11 Mayıs 2024

Dinleyeni olmadığından değil, anlayanı olmadığından sessizleşir insan.

Sadece kendinle bir şey yapabilirsin. Dünyadaki başka kimseyi değiştiremezsin, sadece kendini değiştirebilirsin. Mümkün olan tek devrim budur. Mümkün olan tek dönüşüm kişinin kendisinin olandır.

Çünkü bütün huzursuzluğun, bütün sıkıntının nedeni zihnin kendisidir. Huzur, zihin olmadığında vardır. 

Yalnızca özgürlüğüme saygı gösterildiği zaman sevebilirim.

İnsan müthiş mutlu olabilir ve müthiş mutsuz da. Bu seçimi yapmakta özgürdür. Bu özgürlük başa beladır, çünkü sorumlu olursun.

Biz bir rüyanın içinde yaşıyoruz. Uyanık olduğumuzu düşünsek bile uykudayız. 

Kimse mutlu birinden hoşlanmaz çünkü mutlu kişi diğerlerinin egosunu incitir. Diğerleri şöyle hissetmeye başlar: demek sen artık mutlusun ama biz hala karanlığın, acının, cehennemin içinde sürünüyoruz. Biz bunca acı çekerken sen ne cüretle mutlu olursun!

Zevk hayvanidir, mutluluk insanidir, saadet ilahidir. 

Birini sevdiğin zaman, başkalarının sevgi hakkında söylediklerine aldırma, çünkü bu engel teşkil edecektir.

Neyi seversen, o olursun. Sevgi simyadir. Asla yanlış şeyi sevme çünkü seni dönüştürecektir. Hiçbir şey sevgi kadar dönüştürücü değildir. Seni daha yükseklere, doruklara çıkabilecek bir şeyi sev. Senin ötende bir şeyi sev.

Kendi köklerine tutunursan, en sert rüzgarların bile seni etkilemediğini görürsün.

Sevgi, özgürlüktür. Sevgi, egoyu yıkan tek eylemdir. 

Kendi başına bir ışık ol. Ödünç alınmış ışıkla yaşama.

Hiçbir din yoktur, herhangi bir tapınağa gitmeye gerek yoktur.

Sen içine neşe katmadıkça, sana neşe verebilecek hiçbir şey yoktur.

Bir çocuk doğduğu anda, bir anne doğmuş olur.

Gülmezsen, sağlıklı olsan bile eninde sonunda sağlığını kaybedersin; gülmek her zaman ilaçtır.

İyileşebilirsin, çünkü hastalığın yalnızca bir düşünce.

Sen kendini açığa vurma cesareti gösterdin. Buna çok sevindim. Ben herkesin ne kadar çirkin görünürse görünsün kendini açığa vuracak kadar cesur olmasını istiyorum.

Gülmek, içindeki enerjiyi yüzeye taşır. Düşünmek sona erer. Gülerken düşünmek imkansızdır. Birbirinin tam zıddıdır: ya gülersin ya da düşünürsün. Gerçekten gülersen düşünceler durur.

Sevgi eğitim gerektirmez ve dostluk öğrenmen gereken bir şey değil. Öğrenilmiş bir dostluk, dostluk değil sadece sömürü olur.

Eğer gerçekten kim olduğumu bilmek istiyorsan, sen de benim kadar boş olmalısın. O zaman iki ayna birbirine bakar ve yalnızca boşluk yansır. Sonsuz boşluk yansır; birbirine bakan iki ayna. Ama eğer bir fikrin varsa, o zaman bende kendi fikrini görürsün.

Sadece sıradan olmak dünyanın en sıra dışı işidir, çünkü herkes sıra dışı olmak ister.

Çözüme odaklanmak yerine başkalarını suçlama alışkanlığı hepimize çok ağır bedeller ödetti. Başına gelen ne olursa olsun sadece sen sorumlusun. Eğer sorumluluğu başkalarının üzerine atmaya devam edecek olursan şunu unutma ki bir köle olarak kalmaya devam edeceksin.

İçinde çocuk olmayan binalar taştan ibaret. İçinde çocuk olmayan bir bahçenin yeşili bile yeşil gibi değil. İçinde çocuk olmayan bir dünya, bomboş. Çocuklara saygı gösterin çünkü onlar, bizim büyüyüp kaybettiğimiz her şeye sahipler.

Her bulutun etrafında gümüş bir hale vardır ve eski giysilerin bile bir tarafı vardır. Eğer iyimserler olmasa kötümserler ne kadar mutsuz olduklarını asla bilmezler.

Mesele süreklilik değil derinlik, sadece derinlikte yaşayanlar hayatın ne olduğunu bilir.

Sevgiyi ıskalıyorsun çünkü aşırı çaba sarf ediyorsun. Ve herkes sevgi arayışı içindedir; ona Tanrı diyebilirsin, ona başka bir şey diyebilirsin ama derinde sen sevgi arayışı içerisindesin. Ancak sen yapamaz hale geldin; çabalamadığın için değil, çok fazla çabaladığın için. Sevgi bir oluştur; o emredilemez. Sevmen emredildiği için senin sevgin en başından itibaren sahte hale gelmiştir, kaynağında zehirlenmiştir. 

Birisine kendisi olması için yardım etmek: Dünyadaki en zor şey budur çünkü bu egoya ters birşeydir. Egon insanlardan taklitçi yapmak ister. Herkesin seni taklit etmesini isterdin; sen bir model olmak ve herkesin seni izlemesini isterdin. O zaman senin egon çok, çok tatmin olurdu. Kendini taslak zannedecektin ve herkes seni takip etmek zorunda kalacaktı. Sen merkez haline gelirsin ve herkes sahte olur. Hayır, ego bu fikirden hoşlanmayacak. O başkalarını sana göre değiştirmek ister. Fakat sen kim oluyorsun da herhangi birisini değiştireceksin. Bu sorumluluğu alma. Bu tehlikelidir; Adolf Hitler'ler böyle doğar. Onlar tüm dünyayı kendilerine göre değiştirme sorumluluğunu alırlar. 

Dünyadaki en büyük arzu içsel dönüşüme karşı duyulandır. Para arzusu hiçbir şey değil, daha fazla güç, daha fazla prestij için duyulan arzunun hiçbir anlamı yok; en büyük arzu sözde manevi olan arzudur. Ve bir kere bir arzuyu duymaya başlarsan sonsuza kadar bedbaht bir durumda kalırsın. Dönüşüm mümkün ama onu arzulamak buna yetmez. Dönüşüm ancak gevşeyip her ne ise onu kabul ederek mümkün olur. Kendini koşulsuz olarak kabullenmek dönüşümü getirir.

Gerçek güzellik asla senin tarafından değil; sadece senin aracılığınla yaratılabilir. Varoluş akar; sen yalnızca bir geçit olursun. Onun olmasına izin verirsin, hepsi bu; onu engellemezsin, hepsi bu. 

Yanlışlık yapacaksın, yanlış yola sapacaksın. İçinde hepsi olacaktır. Ama yanlışlık yaparak öğreneceksin ve yanlış yollara saparak doğru yola gireceksin. Ve başka yolu yoktur. Güçlüklerden geçmek zorundasın. Bu tek başına yürüyüş, bu tek başına uçuş. Kişi bütün bu zorluklardan geçmek zorundadır.

Yarının korkusu bugününü mahveder.

Unutma: tüm insanlık erdemin uygulanabilir olduğu, iyiliğin uygulanabilir olduğu, kişinin nasıl mutlu olunacağını öğrenebileceği, insanın mutlu olmayı başarabileceği, mutluluğu getirecek olan bir karakter yaratmanın insanın gücü dahilinde olduğu fikriyle büyütülmektedir. Ve tüm bunlar yanlıştır, kökten yanlıştır. Mutlulukla ilgili olarak anlaşılması gereken ilk şey onun uygulanamaz olduğudur. Ona yalnızca izin verilebilir çünkü o senin yarattığın bir şey değildir. Senin yarattığın her şey senden daha küçük, senden daha minicik olarak kalacaktır.

Etrafımızda olup bitenlere kesin bir dikkatsizlik gösterir halde yaşayıp gidiyoruz. Evet, bir şeyleri yapma konusunda oldukça yetkinleştik. Yapmakta olduğumuz şeyleri yapmakta o kadar yetkinleştik ki, onu yapmak için hiçbir farkındalığa ihtiyaç kalmadı. Mekanik, otomatik hale geldi. Robotlar gibi işliyoruz.Henüz insan olmadık; makineyiz.

Biz, sırf sahiplenebilmek için, kişileri şeylere dönüştürüyoruz ve sonra hayal kırıklığına uğruyoruz. Çünkü biz kişiye sahip olmak istiyorduk; oysa kişiye sahip olunamaz. Bir kişiye sahip olduğunda, o artık bir kişi değildir; o, ölü bir şeydir ve sen ölü bir şeyden tatmin olamazsın.

Varlığın ölümsüz, varlığın sonsuz derecede mutlu, varlığın tanrısal ama bu deneyimleri zihnine ve hafızana sığdıramazsın.

Asıl sorun insanın kendini nasıl bileceği değil. Asıl sorun nasıl olup da kendini bilemediğindir.

Bildiğini sanmaktansa, bilinçli olarak cahil kalmak daha iyidir.

Toplum, önemli olan her konuda, kadını gözardı etmiştir. Şükür ki böylece, bir anlamda, erkek canavara dönüşürken, kadın hala insan kalabilmiştir. Erkeğin bütün dünyası ya öldürmek yada öldürülmektir. 

Bütün bu dünya bize aittir. Ve bir insan nerede olmak isterse, orada olmaya hakkı vardır. Güneş kimsenin malı değildir, dünya kimsenin malı değildir, ay kimsenin malı değildir ve rüzgar, bulutlar, yağmur da kimsenin malı değildir. Neden bu sınırları çizers

Zamanın uçtuğu, geçtiği gibi ifadeler aslında birer teselliden ibaret. Aslında geçip giden sensin. Sanki sen kalacaksın ve vakit geçip gidecekmiş gibi. Zaman olduğu yerde duruyor. Saatler, aslında akmayan zamanın akışını ölçmek için insanoğlunun yarattığı aletlerdir. 

Hakikat tanımlanamazdır. Hakikat sadece vardır; ne olduğunu anlatmak için bir yol yoktur. O bir ne değildir, o bir şu bile değildir, o budur. O; bu olmaktır: onu deneyimleyebilirsin ama açıklanamaz. Hakikat başlangıçsız ve sonsuzdur. 

İtaat eden çocuk her zaman sıradandır; itaatsiz olmak demek, biraz zekaya ihtiyaç duyar.

Zeka yeni durumlara cevap verebilme kapasitesi anlamına gelir.

Gerçek insanın ideali yoktur. Andan ana yaşar; anda nasıl hissediyorsa öyle yaşar.

Hakikat sadece asilerin başına gelir ve asi olmak kesinlikle tehlikeli yaşamaktır. 

En büyük mutsuzluk, kaygı budur: seni zincire vuran dünyayı terk edemezsin; hayatta sana engel teşkil edenleri terk edemezsin çünkü onlar da senin bağlarındır.

