Ergenlik çağında, başkalarının bariz ilgisi sebebiyle içe kapanık bir
hal gelmiştiniz. Şimdi ise, artık, pek çok insanın sizinle ciddi ciddi
ilgilenmediğini, herkesin daha ziyade kendisini düşündüğünü bilecek
kadar büyüdünüz.
Şu ana kadar, pek çok konuda yargıçlarınız sizden büyüklerdi. Şimdi,
akranlarınız tarafından yargılanmaya hazır olmalısınız – eğer
akranlarınız olduğunu düşünüyorsanız tabi..
16 yaşında, şüphe edecek kadar büyümüştünüz. Şimdi ise, tekrar inanıp,
şüphe ve inancı etkili bir dengeye getirecek kadar büyüdünüz.
İlk gençlik yıllarınızda, ebeveynlerinizin sizi cezalandırmayı
bırakacakları kadar byümüştünüz. Şimdi ise, siz ebeveynlerinizi
cezalandırmayı bırakacak kadar büyüdünüz.
Zamanında, “Kendini Yenileme” isimli, toplumların, organizasyonların ve
bireylerin çöküşünü ve yenilenmesini ele alan bir kitap yazdım.
Uygarlıkların neden öldüğü ve bazen nasıl kendilerini yeniledikleri
sorusunu, neden bazıları yaşamları boyunca hayat dolu kalırken bazı adam
ve kadınların kuvvetten düşüp zayıfladıkları muammasını araştırdım. Ve
bugün beni düşündüren ikinci söylediğim şey.
İlerleyen yıllarda, bazı yaşıtlarınızın, hatta önemli pozisyonlarda ve
şanslı şartlar içerisinde olanların da, olması gerekenden daha erken
pillerinin bittiğini fark edeceksiniz.
Bunun sebeplerini değerlendirirken, merhametli ve şefkatli olmalı. Belki
hayat onlara çözebileceklerinden daha zor sorunlar sunmuştur. Bu
olabilir. Belki, bir şeyler, kendilerine güvenleri ya da z saygıları
üzerinden derin bir yara açmıştır. Belki, yetişkinlikte yerleşen
kızgınlıklar ve kin onları aşağı çekmiştir.
Başarı anlamında tepeye ulaşamamış insanlardan bahsetmiyorum. Hepimiz
zirveye ulaşamayız, hayatın manası da bu değildir zaten. Ben, öğrenmeyi,
büyümeyi, gelişmeyi, denemeyi bırakmış kişilerden bahsediyorum. Ve bunu
hiç hor görmüyorum. Bazen, sadece devam etmeye devam etmek bile bir
cesaret eylemidir. Ama, olanaklarının ve olasılıklarının çok altında
işlev gören kadın ve erkekler ile ilgili endişe duyarım. Bu olamaz.
Yetişkin hayatlarınıza yerleştikçe, kayıtsızlık, sıkkınlık, artan
müsamahasızlık, kendi rahat alışkanlıklarınıza ve fikirlerinize
hapsolmak gibi tehlikeleri silip atamazsınız. Ünlü bir Fransız yazar
şunu demiştir, “Saatleri, hayatlarının belirli bir noktasında duran
insanlar vardır.”
Kuvvetten düşme tehlikesinin farkındaysanız, telafi edici bazı önlemlere
başvurabilirsiniz. Herhangi bir yaşta yapabilirsiniz bunu. Keyfinizi ve
şevkinizi ölene kadar koruyabilirsiniz. Bununla alakalı çok basit bir
özdeyiş söylemem gerekirse, “ilgili olun.” Herkes ilginç olmak ister,
ama hayat veren ilgili olmaktır. Merakınızı koruyun. Yeni şeyler
keşfedin. Önemseyin. Risk alın. Birşeylere uzanın.
Hayatınız boyunca öğrenin. Başarızlıklarınızdan öğrenin.
