Aydınlanma’nın Diyalektiği Frankfurt Okulunun en etkili olmuş yayınıdır.
II. Dünya Savaşı sırasında yazılmış ve bir süre gizlice çoğaltıldıktan
sonra 1947’de Hollanda’da kitap olarak basılmıştır. Yazarlar Önsözde
niyetlerini şöyle açıklarlar: “Aslında amacımız, insanlığın gerçekten
insani bir duruma ulaşmak yerine neden yeni bir tür barbarlığa battığını
anlamaktan fazlası değildi.” Ama kitap bütün bunların da ötesine geçer.
Batı tarihinin doğuşunu ve öznelliğin, mitlerde temsil edildiği üzere,
doğaya karşı mücadelede kendisini tanımlamasını, günümüzün en tehdit
edici deneyimleriyle bağlantılandırır. Pratik hayattan koparılmış bilim,
biçimselleştirilmiş bir ahlak, eğlence kültürünün güdümleyici doğası ve
paranoit davranış yapısı, saldırgan bir antisemitizmin aydınlanmanın
sınırlarını belirlediğini iddia eder. Yazarlara göre bu öz-yıkımsal
eğilim en baştan beri aydınlanmada içkin olarak vardı; yani Nasyonal
Sosyalist dehşet modern tarihten bir sapma olmayıp, Batı uygarlığının en
temel özelliklerinin ifadesiydi. Adorno-Horkheimer’e göre Batı aklının
bu öz-yıkımı, toplum ile doğaya egemen olmanın tarihsel diyalektiğinden
kaynaklanmaktadır. Bu ayrımı ideoloji haline getiren Aydınlanmanın izini
söylencesel kökenlerine kadar sürerler. “Mit zaten Aydınlanmadır:
Aydınlanma mitolojiye geri dönmektedir.” Bu paradoks Aydınlanmanın
Diyalektiği’nin temel tezidir.
08 Temmuz 2024
Theodor W Adorno, Max Horkheimer - Aydınlanmanın Diyalektiği
Aydınlanma’nın Diyalektiği Frankfurt Okulunun en etkili olmuş yayınıdır.
II. Dünya Savaşı sırasında yazılmış ve bir süre gizlice çoğaltıldıktan
sonra 1947’de Hollanda’da kitap olarak basılmıştır. Yazarlar Önsözde
niyetlerini şöyle açıklarlar: “Aslında amacımız, insanlığın gerçekten
insani bir duruma ulaşmak yerine neden yeni bir tür barbarlığa battığını
anlamaktan fazlası değildi.” Ama kitap bütün bunların da ötesine geçer.
Batı tarihinin doğuşunu ve öznelliğin, mitlerde temsil edildiği üzere,
doğaya karşı mücadelede kendisini tanımlamasını, günümüzün en tehdit
edici deneyimleriyle bağlantılandırır. Pratik hayattan koparılmış bilim,
biçimselleştirilmiş bir ahlak, eğlence kültürünün güdümleyici doğası ve
paranoit davranış yapısı, saldırgan bir antisemitizmin aydınlanmanın
sınırlarını belirlediğini iddia eder. Yazarlara göre bu öz-yıkımsal
eğilim en baştan beri aydınlanmada içkin olarak vardı; yani Nasyonal
Sosyalist dehşet modern tarihten bir sapma olmayıp, Batı uygarlığının en
temel özelliklerinin ifadesiydi. Adorno-Horkheimer’e göre Batı aklının
bu öz-yıkımı, toplum ile doğaya egemen olmanın tarihsel diyalektiğinden
kaynaklanmaktadır. Bu ayrımı ideoloji haline getiren Aydınlanmanın izini
söylencesel kökenlerine kadar sürerler. “Mit zaten Aydınlanmadır:
Aydınlanma mitolojiye geri dönmektedir.” Bu paradoks Aydınlanmanın
Diyalektiği’nin temel tezidir.
06 Temmuz 2024
Neden plastik bu çiçekler?
Yıldız Kenter'in eşsiz anlatımı
04 Temmuz 2024
Dönüş Yolu Açıldı
"Sahip olduğunuz koşulları değiştirmek için, önce farklı düşünmeye başlayın."Norman Vincent Peale
Bir insanın yaşamına yön veren en önemli etmen, zihninin şekillendirdiği düşünceleridir. Çocukluğumuzdan itibaren oluşturduğumuz düşünce kalıpları, yaşamımızın niteliğini belirlemektedir. Zihnimizde üretilen düşünceler, yaşam sürecinde, bizi mutlu edebildiği gibi son derece mutsuz da edebilir. Yani hayata nasıl bakıyorsak, hayatta bize öyle bakacaktır.