İnsanların, tüm bilinçlerinin, kendi varlıklarının en derin noktasına inecek kadar ve aynı zamanda en yüksek zirvesine çıkacak kadar uyanık olmasını istiyorum. O, tıpkı ağaçların büyümesi gibi dikey bir büyüme olmalı. Tehlikeli yaşamak, dikey yaşamak demektir. 

Seçime her gün daha çok yaklaşıyorsun: ya bir buda olma yolunda ya da bir köle olma yolunda ilerlemek.

Benim işim bu; yaşamını üzüntülü bir hikayeden, bir kutlamaya dönüştürmek.

Aşıklar birbirinin içinde ölür. Ve ancak birbirinde ölmeye çoktan razı olanlar 'sevgili' olur.

Şimdiki zamana sadık kal, çünkü tüm yalanlar, ya geçmişten ya da gelecekten içeri sızar.

Eğer sen farkındalıkla yaşarsan, her gün senin için bir altın fırsata dönüşecektir. Her şey senin farkındalığına bağlıdır. 

Daha yaratıcı hale geldikçe, daha ilahi bir hal alırsın.

Yaşam muhteşem bir müzik aletidir. Onu da çalmayı öğrenmek zorundasın. Hiç bir şeyin kesilmesine, yok edilmesine, bastırılmasına, reddedilmesine gerek yok. Sana verilen varoluşun tamamı çok güzel, eğer onu güzelce kullanmayı bilmezsen, bu sadece senin yeterince yetenekli olmadığını gösterir. 

İçinden nasıl geliyorsa öyle davran, sonuçları düşünmeden. Bu hayat kısa ve herhangi bir şekilde sonuçları düşünmekle harcanmamalı. İnsan tam olarak, yoğun olarak, neşeyle ve açık bir kitap gibi yaşamalı, isteyenin okuyabileceği bir kitap.

Aydınlanmak zorunda olduğun fikrini zihnine kim yerleştirdi? Aydınlanmamış olman için hiçbir yol yoktur. Sana mutluluk veren şey yegane ahlaktır. Seni mutsuz yapan şey yegane günahtır. Sadece kendi içinde zevk al aydınlanmışsındır. Sen her zaman aydınlanmışsındır, aydınlanmamış olmanın bir yolu yoktur.

Yaratıcı olmak, yaşamla aşk içinde olmak anlamına gelir. Sadece yaşamı, onun güzelliğini geliştirmeye yetecek kadar seversen yaratıcı olabilirsin. Ona biraz daha müzik kazandırmak istersin, biraz daha şiir, biraz daha dans. Bunun her zaman kriter olmasına izin ver: seni neşelendiren şey, sana kutlama sunan şey, seni dansında, şarkı söylemende, kutlamanda kaybolurmuşçasına dans ettiren, şarkı söyleten şey bildiğim tek gerçektir.

Eğer sahte olanı riske edebilirsen, gerçek senin olabilir. Ve buna değer çünkü sadece sahte bir şeyi riske edip gerçeğe sahip olacaksın. Hiçbir şey riske etmeden her şeye sahip olacaksın.

Zihin tıpkı kalabalık gibidir; düşünceler bireylerdir. Ve düşünceler sürekli orada oldukları için sürecin maddi olduğunu düşünüyorsun. Her bir düşünceyi bırak ve en sonunda hiçbir şey kalmaz. Zihin diye bir şey yoktur, sadece düşünce vardır.

Varoluşun yolu sabırdır. İçsel gelişim çok sakin ve sessizdir. Kendi adımlarını bile duyamazsın. Yalnızca belli bir etaba ulaştığında bunun farkına varırsın. Ve bu sürpriz olur çünkü onca zamandır hiçbir şey olmuyor diye düşünürken, birdenbire çiçekler açıvermiştir. Sabırdan kastım budur. / Osho

İnsanları sevmenin tek yolu vardır ve o da onları olduğu gibi sevmektir. Ve güzellikte buradadır: onları olduğu gibi sevdiğinde onlar değişirler. Sana göre değil; onlar kendi gerçeklerine göre değişirler. Onları sevdiğinde onlar dönüşüm yaşarlar. Değişmezler, dönüşürler. Onlar yeni olurlar, onlar varlığın yeni yüksekliklerine erişirler. Ancak bu onların varlıklarında gerçekleşir ve bu onların kendi doğasına göre olur.

Yaşam zıtların ritmidir; nefes alır, nefes verirsin.

Yaşam hem iyi hava hem kötü hava, hem zevk hem acı, hem yaz hem kış, hem gece hem gündüz varsa yaşanır. Hem üzüntü hem mutluluk, hem rahat hem rahatsızlık olmalı. Yaşam işte böyle uçlar arasında güzelleşir.

Yaşam bir kadındır. Kadınları anladığını söyleyen bir erkek böbürleniyordur. Kadınları anladığını zanneden erkek saftır. Onları anlıyormuş gibi yapan muğlaktır. Onları anlamak isteyen erkek arzuludur. Diğer taraftan, kadınları anladığını söylemeyen erkek, onları anladığını zannetmez, anlıyormuş gibi yapmaz, hatta onları anlamak bile istemez onları anlar! Yaşam da böyledir. Yaşam bir kadındır. Yaşamı anlamaya çalışırsan, altüst olursun. Anlamakla ilgili her şeyi unut. Sadece yaşa, o zaman anlarsın. Yaşanabilir ancak çözülemez.

Cesaret sadece korku okyanusu içinde var olabilir. Cesaret, korku okyanusu içinde bir adadır. Korku vardır; ama bu korkuya rağmen insan o riski göze alır; işte cesaret budur. İnsan titrer, insan karanlığa girmekten korkar; ama yine de girer. İnsan, kendine rağmen adım atar; cesur olmanın anlamı budur. Bu, korkusuzluk demek değildir. Korku dolu olmak ama onun altında ezilmemek demektir.

Sevgi evlilik tarafından yok edilmez. Sevgi nasıl sevileceğini bilmeyen insanlar tarafından yok edilir.

Çok zor biliyorum. Çok az para var, hayat bir mücadele, biliyorum ama olduğun halinle mutlu olamıyorsan, her şeye rağmen hiçbir zaman mutlu olamayacaksın. Bir kimse mutlu, hiçbir neden yokken mutlu olmadığı sürece, bir kimse hiçbir neden yokken mutlu olacak kadar çılgın olmadığı sürece, hiçbir zaman mutlu olmayacaktır. Her zaman mutluluğunu yok edecek bir şey bulacaksın. Her zaman eksik bir şey, olmayan bir şey bulacaksın. Ve bu 'eksik' yeniden senin hayalin olacak.

Eğer iki beden birbirine çekim hissederse bu sekstir. Eğer iki zihin birbirine çekim hissederse bu aşktır. Eğer iki ruh birbirine çekim hissederse bu ibadettir. İbadet en yüce şekildir. Seks en aşağıdaki şekildir. Aşağıdakini yüce gibi görme, böyle yaparsan cahillik içinde kalırsın.

Ego sürekli problem peşinde koşar. Neden? Çünkü kimse size ilgi göstermezse, ego acıkmış hisseder. O ilgi ile yaşar. Dolayısıyla, birisi size kızgın ve sizinle kavga ediyorsa, bu bile iyidir, çünkü en azından ilgisi üzerinizdedir. Eğer birisi severse, iyidir. Eğer kimse sizi sevmiyorsa, o zaman kızgınlık bile iyi olacaktır. En azında ilgi üzerinizde olacaktır. Fakat, kimse size hiç bir ilgi göstermezse, kimse sizin önemli birisi olduğunuzu düşünmezse, o zaman egonuzu nasıl besleyeceksiniz? Diğerlerinin ilgisine ihtiyaç vardır. Milyonlarca şekilde insanların ilgisini çekersiniz; belli bir tarzda giyinirsiniz, güzel görünmeye çalışırsınız, çok kibar olursunuz, roller edinirsiniz, değişirsiniz. Ne tür koşulların geçerli olduğunu sezinlediğinizde , hemen insanların size ilgi göstereceği yönde değişiverirsiniz. Bu çok derinden bir dilenciliktir. Gerçek bir dilenci ilgi arayan ve talep eden kişidir. Ve gerçek imparator da kendi içinde yaşayandır; onun kendi merkezi vardır, başka kimseye bağımlı değildir. 

Asla birisini kötüleme ve asla kendini yüceltme; aksi taktirde ıskalayacaksın. İnsanları nasıl olursa olsun kabul et. Onlar böyleler ve onların doğru ya da yanlış olduğuna karar vermek için sen kim oluyorsun. Eğer onlar yanlışsa acı çekerler, eğer onlar doğruysa kutsanırlar. Fakat onları kınamak için sen kim oluyorsun.

Kendine güvenen insan, bunun güzelliğini anlar ve görür ki kendine ne kadar güvenirsen o kadar büyürsün; kendini ne kadar bırakır ve rahatlarsan o kadar sakinleşirsin, o kadar serinkanlı, sessiz ve dingin olursun.

İnsanlar aşkın ne olduğunu bilmediklerinin farkında değiller. Aşk asla şüphelenmez, asla kıskanmaz. Aşk asla diğerinin özgürlüğüne karışmaz. Asla kendi isteğini diğerine zorla kabul ettirmez.

Şayet senin yaşam ateşin yanmıyorsa, nasıl olur da başkalarının yanmayan kandillerini yakabilirsin? Senin alevinin yanıyor olması şarttır; ancak o zaman başkalarını ateşleyebilirsin.

Hristiyanlar İncil'e sarılır, Müslümanlar Kuran'a sarılır, Hindular Gita'ya sarılır ve bu yüzden ıskalarlar. Müslümanlar Muhammed hakkında birşey bilmiyorlar çünkü onlar Kuran'a sarılmış haldeler. Hristiyanlar Mesih hakkında hiçbirşey bilmiyorlar çünkü onlar İncil'e sarılmış haldeler. Onlar yük taşıyıp duruyorlar. Bütün İnciller ve kutsal kitaplar anlamayanlar içindir. Anlamayanlar yük taşır ve onun altında ezilirler. Onlar kitaplar tarafından özgür bırakılmış değillerdir, aksine kitapların kölesi haline gelmişlerdir.

İnsanlar bir şeyi anlamadıkları anda onu yanlış anlamaya başlarlar. Yanlış anlamaları cehaletlerini gizleme yöntemleridir.

Unutma, kafa bir köle olarak çok güzel bir köledir. Çok işine yarar. Ama bir sahip olarak tehlikelidir ve bütün hayatını zehirler.

İnsan; yeryüzündeki en zayıf hayvan olduğu kabul edilmek zorundadır. Onun bütün davranışlarının, bütün aidiyetlerinin, gruplaşmalarının temeli budur. O kendisinden daha büyük bir şeyin parçası olmak zorundadır; ancak o zaman kendisini güvende hisseder.

Çözülmesi gereken bir sorun değildir hayat; yaşanılması gereken bir gizemdir. Bırak hadi yaşa o gizemi.

