24 Kasım 2012

Öğretmenler Günü Kutlu Olsun.

 

Atatürk’ün Tarih Öğretmenleriyle Bir Sohbeti
Öğretmenimiz Mim Kâzım (Kızıltuğ) anlatıyor:
“Kış aylarının kasvetli günlerinden biriydi. Okulda yatılı öğrenciydik. Dersimiz Tarih’ti. Kıymetli öğretmenimiz Cemal Bey:
—Çocuklar, size başımdan geçen, hayatımda asla unutamayacağım bir hatırayı anlatacağım… Dedi ve sözüne şöyle devam etti:
—1930 yılında gene böyle bir yatılı okulun Tarih muallimi idim. Dersimiz, Yeni Çağlar idi. Ben hararetli bir şekilde konuyu anlatıyor, misaller göstererek öğrencileri bilgilendiriyordum. Birden kapı açıldı, içeriye okul müdürü ile Büyük Gazi girdi. Heyecanlanmış ve şaşırmıştım. Dersi keserek yanına gittim. “Hoş geldiniz Paşam.” dedim. Bana ve öğrencilere tebessümle iltifat ederek:
—Hocam dersinize devam ediniz. Dedi.
Dersten sonra Müdürlük odasında toplanmıştık. Gazi, Tarih öğretmenlerine hitaben dedi ki:
—Sizler, üzerinize büyük bir mesuliyet almış bulunuyorsunuz. Genç dimağlar, ancak sizlerden ilham alacak ve kurtulan vatanı mamur kılacaklardır. Bir talebe, Cebirden bir formül unutabilir, kimyadan belki bir madeni hatırlayamaz. Fakat Efendiler; bir talebe, tarihini asla unutmamalıdır ve ona tarihi unutturulmamalıdır. O talebe, şanlı tarihinin bir sahifesini unuttuğu gün, memleket uçuruma yuvarlanıyor demektir. İşte kıymetli Tarih muallimi efendilerden isteğim şudur ki, verdikleri derslerin mesuliyetini idrak etsinler ve ona göre ellerine teslim edilen genç dimağlara hakikatleri işlesinler. Bu yapıldığı gün, Tarih muallimleri, memlekete en az kanını tarihi için dökmüş kahramanlar kadar hizmet etmiş olurlar. Aksi halde kabahat tarihini bilmeyen gençte değil, muallimdedir. Bunu asla affetmem.”

21 Kasım 2012

"Yükselmek için yalnız kendi gücünüzü kullanın, başkasının sizi yükseltmesine fırsat vermeyin." Nietzsche

 
Kendi omuzuna tırman. Başka nasıl yükselebilirsin ki!

İnsan sıkı tutmalı yüreğini; çünkü gitmesine izin verirse, çok geçmeden aklı da gider peşinden.

En derin yaralarla başlar en derin gülücükler. En yüksek uçurumlardan düşerken öğrenirsin uçmayı. En derin denizlerde boğula boğula becerirsin tek bir nefesle yaşamayı.

Doğrular ve yanlışlar yoktur, sadece yorumlar vardır.

Dünyada hiçbir şey insanı kin besleme duygusu kadar yıpratmaz.

Bir kez yürünmüş bir yola düşenlerin sayısı çoktur, hedefe ulaşan az.

Gerçeğin düşmanı tabular ve inançlardır. DÜŞÜNÜN..

İçine koyacak bir şeyiniz varsa, bir günün bin cebi vardır.

Merhameti öldürün.

Yaratıcılık ve keşif acıda ve yalnızlıkta saklıdır.

Yüksek sesle konuşanlar ince konuları düşünemez.

Zorla alabileceğin bir hakkın, sana verilmesine izin verme.

Kaya gibi; Neysen  O ol.

Sanat hakikatten daha degerlidir.

Neden'i olan nasıl'a katlanır.

İnsanlar eşit değildirler.

Uçurumları sevenin , kanatları olmalı.

Tek bir şey olabilmek,tek bir şeye varabilmek için çok yerde, çok şey olmak, bu bendeki sagduyudur.

Yaşama karşı sorumluluğumuz daha yücesini yaratmaktır. Daha alçağını değil.