Bir insanın hayatında düşünmediği hiçbir şey gerçekleşemez. Düşünmeden hiçbir şeyi yapamayız ve hayatımıza sokamayız. Örneğin boş bir kağıda hiçbir şey düşünmeden bir şeyler karalamaya çalışın. Başaramazsınız. Çizdiğiniz her çizgi düşüncenizin sonucu oluşmuştur. Eliniz zihninizde üretilen düşüncelere göre hareket eder. Küçük yaşlarımızdan itibaren çevremizden bize yansıyan çok sayıda olumsuz düşünce ile kodlanıyoruz. Örneğin sen yapamazsın, sen beceremezsin, çirkinsin, çok uzunsun, çok kısasın, çok hareketlisin, babam kalp hastalığından öldü, beni de aynı akıbet bekliyor gibi düşünceler zaman içinde bilincimizde veya bilinçaltında tepkilere neden olmaktadır. Bazen bunları, eğer vücudumuz güçlü ise, zarar görmeden atlatırız. Çoğu zamanda bizi hastalığa kadar götüren düşünce kaosu içinde yaşarız.
İnsan, olumsuz duygu ve düşünceler olmadan da yaşamını sürdürebilir. Yaşama dair sorunlarımızın olması bizim olumsuz, saldırgan ve kötü olmamızın koşulu olamaz. Hiç birimizin yaşamak için endişeye, korkuya, öfkeye ihtiyacı yoktur. Yaşam içinde önce aile, daha sonra, eğitmenler ve toplum bu tür düşüncelerin insanda oluşmasına sebep olmaktadır. Örneğin; okumazsan adam olamazsın, yemeğini yemezsen annen seni sevmeyecek, ders çalışmazsan babana söylerim ...gibi.
Sözcükler de, tıpkı düşünceler gibi enerjiye sahiptir. Sözcükler ifade edilen düşüncelerdir ve niyetimizin mesajını taşırlar. Onlar kendilerine uygun enerjileri çağırırlar. Eğer sürekli olarak çevremize kilo vermek için ne kadar uğraşıp didindiğimizi söylüyorsak, daha fazla didinme yaratmayı sürdürürüz. Eğer insanlara devamlı korkularımızdan, endişelerimizden bahsedersek, yaşantımıza devamlı korkacağımız ve endişeleneceğimiz olayları çekmeye devam ederiz. Zararsız olduğunu zannettiğimiz bir gevezelik bile enerji yayar. Hiçbir düşünce boş değildir! Enerji düşünceyi izler, neyi yansıtırsak onu çekeriz. Kısacası düşüncelerimizi sözcüklerle ifade ettiğimizde, onların enerjileri Evren'e yayılıp bize düşünce ve sözle sunduğumuz şeyleri misliyle geri getirirler. Ne düşüneceğimizi seçebildiğimiz gibi, sözcüklerimizi de bilinçli olarak seçme gücüne sahibiz.
Vermek istediğimiz mesaj iyi niyetle de olsa olumsuz cümleler ile yanlış enerjiler oluşturulmaktadır. Toplumumuzda sık söylenen "erkekler ağlamaz", "kızlar ağaçlara tırmanmaz", "birisi sana vurursa sen de ona vur", "kazasız belasız git", "çok gülersen çok ağlarsın" veya "yabancılara güvenilmez", "geceleri yalnız başına sokağa çıkılmaz", "insanlar seni aldatır", "parayla saadet olmaz" gibi örneklerini çoğaltacağımız düşünce kalıplarıyla oluşan mesajlar birçok inanç kalıbını oluşturur.
İşte hepimizin çok iyi bildiği olumsuz düşünce ve duygulardan birkaç örnek : "Endişe, yargılamak, kıyaslamak, kıskançlık, sevgisizlik, kendi değerini bilmemek, inat, şüphe, nefret, hırs ve rekabet, bağımlılık, sabırsızlık, korku uyandıran düşünceler; hastalık, yalnız kalma, dışlanma, aldatılma, kaybetme, başaramama, anlaşılamama, eleştirilme."
Düşünceler bilincimizin denetimi altında olduğuna göre, istediğimiz düşünceyi bilinçli olarak seçebilir ve düşüncelerimizi kontrol edebiliriz. O zaman neden kızgınlık, öfke, korku, endişe, hırs. gibi düşünceler yerine, enerjimizi artıran, auramızın, çakralarımızın dengede olmasını sağlayan, bağışıklık sistemimizi kuvvetlendiren, kendimizi sağlıklı ve mutlu hissettiren sevgi, şevkat, iyilik dolu düşünceleri yaşantımızda kalıcı bir hale getirmiyoruz?
Gündüz Saka
02 Temmuz 2024
30 Haziran 2024
Yel Üfürdü, Su Götürdü
Yelkenli yanaşıp, bizimki dışarı çıkarken kaptan yakasına yapışmış:
-Böyle selamsız sepetsiz nereye hemşeri? demiş. Sökül bakalım yol parasını!
Kaptanın bu sözleri bizimkini şaşırtmamış:
-Ne parası istiyorsun benden, ey kaptan başı? diye cevap vermiş. Yel üfürdü, su götürdü, sana ne oluyor? (Kitabın içinden)