Ama kimse yalnızlığı göze alacak kadar cesur değil. Birisine ihtiyacın var. Niye birisine ihtiyacın var? Kendi yalnızlığından korkuyorsun. Kendinden sıkılıyorsun. Ve aslında yalnız olduğunda her şey anlamsız geliyor. Birisi ile beraberken oyalanıyorsun ve çevrende sahte anlamlar yaratıyorsun. Korkuyorsun! Kendi yalnızlığından! 

Sıkılmak sadece yaşam tarzının yanlış olduğu anlamına gelir; o yüzden büyük fırsattır. İnsan sıkılır çünkü başkaları tarafından empoze edilmiş ölü kalıplara göre yaşamaktadır. Olay para, güç ve itibar sorunu değil; önemli olan asıl senin ne yapmak istediğin. Sonucu ne olursa olsun bunu yap ve sıkıntın kendiliğinden kaybolacaktır.

Yaşamda bir 'gereklilik' varsa, insanlar huzursuz kalmaya mahkumdur.

Daima iç sesini dinle; başka hiç kimseyi dinleme. Etrafında seni baştan çıkartacak binlerce şey vardır, çünkü elindekileri satmak için kapı kapı dolaşan insanlar vardır. Dünya bir süper markettir ve herkes sana elindekileri satmak ister. Herkes bir satıcıdır. Çok fazla satıcı dinlersen, çıldırırsın. Hiç kimseye kulak asma, sadece gözlerini kapat ve iç sesini dinle. 

Küçük bir çocuk eğer isyankarsa, kendi yolunu çizmeye çalışıyorsa gerçekten yaşıyordur ama eğer suskun ve ahmaksa bir yerlerde takılı kalmıştır ve gelişemiyordur; ona git dersin gider, gel dersin gelir, otur dersin oturur, kalk dersin kalkar. O tamamen itaatkardır çünkü kendine ait bir kişiliği yoktur. Toplum ve aile; çocukların böyle olmasını ister ve onlar için derler ki: 'baksana, nasıl da söz dinliyor.' Ebeveynler çocuklarının itaatkar olmasını tercih eder çünkü çocuğun itaatkarlığı onları daha az zahmete sokacaktır fakat çocuğun isyankarlığı tam tersine onları daha çok zahmete sokacaktır. Sizi daha az zahmete sokuyor diye ölü bir çocuk istiyorsunuz. Canlı bir çocuk istemiyorsunuz çünkü çocuk ne kadar canlı olursa o kadar çok risk var olacaktır. Ebeveynler, toplum ve okullar hepsi birlikte seni itaatkarlığa zorlar, seni susturur. Tüm eğitim sistemi isyana değil, itaatkarlığa dayanır. Toplum senin köle olmanı, çarktaki bir dişli olmanı istiyor; kendi çıkarları için seni kullanmak istiyor, isyankar olmanı istemiyor. Kendin ol ve diğerlerinin seni dönüştürmeye çalıştığı şeyi unut. Özgürlüğünü ilan et ve isyankar ol.

Hayatın kendi başına bir anlamı yoktur. Hayat bir anlam oluşturma fırsatıdır. Anlamın keşfedilmesi değil, oluşturulması gerekir. Anlamı, ancak onu oluşturursan bulursun. Orada bir çalının arasında durmuyor. Yani sağına soluna bakınca, biraz arayınca bulamazsın. O bulunacak bir kaya gibi durmuyor. O, oluşturulacak bir şiir, söylenecek bir şarkı, edilecek bir danstır. Anlam bir danstır; taş değil. Anlam müziktir. Onu ancak oluşturursan bulursun.

Her şey gelir. Sen sadece alacak kapasiteyi yaratırsın; her şey gelir. Sen sadece kapıyı açarsın. Yaşam sana gelmeye hazır. Sen o kadar çok engel koyuyorsun ki! Yaratabileceğin en büyük engel de yaşamı kovalamak. Kovalamacan ve koşuşturman yüzünden yaşam ne zaman gelip de kapını çalsa sen evde olmuyorsun.

Tutarlı olmaya çalışma, aksi takdirde ölmüş olacaksın. Sadece ölü insanlar tutarlıdır.

Aşk ciddi değildir, canlıdır, oyunvaridir. Aşk yaşamı bir eğlence, bir kutlama haline getirir. Aşk tanrının en büyük armağanıdır. Aşk sanatını öğrenin. Aşk şarkısını, onu kutlamayı öğrenin. Bu mutlak bir ihtiyaçtır: tıpkı bedenin besinsiz yaşayamayacağı gibi, ruh da aşksız yaşayamaz. Aşk ruhun besinidir, büyük olan her şeyin başlangıcıdır, ilahi olana açılan kapıdır.

İnsanları sevebilirsen, ilk adımı atmışsındır. Ancak bu zavallı dünyada tam tersi gerçekleşmektedir. İnsanlar tanrı'yı sever ve insanları öldürür. Aslında onlar tanrı'yı o kadar çok sevdikleri için öldürmek zorunda olduklarını söylerler. Hristiyanlar müslümanları öldürür, müslümanlar hristiyanları öldürür, hindular müslümanları öldürür, müslümanlar hinduları öldürür,çünkü hepsi tanrı'yı seviyordur. Tanrı adına insanları öldürürler. Onların tanrıları sahtedir. Çünkü şayet senin tanrıların hakiki ise, şayet sen tanrısallığın ne olduğunu gerçekten bilirsen, şayet birazcık da olsa fark ettiysen, tanrısallığın ne olduğunu bir an dahi anlamışsan insanları seveceksin.

İnsanlar sana hakaret ettiklerinde onlara yanıt vermezsen bu da zorlarına gider. Sen sadece 'teşekkür ederim' diyerek yoluna devam edersin. Bunu hazmetmek zordur. Çünkü, o kişinin egosunu derinden incitir. O seni aşağı, çamurun içine çekmeye çalıştığı halde sen bunu reddettin; o, şimdi orada tek başına kalmış oldu.

Ve bütün gerçek ustalar senin görmene yardım etmekle ilgilidirler, inanmana değil. Bilgelik senin içinde doğar, o kutsal bir yazıt değildir. Sen kendi bilincini okumaya başlarsın. 

Deli bir insan zeka özürlü değildir. Aslında deli bir insanın zeka seviyesi, normal insanlarınkinden daha yüksektir. Deli bir insanın zeka seviyesi, politikacılarınızın zeka seviyesinden daha yüksektir. Onlar deli sayılıyor çünkü dünya ahmak bir halde. Toplum onların delirmesine neden olur ve ardından onları akıl hastanesine tıkıp, elektro şoklar verir. Eğer herkesin bir birey olmasına izin verilseydi, hiçbir yerde deli insanlar bulunmazdı. Eğer herkesin kendisi olmasına izin verilseydi, akıl hastanelerine gerek kalmazdı. Deli insanlar baskıcı toplumun kurbanlarıdır.

Aşk onu hiç deneyimlememiş olanlara delilik gibi görünür. Fakat aşkı bilenler için, aklıselim olan tek şey odur. Aşk olmaksızın, bir insan zengin, sağlıklı, ünlü olabilir ama aklıselim olamaz. Çünkü içkin değere dair hiçbir şey bilmiyordur. Aklı selimlik gönlünüzde açan güllerin hoş kokusundan başka bir şey değildir.

Bir kişi bilinçlendiği anda yalnız olur. Bilinciniz ve farkındalığınız ne kadar artarsa o kadar yalnızsınız.

Sevgi kendi içinde koşulsuzdur. Yalnızca vermeyi, paylaşmayı bilir ve karşılığında bir şey arzulamayı bilmez. Karşılık beklemez. Onun sevinci ve ödülü paylaşmaktan gelir. Gücü de paylaşmaktan gelir. O asla tüketilemezdir. Onun gücü budur.

Birisi senden daha güzeldir, bu incitir; birisi senden daha zengindir, bu incitir; birisi senden daha bilgilidir, bu incitir. Seni incitmek için milyonlarca şey vardır, fakat sen bilmezsin ki seni inciten o şeyler değildir, seni inciten şey, egondur! Onlar seni egon yüzünden incitirler!

Çocuk doğal ve masumdur; biz onu masum olduğu için cezalandırır, yapmacık ve kurnaz olduğu için ödüllendiririz.

Tanrı hem yaratıcıdır hem de yaratılandır: dışarıdaki bu sınırsız evren ve içerideki sınırsız bilinçtir.

Çocuklara saygı göster, çünkü onlar kaynağa daha yakındır, sen çok uzağındasın.

Aşk ikinizin de aynı hızla gelişmenizi, aynı yüksekliklere ulaşmanızı ve Güneş ışığında, rüzgarların önünde, yağmurların altında birlikte dans etmenizi ister. Birlikteliğinizin bir sanat haline dönüşmesi gerekir. Aşk, varoluşun içinde yer alan en harika sanattır.

Gerçek özgürlüğün dış dünya ile hiçbir ilgisi yoktur. Gerçek özgürlük politikayla ve ekonomiyle ilgili değildir, o ruh ile ilgilidir. Politik bir özgürlük her an geri alınabilir. Ekonomik özgürlük, tıpkı sabah güneşindeki bir çiğ tanesi gibi yok olabilir. Onlar senin elinde değildir. Ve senin elinde olmayan şeye gerçek özgürlük diyemezsin. Gerçek özgürlük her zaman ruhsaldır. O senin en içte olan varlığınla ilgilidir. Ona zincir vurulamaz, ona kelepçe takılamaz, o hapsedilemez. Evet, bedenin bunları yaşayabilir ama ruhun mutlak olarak özgürdür. O özgürlüğü talep etmene, onun için mücadele etmene gerek yoktur. O şu anda zaten mevcuttur. Eğer içeriye dönecek olursan; bütün zincirler, bütün hapishaneler ve her tür kölelik yok olur. Ve bunlardan çok vardır. Özgürlük tektir, köleliğin ise birçok türü vardır. Tıpkı gerçeğin tek, yalanların ise binlerce olması gibi.

Zihin bildiğinde buna bilgi adını veririz. Kalp bildiğinde buna sevgi adını veririz. Ve varlık bildiğinde bunun adı meditasyondur.

Çocukların kendi niteliklerine sahip birer birey olmaya başladığında, onların senden uzaklaşmaya başlamasından memnun ol. Onların itaatkar birer gerizekalı olmamalarından ötürü kendini kutsanmış hisset. Gerizekalılardan başka hiçkimse itaatkar değildir. Zeka isyandır. Kendini kutsanmış hisset ve isyancı bir ruhu doğurmuş olduğun için çocuğunu da kutsa. Bu aslında bir gurur kaynağıdır ama insanların gerilmesine yol açar. 

Bir ilişki içinde yaşamak ve hala bağımsız olmak; işte cesaret budur.

