05 Aralık 2013

Albert Camus - Sisifos Söyleni "Uyumsuz Özgürlük "


 
 
Şimdi işin başlıcası yapıldı. Ayrılamayacağım birkaç kesin gerçek var elimde. Bildiğim, kesin olan, yadsıyamayacağım, atamayacağım, işte önemli olan bu. Benliğimin belirsiz özlemlerle yaşayan bu bölümünden, bu birlik isteğinden başka, bu çözme isteğinden başka, bu aydınlık ve uygunluk gereksiniminden başka her şeyi yadsıyabilirim. Beni çevreleyen, bana çarpan ya da beni götüren bu dünyada, bu kaostan, bu her şeyin başı rastlantıdan başka, kargaşadan doğan bu tanrısal denklikten başka her şeyi çürütebilirim. Bu dünyanın kendisini aşan bir anlamı var mı, bilmiyorum. Ama bu anlamı bilmediğimi, öğrenmenin de benim için şimdilik olanaksız olduğunu biliyorum. Kendi koşulumun dışında olan bir anlamın benim için anlamı ne? Ben ancak insan ölçüleriyle anlayabilirim. Dokunduğum şey, bana karşı direnen şey, işte budur benim anlamadığım. Bu iki kesinlik, saltıklık ve birlik isteğimle bu dünyanın usa ve mantığa uygun bir ilkeye indirgenmezliği, bunları uzlaştıramayacağımı da biliyorum. Yalana başvurmadıkça, benim olmayan, benim kendi koşulumun sınırları içinde hiçbir anlam taşımayan bir umudu araya sokmadıkça, bundan başka hangi gerçeği tanıyabilirim?

Ağaçlar arasında bir ağaç, hayvanlar arasında bir kedi olsaydım, bu yaşamın bir anlamı olurdu, daha doğrusu bu sorunun hiç anlamı olmazdı, çünkü dünyadan bir parça olurdum. Bu dünya olurdum, oysa şimdi tüm yakınlık gereksinimimle onun karşısındayım. Öylesine önemsiz olan bu us, işte beni tüm evrenin karşıtı yapan bu. Bir kalemde yadsıyamam onu. Öyleyse doğru olduğuna inandığımı bırakmamalıyım. Bana karşı bile olsa, alabildiğine açık bulduğumu alıkoymalıyım. Bu uzlaşmazlığın, dünya ile düşüncem arasındaki bu kırılmanın temeli, bu konudaki bilinçliliğim değil de nedir? Demek ki onu sürdürmek istiyorsam, her zaman yenilenen, her zaman gergin ve kesintisiz bir bilinçle sürdürebilirim. Şu sırada uyumsuz, aynı zamanda hem alabildiğine açık hem de fethedilmesi alabildiğine güç olan uyumsuz, bir insanın yaşamına dönüyor, yurdunu yeniden buluyor. Gene de, bu sırada, düşünce açık görüşlü çabanın kısır ve kurumuş yolunu bırakabiliyor. Şimdi günlük yaşama giriyor. Adsız kişinin dünyasını yeniden buluyor, ama artık başkaldırısı ve açık görüşlülüğüyle dönüyor buraya. Umut etmemeyi öğrendi. Şimdiki zamanın cehennemi, onun ülkesi burasıdır artık. Tüm sorunlar keskinliklerini yeniden kazanıyor. Soyut açıklık biçimlerin ve renklerin içliliği karşısında geri çekiliyor. Tinsel uzlaşmazlıklar cisimleniyor, insan yüreğinin düşkün ve görkemli sığınağını yeniden buluyor. Hiçbiri çözüme ulaşmadı. Ama hepsi de yüz değiştirdi. Ölecek mi, yoksa sıçrayıp kurtulacak mıyız, kavram ve biçimlerden kendi ölçümüze uygun bir ev mi kuracağız? Yoksa parçalayıcı ve olağanüstü uyumsuzu mu seçeceğiz? Bu konuda son bir çaba daha harcayarak tüm sonuçları çıkaralım. Beden,- sevgi, yaratım, eylem, insan soyluluğu, bu dünyada yerlerini yeniden alacak o zaman. İnsan orada büyüklüğünü besleyen ilgisizlik ekmeğini ve uyumsuzun şarabını yeniden bulacak sonunda.