Başarılarınızdan öğrenin. Biliyorum ki bazılarınız olacaklardan biraz
korkuyor – hatta birazdan da fazla. Hayatın nasıl darmadağın
olabileceğine dair pek çok – hatta belki gereğinden de fazla – şey
biliyorsunuz. Parlak hayaller sizin sorununuz değil. Ama biri demiştir
ki, “Hayat bir hata yapma ve hataları düzeltme sürecidir.” Kendinizi
ardı ardına sorunlar içerisinde bulduğunuzda, sorun, “bana ne öğretmeye
çalışıyor?” Bazen bu kafa karıştırıcıdır ama Irene Peter’in bugün
belirttiği gibi, kafanız karışmamışsa, besbelli düşünmüyorsunuzdur.
İşlerimizden öğreniriz, arkadaşlarımızdan ve ailelerimizden de. Hayatın
taahhütlerini kabul ederek öğreniriz, hayatın bize sunduğu rolleri
oynayarak (ki bunlar illa ki bizim seçmek isteyeceklerimiz değildir)
öğreniriz. Risk alarak öğreniriz, acı çekerek, eğlenerek, severek
öğreniriz, hayatın aşağılamalarına ağırbaşlılıkla katlanarak öğreniriz.
Olgunluğun dersleri, bilgi ve yetenek edinmek kadar basit şeyler
değildir. Kendi kendine zarar veren davranışlara girmemeyi öğrenirsiniz,
endişeyle enerjinizi tüketmemeyi öğrenirsiniz. Eğer varsa, ki vardır,
gerginliklerinizi yönetmeyi öğrenirsiniz. Öğrenirsiniz ki, kendine
acımak ve küskünlük en zehirli maddelerdir. Dünyanın yeteneği sevdiği
ama karaktere para ödediği sonucuna ulaşırsınız.
Ne kadar memnun etmeye çalışırsanız çalışın, bu dünyada bazı insanların
sizi sevmeyeceğini keşfedersiniz, ki bu, ilk başta sorun yaratan ama
sonra oldukça rahatlatıcı hale gelen bir derstir.
Hayatı an ve an yaşamayı öğrenirsiniz. Hayatın dırdırcı baskılarının
yaşamın asla geri gelmeyecek anlarını bastırmasına izin vermezsiniz.
Bunlar hayatın başlarında öğrenmek için zor derslerdir. Kural şudur:
anlamadan önce yol almanız, çamurluklarınızda göçükler oluşması
gerekmektedir. Norman Douglas’ın söylediği gibi, “Başkalarından
öğrenemeyeceğiniz bazı şeyler vardır, ateşin içinden geçmelisiniz.”
Değiştiremeyeceğiniz şeylere sabırla tahammül edersiniz. Kendinizle
uzlaşırsınız. Everest Dağı’na tırmanan Jim Whitaker’ın söylediği gibi:
“Asla dağı fethetmezsiniz. Ancak kendinizi fethedersiniz.” Karşılıklı
bağımlılık sanatının uzmanı olurusunuz: sevdiğiniz kişilerin
ihtiyaçlarını karşılayarak ve kendinize onlara ihtiyaç duymaya izin
vererek. Doğal, yapmacık olmayan, yılların bozamadığı biri bile
olabilirsiniz – ama bu niteliğe sahip olmak çoğunlukla yıllar alır.
Karmaşık suniliğin ardındaki basitliğe ulaşabilirsiniz.
Sanıyorum ki, gerçekle yüzleşme kapasitesine sahip her adam ve her
kadın, insanların hayatlarında anlam istediğini algılar. Robert Luis
Stevenson bir keresinde şöyle demiştir: “Genç ya da yaşlı, hepimiz son
yolculuğumuzdayız”. Onun bir anlam ifade etmesini istiyoruz.