Yaşam akmaya devam eder. Yaşam benimle senin arandaki bir şeydir. Ağaç oksijen üretmeye devam eder ve sen onu solursun. Eğer ağaçlar yok olursa, sen de yok olacaksın. Ağaçlar kozmik ışınları gıda haline, yani meyvelere ve sebzelere dönüştürmeye devam ederler. Onlar yok olursa, sen daha fazla var olamayacaksın. Onlar senin için sürekli gıda yaratıyorlar, sen bu şekilde var oluyorsun. Bu bitkiler senin için sürekli bir gıda yaratma sürecinde, sen ona bağlısın. Bulutlar hareket etmeye devam eder ve sana su getirir. Bütünlük bağlantı içerisindedir. Uzaktaki Güneş, kendi ışınlarını sana gönderir ve bu ışınlar yaşamdır. Eğer güneş yok olursa, bütün yaşam yok olacak. Güneş bile enerjisini bir çeşit kaynaktan almaktadır. Bilim adamları bu kaynağın ne olduğunu henüz bulamadılar ancak eğer bu kaynak yok olursa her şey yok olacak. Her şey bağlantılı içindedir ve her şey birlik halindedir. Bu dünya parçalar halinde var olmaz; o bir bütünlük halinde, birlik halinde var olur.

Seni sömürmek için bekleyen insanlar var. Onlar sürekli, bunun için öl şunun uğruna can ver, deyip duruyorlar. Onlar tek bir şey için hazırlar, senin şehit olduğunu görmek için. Ve işte o zaman korkular var olur. Yaşa! Ve ölmenin cesaret gerektiren bir şey olduğunu düşünme. Cesaret gerektiren tek şey, doyasıya yaşamaktır, başka bir cesaret yok.

Mutluluğun senin neye sahip olup olmadığınla bir alakası yoktur. Mutluluğun senin ne olduğunla ilişkisi vardır.

Ne zaman daha yüce bir birliğin bir parçası olan anlam doğar.

Korkunun kendisi acizdir, hiçbir gücü yoktur. Sadece ona inanmak istersin bu onun tek gücüdür.

Kadına saygı duymalısın o varoluşun bir armağanıdır.

Ne zaman intikam almaya başlarsan yıkıcı olursun. Geçmişteki yaralara sürekli bakmanın bir yararı yoktur. Geçmiş yüzünden intikam almanın bir yararı yoktur. İnsan bağışlamayı ve unutmayı öğrenmelidir.

İnsan sürünmek ve emeklemek için bu dünyada değildir. O en yükseğe uçabilecek kapasiteye sahiptir.

Özgün insan kalabalığa ait değildir. O yalnız başına ve kendi halinde durur, tıpkı yıldızlara uzanan bir ağaç gibi.

Aşıklar birbirinin içinde ölür. Ve ancak birbirinde ölmeye çoktan razı olanlar 'sevgili' olur. / Osho

Hiç kimsenin ilgisine ihtiyaç duymadığın gün olgunlaşırsın, hiç kimseden beklentiye girmediğin gün yara almazsın. Hiç kimseye bağımlı kalmazsan kazanırsın.

Güven senin vereceğin karar değil. Ona sen karar veremezsin. Kuşkunun faydasızlığına tamamen ikna olduğunda, güven doğar.

Sen olmazsan bu evrenin şiirinde, güzelliğinde bir şeyler eksik kalır. Bir şarkı, bir nota eksik kalır. Bir boşluk olur. Hiç kimse sana bunu söylemedi.

Konuşmamak sessizlik değildir. Konuşmuyor olabilirsin, herhangi bir şey mırıldanıyor olabilirsin, ama içeride binlerce düşünce yarış halindedir. 

Evrensel doğru ve yanlış var mıdır diye soruyorsun. Evrenselliği bilen ve uyanık olan bir insan; artık coğrafyanın, birilerinin ya da zihnin parçası değildir. O; yalnızca saf bir farkındalıktır. Bu halde hiçbir şey doğru, hiçbir şey de yanlış değildir.

Hiç kimsenin ilgisine ihtiyaç duymadığın gün insanlar senin karizmanı hissetmeye başlar çünkü karizma senin bireyselliğinin ışıldamasıdır.

Yoga, şahane bir bilimdir: inanmayı öğretmez, bilmeyi öğretir.

Çocukluğundan beri sürekli 'gül çok güzel bir çiçektir, harika bir çiçektir ' sözlerini duyuyorsun. O yüzden bir gül gördüğün zaman, hemen tuşuna basılmış bir bilgisayar gibi ?bu çok güzel? diyorsun. Bunu gerçekten hissediyor musun? Bu senin içinden geçen duygular mı? Eğer değilse söyleme. Bir şeyi hissetmiyorsan, sakın söyleme.

Bir kadına aşık olduğunda o özgürdü. Sen özgürlüğe aşık oldun. Onu eve götürdüğünde tüm özgür olma olasılığını yok edersin.

Bir şeyi büyütmemek istediğinde, onu sadece kendine sakla ve o kendiliğinden ölür. Aynen ihmal edilmiş, sulanmamış bir bitki gibi o, durmadan solar ve ölür. Öyleyse ne zaman gözüne sahte bir şey çarparsa, sadece onu bir kenara koy.

Düşünceyi bırakmanın iki yolu vardır; ya meditasyon ya sevgi.

Hiç bir şeye gıpta etme! Çünkü bir kez gıpta etmeye başladığında, öz zihnini, kozmik zihin ile bağlantını kaybedersin. Arzu ve düştün. Asıl düşüş, arzu yoluyla olur. O halde, hiç bir şey arzulama.

Derinlerde bir yerde sevilmek istediğimi fark ediyorum, diyorsun. Sevilmek istiyorsan sev! Çünkü verdiğin her şey sana geri döner. Sevilmek istiyorsan, sevilmek isteğini unut, sevgi bin bir yoldan sana gelecektir. Hayat yansıtır, hayat yankılar, hayat senin hayata verdiğin her şeyi geri getirir. O yüzden sevilmek istiyorsan, istemeyi ve sevilmeyi unut o zaman sorun bu değildir. Kural basittir: Sev. 

Kendini, kendi bilincini, kendi varlığını yaratmanın yanında, şiir yazmak, müzik yapmak birer hiçtir.

Manevi arayış aslında kişinin kendisine aşık olma arayışıdır. Dünya diğerlerine karşı aşık olmaya yönelik bir yolculuktu. Maneviyat ise kendine aşık olma yolculuğudur. 

Hayatı bütünlüğüyle yaşa. Ve dünya'da yaşamak onun bir parçası olmak değildir. Lotus çiçeği gibi yaşa. O suda yaşar, ama su ona dokunmaz.

Kızgınlığınla, hırsınla, cinselliğinle savaşmak zorundasın çünkü güçsüzsün. Öyleyse gerçekte sorun kızgınlık, hırs ve cinsellik değildir, sorun güçsüzlüktür.

Bir gün bir adam ve küçük bir çocuk birlikte berber dükkanına girdiler. Adam tam bir bakım; tıraş, şampuan, manikür, saç kesimi, vs. aldıktan sonra çocuğu sandalyeye yerleştirdi. 'Ben bir kravat satın alacağım' dedi berbere. 'Birkaç dakika sonra döneceğim.' Çocuğun saç tıraşı bittiğinde ve adam hala dönmediğinde, berber çocuğa "Görünen o ki baban seni tamamıyla unuttu' dedi. 'O benim babam değildi,' dedi çocuk. 'O geldi elimden tuttu ve bana 'Gel evlat bedava saç tıraşı olacağız' dedi.' Çocuklar güvenirler ama yavaş yavaş kandırılacakları, başlarının derde gireceği, engellenecekleri, korkacakları tecrübelerin içine girecekler. Yavaş yavaş dünyanın tüm dalaverelerini öğrenecekler. Az ya da çok herkesin başına gelmiş olan budur.

Sevginin üç aşaması vardır.

Hayat böyledir işte. Ona hazırlanamazsın, Onun için hazır olamazsın. Güzelliği, mucizesi de budur. Seni hep hazırlıksız yakalar, hep sürpriz yapar. Gözlerin varsa her anın bir sürpriz olduğunu ve önceden hazırlanmış hiç bir cevabın işe yaramayacağını görürsün.

Zihin bildiğinde, buna bilgi deriz. Kalp bildiği zaman, buna sevgi deriz. Varlık bildiğinde ise biz buna meditasyon deriz.

Zihin bildiğinde, buna bilgi deriz. Kalp bildiği zaman, buna sevgi deriz. Varlık bildiğinde ise biz buna meditasyon deriz.

Zevklerin birer hiçti, sadece su üstüne atılan imzalar gibiydi. Acıların ise mermer üzerine kazınmıştı. Ve bütün bu acıları, suya atılacak imzalar için çekmişsin.

Aşk, seni mütevazi, basit ve masum hale getiren tek deneyimdir...

Aşkın gözü ise asla kapalı değildir. Ortada bir kafa karışıklığı olduğu için ve insanlar sınırı nereye koyacaklarını bilmedikleri için, 'aşkın gözü kör' demeye başlamışlardır. Aslında aşk sana çok net bir görüş ve keskin gözler verir. Şehvet ise kesinlikle kördür, çünkü o biyolojiktir. Senin ruhsallığınla hiçbir ilgisi yoktur.

Bu dünyayı kutlayarak, dans ederek, şarkı söyleyerek, müzikle, meditasyonla, sevgi ile değiştirebiliriz. Mücadele ile değil.

Buradasın! Varoluş seni doğurdu. Demek ki çok büyük bir ihtiyaç oluştu ve sen bir boşluğu doldurdun. Sensiz varoluş eksik kalacaktı. Ben bunu söylediğimde, yalnızca sana söylemiyorum: bunu ağaçlara, kuşlara, hayvanlara, sahildeki çakıl taşlarına da söylüyorum. Koskoca sahilde tek bir çakıl taşı eksik olduğunda, sahil aynı olmayacak. Tek bir çiçek eksik olduğunda, evren onun yokluğunu hissedecek. Nasılsan öyle değerli olduğunu hissettiğinde, başkalarının da nasılsa öyle değerli olduğunu hissedeceksin.

İlişkiye ihtiyaç duymanın tek sebebi tek başına kalamamandır. Çünkü henüz meditasyon yapamıyorsun. O yüzden de gerçekten sevebilmeye başlamadan önce meditasyon bir zorunluluktur. İnsan yalnız olmayı, tamamen yalnız olmayı ama son derece mutlu olmayı başarabilmeli. O zaman sevebilirsin. O zaman sevgin bir ihtiyaç değil bir paylaşım olur; bir gereklilik değil. Sevdiğin insanlara bağımlı olmazsın. Paylaşırsın ve paylaşmak güzeldir.

Dünya bir gökkuşağı, zihin bir prizma ve varlık ise beyaz ışındır.

Kendine iyi gelmek istiyorsan bir başlangıç yap. Bitmiş herhangi bir yerden. Yeni bir başlangıç. 

Çalışma ve rahatlama karşıt değillerdir. Aslında kendini daha çok çalışmaya verdikçe, daha derin bir şekilde rahatlayabilirsin.