Yöntem üzerinde duralım gene; dayatmak söz konusu. Uyumsuz insan yolunun belli bir noktasında kışkırtılmıştır. Tarih ne dinden yoksundur ne peygamberden, tanrısızları bile vardır. Ondan sıçraması isteniyor. Verebileceği tek yanıt iyi anlamadığı, bunun açık olmadığı. Kişi de yalnızca iyi anlamadığını yapmak ister. Ona bunun gurur günahı olduğu, belki de işin sonunda cehennemin bulunduğu söylenir, ama bu garip geleceği gözlerinin önüne getirmesine yetecek imgelem gücü yoktur; ölümsüz yaşamı yitirdiği söylenir, ama bu ona önemsiz görünür. Suçluluğu benimsettirilmek istenir ona. O kendini suçsuz bulur. Doğrusunu söylemek gerekirse, yalnız bunu duyar, çaresiz suçsuzluğunu. Her şeyi bu sağlar ona. Böylece kendi kendinden istediği yalnızcabildiğiyleyaşamak, elindekiyle yetinmek, araya kesin olmayan hiç bir şey sokmamaktır. Hiçbir şeyin böyle olmadığı söylenir ona. Ama hiç değilse bu bir kesinliktir. İşi onunladır: hiçbir şeye sarılmadan yaşanıp yaşanamayacağını bilmek ister.

"Çev." Tahsin Yücel, Can Sanat Yayınları. İstanbul (2014)

Seçilmiş Düşünceler - Friedrich Nietzsche

XIX. yüzyılın en önemli ve en etkili Alman filozoflarından F. W. Nietzsche, felsefenin temeline, çağının düşünce ve değerlerine toptan bir karşı çıkışı kor. En büyük amacı, insanı kurtarmak, onu kuru akılcılıktan uzaklaştırarak kendisinin ne olduğu üzerine düşündürmektir. Nietzsche’nin önemli spekülatif düşünceyi yadsıyarak düşünce ile yaşam arasında canlı bir bağlantı kurmaya çalışmış olmasındadır. Filozofun çeşitli eserlerinden derlenmiş özdeyişleri içeren "Seçilmiş Düşünceler"