Tarihin durağan dönemlerinde, anlam, birbirine bağlı topluluklar ve
geleneksel olarak çizilmiş kültürel çerçeveler içerisinde mevcuttu. Bir
topluma doğarak, kocaman bir anlam deposunun mirasçısı olunuyordu. Bugün
böyle bir mirasa güvenemezsiniz. İnsanlar, etrafta kimlik arayışı
içerisinde dolaşıyorlar ama bu artık bedavadan size sunulan bir şey
değil – bu acımasız, geçici, çoğulcu toplum içerisinde değil. Kimliğiniz
kendinizi neye adadığınızdır. Eğer hiçbir şeye adanmış değilseniz,
hiçbir şeye taahhüt etmiyorsanız, tamamlanmamış bir kişisiniz. Özgürlük
ve yükümlülük, hürriyet ve vazife, işte anlaşma. Bugün çok popüler olan
görüş şu, önemli olan gerçekten kim olduğunu bulmaktır, “gerçen sen”i
özgürleştirmektir. Ama kendini bilmek yeterli değildir. Hayatınıza
taahhütlerinizle anlam yüklersiniz – bu taahhüt dininize olabilir, etik
anlayışınıza olabilir, sevdiklerinize, işinize, toplumunuza olabilir.
Gandhi şöyle demiştir “ Neredeyse yaptığınız her şey muhtemelen ufacık,
ehemmiyetsizdir ama yine de onu yapmanız çok önemli olabilir.” Bence,
söylediği şu, çabalarınızın sonucunu bilemezsiniz, ama bir şey sunmak
zorundasınız.
Amaç modern köksüzlük, boşluk ve inançsızlık kaderinden muzdarip
olmamanız, yaşın getirdiği keyifsizliklere, benliğin zorba, hapsedici
hükmüne boyun eğmemenizdir.
İnsanların kendileri dışındaki değerlere yaptıkları taahütler pek çok
şekilde ortaya çıkar – ailelerinde, topluluklarında, herhangi bir insana
ve herkese nasıl davrandıklarında, kendileri için koydukları hedefler
ve standartlarda. Sadece oldukları kişi olarak dünyayı daha iyi bir yer
haline getiren kadınlar ve erkekler vardır. Nezaket, cesaret, sadakat ya
da bütünlük sahibidirler. Bir kamyonetin tekerinin arkasındalar mı, bir
iş mi yönetiyorlar ya da bir aile mi yetiştiriyorlar, bunlar gerçekten
önemsiz ayrıntılardır. Doğruyu, onu yaşayarak öğretirler.
Etik değerlerin daha az gözlenmesinin nedenlerinden biri, bu değerlerin
köklendiği toprağın – aile ve toplumun – modern yaşamın toz toprak
fırtınasıyla uçup gitmiş olmasıdır. Aileler dağılıyor, insanlar
bağlarını kaybediyorlar. Gitgide daha fazla insan bir aidiyet hissi ya
da hiçbirşeye bağlılık olmadan yaşamda sürükleniyor. Toplumu tekrardan
inşa etmek önümüzdeki zorlayıcı görevlerden biri.
Modern dünyada, toplulukların her boyutu, içlerinde, çeşitlilik gösteren
alt toplumlar barındırırlar. Dolayısıya asıl sorun, çeşitliliği
kapsayan bir bütünlüğe ulaşmaktır.
Amaç, çeşitliliği bastırarak bütünlüğe ulaşmak ya da çeşitliliği tahta
çıkarıp bütünlüğü imkansızlaştırmak değil, ikisini de muhafaza etmektir.
Çeşitliliğin her öğesine saygı dyulmalıdır ama her öğe de kendisine
samimi bir şekilde bütüne ne katkı sağlayabileceğini sormalıdır.
“Çeşitliliği kapsayan bütünlüğün” jenerasyonumuzun en yüce görevlerden
biri olduğunu söylemek gerçek dışı olmayacaktır diye düşünüyorum.
Bugün toplumlarımızın bize ihtiyacı var; sadakatimize, anlayışımıza ve desteğimize ihtiyacları var.
Güçlü, hayat boyu süren motivasyonun düşmanlarından biri, oldukça
çocukça bir anlayış olan, çabalarımızın bizi yönelttiği, somut
tanımlanabilir bir hedefimizin olduğudur. Bizde, varmış, ulaşmış
olduğumuz hissini yaratacak bir noktanın olduğuna inanmak istiyoruz.
