaşanırken insan beyninde neler olup biter. Bunu açıklamak için biraz aşk ile ilgisi olabilecek beyin bölgelerinden, nörotransmiterlerin ve nöropeptidlerin etkisinden bahsedeceğiz.

Beyinde dopamin miktarındaki artışın ilginin belli bir şeye odaklanmasına ve amaca yönelik davranışların artmasına neden olduğu biliniyor. Aşkın da sevilen kişiye yönelik bir ilgi odaklanması olduğu düşünüldüğünde dopaminin bu işte parmağı olduğunu düşünmek hiç de zor değil. Dahası, motivasyon, ödül, enerji hali, uykusuzluk, soluk alma hızında artış, iştah azalması, dikkat ve haz sistemleri ile ilişkili olan dopaminin bu etkileri aşkın insan üzerindeki etkileri ile örtüşmekte. Dopamin artışı aynı zamanda testesteron artışına da yol açıyor. Hem kadın hem erkek için cinsel arzunun belirleyicisi olan testesteron dopamin artışı ile tetikleniyorsa, aşkın dopamini; dopaminin testesterenu tetiklediğini, dolayısıyla aşkın cinsel arzuyu körüklediğini söylemek mümkün. Belki de bu nedenle aşık olunan kişi ile yaşanan cinsel deneyimlerin, diğerlerine oranla daha derin ve akılda kalıcı hazlar yaşattığı söylenmektedir.

Dopamin artışı ile tetiklenen diğer bir nörotransmiter norepinefrindir. Norepinefrin de tıpkı dopamin gibi uyarıcı bir etkiye sahiptir ve bu nedenledir ki aşık olduğumuzda uykuya ve yemeye daha az ihtiyaç duyarız. Norepinefrinin de cinsel arzuyu tetikleyici bir etkisi bulunur. Norepinefrinin bu etkisine en büyük delil amfetamin kullanıcılarıdır; amfetamin etkisini norepinefrin aracılığıyla gösteriyor, norepinefrin de testesteron düzeyinde artış meydana getiriyor ve sonuç olarak bu da kullanıcılarda artan cinsel isteğe sebep oluyor.

Seratonin, aşık olma hali ile ilgisi tartışılan Bir nörotransmiterdir. Aşık olunduğunda dopamin ve norepinefrinde meydana gelen artışa karşılık seratoninde bir azalma söz konusudur. Çalışmalar romantik aşkın özellikle erken evrelerinde görülen seratonin azalmasının obsesif kompulsif bozukluk hastalarındakine benzer düzeylerde olduğunu göstermiştir. Bu nedenle aşkın bir tür obsesyon olarak nitelendirilmesinin de bilimsel temellere dayandırılması olanaklı hale gelmiştir. Romantik aşk döneminde, hem erkek hem kadınlarda kortizol düzeyleri yüksek bulunmuş fakat bu sonuçların bir yıl süre sonunda normal seviyeye inmiş olduğu gözlenmiştir. Bu durum aşkın yerini zamanla olgun bir sevgiye ve bağlanmaya bırakması ile de açıklanabilir.