- Şen Bilgi
“İnsan kendisini kendi yaptığı yanlışlarla eğitmiştir: Önce kendi kişiliğini yarım yamalak görebilmiştir. Ancak sonra da hayali meziyetler yakıştırmıştır kendine. Bu yanlışları bilmezden gelmek insanlığı, insancıllığı ve insanlık haysiyetini yok etmek olur.”
“Büyük bir zaferin en iyi yanı zaferi kazananda yenilgi korkusu bırakmamasıdır.”
“Derin olduğunu bilen kimse, kolay anlaşılır olmaya çalışır. Kalabalığa derin görünmekten hoşlanan kimse ise anlaşılmaz olmaya çalışır. Kalabalık dibini görmediği her şeyi derin sanır çünkü.”
“Düşüncelerimiz duygularımızın gölgesidir.”
“Yüksek sesle konuşan kimse ince şeyleri düşünemez hemen hemen.”
“Bu adam bu davanın çürük olduğunu görüyor ama inat olsun diye vazgeçmiyor;Fakat ‘sadakat’ adını veriyor bu hale.
“Her alışkanlık elimizi daha becerikli, aklımızı ise daha beceriksiz hale sokar.”
“İnsanın işi başından aşkın oldu mu her türlü sıkıntıdan da uzak kalır.”
“ Neye inanırım ? Şuna: her şeyi yeniden teraziye vurmaya.”
“En insancıl davranış, birisinin utanmasını önlemektir.”
- Zerdüşt
Size insandan üstün olmayı öğretiyorum. İnsan aşılması gereken bir nesnedir. Onu aşmak geçmek için ne yaptınız?
Doğrusu şu ki insan kirli bir nehirdir. Kirli bir nehri kirlenmeden içine alabilmek için bir deniz olmak gerek. Görüyorsunuz insandan üstün olmayı öğretiyorum size: Üst insan bu denizdir.
Öğrenmek için yaşayanı ve günün birinde üst insanın yaşaması için öğrenmek isteyeni severim.
Özdeyişler halinde ve kanıyla yazan kimse okunmayı değil, ezberlenmeyi ister.
Dünya yeni değerler bulanların çevresinde döner.
Soydaş sevgisinin üstünde uzağın ve geleceğin sevgisi vardır.
Sevinç, her nesne sonsuz olsun ister.
- Toplum
Tam şu sırada bizi tehdit eden iki korkunç hastalık var: İnsandan derin bir tiksinme ve insana derin bir acıma!
İçimizden kendi kendimize yaptığımız konuşmalarda başkalarının şerefini pek korumuyorsak, halk içinde pek dürüst kişiler değiliz demektir.
Elimizde kudret olmadığı sürece özgürlük isteriz. Fakat, elimizde kudret olunca üstünlük isteriz.
Kolay yaşamak istiyor musun ? Sürüde kal ve sürü sevgisi uğruna kendini unut
- İnsan
Ne kadar yükselirsek, uçmak bilmeyenlere o kadar küçük görünürüz. Sonuçlar karşısında korkaklık : Modern bir kusur.
Bir inancı sırf adettir diye kabullenmeye namussuzluk, korkaklık, tembellik denir.
Bir insanın yüksekliğini görmek istemeyen kimse, kendinden aşağı ve üstün körü olan her şeye daha dikkatle bakar. Bu bakışla da kendini ele verir.
Kendinin derin olduğunu bilen kimse aydınlığa yönelir; Kalabalığa derin görünmek isteyen kimse ise karanlığa yönelir. Kalabalık, dibini görmediği her şeyi derin sanır.
İnsan bütün bir yıl sustu mu gevezeliği unutur ama konuşmayı öğrenir.
Büyük eğitimcide tabiat gibidir. Engelleri yığmak zorundadır: Sonradan bunları aşmak için. İsterim ki ilkin kendine saygı gösterilmekle işe başlansın: Gerisi gelir artık.
Bir büyük adamı tutanlar onu övmek için kendilerini kör etmeye alışıktırlar.
Uçurumları sevenin kanatları olmalı
- Düşünce
Deri değiştiremeyen yılan ölür. Düşünce değiştirmesine engel olunan kafalar da öyle ; Bunlar kafa olmaktan çıkarlar.
En kuvvetli ilaç hangisidir? Zaferdir.
Bizi bir kez olsun diğer kitapların ötesine götüremeyen kitap neye yarar?
‘Doğru’ deyince bu zihninde muhakkak yanlışın tersine değil, fakat sadece en esaslı hallerde çeşitli yanlışların birbirlerine oranla durumlarını gösteriyor.
Bir nesneyi hem sevebilen hem onunla alay edebilen kimse, dehaya erişmiş demektir.

03 Aralık 2013

Johann Wolfgang von Goethe


"Yaşamaya zaman ayırın, zira zaman bunun için yaratılmıştır… Düşünmeye zaman ayırın, başarının bedeli budur… Sevmeye zaman ayırın, güçlü olmanın kaynağı budur… Etrafınıza bakmaya zaman ayırın, günler bencilliğinize yetmeyecek kadar kısadır… Terbiyeli olmaya zaman ayırın, insan olabilmenin sembolü budur."