Yeterince puan topladığımızda kendimizi başarılı adledebileceğeimiz bir
notlandırma sistemi istiyoruz.
Dolayısıyla, hedef olduğunu düşündüğünüz şeye ulaşmak için sürünüyor,
ter döküyor ve trmanıyorsunuz. Ve sonra oraya vardığınızda, ayağa
kalkıyor, etrafınıza bakıyor ve muhtemelen biraz boş hissediyorsunuz.
Hatta belki biraz boştan da fazlası.
Yanlış dağa mı tırmandım diye merak ediyorsunuz.
Ama aslında metafor tamamen yanlış. Hayat bir zirvesi olan bir dağ
değildir. Ya da, bazılarının düşündüğü gibi, cevabı olan bir bilmece
değildir. Ya da final skoru olan bir oyun değildir.
Hayat devam eden bir açılımdır, ve, eğer istersek, bitmeyen bir kendini
keşfetme sürecidir, kendi olanaklarımız ve kendimizi içerisinde
bulduğumuz durumlar arasındaki bitmek bilmez ve öngörülemez bir
diyalogdur. Olanaklardan kastım sadece zihinsel yetenekler değil kişinin
öğrenme, hissetme, merak etme, anlama, sevme ve bir şeyleri hevesle
isteme konusundaki yetenekleridir.
Belki 35, 45 ya da 55 yaşınızda bu olanakların hepsini keşfetmiş
olabileceğeinizi düşünüyorsunuz. Kendinizi kandrmayın. Gerçekte,
tamamıyla oluşturabileceğiniz yetenekler, sizin ve hayatın meydan
okumalarının birbiri üzerindeki etkilerinin sonucu olarak ortaya çıkar
ve meydan okumalar gelmeye hep devam eder. Ve meydan okumalar hep
değişirler.
Yeni yeni algılamaya başladığımız bir şey var; her türlü avantaj ve
fırsata sahip olanların bile nasıl kendi büyümelerine tavan koydukları,
kendi olanaklarını nasıl azımsadıkları ya da nasıl büyümenin getirdiği
risklerden kaçındıkları. Umarım, büyümeye devam edersiniz ve
başkalarının da büyümelerine sebep olursunuz.
14 Haziran 2024
John Gardner'ın Stanford Üniversitesi Mezuniyet Töreni Konuşması
07 Haziran 2024
Feynman Tekniği İle Her Konuyu Öğrenmek Mümkün
Feynman Tekniği İle Her Konuyu Öğrenmek Mümkün
“Eğer bir şeyi basitçe açıklayamıyorsan, onu yeterince iyi anlamamışsın demektir.” sözünün gerçekten Albert Einstein’a ait olup olmadığı bilinmese de doğru bir gözlemi ortaya koymaktadır. Aynı zamanda, cümleyi biraz değiştirdiğimizde oldukça kullanışlı bir öğrenme yöntemini karşımıza çıkarmaktadır:
“Bir şeyi iyi anlamak istiyorsanız, onu basitçe açıklamaya çalışın.”
Bir kavramı basit terimlerle açıklamaya çalıştığınızda, o kavramın hangi noktalarını iyi bir şekilde anladığınızı görebilirsiniz. Aynı zamanda kavrayamadığınız noktaları da anında tespit etmeniz mümkündür; çünkü basit terimler yerine, kendinize ait olmayan cümleler ya da karmaşık terminolojiyi kullanmaya başladığınız yerler olacaktır.
İşte bu, Feynman Tekniği'nin ana fikrini oluşturmaktadır.
20. yüzyılın seyrini değiştiren fizikçilerden biri olmasının yanı sıra, karmaşık fikirleri basit ve sezgisel yollarla başkalarına aktarabildiği için “Büyük Açıklayıcı” olarak da anılan Nobel Ödüllü Richard Feynman, bu tekniğe adını vermiştir.