Bağlanma söz konusu olduğunda oksitosin ve vazopresin hormonlarından bahsetmeden geçemeyiz. Kadınlarda oksitosin salgısı ilk olarak doğum sırasında rahimin kasılmasına ve emzirmede süt gelmesini kolaylaştırması ile akla gelir. Oksitosinin bunlardan daha soyut bir etkisini anne-bebek arasındaki bağlanma sırasında görürüz. Yetişkinlerde, yani çiftler arasında da benzer bir bağlanma yine oksitosin sayesinde gerçekleşir. Orgazm sırasında kadınlarda oksitosin, erkeklerde vazopresin artışı olur. Oksitosin ve vazopresin ile testesteron arasında bir tür ters orantı olduğunu söyleyebiliriz. Şöyle ki, oksitosin ve vazopresinin artması ile testesteron azalmakta; testesteronun artması ile de vazopresin ve oksitosin hormonları azalmaktadır. Testesteron düzeyi yüksek olan erkeklerin daha az evlendiği, daha sık aldattığı, daha sık boşandığı ve evli bir erkeğin ailesine daha çok bağlandığı, özellikle de yeni doğan bebeğini kucağına aldığı zaman testesteron seviyesinin en düşük düzeyde olduğu bildirilmiştir. Bu bilgiler de bağlanma-tek eşlilik-aldatma gibi konularda yeni tartışma sorularını gündeme getirebilir. Bu konuya ilişkin yapılmış bir araştırma tek eşli ve çok eşli davranış örüntüsüne sahip tarla fareleri üzerinde gerçekleştiriliyor. Birinci grup tek eşli farelerden oluşuyor ve bu grupta eşler birbirlerine sadıklar. İkinci grupta ise çok eşli fareler var ve bu fareler çiftleşmenin hemen akabinde yeni partner arayışına yöneliyorlar. Bu iki grup arasındaki fark incelendiğinde oksitosin ve vazopresin reseptörlerinin yerlerinin birbirinden farklı olduğu bulunuyor. Yine Atlanta’da bulunan Emory Üniversitesi’nde Larry Young ve ekibi tarafından gerçekleştirilen benzer bir çalışmada çok eşli farelere bir virüs enjekte ediliyor. Bu virüs, tek eşli farenin gen varyantını çok eşli farenin beynine taşıyor ve bunun sonucunda çok eşli fareler tek eşli davranmaya başlıyorlar. Bunun tam tersi olarak da tek eşli farelere sensörleri bloke eden bir ilaç verildiğinde tek eşli fareler çiftleşmenin sona ermesi ile yeni bir eşin peşine düşüyorlar. Tüm bu veriler insanlarda cinsel davranışları belirleyen genetik faktörlerin ya da reseptörlerin dağılımının sadakat ile bağlantısı olup olamayacağına ilişkin soruları akla getiriyor.

Aşk ilişkilerinin erken evrelerinde sinir büyüme faktörü (NGF) salgısında artış olduğu da gözlenmiştir. NGF salgısında gözlenen artışın yakın dönemde aşık olanlarda, uzun süreli ilişkileri olanlara veya hiç aşık olmamışlara göre anlamlı olarak daha fazla olduğu gösterilmiştir.

Aşk ilişkilerindeki belirleyici rolünden sıkça bahsettiğimiz cinsel uyarılma ve şehvet duyguları sırasında aktive olan beyin bölgeleri hipotalamus, anterior singulat girus, striatum ve nucleus accumbenstir. Bazal ganglionlarda bulunan striatumun bir parçası olan nucleus accumbens haz ve ödül merkezidir ve nucleus accumbense bağlantılar amigdala, dorsolateralprerontal korteks (DLPC) ve ventral tegmental alandan (VTA) gelmektedir. VTA, dopamin üreten hücrelerin bulunduğu beyin bölgesidir ve aşk duygusu ile birlikte harekete geçtiği zaman daha çok dopamin üretilmesine neden olur. Daha fazla dopamin üretilmesi ve artan kaudat çekirdek aktivitesi ise aşık olunanı elde etmek gibi hedefe-ödüle yönelik davranışları artırmaktadır. Beynin ortasında “C” şeklinde yer alan kaudat çekirdek aşkla ilgili önemli beyin alanlarından bir tanesidir. Ödülün algılanmasını, hedef alınmasını ve elde edilmesi için gereken motivasyonun harekete geçirilmesini sağlamaktadır. Kaudat çekirdek aynı zamanda ilginin odaklanması ile ilgili görevlere de katılmaktadır.

Seksüel davranışlar, beyinde talamusun altında bulunan ve üçüncü ventrikülün tabanını oluşturan önbeyin bölgesi hipotalamus tarafından kontrol edilir. Özellikle ön ventral hipotalamus ve erkeklerde korteks priformis seksüel davranışlarla ilgili işlevleri yürüten bölgelerdir.

Vazopresin ve oksitosin de çekirdeklerden oluşmuş bir yapıya sahip olan hipotalamusun kontrolündedir. Nucleus supraopticus ve nucleus paraventricularis çekirdekleri aracılığıyla vazopresin ve oksitosin salınımları düzenlenir.