Özgürlük

İnsanlar özgürlükten bahsediyorlar ve bu biricik haklarını savundukça ailelerinin isteklerine daha çok boyun eğiyorlar; yaşamlarının geri kalanını birlikte geçirmeye söz verdikleri insanlarla evliliklerine, ekonomiye, yaptıkları diyetlere, yarım kalmış projelere, “hayır” ya da “bitti” demeyi bir türlü beceremedikleri sevgililerine, hiç sevmedikleri insanlarla öğle yemeği yemeye mecbur oldukları hafta sonlarına esir oluyorlar. Lükse, lüksün görüntüsüne, lüksün görüntüsünün görüntüsüne köle olanlar. Kendilerinin seçmediği ancak onlar için en iyisinin bu olduğuna inandırıldıkları bir yaşantının kölesi olanlar. Ve birbirinin aynı günler ve geceler geçirenler, “macera” kelimesinin sadece kitaplarda geçen bir sözcük ya da daima açık duran televizyonda bir hayal olduğu günler ve geceler; ve ne zaman önlerinde yeni bir kapı açılsa. “İlgilenmiyorum. Havamda değilim” diyenler. Oysa hiç denemedikleri bir şey için hazır olup olmadıklarını nereden bilebilirler? Ancak bunu sormanın bir anlamı yok; gerçek ise içinde büyüdükleri ve alışkın oldukları dünya düzeninin bozulmasından korkmalarıdır...Paulo Coelho

 Özgürlük bireyin talebi, özlemidir; eşitlik ise toplumun. Özgürlük ölümsüz bir düşüncedir, hiçbir zaman yaşlanmaz, zamanların özellikleriyle kaybolmaz. Özgürlük ve insan onuru yenik düşmez. Saygın, onurlu bir demokrasi ancak bireyin özgürlüğü ve toplumun eşitliğiyle kurulabilir. Hem toplumsal hem de evrensel barış ancak özgürlük ve eşitlikle inşa edilebilir...Thomas Mann

Özgürlük mü? Afiyeti yerinde olanların safsatası...E.M.Cioran

Yoksulluk, bilgisizlik, saatlerce çalışıp didinmek, yerinden işinden güvenli olmamak gibi kötü koşullar içinde yaşayan insana gerçekten özgür denemez. Böyle bir insan hayatını dilediği ve layık olduğu şekilde geçiriyor olamaz. Özgürlük denince şu dört öge de bulunmalıdır: Ulusça, hukukça, bireyce ve ekonomik özgürlük...Bertrand Russell

İnsanlar ancak yürekleri kadar yaşarlar, bütün insanlar için tek bir yaşam yoktur. Yüreğinin kıyısında bir uçurum taşımadan yaşayıp giden insanlara öfkeleniyorum. Belki de başka türlü yaşayabilse insanlar, toplumsal ilişkilerimiz başka türlü yoluna konulsa, insanlar yüreklerinin gerçek yüzölçümünü duyabilecek ve ona göre yaşayabilecekler. Belki bir gün, başka bir zaman diliminde, insanlar gerçekten özgür olduklarında....Murathan Mungan

Vaadi yerine getirdik biz, Anarres’te. Özgürlüğümüz dışında hiçbir şeyimiz yok. Size kendi özgürlüğünüzden başka verecek bir şeyimiz yok. Bireyler arasında karşılıklı yardımlaşma dışında hiçbir yasamız yok. Hükümetimiz yok, yalnızca özgür birlik ilkemiz var. Devletlerimiz, uluslarımız, başkanlarımız, başbakanlarımız, şeflerimiz, generallerimiz, patronlarımız, bankerlerimiz, mülk sahiplerimiz, ücretlerimiz, sadakalarımız, polislerimiz, askerlerimiz, savaşlarımız yok. Başka da pek fazla bir şeyimiz var sayılmaz. Biz paylaşırız, sahip olmayız. Varlıklı değiliz. Hiçbirimiz zengin değiliz. Hiçbirimiz iktidar sahibi değiliz. Eğer istediğiniz Anarres ise, aradığınız gelecek oysa, o zaman ona eli boş gelmeniz gerektiğini söylüyorum. Ona yalnız ve çıplak gelmeniz gerekiyor. Tıpkı bir çocuğun dünyaya, geleceğine, hiçbir geçmişi olmadan, hiçbir malı mülkü olmadan, yaşamak için tümüyle başka insanlara dayanarak gelmesi gibi. Vermediğiniz şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir. Devrim’i satın alamazsınız. Devrim’i yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak. Devrim ya ruhunuzdadır ya da hiçbir yerde değildir...Ursula K. Le Guin