Richard Feynman henüz 15 yaşındayken kendi kendine trigonometri, ileri cebir, sonsuz seriler, analitik geometri, diferansiyel kalkülüs ve integral kalkülüs öğrenmiştir. Üniversiteye başlamadan önce, kendi formüllerini kullanarak yarı türev gibi matematiksel konularda çalışmalar yapmıştır. İlgi duyduğu konular ise matematikle sınırlı değildir; şiirler ve kitaplar yazmış, birçok enstrümanı ustalıkla çalmayı öğrenmiştir. Kavramları basitçe tanımlama alışkanlığı sayesinde geleneksel düşünme kalıplarını kırmış ve başarıya ulaşmıştır.
Feynman Tekniği Nasıl Kullanılır?
Feynman iki tip bilgiden bahsetmektedir: Bir şeyin yalnızca adını bilmek ve bir şeyi bilmek. İlki bir şeyin ismini, yani insanların onu ne şekilde adlandırdığını bilmektir. İkincisi ise bir şeyi gerçekten bilmeye, onu anlamaya çalışmaktır. Derslerinden birinde, Feynman bu farkı şöyle özetlemektedir:
“Şu kuşu görüyor musunuz? Bu kahverengi boğazlı bir ardıç kuşu. Almanya’da Hazelfungel denir ve Çinliler onu chung ling olarak adlandırır. Tüm bu isimleri bilseniz bile, kuş hakkında hiçbir şey bilmezsiniz. Sadece insanlar hakkında, kuşa ne dedikleri hakkında bir şeyler bilirsiniz. Oysa ardıç kuşu şarkı söylüyor, yavrularına uçmayı öğretiyor ve yaz boyunca ülke genelinde millerce uçuyor. Üstelik hiç kimse göç yolunu nasıl bulduğunu bilmiyor.”
Feynman’ın öğrenme tekniği basittir: Bir kavramı kısaca ve basit bir şekilde açıklayabilecek hale geldiğinizde, konu üzerinde uzmanlaşmış olursunuz. Feynman Tekniği’ni dört basit adımda uygulayabilirsiniz.
1. Bir Çocuğa Öğretiyormuş Gibi Düşünün
Boş bir kağıda, öğrenmek istediğiniz konuyu yazın. Belirlediğiniz konu ne kadar spesifik olursa, öğrenme süreciniz o kadar verimli olacaktır. Ardından, konu hakkında bildiğiniz tüm kavramları, belirli kelime bilgisine sahip bir çocuğa anlatıyormuş gibi yazmaya çalışın. Anlamadığımız kavramları, karmaşık terimlerin arkasına saklayarak kendimizi kandırma eğilimindeyizdir. Bir çocuğun anlayabileceği sadelikte yazmaya çalıştığımızda, fikirleri ve onlar arasındaki ilişkileri basitleştirmek zorunda kalırız. Bu alıştırmayı yaparken bazı kavramları basitleştirmek, diğerlerine göre daha kolay gelecektir. Bunlar, anladığınız kavramlardır. Sizi zorlayan kavramlar ise bilgi dağarcığınızdaki boşlukları ifade etmektedir.
2. Gözden Geçirin

Bilgi dağarcığınızdaki boşluklarla karşılaştığınız ölçüde tam manasıyla öğrenmeye başlayabilirsiniz. Eksiklerinizin farkına vardıktan sonra, çeşitli kaynaklara başvurmalı ve kendi cümlelerinizle, oldukça basit notlar çıkarmalısınız.
3. Düzenleyin ve Basitleştirin
Not çıkarmayı bitirdikten sonra, herhangi bir cümleyi ödünç almadığınızdan emin olmak için kullandığınız kaynaklar ile notlarınızı karşılaştırın. Notlarınızı; akışı olan bütün bir anlatı haline getirin. Yazdıklarınızı yüksek sesle okuyun. Hala kafa karıştırıcı geliyorsa, konu üzerinde çalışmanız gerekmektedir.