Müziksiz hayat hatadır.

Bilgi ermişleri olmak elinizden gelmiyorsa, hiç degilse bilgi savaşçıları olun.

Yükselmek için yalnız kendi gücünüzü kullanın, başkasının sizi yükseltmesine fırsat vermeyin.

Yiğitlik ; en büyük korkunun ve en büyük ümidinin üstüne üstüne gitmektir.

Uçuruma gözlerinizi dikip baktığınızda, uçurum da sizin içinize bakmaya başlar.

Sosyalistlerin üslubu, umudları ve hayalleri, zararsız koyun mutluluğunun bir ifadesidir.

Öyle kolay bir sanat değildir uyumak. Onun uğruna bütün gün uyanık durmak gerekir.

Küçücük bağışlarla büyük mutluluklar kazanmak büyüklüğün bir ayrıcalığıdır.

Sahip olmak ve daha çoğuna sahip olmayı istemek ,tek kelimeyle büyümektir. Bu hayatın kendisidir

Kimine göre yalnızlık,hasta kişinin kaçışıdır; kimine göre de, hasta kişilerden kaçıştır

Kendi savaşınızı açmalısınız, kendi düşüncelerinizin uğruna. Düşünceleriniz yenilse bile, dürüstlüğünüz zafer çığlıkları atmalıdır bunun için.

Kutsal olan gerçekler değil kişinin kendi gerçeği için çıktığı arayıştır.Neysen o ol.

İnsana göre maymun nedir? Gülünecek bir şey ya da acı bir utanç...İşte üstinsana göre de insan aynen böyle olacak ; Gülünecek bir şey ya da acı bir utanç!

Kılavuz öğrencisine bütün izleri göstermeli ama gideceği yolu seçmemelidir.

Kopyalar Hiç de seyrek olmayan ölçüde, önemli insanların kopyalarıyla karşılaşırız ve yağlıboya tablolarda olduğu gibi, burada da çoğu insan orijinallerden değil kopyalardan daha çok haz almaktadır.

İnsan da ağaca benzer, ne kadar yükseğe ve ışığa çıkmak isterse, o kadar yaman kök salar yere, aşağılara, karanlıklara, derinliğe, kötülüğe.

İnsanoğlu hayatta o kadar acı çeker ki, canlılar arasında yalnız o, gülmeyi icat etmek zorunda kalmıştır.

Az bilen ve az düşünen çok konuşur.

Acı çeken dostuna dinlenmesi için yer göster ama dikkat et yatak sert olsun.

Başarının sonu yalnızlıktır.

Benim hayalimdeki aşk, iki insanın birbirini sahiplenme duygusundan çok daha öte bir şey.

Ey büyük yıldız! Aydınlattıkların olmasaydı nice olurdu mutluluğun.

İyi olan nedir? Kudret hissini , kudret iradesini , insanın içindeki kudreti yükselten her şey! Kötü olan nedir? - Zaaftan çıkan her şey!

İnsandaki güçlü ve ulu olan her şey insanüstü ve dışsal olarak düşünüldü.İnsan kendini çok küçümsedi.Kendindeki iki yanı birbirinden ayrı iki alana böldü insan ; Değersiz ve güçsüz yanı ile güçlü ve şaşırtıcı yanını..İlkine insan dedi , ikincisine ise Tanrı!

Bence hayatın kendisi gelişme içgüdüsü , idame içgüdüsü , güçlerin biriktirlmesi içgüdüsüdür : Güce yönelmenin olmadığı yerde çöküş vardır.İddaam şudur ki,insanlığın yüce değerlerinde işte bu yöntem esiktir ; en kutsal isimler altında hüküm süren değerler , çöküş değerleri , nihilist değerlerdir.

Bizi farklı kılan şey , tarihte , doğada veya doğanın arkasında hiçbir Tanrı'yı tanımamamız değildir. Bizi farklı kılan , Tanrı diye hürmet edileni Tanrı'ya benzer bulmamamızdır.