Seksüel duygularla ilgisi bulunan başka bir beyin bölgesi de amigdaladır. Amigdala, beyinde temporal lobun merkezinde konumlanmış çekirdekler grubudur ve 100’e yakın çekirdekten oluşmaktadır. Emosyonların denetimi amigdala tarafından gerçekleştirilir ve tüm memelilerde sağ amigdala sola göre %16 daha büyüktür. Bu da, sağ hemisferin emosyonlara sola göre daha duyarlı oluşunu açıklayabilir. Amigdala çekirdeği bünyesinde koku, tat, dokunma ve görsel uyaranlara yanıt veren spesifik hücre grupları vardır fakat görsel uyaranlara yanıt veren hücre sayısı daha fazla miktardadır. Erkek amigdalasının, dişi amigdalasından %20 büyük olduğu da bilinmektedir. Görsel cinsel uyaranlara karşı erkek amigdalası, özellikle de sağ amigdala çok hızlı aktive olurken dişilerde daha yavaş olmak üzere sol amigdala aktive olmaktadır. Bu bilgi erkeklerde röntgencilik ve pornografinin daha yaygın görülmesini ve kadınların görsel cinsel uyaranlar karşısında erkekler kadar hızlı uyarılmıyor oluşunu açıklayabilir. Tüm merkezi sinir sistemi (MSS) içinde erkek amigdalası, vizüel cinsel uyaranlara karşı ilk aktive olan ve en çok aktive olan yapıdır, buna karşın cinsel birleşme ve ejakülasyon sonrası tüm MSS’de aktivasyonu ilk sonlanan yapı da erkek amigdalasıdır. Dişilerde ise cinsel birleşme sonrası amigdala aktivasyonu diğer MSS yapıları ile birlikte sonlanır. Bu da erkeklerin cinsel birleşme sonrasında kadınlara göre daha az partnerine sarılıp yatma ve daha az partnerine dokunmaya devam etme eğiliminde olduklarını açıklayabilir.

Söz konusu aşk olunca ortaya atılan milyonlarca teoriden söz etmek mümkün. Elde edilen bilimsel verilere yenilerini ekleyerek aşkın doğasına ışık tutabilir ve bu konudaki bilgi kirliliğinden arınma şansına sahip olabiliriz. Bu belki de ilişkilerdeki algılarımızı, partnerlerimizin davranışlarını ve ne istediğini, daha da önemlisi kendi isteklerimizi ve isteklerimizin kökenini anlamamıza; bu doğrultuda olaylara yön verme konusunda daha fazla irade sahibi olmamıza olanak tanıyarak aşk ilişkilerine daha fazla “farkındalık” katmayı sağlayabilir. 


Melis Demircioglu-Nörobilim

Küçük Fabl - Franz Kafka

   Ah, dedi fare, dünya her geçen gün daha da daralıyor. Önceleri o kadar genişti ki bu beni korkuturdu, yürümeye devam ettim, mutluydum, nihayet uzaklarda sağlı sollu duvarlar gördüm, fakat bu uzun duvarlar birbiri ardısıra o denli hızla üstüme geliyorlar ki ben şimdiden son odadayım bile. VE orada, köşede kendisine doğru yürümekte olduğum bir kapan duruyor. Sadece istikametini değiştirmelisin, dedi kedi ve onu yedi.

Tavuk karşıdan karşıya niçin geçer?

Durum: Bir tavuk, bir yolda karşıdan karşıya geçer.

Soru : Tavuk karşıdan karşıya niçin geçer?
 
Yanıtlar

Rene Descartes
Yolun öbür tarafina geçmek için.

Eflatun
İyiliği için, gerçek, öteki taraftadır.

Arıstoteles
Karşıdan karşıya geçmek tavuğun doğasıdır.

Karl Marx
Tarihsel olarak kaçınılmazdı.

Hıpokrates
Pankreasının aşırı salgısı yüzünden.

Martın Luther Kıng Jr.
Tüm tavukların nedenini açıklamak zorunda kalmadan özgürce karşıdan karşıya geçtikleri bir dünya düşlüyorum.