4. Bir Başkasına Aktarın
Feynman Tekniği, öğrenme materyallerini gerçekten özümsemek için bir fırsat sağlamaktadır. Kavramları hızla kavrayabildiğiniz için akademik performansınız gelişme gösterecektir. Feynman Tekniği’ni sürekli uygulayarak, kitaplarla geçirdiğiniz sürenin etkisini artıracak iyi öğrenme alışkanlıkları geliştirebilirsiniz.
Kaynakça:
Gleick, J. (2014). Genius: The Life and Science of Richard Feynman. Erscheinungsort nicht ermittelbar: Open Road Media.
Lee, S. (2016). The Feynman Technique Helps You Study Faster and Retain More Information. https://lifehacker.com/the-feynman-technique-helps-you-study-faster-and-retain- 1790501936 adresinden erişildi.
Vyas, K. (2019). Learn Like an Engineer: The Feynman Technique. https://interestingengineering.com/learn-like-an-engineer-the-feynman-technique adresinden erişildi.
Richard Feynman
Dale Carnegie - Nasıl Arkadaş Kazanır ve Diğer İnsanları Etkilersiniz

Kimseyi eleştirmeyin, yargılamayın ve şikayet etmeyin
Bir başkasını eleştirmek faydasızdır, çünkü eleştirilenin kendisini ve haklılığını savunmasını doğurur. Eleştirmek tehlikelidir, çünkü eleştirilenin onurunu incitir, kendisini kötü hissetmesini sağlar. Bir şeyleri eleştirerek, durumun daha iyileşmesini sağlamak mümkün değildir.
Taktiri hak edenlere bunu gösterin
İnsanların en önemli motivasyon kaynaklarından birisi taktir görmek ve kendini önemli hissetmektir. Büyük eserlerin, yapıtların ya da şahsiyetlerin oluşmasında en büyük rolü bu ihtiyaç oynamıştır/oynamaktadır. İnsanlar bu ihtiyaçlarını giderebilenlerin elinde hamur gibidirler. Hak ettiği için övülen ve taktir edilen şahıs bunu hiçbir zaman unutmaz.
Başkalarının içinde istek uyandırın
Bir bireyin istekleri diğer bireyleri ilgilendirmez. Her birey kendi istekleri ekseninde hayatına şekil verir. Bu sebepten dolayı insanları etkilemenin en kolay yolu onların istekleri hakkında konuşmaktır. Her bireysel hareketin temelinde bir istek yatar. İnsanları herekete geçirmek için içlerinde bu isteği uyandırmak yeterlidir.
Başkalarıyla ilgilenin
Baskalarıyla ilgilenenlere insanlar arası ilişkilerde her türlü kapı açıktır. İlgi çekmek için uğraş veren bir bireyin iki senede kazanamadığı arkadaşlıkları, başkalarıyla ilgilenen birisi iki ay içinde elde edebilir. Dost ve arkadaşlığın temelinde bu samimi ilgi yatar.
Gülümseyin
Gülümseme iyi niyetin göstergesidir. Gülümseme onu görenlerin gününü güzelleştirir. Gülümseme “size kanım kaynadı, beni mutlu ediyorsunuz, sizi gördüğüme sevindim” demektir.
Herkes için kendi isminin en hoş ve önemli kelime olduğunu unutmayın
İnsanları kazanmanın en kolay yollarından birisi, isimlerini hatırlamak ve onur duymalarını sağlamaktır. İsimler insanları özelleştirir. İsimlerle birlikte gönderilen mesajlar daha başka anlam kazanirlar.
Alain Badiou - Gerçek Yaşam
Alain Badiou: Günümüzde Genç Olmak: Anlam ve Anlamsızlık
Gerçekleri ortaya koyarak işe başlayalım: Ben yetmiş dokuz yaşındayım. Hal böyleyken gençlikten söz etmeye beni hangi şeytan dürttü? Üstelik de gençlere gençlikten söz etmek gibi bir şeyi neden dert edindim? Gençlik deneyimlerinden söz etmesi gerekenler aslında gençler değil midir? Hayatın tehlikelerini bilen, gençlere böyle bir dünya bırakırken kendilerini korumalarını ve sakin kalmalarını öğütleyen yaşlı biri olarak bilgelik dersleri vermeye mi geldim?