Biz , tekrar ahlaktan arıtılmış olan dünyada yaşamaya cesaret eden az ve çok sayıdakiler ; Biz putperestler! İnanca göre ; Olasıdır ki biz , pagan inancın ne olduğunu ilk kavrayanlarız. İnsanın kendisi için daha yüksek varlıklar tasarlaması , lakin O'nu iyinin ve kötünün öte yanında görmesi sözkonusudur.Her yüksek olmanın , ahlaksız olarak takdir etmek mecburiyetinde kalınması sözkonusudur.Biz , "Olimpus"a inanırız! Çarmıha gerilene değil!

Bakın! Size "Üstinsan"ı öğretiyorum.Üstinsan yeryüzünün anlamıdır. İsteminiz desin ki; Üstinsan yeryüzünün anlamı olacaktır!

Yaşamı anlamaya başladığın andır durabilmek ayak üstünde.Sorun bu zaten, başkasıyla olmak, başkasının olmak değil.Kendi başına başkasıyla , başkasıyla kendin olmak.

Ah!..En yüksek umutlarını kaybeden soylular tanıdım ben.Şimdi kara çalmaktalar tüm yüksek umutlarına. Artık küstahça yaşıyorlar,anlık hazlar içinde , ve ertesi güne dair hedefleri yok neredeyse..."Ruh , şehvettir!" .... böyle derlerdi.Bu sırada kırıldı ruhların kanatları ; şimdi yerlerde sürünüyor ruhları ve kirletiyor kemirdiği her şeyi.. Bir zamanlar kahraman olmayı düşünüyorlardı...şehvet düşkünüler şimdi.Kahraman , artık onlar için bir kasvet ve dehşet!Fakat sevgim ve umudumla sana yemin ederim : terk edip gitme ruhundaki kahramanı!Kutlu tut en yüksek umutları!

Gelenek nedir? Bize yararlı olan şeyleri emrettiğinden dolayı değil, bize emrettiğinden dolayı itaat ettiğimiz yüksek bir otoritedir.

Geliştirmiş olduğumuz tüm değerler, dünyanın gerçek doğasını görmemizi engellemek amacıyla geliştirilmiş araçlardan başka hiçbir şey değildirler.

Av ve zafer için tutkuyla donanan görkemli yırtıcı hayvan, sarışın canavar görmezlikten gelinemez. Bu gizli temel, zaman zaman patlar, hayvan tekrar vahşete döner. Romalı, Arap, Alman, Japon soyluluğu, Homeros'un kahramanları, İskandinav Vikingleri ... tümü de bu gereksinimi paylaşıyorlardı.Nereye gitseler arkalarında "barbar" kavramını bırakan bu soylu ırklar, en yüksek kültürlerinde bile, bunun bilinçliliğini gösteriyor, gururunu taşıyorlardı. insanlar doğar,büyür,yaşar ve ölürler önemli olan çok yaşamak değil yaşadığı sürece fazla birşeyler yapabilmektir.

Karakterim ve tavrımı birbirine karıştırmayınız. Karakterim 'kim olduğumla' ilgilidir. Tavrım ise sizin 'kim olduğunuzla !..


 

Öğrenilmiş Çaresizlik

Bilim adamları köpekbalıkları üzerinde deneyler yapmışlar. Köpekbalıklarını büyük bir akvaryuma koymuşlar. Akvaryumun içine köpekbalıklarının yemeyi çok sevdikleri küçük balıklardan atmışlar. Tahmin edeceğiniz gibi köpekbalıkları, o küçük balıkları büyük bir iştahla yiyip bitirmişler. 

Sonra akvaryumu cam bir levha ile ikiye ayırıp bir tarafa köpekbalıklarını diğer tarafa küçük balıkları koymuşlar. Köpekbalıkları küçük balıkları yemek için her hamle yaptıklarında, burunlarını cam levhaya çarpıyorlarmış. (En hassas yerleri burunları olduğu için de canları oldukça yanmış olsa gerek.)

Bir süre sonra cam levhayı kaldırmışlar. Ama küçük balıklar neredeyse ağızlarının içinde yüzmelerine rağmen, büyük balıklar onları yememiş. Bilim adamları bu duruma "Öğrenilmiş Çaresizlik" diyorlar.