Rıchard M. Nıxon
Tavuk karşıdan karşıya geçmedi. Tekrar ediyorum, tavuk asla yolun karşısına geçmedi.

Sıgmund Freud
Tavuğun karşıdan karşıya geçmesiyle ilgilenmeniz, sizde güçlü bir cinsel güvensizlik duygusunu ele vermektedir.

Buda
Bu soruyu sormak, sizin kendi tavuk doğanızı inkar etmektir.

Galıleı
Oysa tavuk karşıdan karşıya geçiyor...

Charles De Gaulle
Tavuk belki yolun karşısına geçti, ama otoyolun karşısına henüz geçmedi.

Eınsteın
tavuğun yolun karşısına geçmesi ya da yolun tavuğun ayakları altında yer değiştirmesi, tümüyle sizin gösterdiginiz referansa bağlıdır.

Bıll Clınton
Anayasa üzerine yemin ederim ki bu tavukla aramda hiç bir şey geçmemiştir.

George W.Bush
Tavuğun bu yolda BM kararlarına rağmen cezalandırılmadan karşıdan karşıya geçmesi, demokrasiye, özgürlüge ve adalete kafa tutmaktır. Bu durum, yolu bizim çoktan bombalamış olmamız gerektiğini göstermektedir.

Süleyman Demirel
Tavuk geçmişse geçmiş, geçmemişse geçmemiştir.

Tansu Çiller
Bu memleket için karşıdan karşıya geçen tavuk da bizimdir, üstünden geçen traktör de bizimdir.

Bülent Arınç
Tavuğun karşıdan karşıya geçmesi çok manidardır.

R.Tayyip Erdoğan
Ben tavuklu sandviç de satmıştım.Biz karşıdan karşıya geçmesini tavuktan öğrenecek değiliz

Abdullah Gül
Hayır, bana böyle bir bilgi verilmedi ama karşıdan karşıya geçtiyse hükümet gereğini yapar.

İ.Melih Gökçek
Biz ağaçları kesip yol yapmasaydık, tavuk nah karşıya geçerdi..

04 Ocak 2014

Seçme şiirler

Yüz Havlusu
Çarmıha gerildiği yaşta İsa'nın
avuçlarımdan tutan
iki çocukla çiviliyim yaşama
aşk bardağını çalkaladığım su olmak
kırılacak eşya taşıyan
bir kamyon gibi gidiyor Ağrıma

Kendi kendime konuştuğum sanılıyor
hep yanımdadır oysa
giderken bıraktığın yüz havlun
bozdun saklambaç oyununu ama
bana gizlendiğim yerden
çık demeyi unuttun

Her gece yatmadan okuduğum
bir kitap olmanı isterdim
kırardım ışıkları söndürmeden
yarım kalan sayfanın ucunu
ki sen buna tenim kırışıyor
yaşlanıyorum derdin
Yokluğundan geri kalan çölde
attığım her adımda
gözlerimden dökülür
hörgücümde taşıdığım sular
sevgilisinin gölgesinden uzak
çölde ağlayan deve ölür

Hava kararırken usulca
bir zenci olup
kalıyorum Salacak kıyısında
ve Kız Kulesi
Ku Klux Klan
gibi duruyor karşımda...Sunay Akın


 Dilek
hiçbir şey avutmuyor beni artık
büyüyen çocukları izliyorum
uçuşarak çiçek ölüleriyle

bu sessiz acılar bizim tohumlarımız
çığlıklı günlerin bağbozumunda
güz dökümü yemişler tadacaklar
o bildik rüzgarla yarışacaklar
ışık ve ses olacak gölgeleri
otlarla bulutlar arasında

taşlar çağıracak onları mavi
yamaçlara gizli patikalara
derinleri kazacak uçurum adımları
köpükten bir yankıyla buluşacaklar

uçuşarak çiçek ölüleriyle
yağmurun adını yeniden koyacaklar
ses ve ışık olacak yürekleri
karanlık, tenha yollar boyunca

sessizlik diliyorum kendim için sessizlik
acının ve tükenişin meyvesi olsun
eski yazlardan kalan bir avuç toprak
gibi koksun yağmurun köklerinde

hiçbir şey avutmuyor beni artık
büyüyen çocukları izliyorum yalın düşlerle
acılarla büyüyen çocukları sessizce...Ayten Mutlu