Yuvarlağın Köşeleri - Özdemir Asaf

 
Bu kitapta, Özdemir Asaf'ın 1961 yılında Yuvarlağın Köşeleri adıyla yayımladığı etika türü özdeyişleri ile ölümünden sonra derlenen 1961-1981 yılları arasında yazdığı, yine etika türü özdeyişler yer alıyor.

"Doğdu, sevinçten ağladılar. Öldü acıdan ağladılar...
O, bu arada yaşadı, hiç düşünmediler."

"Bütün bildiklerini yapan ile bütün yaptıklarını bilen...
Yarışa giriştiler: birincisi kazandı.
Savaştılar: ikincisi yendi."

"Zamanın varsa, her şeyin gelir geçer.
Her şeyin varsa, zamanın gelir geçer."

"Çağrı, ikisinden birinin uzakta olduğunu belirler.
Ama kimin? Çağıranın mı, çağrılanın mı?" 
 
* * *
 
Köşeleri sivri yuvarlak
Özdemir Asaf, toplumsallık, paylaşım, hoşgörü üzerine özdeyişler kaleme aldı. Sezdirmeden, abartmadan. Şiirlerinde olduğu gibi özenle seçtiği sözcükleri bir araya getirerek bilgeliği de çoğalttı

"Aşka gönül ile düşersen yanarsın. 
Zekâ ile düşersen çıldırırsın. 
Duygu ile düşersen gülünç olursun.
Aşka düşmezsen kalabalığa karışırsın ezilirsin.
Sersem sersem bakınıp durma bir yol seç." 

Özdemir Asaf, okuyucusuna yoğun bir duyarlıkla, çarpıcı sözcükler seçtiğini sezdirmeden, küçük dizeler halinde kısa özdeyişler verdi. Kimini yaşadığı deneyimlerden, kimini izlenimlerinden esinlenerek bilgece dörtlükler yazdı. Çağıyla ve toplumuyla hesaplaşmalarda, buruk öfkesini içinde saklayan yeni taşlama biçimleri geliştirdi. Gün oldu şiirleriyle kafa tuttu, gün oldu sevgilinin dilinden dökülen sözcüklere kaynak oldu. Bunlar yetti mi? Hayır. Bilgelik, özlülük, duygululuk toplumsallık, paylaşım, hoşgörü üzerine özdeyişler de kaleme aldı. Sezdirmeden, abartmadan. Şiirlerinde olduğu gibi özenle seçtiği sözcükleri bir araya getirerek. Üstelik şiir tadında. Üstelik bilgece. 
 
Yazının girişine aldığım özdeyiş gibi. İsterseniz özdeyişi şiir tadında okuyun, içindeki bilgeliğe oradan varın. Ya da tersinden yapın o işlemi. Özdeyiş diye okuyun kelimeler arasındaki ahenkle şiir tadına varın.

"Birbirinize kızın, birbirinizle kavga edin, yumruk yumruğa yüzlerinizi parçalayın, gözlerinizi patlatın, kulaklarınızı koparın, saçlarınızı yolun, derinizi parçalayın, tekmeyle kemiklerinizi kırın. Yalnız ananızdan doğduğunuzda olduğunuz gibi kavga edin. Yalancı, ek bir araç kullanmayın. Mendil bile olmaz. Ama ne olur sakın bir insanı gönülce, gözce, dilce ruhça kırmayın."