Eğer "Yapamam" diyorsanız siz de bir öğrenilmiş çaresizliğin içindesiniz demektir. Yapamayacağınıza inanarak içinizdeki çocuğu ve gençliğin coşkusunu derinliklerinize gömüyorsunuz. Olayların içeriğini belirleyen, bizim onlara olan yaklaşımlarımızdır. Zor diyorsak zordur, kolay diyorsak kolaydır. İşte bu kadar! Hiçbir şey göründüğü kadar karmaşık değildir; pireyi deve yapmadığımız sürece!

Bu sebeple tek yapmamız gereken "Neden Olmasın?" diye sormak. Bu soruyla başlayacak ve yeni bir başlangıçla sonlanacak gününüz. Haydi, durmayalım soralım kendimize: "Neden Olmasın?".

19 Kasım 2012

Nazım Hikmet - Saman Sarısı

II
On dokuz yaşım Beyazıt Meydanın'dan geçiyor çıkıyor Kızıl
Meydan'a Konkord'a iniyor Abidin'e rastlıyorum da mey-danlardan konuşuyoruz.
evveli gün Gagarin en büyük meydanı dolaşıp döndü Titof daha
dolaşıp dönecek hem de on yedi buçuk kere dolanacak
ama daha bundan haberim yok
meydanlarla yapılardan konuşuyoruz Abidin'le tavan arasında-
ki otel odamda
Sen ırmagı da akıyor Notr Dam'ın iki yanından
ben geceleyin penceremden bir ay dilimiymiş gibi görüyorum
Sen ırmağını rıhtımında yıldızların
bir de genç bir kadın uyuyor tavan arasındaki odamda Paris
damlarının bacalarına karışmış
yıllardır böyle derin uykulara dalmışlığı yoktu
saman sarısı saçları bigudili mavi kirpikleriyse yüzünde bulut
çekirdekteki meydanla çekirdekteki yapıdan konuşuyoruz
Abidin'le
meydanda fırdönen Celalettin'den konuşuyoruz
 Abidin uçsuz bucaksız hızın renklerini döktürüyor
ben renkleri yemiş gibi yerim
ve Matis bir manavdır kosmos yemişleri satar
bizim Abidin de öyle Avni de Levni de
mikroskobun ve füze lumbuzlarının gördüğü yapılar meydanlar
renkler ve şairleri ressamları çalgıcıları onların
hamlenin resmini yapıyor Abidin yüz elliye altmışın meydanlı-
ğında
suda balıkları nasıl görüp suda balıkları nasıl avlayabilirsem
öyle görüp öyle avlayabilirim kıvıl kıvıl akan vakıtları tu-
valinde Abidin'in
Sen ırmağı da bir ay dilimi gibi
genç bir kadın uyuyor ay diliminin üstünde
onu kaç kere yitirip kaç kere buldum daha kaç kere yitirip kaç
kere bulacağım
işte böyle kızım düşürdüm ömrümün bir parçasını
Sen ırmağına Sen Mişel Köprüsü'nden
ömrümün bir parçası Mösyö Düpon'un oltasına takılacak bir
sabah çiselerken aydınlık
Mösyö Düpon çekip çıkaracak onu sudan Paris'in mavi suretiy-
le birlikte ve hiçbir şeye benzetemiyecek ömrümün bir
parçasını ne balığa ne pabuç eskisine
atacak onu Mösyö Düpon gerisin geriye Paris'in suretiyle
birlikte suret eski yerinde kalacak.
 Sen ırmağıyla akacak ömrümün bir parçası büyük mezarlığına
ırmakların
damarlarımda akan kanın hışırtısıyla uyandım
parmaklarımın ağırlığı yok
parmaklarım ellerimle ayaklarımdan kopup havalanacaklar
salına salına dönecekler başımın üstünde
sağım yok solum yok yukarım aşağım yok
Abidin'e söylemeli de resmini yapsın Beyazıt Meydanı'nda şe-
hit düşenin ve Gagarin Yoldaşın ve daha adını sanını kaşı-
nı gözünü bilmediğimiz Titof Yoldaşın ve ondan sonraki-
lerin ve tavan arasında yatan genç kadının
Küba'dan döndüm bu sabah
Küba meydanında altı milyon kişi akı karası sarısı melezi ışıklı
bir çekirdek dikiyor çekirdeklerin çekirdeğini güle oynaya
sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin
işin kolayına kaçmadan ama
gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini
değil
ne de ak örtüde elmaların
 ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolanan kırmızı
balığınkini
sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin
1961 yazı ortalarında Küba'nın resmini yapabilir misin
çok şükür çok şükür bugünü de gördüm ölsem de gam yemem
gayrının resmini yapabilir misin üstat
yazık yazık Havana'da bu sabah doğmak varmışın resmini
yapabilir misin
bir el gördüm Havana'nın 150 kilometre doğusunda deniz
kıyısına yakın bir duvarın üstünde bir el gördüm
ferah bir türküydü duvar
el okşuyordu duvarı
el altı aylıktı okşuyordu boynunu anasının
on yedi yaşındaydı el ve Mariya'nın memelerini okşuyordu
avucu nasır nasırdı ve Karayip denizi kokuyordu
yirmi yaşındaydı el ve okşuyordu boynunu altı aylık oğlunun
yirmi beş yaşındaydı el ve okşamayı unutmuştu çoktan
otuz yaşındaydı el ve Havana'nın 150 kilometre doğusunda
deniz kıyısında bir duvarın üstünde gördüm onu
okşuyordu duvarı
sen el yaparsın Abidin bizim ırgatların demircilerin
ellerini
 Kübalı balıkçı Nikolas'ın da elini yap karakalem
kooperatiften aldığı pırıl pırıl evinin duvarında okşamaya ka-
vuşan ve okşamayı bir daha yitirmeyecek Kübalı balıkçı
Nikolas'ın elini
kocaman bir el
deniz kaplumbağası bir el
ferah bir duvarı okşayabildiğine inanamayan bir el
artık bütün sevinçlere inanan bir el
güneşli denizli kutsal bir el
Fidel'in sözleri gibi bereketli topraklarda şekerkamışı hızıyla
fışkırıp yeşerip ballanan umutların eli
1961'de Küba'da çok renkli çok serin ağaçlar gibi evler ve çok
rahat evler gibi ağaçlar diken ellerden biri
çelik dökmeğe hazırlanan ellerden biri
mitralyözü türküleştiren türküleri mitralyözleştiren el
yalansız hürriyetin eli
Fidel'in sıktığı el
ömrünün ilk kurşunkalemiyle ömrünün ilk kaadına hürriyet
sözcüğünü yazan el
hürriyet sözcüğünü söylerken sulanıyor ağızları Kübalıların
balkutusu bir karpuzu kesiyorlarmış gibi
 ve gözleri parlıyor erkeklerinin
ve kızlarının eziliyor içi dokununca dudakları hürriyet
sözcüğüne
ve koca kişileri en tatlı anılarını çekip kuyudan yudum yudum
içiyor
mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin
hürriyet sözcüğünün resmini ama yalansızının
akşam oluyor Paris'te
Notr Dam turuncu bir lamba gibi yanıp söndü ve Paris'in bütün
eski yeni taşları turuncu bir lamba gibi yanıp söndü
bizim zanaatları düşünüyorum şiirciliği resimciliği çalgıcılığı
filan düşünüyorum ve anlıyorum ki
bir ulu ırmak akıyor insan eli ilk mağarayı ilk bizonu çizdiğin-
den beri
sonra bütün çaylar yeni balıkları yeni su otları yeni tatlarıyla
dökülüyor onun içine ve kurumayan uçsuz bucaksız akan
bir odur.
Paris'te bir kestane ağacı olacak
Paris'in ilk kestanesi Paris kestanelerinin atası
İstanbul'dan gelip yerleşmiş Paris'e Boğaz sırtlarından
 hala sağ mıdır bilmem sağsa iki yüz yaşında filan olmalı
gidip elini öpmek isterdim
varıp gölgesinde yatmak bu kitabın kaadını yapanlar
yazısını dizenler nakışını basanlar bu kitabı dükkanında
satanlar para verip alanlar alıp da seyredenler bir de
Abidin bir de ben bir de bir saman sarısı, belası başımın.