Umarım durumun bunun tersi olduğunu göreceksinizdir. Gençlere hayatın sunabilecekleri konusunda, dünyayı kesinlikle değiştirme zorunluluğunun gerekçeleri konusunda hitap etmeye geldiğim ve bu gerekçelerin de, bizzat bu nedenle risk almayı gerektirdiğini söylemek istediğim umarım görülür.
Fakat oldukça uzak bir geçmişten, felsefeyle ilgili pek bilinen bir olgudan yola çıkarak söze başlayacağım: Bütün filozofların babası olan Sokrates “gençleri yoldan çıkarma” temel suçlamasıyla ölüme mahkûm edildi. Felsefenin bilinen ilk alımlanışı çok ciddi bir suçlama biçimindedir: Felsefe gençleri doğru yoldan saptırır. Dolayısıyla, bu bakış açısını benimsersem, basitçe şunu söyleyebilirim: Benim amacım gençleri yoldan çıkarmaktır.
Fakat, gençleri yoldan çıkarma temel suçlamasıyla Sokrates’i mahkûm etmiş yargıçların zihniyetini de dahil ederek soruyorum, “yoldan çıkarma” ne demektir? Bu, parayla ilişkili bir anlamda “yoldan çıkarma” olamaz. Bugün gazetelerin söz ettiği anlamda bir “skandal,” örneğin herhangi bir devlet kurumundaki konumlarını kullanarak zenginleşen insanlar da kastedilmiyordun Yargıçların Sokrates’i suçladıkları şey elbette bu değildir. Tam tersine, Sokrates’in rakiplerine -ki bunlara sofist deniyordu- yönelik eleştirilerinden birinin tam da para almaları olduğunu hatırlayalım. O, deyim yerindeyse, gençliği verdiği devrimci derslerle karşılıksız olarak doğru yoldan saptırırken, sofistler verdikleri dersler karşılığında -ki bunlar oportünizm dersleriydi- yüklü paralar alıyorlardı. Demek ki “gençliği yoldan çıkarmak” Sokrates’in anladığı anlamda elbette bir para meselesi değildi.
Ahlaki bir yozlaşma, yoldan çıkarma da sözkonusu değildi; gazetelerde sözü edilen türden cinsellikle az çok ilgili olaylar hiç değildi. Tersine, Sokrates’te, Sokrates’in bakış açısını aktaran -yoksa uyduruyor muydu?- Platon’da özellikle yüce bir aşk anlayışı görülebilir; aşkı cinsellikten ayırmasa da, bir tür öznel yükseliş adına ondan adım adım koparan bir anlayıştır bu. Kuşkusuz ki bu yükseliş ancak güzel becerilerle temas içinde mümkün olabilir, hatta böyle olmalıdır. Fakat bu temas sadece cinsel tahrike indirgenemez, çünkü Sokrates’in Güzel ideası diye adlandırdığı şeye erişmenin maddi dayanak noktası bu temastır. Dolayısıyla aşk, sonuçta, sadece cinsellikten değil, düşünceye tabi cinsellikli aşk diye adlandırılabilecek şeyden doğan yeni bir düşüncenin yaratılmasıdır. Düşünceye tabi bu aşk, entelektüel ve tinsel benlik inşasının bir bileşenidir.