Sevgi iki kişi arasındaki ilişki değildir. Senin içindeki zihin halidir. Eğer sevecensen herkese karşı sevecensindir. Sadece insanlara karşı değil, her şeye. Sevgi senden nesneye doğru hareket eder. Tek başına olduğunda, başkası yokken de sevecensindir. Nefes almak gibi. Yalnız sen yanımdayken nefes almaya yemin edersem, bunu sadece ölüm takip edecektir. Nefes bir ilişki değildir; herhangi bir ilişkiye bağlı değildir. Ve eterik beden için, sevgi de tıpkı nefes almak gibidir. Sevgi onun nefesidir.

Dünyadan vazgeçmenin gereği yok. Yalnızca korkaklar ondan vazgeçer. Dünyada yaşa, o deneyimi yaşa. O bir okuldur. Himalayalarda büyüyemezsin, yalnızca dünyada büyüyebilirsin.

Sürekli başkalarının fikirlerini hesaba katan insanlar olgunlaşmamıştır. Onlar başkalarının ne düşündüğüne bağımlıdır. Onlar hiçbir şeyi özgün bir biçimde yapamazlar, dürüstçe söylemek istediklerini söyleyemezler; başkalarının duymak istediklerini söylerler.

Sevgi senin sahip olmadığın şeyi bırakmanı gerektirir ve sevgi sana her zaman sahip olacağını vermeye hazırdır. Sevgi sana kendi özünü verir, ego seni kendi özünden gizlemeye devam eder. Sevgi seni kendine açar.

Kendi varlığının farkına vardığın an iyilik seni bir gölge gibi takip eder. O zaman iyi olmak için bir çabaya gereksinim yoktur; iyilik senin doğan olur.

Eğer dünyayı değiştirmek istersen önce kendini değiştirmek zorundasın. Devrim ilk önce sana gelmelidir. Sadece ondan sonra onu başkalarının kalbine yayabilirsin. İlk önce sen dans etmelisin ve ondan sonra bir mucize göreceksin, diğerleri de dans etmeye başlamıştır. 

Farkındalık her şeyi açan anahtardır. O. varoluşun tüm kilitlerini açar. Farkındalık senin an be an, uyanık. halde, kendinin bilincinde olarak ve etrafında olan biten her şeye anında yanıt verme bilinciyle yaşaman demektir.

Yakınlık iyidir ve tek eşe bağlılık güzeldir. Eğer mümkünse, tek bir insanı seviyorsan ve tüm yaşamını onla geçiriyorsan arada büyük bir yakınlık doğar ve aşk sana yepyeni yüzlerini gösterir. Çok sık partner değiştirirsen bu mümkün olmaz. Tıpkı bir ağacın yerini sık sık değiştirmeye benzer. O zaman hiçbir yerde kök salamaz. Kök salması için aynı yerde kalması gerekir. O zaman derinlere iner, güçlenir.

Aşk, son derece narin ve kutsaldır. Biz bütün ilişkilerimizde karşımızdaki insanı bir eşyaya indirgemeye çalışırız. Kadın, bir eş olduğu zaman bir eşyaya dönüşür. Eğer zekan varsa eşinin bir kadın olarak kalmasına izin verirsin. Erkek, bir eş olduğu zaman hayatta kalamaz. Ona da özgür kalması için izin vermelisin, çünkü aşk sadece özgürlüğün içinde çiçek açabilir.

Kıskançlık; basit bir gerçeği görememektir. Sana kendini başkalarından aşağı veya başkalarından üstün bir yere koyman öğretildi. Ve sen neredeyse; bu olan bitene bilinçsiz hale geldin ve sürekli olarak insanları üstün, aşağılık; iyi, kötü; doğru, yanlış olarak yargıladın. Yargılama. Herkes sadece kendisidir. Herkesi olduğu gibi kabul et. Ama bu durum; yalnızca sen kendini olduğun gibi, utanmadan, değersizlik hissi olmadan kabul edersen mümkündür. Kıyas ile her iki yönden de çok uzaklara gitmiş olursun. Birinci yön senden üstün olan insanların bitmeyen sırası; diğeri ise senden aşağıda olan insanların sırasıdır. Ve sen; ikisi arasındasındır. Senin; kendini anlayacak zamanın yok. Sen; önündeki insanın yerini almak için sürekli bir mücadele içindesin ve aynı zamanda arkandaki insanı da itmektesin. Rekabeti bırak, kıskançlığı bırak. Bu durum tamamen anlamsızdır. Bu yüzden asla kendin olamıyorsun.

İnsanlar aşkı bilmediklerinin farkında değiller. Aşk asla şüphe duymaz, asla kıskançlık hissetmez. Aşk asla diğerinin özgürlüğüne müdahale etmez. Aşk asla diğerine bir şeyler dayatmaz. Aşk özgürlük verir ve bu özgürlük sadece birlikteliğin içinde boşluklar varsa mümkün olabilir.

Oyun, bir şeyi amaç gütmeden yapmak demektir. Amaç gütmeden ne kadar çok şeyden keyif alırsan, o kadar canlı olursun. 

Her şey gelir. Sen sadece alacak kapasiteyi oluşturursun; her şey gelir. Sen sadece kapıyı açarsın. Yaşam sana gelmeye hazır. Sen o kadar çok engel koyuyorsun ki! Oluşturduğun en büyük engel de yaşamı kovalamak. Kovalamacan ve koşuşturman yüzünden, yaşam ne zaman gelip de kapını çalsa sen evde olmuyorsun.

Mutlu bir insanın egosu olamaz, çünkü insan ancak ego olmadığında mutlu olabilir. Mutlulukla bir arada var olamazsın; yalnızca mutsuzlukla var olabilirsin. Mutlulukta çözünme vardır. 

Istırap, kendini kaybettiğin anda yaşadığındır. Coşku, kendini bulduğun anda yaşadığındır. Kendini kaybetmek ya da bulmak: İkisi de benliğinin aynı derinliğinde gerçekleşir. Kendini kaybetmek, bir şey, biri olmaya çalıştığın anlamına gelir. Bir fikrin vardır ve o fikri hayatına geçirmeye çalışıyorsundur. Tüm idealistler ıstırap içinde yaşar.

Eğer dünyada barış ve huzur istiyorsanız onu ilk kendi kalbinizde yaratmalısınız.

Ben sana hiçbir ahlaki öğretiden bahsetmiyorum. Ahlak kendiliğinden ortaya çıkan bir şey olmalı. Benim sana öğrettiğim şey doğrudan kendi varlığının deneyimlenmesi. Daha sessiz; daha huzurlu; daha sakin olduğunda, kendi bilincini anlamaya başladığında, içsel varlığın gitgide daha merkezlendiğinde eylemlerin ahlakını yansıtmaya başlar. O, senin yapmak için karar verdiğin bir şey olmaz.

Istırap senin egonu besler ve mutluluksa temel olarak bir egosuzluk durumudur. 

Daha yaratıcı hale geldikçe daha ilahi bir hal alırsın.

Varoluştaki en büyük cesaret, kalabalıkta bir koyun olmak yerine bir aslan gibi tek başına kalabilmektir.

Yaratıcılığın doruğa ulaştığı zaman, bütün yaşamın yaratıcı bir hal aldığı zaman tanrısallığı yaşarsın.

Dünya bir aynadır. Başkalarında gördüğümüz kendi yansımamızdan başka bir şey değildir. Kişi baktığı herkeste inanç ve güzellik görmediği sürece içinde hala eksikler olduğunu bilmelidir. 

Karanlıkla ilgili endişenlemeyi bırakın ve ışığı açın. sadece karanlığı düşünen insanlar aydınlığı asla bulamazlar. 

Dua nedir? Sevgi ve teslim olmaktır. Sevginin olmadığı yerde dua da olmaz.

Sevgi, sınırları olmayan bir evrene, sonsuz bir evrene açılan kapıdır. Sevgi başlar ama asla bitmez; bir başlangıcı vardır ama bitişi yoktur. 

Gerçekten gülmek istersen, ağlamayı öğrenmek zorunda kalacaksın. Ağlayamazsan ve gözyaşlarına muktedir değilsen gülmek için yeterli olamayacaksın.

Enerjin olmadığı için sevginin içerisinde olamazsın. Senin tüm enerjin bölünmüştür ve farklı biçimlerde dağılmıştır; bazen seks, bazen öfke, bazen de açgözlülük olarak. Sevgi bir biçim değildir. Ne zaman ki tüm arzuların ortadan kalkar, o zaman senin enerjin sevgiye dönüşür.

Bilinçlilikten kaynaklanan eylem ahlaklıdır, bilinçsizlikten kaynaklanan eylem ise ahlaksızdır. Yapılan eylem aynı olsa bile. 

Aşkın içinde olduğun an, dil eksik kalır, bir söyleyemez, sadece sessizlik.

Hayatın hiçbir hedefi, amacı yoktur. Hayat hiçbir yere gitmiyor. O zaten orada. 

Eğer aşk kalbinde yeşerirse, tanrısallığa gebe kalırsın. O, senin içinde büyüyen tanrısallıktır. Sen yavaş yavaş kaybolursun ve geriye sadece saf tanrısallık kalır.

Sabah günün sana bir fırsat daha verdiğini anımsa, minnettar ol.

Unutma gerçek iletişim, sessizlikte meydana gelir. 

Hiçbir yere ait olmamak, yaşamın en büyük deneyimlerinden biridir. Tamamen yabancı kalmak, asla bir şeylerin parçası olmamak nefis bir deneyimdir, her şeyi aşarsın.

Aşk ve meditasyon birer kanat ve birbirlerini dengeliyorlar. Ve sen bu ikisinin arasında gelişiyorsun, ikisi arasında bütünleşiyorsun.

Kimseye ihtiyacın olmadığında, kendi kendine yettiğinde, yalnızken gayet mutlu ve mesut olduğunda, işte o zaman aşk mümkündür.

Aşk bir gizemdir o varken herşey cennet gibi görünür. O gittiğinde ise her şey bayat ve anlamsız görünür.

Dünya güzel bir yerdir çünkü sessizliğini, medatifliğini tanıklığını test etme fırsatı verir. Dünyanın içinde ol ama dünyadan olma.

Neden bir insanı aşağılayıp, senden bir şeyler talep etmek zorunda bırakasın ki? Bu çirkin bir şey. Eğer kendi anlayışın sayesinde, birilerinin bir şeylere ihtiyaç duyduğunu görürsen ve o ihtiyacı karşılayabilecek durumdaysan, bunu yap.

İnsanlar aşkın kör olduğunu söylerler çünkü aşkı bilmezler. Ben onlara sadece aşkın gözleri olduğunu söylüyorum. Aşk dışında her şey kördür.

Aşka düşme, aşkla yüksel.

Dünyanın kendisinde kötülük yoktur. Tüm kötülükler ruhunuzdadır ve yok edilebilir.

Sonsuz mutluluk amaçtır ve farkındalık da ona doğru giden yoldur.

Sevgi sonsuzluktur. Şayet orada ise, büyümeye devam edecektir. Sevginin bir başı vardır, ancak bir sonu asla yoktur.

AŞK, kendi içindeki gökyüzünün farkına vardığın zaman yaşanır.

Meditasyon seninle ışık arasındaki bir köprüden başka birşey değildir.