Sen benim hiçbir şeyimsin
Yazdıklarımdan çok daha az
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Lüzumundan fazla beyaz
Sen benim hiçbir şeyimsin
Varlığın yokluğun anlaşılmaz

Galiba eski liman üzerindesin
Nasıl karanlığıma bir yıldız olmak
Dudaklarınla cama çizdiğin
En fazla sonbahar otellerinde
Üniversiteli bir kız uykusu bulmak
Yalnızlığı öldüresiye çirkin
Sabaha karşı öldüresiye korkak
Kulağı çabucak telefon zillerinde

Sen benim hiçbir şeyimsin
Hiçbir sevişmek yaşamışlığım
Henüz boş bir roman sahifesinde
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Ne çok çığlıkların silemediği
Zaten yok bir tren penceresinde

Sen benim hiçbir şeyimsin
Yabancı bir şarkı gibi yarım
Yağmurlu bir ağaç gibi ıslak
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Uykumun arasında çağırdığım
Çocukluk sesimle ağlayarak

Sen benim hiçbir şeyimsin...Attila İlhan


Dar Kapı
Nedir bu geceyle gelen birsam?
Duyuyorum serzenişlerini.
Karanlıkta ağzının yerini
Arıyor deli gibi hafızam.

'Yanıyor unutulmuş buhurdan
Yine gecenin içinde sesiz'
Hatıralarla kabaran deniz,
Doluyor ruhun oluklarından

Işık yağıyor doğan geceden;
Nasıl diriliş bu, neden sonra?
Bu rüya gibi geceden sonra
Gidecek mi o maziden gelen?

Seziyorum senelerce susan
Ruhumda taptaze bir geriniş.
Sonuna vardığım çölden geniş
Ayaklarıma acılan umman.

Butun mevsimlerimin üstüne
Geriliyor bembeyaz bir kanat.
Gelip durdu artık işte hayat
Bana hep onu vadeden güne.
Artık ebedi huzur deminin
İçebilirim sırlı taşından
Girmek üzereyim dar kapısından
O eski rüyalar aleminin...O.Veli Kanık


Korkmayın Unutuluyor
suya hapsedilmiş bakterilerle güzelleşiyor
ölümün en lacivert masumiyet hadisesi;
öğrencilerince taciz edilmiş berbat bir ömür lisesi
gibi artık üniversiteye hazırlanıyor imparator.

katalizöre bir keşke edasıyla yaklaşan azılı vücut
önemini yitirmiş plastik bir tabut -ki
içindeki
kalıba ve ilahi kalabalığa
bütün etlerin hükmettiği şehvetle yalvarmakta.
uzun yol hevesiyle şahlanıyor sürat
sürat, kendi dışındaki süratle hayale varmakta.

öyle bir hayal tasvir edin, hayatı ölümle suçluyor
ve eğildiği okyanusu içindeki ölü hayvanlarla avuçluyor
içiyor
içiyor
kana kana, kana yıkıla içiyor
derin bir oh çekiyor sonra,
ardından kaldırıyor başını ve hatırasını
tabiata dönüp
'affedersiniz ama, yanınızda fazla aşk var mı'
diye soruyor.

siz bir kelebeğe tutunuyorsunuz telaşla, onu incitmeden,
kelebek telaşla geldiği tırtıla tutunuyor

insan bu, azat etmek de gerek
korkmayın, unutuluyor!...Küçük İskender


Hayal Oyunu
Ellerindi ellerimden tutan
Ellerimdi ellerinden tutan...
Bıraktığı anda ellerimiz ellerimizi
Gökyüzüne vuracaktı gölgeleri ellerimizin
Kimbilir kaç martılar halinde

Bir masada karşı karşıya
Seyrederken dudaklarını senin
Dile gelmiş ilk Türkçeydik
Henüz başlamış kül rengi bahar
Ne savaş, ne barıştık biz...

Bu dünyaya yeni gelmiş bir diyar
Manolyaya gece konmuş kumrular...Can Yücel


   
Areti Ketime