Sonuç olarak, bir filozofun gençliği yoldan çıkarması ne bir para ne de haz meselesidir. Peki, iktidar yoluyla mı doğru yoldan saptırır? Cinsellik, para ve iktidar bir tür üçlemedir; yozlaşmanın, doğru yoldan sapmanın üçlemesi. Sokrates’in gençliği doğru yoldan saptırdığını söylemek, iktidar elde etmek için sözün ayartıcılığını kullandığını söylemek olur. Filozof güç ve otorite elde etme amacıyla gençleri kullanmış demektir. Gençler onun ihtirasına hizmet etmiş olurlar. Bu bakış açısıyla, gençlerin bu varsayımsal doğru yoldan saptırılması, Nietzsche’yle birlikte güç istenci diye adlandırılabilecek olan şeye gençlerin naifliği dahil etmek anlamına gelecektir.
Fakat bir kez daha söylüyorum: Tam tersi! Özellikle Sokrates, Platon’un bakış açısıyla, iktidarın yozlaştırıcı karakterini açık ve net bir şekilde teşhir eder. Yozlaştıran, doğru yoldan saptıran iktidardır, felsefe değil. Platon’da zorbalığın, iktidar arzusunun şiddetli bir eleştirisi sözkonusudur ki buna eklenecek hiçbir şey yoktur, bir anlamda bu konudaki son sözü söylemiştir. Hatta tersi yönde bir kanaat vardır: Filozofun siyasete katkısı hiç de güç istenci değil, çıkarsızlıktır.
Türkçesi: Işık Ergüden
Çağdaş kapitalizm gençlere, kimi zaman iç içe geçen iki seçenek sunar: Gününü gün et ve/veya düzenin basamaklarında hızla yükselmeye çalış!
Yaşayan önemli filozoflardan ve eylem insanlarından Alain Badiou, Gerçek Yaşam - Gençliği Yoldan Çıkarmaya Yönelik Bir Çağrı’da derlenen konuşmalarında, her iki seçeneğin de yaşamın gerçekliğini örten bir yanılsama olduğunun altını çiziyor. Tıpkı yüzyıllar önce Sokrates’in yaptığı gibi, sadece yaşı değil ruhu her daim genç olanlara eleştirel ve özgür düşüncenin kanallarından geçerek hayatın ve hazzın gerçeğine erişmenin ipuçlarını sunarken, sistemin çizdiği sınırları da aşmaya davet ediyor.
Orta yaşlıların tahakkümü altındaki çağdaş toplumlarımızda adı var kendi yok gençler ile toplumsal hayattan dışlanan yaşlı kuşağın ittifakının devrimci potansiyelleri üzerinde dururken, “ebedi ergen” kalmaya mahkûm oğlanlar ile gençliğini yaşamadan kadınlığa hızla adım attırılan kızlara, düzenin tuzaklarından kurtulup kendini var etmenin, isyanın, aşkın ve şiirin kapılarını aralıyor.
Her yaştan “gençler” için felsefenin kılavuzluğunda eşsiz bir yoldan çıkma çağrısı...
(Tanitim Bülteninden)
Ruj Lekesi - Greil Marcus
Greil Marcus hiç acımıyor. Sahih bir efendiye yaraşanı yapıyor! Yüzlerce yıldır en katıksız umutlarımızı istismar eden işaret levhalarının bulunduğu sütunları yerle bir ettiği gibi, bu levhaları da eriten alevler püskürerek kendi bildiği tarihi yazıyor. Bu tarih, efendinin köleleştirdiği tebasına döktüğü timsah gözyaşlarını hiç kaale almıyor. Bu tarih, ne aşağıdan yazılıyor ne yukarıdan. Yalnızca içten, yalnızca gönülden. Ne aşağı kalıyor ne yukarı. Ne teba ne efendi!
Bize düşense, hiç değilse Sex Pistols ile Slits’in birer kasetini ele geçirdikten sonra kitabı açmak; ama açmadan önce, kitabı şarap şişesinden çekilen okkalı bir yudum eşliğinde ve mutlaka bir tutam Hayyam ile çalkalamak oluyor. Evvelki gün içinizde bir midyenin barındırdığı kadar olsun can olmadığını hissetmiş olsanız bile, yarın uyandığınızda bir şarkı mırıldanmaya başlayacağınıza emin olabilirsiniz.