Sadece birey; bilincin ve farkındalığın zirvelerine yükselebilir. Daha çok kalabalığa ait oldukça, daha derin karanlığa düşeceksin. 

Aşk bir esinti gibidir. Sadece geldiğini görürsün. Eğer oradaysa oradadır, sonra gider. Ve o gittiğinde gitmiştir. Aşk bir gizemdir, ona hükmedemezsin. Hiçbir nedenle aşka hükmedilmemelidir, aşk yasallaştırılmamalıdır, aşk zorlanmamalıdır.

Bütün savunmalarını bırakmak zorundasın, ancak o zaman yakınlık mümkündür. Biz bin bir şey saklıyoruz, sadece diğerlerinden değil kendimizdende.

Eğer bir anne babaysanız, çocuğunuza bilinmezliğin kapılarını açın ki keşfetmeyi öğrensin. Çocuğunuzu bilinmezlikten ürkütmeyin; tersine, bu yolculukta ona destek olun.

Mutluluğa kulak ver; onun belirleyici olmasına izin ver. bırak gideceğin yöne mutluluk karar versin ve sonra bunun içine doğru hareket et.

Eğer gülme özürlüysen gözyaşı da üretemezsin. Ancak güzel gülen birisi güzel ağlayabilir. Ve eğer güzelce gülüp ağlayabiliyorsan yaşıyorsun demektir. Ölüler ne gülebilir ne de ağlar. Ölü birisi ciddidir. İzle: git bir cesede bak ölüler senden çok daha ciddi durur. Ancak canlı birisi gülüp ağlayabilir.

Varoluşun bütününe bak ve onların bir olduğunu göreceksin. Düşman dost haline geldiğinde, dost da düşman haline geldiğinde bütün ikilik kaybolur. Bu savaş değildir. Bu, kralların yoludur.

Sadece kendin olmak için varsın. Rahatla! Ve sadece kendin ol. Bireyselliğine saygı duy ve kendi imzanı atacak cesarete sahip ol.

Kendin hakkındaki tüm fikirlerin; kendin hakkında bir fikri bile olmayan kimselerden ödünç alınmıştır.

Gerçek sevgi kavganın yok olması ve ikinin bir haline gelmesi demektir. Bedenler ayrı halde var olurlar ama varlıklar birbirine karışır. Sınırlar kaybolur ve arada bir ayrım kalmaz. 'Ben' artık yoktur, 'sen' artık yoktur, artık sadece bir vardır.

Dünyaya; baş aşağı ve popona atılan bir şamar ile gelmen, senin için hiç de iyi bir başlangıç değildir.

Benim çağrım; Dünya'daki tüm deli insanlaradır. Ben; deli bir adamın aydınlanma kılavuzuyum.

Beni fikirlerine göre yorumlayamazsın. Sana çok fazla dert olurum.

Yaşamın içsel bir değeri vardır, onun dışında hiçbir hedef yoktur. Bundan dolayı benim bütün çabam herşeyi oyunculuğa dönüştürmek içindir. Benim için gerçek spiritüellik budur.

Yaşam ise bir argüman değildir. Aşk da bir argüman değildir. O, iki kalbin ve iki varlığın buluşmasıdır. İki bedenin bir olmasıdır.

Dil asla sürçmez bunu bunu daima hatırla. Zihnin içinde her ne oluyorsa aynı şekilde dile gelir.

Zenginlik senin içtenliğindir, samimiyetindir, hakikatındır, sevgindir, yaratıcılığındır, duyarlılığındır, meditasyon halindir. Bu senin gerçek refahındır.

Unutma ki paranın, gücün ve saygınlığın hiçbir anlam ifade etmediği değerler dünyasına girmediğin sürece kendine özgü bir yaşam süremezsin. Kendine özgü olan bir yaşamın aroması ise aşktır.

Dünya için başarı, ego övgüsüdür. Benim için değil...
Benim için başarı, mutluluktur.
Kimsenin seni tanıyıp tanımaması önemli değil...
Başkalarının seni tanıması ya da hiç bilinmeden,
duyulmadan, fark edilmeden yaşamak hiç önemli değildir...
Eğer mutluysan, başarılı olmuşsun demektir.

Yaşamın anlamını çözebilmiş insanlar sadece aşkı anlayabilenlere hitap ettiler. Çünkü aşk yaşamın anlamıdır. Çok az insan, sendeki öz alevin aşk olduğunu fark edebilmiştir. Seni hayatta tutan şey yemek değil, aşktır. Aşk seni sadece hayatta tutmakla kalmaz, fakat sana güzellik, hakikat, sessizlik ve milyonlarca çok değerli başka şeylerle dolu bir yaşam verir.

Boş tutulan kalp, Tanrı'ya açılan kapıdır... 

Kıskanç adam cehennemde yaşar. Karşılaştırmayı bırakırsan kıskançlık yok olur, acımasızlık yok olur, sahtelik yok olur... 

Aşk var olan tek mucizedir. O cehennemden cennete giden merdivendir. Aşkı iyi öğrenirsen, herşeyi öğrenmişsindir. Aşkı kaçırırsan, bütün yaşamı kaçırırsın.

Meditasyon tamamen yalnız olabilme kapasitesi demektir ve aşk tamamen beraber olabilme kapasitesidir. Aşk beraber olmaktan keyif almaktır, meditasyon tekbaşınalıktan, yalnızlıktan keyif almaktır. İkiside aynı işi yapar, çünkü iki yoldanda ego yok olur. 

Meditasyon yeni bir şey değildir; dünyaya gelirken onu da beraberinizde getirdiniz. Zihin yeni bir şeydir; meditasyon ise sizin doğanızdır. O sizin doğanız, sizin varlığınızdır.

Görmek korkuyu en başından kötü olarak mahkum etmemek anlamına gelir.

Ne kadar çok anlarsan, o kadar az bildiğini farkedersin. Anlayış büyüdüğünde, bilgi aynı oranda kaybolmaya başlar. Bir insan ne kadar anlayışlı olursa, o kadar az bilgilidir. Bilmenin en yüksek noktası mutlak cehalet, masumiyet, çocuksu saflıktır.

Hükmetme isteği, aşağılık kompleksinden ileri gelir.

Mutlu ol, mutluluğa saygı duy ve insanlara mutluluğun hayatın amacı olduğunu anlamaları için yardım et. Ne zaman saadet içerisinde bir insan görürsen ona saygı duy, bu kutsaldır. Ve ne zaman bir topluluğun coşku dolu olduğunu, şenlikli olduğunu hissedersen, onu kutsal bir yer olarak algıla.

Yalnızca acı çekmiş olanlar beni anlayabilir. Ağrı arındırır, acı ise anlayış verir. Acı çekmeden hayatın ne olduğunu anlayamazsın.

Dünyadaki en büyük mucize senin olman, benim olmam. Olmak en büyük mucize ve meditasyon bu büyük mucizenin kapılarını açıyor.

Meditasyon yapmayan kişi uyur, rüya görür; meditasyon yapan ise uykudan uyanıklığa doğru hareket eder, bir dönüşüm halindedir. O zaman mutluluk tamamıyla bambaşka bir anlam taşır: O daha çok niteliğe, daha az niceliğe ilişkin bir şey olur; o daha çok psikolojik ve daha az fizyolojik bir şeydir. Meditasyon yapan müzikten daha çok keyif alır, şiirden daha çok keyif alır, bir şey yaratmaktan keyif alır. Bu insanlar doğadan, onun güzelliğinden keyif alır. Sessizliğin tadını çıkarır, daha önceden hiç zevk almamış oldukları şeyden zevk alır ve bu çok daha fazla kalıcıdır. Müzik dursa bile içinde bir şeyler sürmeye devam eder.

İnsan aşık olduğunda hayatın ne anlamı olduğunu asla sormaz. Anlamı bilir sormasına gerek kalmaz. Anlamı bilir! Anlam oradadır: Hayatın anlamı aşktır.

Aşka engel olan herşeyden kurtulmayı öğren. Aşk varlığının derinliklerinde akıyor. Ama üzerinde kaldırılması gereken bir sürü taş toprak var.

Yoga, hayale dalmayan bir zihne sahip olma yöntemidir. Yoga, burada ve şimdide olma bilimidir. Yoga, artık geleceğe yönelmemeye hazırsın anlamına gelir. Yoga, artık umut etmemeye ve varoluşunun bir adım önüne zıplamamaya hazırsın demektir. Yoga, gerçekle olduğu gibi yüzleşmek demektir. 

Bedenini sevmediğin sürece ve bedenini anlamadan, ruhsal büyüme mümkün değildir. Beden ruhun tapınağıdır.

Hatalarınızı ve yanlışlarınızı akla yatkın hale getirmeyin. Çünkü eğer akla yatkın hale getirirseniz, onları korursunuz. O zaman tekrarlanırlar.

Kişi, hayatı tüm problemleri ile kabul etmek zorundadır. Kişi, hayatın içinden korunma olmadan geçmek zorundadır; kişi kendi yolunu aramalı ve bulmalıdır. Hayat kendini bulmak için bir fırsat, bir meydan okumadır.

Coşkun bir halde olmak istersen sembolik olanın dışına çıkmalısın. Sembolik olandan özgürleşmek demek toplumdan özgürleşmektir. Sembolik olandan özgürleşmek bir birey haline gelmektir. Sembolik olandan özgürleşmek için gerçek olanın içine girme cesareti gösterdin. Ve sadece gerçek gerçektir; sembolik olan gerçek değildir.

Nefes senin hayatın, Ve nefes aynı zamanda Bilinçle bilinçsiz olan arasında, Bedeninle ruhun arasında bir köprü. Bu köprünün kullanılması gerek. Eğer köprüyü doğru şekilde kullanırsan, Diğer kıyıya geçebilirsin.

Meyve olgunlaştığında, kendi kendine ağaçtan düşer. Bir an ağacın dalında asılı durmaktadır, suludur. Bir sonraki an düşer- düşmeye zorlandığı için ya da atlamaya çaba gösterdiği için değil, ağaç onun olgunluğunu fark ettiği ve onu salıverdiği için. 

Hayat bir çelenk gibidir; çiçeklerin arasındaki ipliği görmezsin, ancak oradadır, onları bir arada tutar. Şayet iplik orada olmasaydı, çiçekler dağılacaktı; bir çiçek yığını olacaktı ama çelenk olmayacaktı. Ve varoluş bir yığın değildir, o çok iyi örülmüş bir desendir. Her şey değişmekte ancak değişmez bir unsur tamamen onun arkasında bulunan kozmik bir yasayı korumakta. Bu kozmik yasaya sadashiva, ebedi Tanrı, zamansız Tanrı, değişmez Tanrı denir. Ve bu meditasyoncunun işidir; ipin ucunu bulmak. 

