20 Temmuz 2024

Söz de sararır

Olur, aramam seni ve kimseyi
Anıları pas tadında bırakırım
Konuşacak ne kaldıysa kalsın
Susmaktır birşeylere saygılı kılan

Ayrılık da bir olanaktır bilirsin
İnce bir sis, bir hüzün örtüsü
Dumanlı bir ıslık yakışır şimdi
Dudaklarıma, bırakıp giderim

Söz / de sararır biterken bir aşk
Kediye iyi bak, çiçekleri sula
Diyorsam da aldırma sözlerime
Alışkanlık işte başka birşey değil

Söz / de sararır biterken bir aşk

 

Mezopotamya Üçlemesi - Geyikler Lanetler


CUDANA - Dokuzuncu Lanet
Soyunun ugradığı bütün felaketlere
yas tutacak kadar uzun olsun ömrün
insan kalbinin bütün afetlerini yasayasın
sonsuza dek uyku haram olsun nankör gözlerine
dostlarının ihaneti, sevdiklerinin nefreti,
arkadaşlarının kalleşliği
hayatının zenginliği olsun
arafta kalsın ruhun ve bedenin
ölümün kuytusunda kalmış gölgeni
yeryüzünün ve gökyüzünün
bütün kötülükleri kuşatsın
o kadar uzun yaşa
o kadar uzun yaşa ki
görmedigin zulüm, çekmediğin kahır
duymadığın acı, ugramadığın bela kalmasın
o kadar uzun yaşa
o kadar uzun yaşa ki yüreğin duyabileceği bütün acıları
gözün görebileceği bütün zulümleri
aklın hayal edebileceği bütün iikenceleri
duyasın, göresin, bilesin!
o kadar uzun yaşa
o kadar uzun yaşa ki
bütün sevdiklerinin ölümlerini görsün gözlerin
bütün yakınlarının yıkımlarına yansın yüreğin
o kadar uzun yaşa
o kadar uzun yaşa ki
ölüm senin için en büyük mutluluk olsun
o kadar uzun yaşa ki
o kadar!

Yazan: Murathan Mungan
Oyunu Adı: Mezopotamya Üçlemesi-Geyikler Lanetler


Asmin


Kimdi cesaretimi kıran,üstelik
Yeni serüvenlere hazırlarken kendimi
Sesimi cılız,rüzgarımı yelkensiz
Bulan kimdi, ki şimdi geniş zaman
Kipiyle düşürüyor gölgesini anılarıma
Ama kimdi adını bir kadına ödünç verip
Doruklara çekilen büyülü doruklara
Biz Asmin dedik ona,sevgilim,kadınım,
Anamdı belki, ama o çoktandır
Üç bin metrenin altına inmiyor artık

İçimde bir fil sezgisi,kopup gitmeliyim
Dağlara yazmalıyım aşkı ve ayrılıkları
Asminli düşler kurmalıyım ya da birisi
Karşılık bulmalı canımı yakan sorulara
Kim demiyorum kim olursa olsun

Boynu kırılan bir oyuncaksam hırçın
Bir çocuğun elinde, ki celladım
Gözlerimi de oymuştu fırlatıp atarken
Yine de özlüyorum onu, niyetçi
Tavşanlara dönerken beklediklerim


Aynı soruyu sormaktan, minör
Ağrılardan yoruldum, gitmeliyim buralardan
İçimde buharlaşan cıvayı soluyorum artık
Yoruldum yoruldum yoruldum
Gereklilik kipinde yaşamaktan.

 

Ayna

Avcunda yüzünü göstermiyen ayna,
Gözlerini düşündürür.
Kitaplarlarımda hâlâ parmaklarının kokusu..
Resimlerinde hâlâ gözlerindeki öğle 'uykusu..
Terimizi kurutan ellerin
Nefesimizi ısıtan dudakların
Yarası sende kaldı...
Bırak, bacadan tütmesin duman
Yeter ki kuşlarımızı ürkütmesin şeytan.
Bana kendimi gösteren dünya
Avuçlarındaki buğulu ayna,
Ne yap ne et kırılmasın..
Sıyrılmasın
Üstümüzden bu ılık hüzün
Bir sarhoş öğlesinde gündüzün
Rüzgârla bir sürü leylek
Şehre inecek;
Güzel günler gene gelecek...
 

 21 Aralık 1939 Tarihli Servetifunun (Uyanış) Dergisi Sayfa 5


Ne Dedimse İnanma

Ne dedimse inanma
Seni değil kendimi aldatıyorum
Sen istediğin kadar
Varlığın ta kendisi ol
Ölümsüzlüğün ta kendisi
Ben günden güne yok olmaktayım
Bütün ışıkları kaldırıp attım bir yana
Anlamıyor musun
Gökyüzü güneş olsa
Sensiz karanlıktayım.