Yumuşak huylu, alçakgönüllü bir insan neden takdir edilir? Herkesin egosunu doyurduğu için takdir edilir. Sadece oyunun tamamını gör. Alçakgönüllü bir insanı neden takdir edersin? Sana karşı alçakgönüllü olduğu, senin egonu desteklediği için. Egon desteklendiği için, sen de karşılığında onun alçakgönüllülüğünü desteklersin. Şimdi bir kısırdöngü oluşur. Herkes onun alçakgönüllülüğünü sevdiği için giderek daha da alçakgönüllü olacak. Saygınlık kazanıyor ve herkes onun alçakgönüllülüğünü seviyor, çünkü onun alçakgönüllülüğü herkesi tatmin ediyor bu, ego için derin bir doyumdur.

Umut ederek yaşadın. Şimdide umut boşa çıktı umutsuzluk içinde yaşıyorsun. Şimdi bırak umutsuzlukta boşa çıksın: umudu ve umutsuzluğu birlikte bırak. Gelecekten yaşayan o tutumu aş. Şimdi burada yaşa! Umutla yaşamak gelecekte yaşamaktır, gerçekte hayatı ertelemektir. Bu bir yaşam biçimi değil, intihar biçimidir. Hiçbir umuda gerek yok ve umutsuzluk hissetmeye de gerek yok. Şimdi burada yaşa. Yaşam olağanüstü keyifli, burada yağdırıyor ve sen başka bir yerde arıyorsun. Hemen gözünün önünde ama senin gözlerin uzağa kaydı, ufka bakıyor. Senin içinde ama sen orada değilsin.

Şu anda yaşamaya başla; ne kadar yaşarsan o kadar az sorun olduğunu göreceksin, çünkü şimdi boşluk yaşamanın içinde çiçek açıyor, gerek yok. Yaşamadığın zaman, aynı enerji bozulur. Bir çiçeğe dönüşecek olan aynı enerji tıkanır. Açmasına izin verilmediğinde, yürekte bir dikene dönüşür; aynı enerjidir.

Korku, sevgi eksikliğinden başka bir şey değildir. Bir şeyi sevgiyle yap, korkuyu unut. Eğer iyi seversen, korku kaybolur.

Tanrı, tek tanrıdır, elçi yoktur, Tanrı ile senin aranda kimse yoktur. Ara bulucu yoktur. Tanrı hemen hazırdır. Sadece gereken biraz delilik ve çokça meditasyon.

Gerçek aşkın zıttı yoktur...

Sevme kabiliyeti olan bir insan eninde sonunda kendi varlığını keşfedecektir.

Farkındalık, anda olan her şeyin tam bir bilinçlilikle gerçekleşiyor olması anlamına gelir; sen orada mevcutsun. Kızgınlık gerçekleşirken sen orada mevcut olursan kızgınlık oluşamaz. O sadece sen derin uykudayken gerçekleşebilir. Sen orada olursan varlığı

Sonsuz mutluluğu istemekte açgözlülüktür.

Yarın asla gelmez her zaman bugün vardır. 

Anda olmak mucizedir. 

Kahkaha gerçek dindir... Gerisi olsa olsa metafiziktir.

Arzusuz olduğunda farkında olursun ,farkında olduğunda arzusuz olursun. Madalyonun iki yüzü var: Biri arzusuzluk diğeri de farkındalık ve bilinç...

Bir kadınla uyanmaya benzer, bir şehri günün ilk ışıklarıyla görmek.

Yaşam; aşkın çiçeklenmesi için bir fırsattan başka bir şey değildir. 

Tekbaşınalıktan, kendinden kaçma, kendi içine dal. Sadece okyanusun içine dalarak inciler bulunabilir.

Aşık olduğunda bir çocuk olarak kal; aşkın içinde büyüyerek olgunlaşırsın. Yavaş yavaş aşk bir ilişki değil varlığının bir durumu haline gelir. Sen aşık değilsindir şimdi aşk sensindir.

Zihin iyi bir hizmetçi tehlikeli bir efendi.

Senin Tanrın belki de yalnızca psikolojik bir hipnozdur. O senin keşfin değil. O senin aklına sokuluvermiş. Ve bundan dolayı ona inanıp durmaktasın. İnancın, gerçeği arama macerandan seni men eder. Genelde sana inanmadığın taktirde bulamayacağını söylerler. Ama gerçek tam tersidir. İnanç bir engeldir, köprü değil. İnananlar asla bulamazlar. Çünkü onlar asla aramaya kalkışmamışlardır bile.

Çoşku senin doğandır, Meditasyon bunu sana hatırlatıyor. 

Odağı değiştir kendine dön. 

İnsanlar daha az bildikçe, onu daha çok inatla bilirler.

Milyonlarca insan acı çekiyor; sevilmek istiyorlar ama nasıl seveceklerini bilmiyorlar. Ve aşk monolog olarak var olamaz; o bir diyalogdur, çok ahenkli bir diyalogdur.

Her ne hissedersen o haline gelirsin. Bu senin sorumluluğundur.

Yaratıcı ol dediğim zaman, Herkesin gidip büyük bir ressam ya da şair olmasını söylemiyorum. Ben sadece bırak hayatın bir Resim, bir şiir olsun diyorum.

Eğer aşk olmadan çalışırsanız bir köle gibi çalışıyorsunuzdur. Aşkla çalıştığınız zaman bir imparator gibi çalışırsınız. İşiniz eğlencenizdir.

Kendinle ilgili bütün fikrin, kendisi ile ilgili hiçbir fikri olmayan kişilerden ödünç alınmıştır.

Başkaları 'atlamadan önce iki kere düşün!' der. ben şöyle diyorum: önce atla, sonra istediğin kadar düşünürsün!

Sevgi seni özgürleştirir, sevgi sana özgürlük verir fakat bu sevgi sadece meditasyon aracılığıyla gelebilir, bunun başka bir yolu yoktur.

Güzel bir gelecek ancak bugün yaşanırsa doğabilir.

Ego bir buzdağıdır. Onu erit. Onu derin sevginin içinde erit, böylelikle o kaybolsun ve sen okyanusun parçası haline gel.

Sen sadece kendin olarak kal. Diğer insanlar senin hakkında ne düşünüyorsa; bu onların düşüncesi ve senin ile hiç ilgisi yok. Sen sadece kendin ol, diğer insanlar için dünyaya gelmedin, kendi yaşamını yaşamak için buradasın.

Yaşam kutlamayı bilenler içindir.

Yaşam sadece yaşanmamalı kutlanmalı.

Aşk pazarlık değil, dolup taşmadır. Ve anne, dolup taşmasının sembolüdür...

Çelişki insanın içindedir. Orada çözülmediği sürece başka yerde çözülemez...

Aşkını arındır ve o dua haline gelecektir. Zekanı arındır ve o bilgeliğin haline gelecektir. Kendini tamamen arındır ve sen bütünle bir hale geleceksin.

Sadece sevmeye başla. Yavaş yavaş... Çok daha fazla sevginin sana geri döndüğünü göreceksin. 

Gerçek güzellik yüzün biçimi ile değil, içten gelip yüzü aydınlatan ışıkla ilgilidir.

Sen cevapları ezberliyorsun ama, hayat asla aynı soruyu tekrarlamaz.

Aşk özgürlük verir. Eğer özgürlük ve aşka sahip olursan başka şeye ihtiyacın kalmaz. Elde etmişsindir. Sana yaşam işte bunun için verildi.

Kendini kabul ettiğin an güzelleşirsin. Kendi bedeninden keyif aldığında başkalarına da keyif verirsin. Pek çok insan sana aşık olacaktır. Çünkü sen kendine aşıksın. 

Neşe bedenin senfonisi anlamına gelir, başka bir şey değil. Bedenin musiki bir ritim tutturması demektir, hepsi bu. Neşe zevk değildir; zevki başka şeylerden alırsın. Neşe sadece kendin olmaktır. Capcanlı, hayat dolu, zinde. Bedeninin içinde ve çevresinde çalan belli belirsiz bir müzik, bir senfoni, neşe budur işte.

Bu içsel simyadır: bir sorunu kabul edersen kaybolur ve eğer o sorunla bir çatışma yaratırsan, sorun giderek büyür. Hayat, küçük şeylerden ibarettir, ama eğer küçük şeylere mutluluk katabilirsen, toplamı muazzamdır. O yüzden her şeyi neşeyle yap ve her şey bir duaya dönüşsün. Coşkuyla yap.Olumsuzluklar seni rahatsız etmesin. Bir mum yakabilirsin ve karanlık kendiliğinden kaybolur.

Her şeyi kabul eden insan neşeli olur... Böyle birisi şükran dolu olur; varoluşa şükran duyar, bütünlüğe şükran duyar, bu kişi en üstündür.

İlişki kuracaksın ama muhtaç olmayacaksın; seveceksin ama sevgin bir ihtiyaç olmayacak. Seveceksin ama sahip çıkmayacaksın; seveceksin ama kıskanmayacaksın. Ve sevgi, içinde kıskançlık olmadığı, sahip çıkma olmadığı zaman sevgidir.

Gerçek aşkta bölünme olmaz. Sevenler birbirinin içine erir. Sadece egoistçe aşkta büyük bir bölünme vardır, seven ve sevilen ayrılır. Gerçek aşkta ilişki yoktur. Çünkü ilişki kurulacak iki insan yoktur. Gerçek aşkta sadece sevgi olur, bir çiçek açma, güzel bir koku, bir erime, bir birleşme yaşanır.

Varlığına bütünüyle sahip çıkmalısın. İyisiyle , kötüsüyle her yönünü kabullenmelisin kendinin. Herhangi birşeyden kurtulmak söz konusu değil. Kimse asla hiç bir şeyden kurtulmuyor , kişi sadece yavaş yavaş her şeyi kabullenmeyi öğreniyor.

Bazen gökyüzünde siyah bulutlar olur; gökyüzü bu siyah bulutlar yüzünden değişmez. ve bazen beyaz bulutlarda olur ve gökyüzü bu beyaz bulutlar yüzünden de değişmez. bulutlar gelirler ve giderler gökyüzü baki kalır. sen gökyüzüşün ve düşüncelerde bulutlardı.

Sakın unutma, ne zaman karşına bir seçenek çıksa, bilinmeyeni, riskli olan, tehlikeli ve güvencesiz olanı seç. Hiçbir zaman zarara uğramazsın.

Topluma mutlak şekilde teslim olmak, bütünüyle onun esiri olmak gerekir. Toplum ancak o zaman yalnızca kölelere, ruhsal olarak intihar etmiş kimselere saygı duyar.

Hayatın hedefi özgürlüktür. Özgürlük olmadan hayatın anlamı yoktur. Özgürlük politik, sosyal ya da ekonomik özgürlük anlamına gelmez. Özgürlük zamandan, zihinden, arzudan özgür olmaktır. Zihnin varolmadığı anda evrenle bir olursun; evren kadar sınırsız ol.

Sev ve daha derinden sev. Acı çek ve daha derinden acı çek. Tümüyle sev ve tümüyle acı çek. Çünkü saf olmayan altın, bu yolla ateşten geçerek saf altına dönüşür.

Zekâ elde edilen bir şey değildir, o doğuştandır, o öze aittir, o hayatın yapıtasıdır.

Birisinin hatası için kendini cezalandırmak aptalcadır.

Kendi deneyimine dayalı olmayan her şeyi sadece bir varsayım olarak kabul et.

Ayrılık kaçınılmaz bir söndür, kimse istemez ama gereklidir. Çünkü hayat olduğu gibidir; olması gerektiği gibi değil! 

Asla maske takma! Öfkeliysen öfkeli ol. Bu risklidir, ama gülümseme, çünkü bu dürüst olmaz. Tüm mekanizman ters yüz olmuş. Çünkü kızmak istediğinde kızmadın, nefret etmek istediğinde etmedin. . şimdi sevmek istiyorsun, aniden mekanizmanın çalışmadığını farkediyorsun. Öfkesini bastıran insanlar hep çok yerler. Öfkeli insanlar daha fazla sigara içerler. Çünkü öfke tırnak ve dişlerden boşaltılır. Sahici ol! Şimdiki zamana sadık kal. Çünkü tüm yalanlar geçmişten ya da gelecekten içeri sızar. Geçmişi bir yük gibi üzerinde taşıma; gereksiz yere de gelecekle uğraşma!

Hiçbir şeyi ayıplama. Aksine, onu kullan. Herhangi bir şeye karşı olma. Nasıl kullanılabileceğinin ve dönüştürülebileceğinin yollarını ara.

Hayat böyledir işte. Ona hazırlanamazsın, onun için hazır olamazsın. Güzelliği, mucizesi de budur, seni hep hazırlıksız yakalar, hep sürpriz yapar. Gözlerin varsa her anın bir sürpriz olduğunu ve önceden hazırlanmış hiçbir cevabın ise yaramayacağını görürsün. 

Ego toplumun yaratmış olduğu ve senin bu sayede oyuncakla oynamaya devam edebildiğin ve asla gerçek şeyi sormadığın bir kandırmacadır.

Gerçek disipline sahip bir adam asla biriktirmez; her an öğrendiği şeyin olduğunu hisseder ve tekrar cahil olur. Bu cahillik ışık saçar.

Zeki bir insan risk alır. O alttan alacağına ölmeye razıdır. Elbette gereksiz şeyler için kavga etmeyecektir, o öze ilişkin olmayan şeyler için kavga etmeyecektir ancak esas şeyler söz konusu olduğunda boyun eğmeyecektir.

Bugün, mevcut olan her şeydir; şimdi senin var olduğun, her zaman var olacağın yeğâne zamandır. Yaşamak istersen ya şimdi olacaktır ya da asla olmayacaktır.

Ego bir buzdağıdır. Onu erit. Onu derin sevginin içinde erit, böylelikle o kaybolsun ve sen okyanusun parçası haline gel.

Eğer cesur değilsen samimi olamazsın. Eğer cesur değilsen sevemezsin. Eğer cesur değilsen güvenemezsin. Eğer cesur değilsen, gerçeğin peşine düşemezsin. O yüzden önce cesaret gelir. Ve diğer her şey onu izler.

Dünya bir gök kuşağı, zihin bir prizma ve varlık ise beyaz bir ışındır.

Güveniyorsan şen savaşmıyorsun demektir. Teslim olmak yaşamı düşman değil bir dost olarak görmek demektir.. Nehre güvendiğin anda, birden tadını çıkarmaya başlarsın..

Her zaman ne varsa onu gör. Acele etme. Bir şeyi yanlış anlamaktansa anlamamak daha iyidir.

Dünya için başarı, ego övgüsüdür. Benim için değil.. Benim için başarı, mutluluktur. Kimsenin seni tanıyıp tanımaması önemli değil.. Başkalarının seni tanıması ya da hiç bilinmeden, duyulmadan, fark edilmeden yaşamak hiç önemli değildir.. Eğer mutluysan, başarılı olmuşsun demektir. 

Şefkat ol. Koşulsuzca, yönetmeden, yönlendirmeden. O zaman bu ıstırabli dünyada bir şifa gücü olabilirsin.

Acı, büyümenin bir parçasıdır. Ve unutmayın, bir şey canınızı yaktığında içinizdeki başka bir şey bastırılmıştır. Açıdan kaçınmaktansa içine dalın. Bırakın canınız yansın! Tamamen acısın ki yara tamamen açılsın. Yara bir kere tamamıyla açılırsa iyileşmeye başlar. Acıyı hissettiğinizde ondan kaçarsanız, acı içinizde kalır ve tekrar tekrar karşınıza çıkar. 

Bir sorunu kabul edersen kaybolur, ve eğer o sorunla bir çatışma yaratırsan, sor..un giderek büyür. O yüzden her şeyi coşkuyla yap. Her şey bir dua-ya dönüşsün. Hata yapmaktan korkma, çünkü hata yapmaktan korkarsan, hiç ilerleyemezsin ve yaşamı kaçırırsın. Hata yapmak, hiçbir şey yapmamaktan daha iyidir.. Eğer düşmanından korkar ve kapını kilitlersen, dostununda girmesini engellersin. Olumsuzluklar seni rahatsız etmesin. Bir mum yakabilirsin ve karanlık kendiliğinden kaybolur.

Zihin tıpkı kalabalık gibidir; düşünceler bireylerdir. Ve düşünceler sürekli orada oldukları için sürecin maddi olduğunu düşünüyorsun. Her bir düşünceyi bırak ve en sonunda hiçbir şey kalmaz. Zihin diye bir şey yoktur, sadece düşünce vardır.

Toplumun stratejisi sizi birbirine düşman iki kampa bölmektir. İçinde hem yunanların zorbası, hem buda'nın gautama'sı yaşar. Biri maddiyatçıdır, diğeri tinselliğe önem verir. Gerçeklikte bölünmüş değilsin. Gerçeklikte sen ahenk içerisindeki bir bütünsün. Ama bir bütün olmadığını düşünmeye şartlandırılmışsındır. Ve eğer tinsel bir varlık olmak istersen, bedeninle savaşman gerektiği öğretilmiştir. Bedenini fethetmek, onu yenmek, yok etmek.. Mümkün olan her yöntemle ona işkence etmen gerekir.

Geçmiş insanda bir bölünme yarattı. Her insanın içinde sürekli devam eden bir sivil savaş vardır. Eğer huzurlu hissetmiyorsan, bunun sebebi kişisel değildir. Hastalık toplumsaldır.

Sevgi bir tutku değildir. Sevgi bir duygu değildir. Sevgi birisinin, bir şekilde seni tamamladığının derinden anlaşılmasıdır.

Yaratıcılık varoluştaki en büyük isyandır. Eğer yaratmak istiyorsan, bütün şartlanmalardan kurtulmak zorundasın. Aksi halde yaratıcılığın kopya çekmekten başka bir işe yaramaz. 

Hayat küçük şeylerden oluşur. Eğer sen seversen büyük olurlar. 

Aşk öyle derin bir ihtiyaçtır ki onsuz yaşayamazsınız; ya kendisi ya da yedeğini ararsınız. yedek sahte olabilir ama en azından bir süreliğine aşık olduğunuz hissine kapılabilirsin. sahtesi bile keyiflidir. eninde sonunda sahte olduğunun farkına varırsın; o zaman sahte aşkı gerçeğine dönüştüremezsin o zaman sevgili değiştirirsin. İki olasılık var;bu aşkın sahte olduğunu anladığında kendini değiştirebilirsin,sahte aşkı bırakıp gerçek bir aşığa dönüşebilirsin. Diğer olasılık ise sevgilini değiştirmektir. Aklın seçtiği yol budur.

Hayat öylesine bir gizemdir ki onu kimse anlayamaz ve kim onu anladığını iddia ederse o sadece cahildir. O ne dediğini bilmiyordur, o ne saçmaladığını bilmiyordur. Eğer sen bilge isen anlayacağın ilk şey şudur: hayat anlaşılamaz.

Unutma, kafa bir köle olarak çok güzel bir koledir. Çok işine yarar. Ama bir sahip olarak tehlikelidir ve bütün hayatını zehirler. 

Kızgınlık, kıskançlık ve nefret ile dolu olduğun zaman; kapıları kapat ve sessizce otur. Kızgınlığa izin ver, izin ver gözlerinin önünde çakşın. Nefrete izin ver bir film gibi geçsin. Sen izleyici ol. Şaşıracaksın. O duygu herzaman orada kalamaz, bu kesindir. Er yada geç geçer, sadece birkaç dakika zaman alır ve geçtiği zaman geçmiştir. Kendinden hiçbir iz bırakmayacaktır. 

Basit olan ego için cazip değildir, basit olan egonun ölümü demektir. 

İnsan anlamaya çalışacağına baskı kurar, ilişki kuracağına manipüle eder çünkü birisiyle ilişki kurmak büyük bir anlayış gerektirir. 

Ve sana söylüyorum; gidecek hiçbir yol yok. Her şey bu anda. Bütün varoluş, bu anda toplanmıştır. Bu anın içine sığar. Bütün varoluş, yaşadığın anda akmaktadır. Hepsi bu.

İnsanlar tekrar tekrar mutsuzluklarını anlatıp duruyorlar. hatta abartıyorlar bile, süslüyorlar, büyütüyorlar. olduğundan daha kötüymüş gibi gösteriyorlar. neden? Riske atacak hiçbir şeyin yok. ama insanlar bilinene tanıdık olana yapışıp kalıyorlar. tek bildik

Eğer nazik olamazsan kızamazsın. Yaşamda birşey kesindir. Eğer birşeye izin veriyorsan, başka birşeyede aynı oranda izin vermen gerekir. Sadece bir işi yapamazsın; ben gözyaşlarımı engelliyorum ama derinden güleceğim bu imkansızdır.

Kendi merkezimize başkasını, ilişkide olduğumuz birini oturtuveririz. Babamız annemiz, kardeşimiz yahut sevgilimiz. Belki çocuğumuz ya da patronumuz! Herhangi birisini oraya yerleştirebiliriz. Sonra da kendimiz yerine o kişiyi değiştirmeye çalışırız. Kendimizi aramak ve bulmak arzusu derinlerde duruyorken; bizi o kişi yahut kişileri yaşamımızın amacı haline getiririz. 

 

06 Mayıs 2024

Hıdırellez Kutlamaları ve İşlevleri

Türk ve İslâm mitolojisinde önemli bir yeri olan Hızır, birçok inanış ve ritüele de kaynaklık etmektedir. Hızır inanışı ve Hızır-İlyas geleneğinin temelini kış mevsiminin son bulup baharın gelmesi, tabiatın canlanması esası teşkil eder. İnsanların bu vesileyle çeşitli inanmalar neticesinde yaptıkları tören ve kutlamalar vardır. Esas itibarıyla Türk dünyasının birçok bölgesi ve Türkiye'de bahar bayramlarının en önemlisini oluşturur.

Hızır'ın Türk sosyal hayatındaki yerini, geleneğin içinde teşekkül eden inanışları ve fonksiyonlarını vermeden Hızır'ın kimliği üzerinde durmak gerektiği kanaatindeyim.

İslâm inancında Hızır ermiş bir şahsiyettir. Tanrı tarafından Müslümanlığı korumakla görevlendirilmiştir. İstediği yerde ve istediği zamanda, beklenilmeyen anda; ancak insanın kendi iç dünyasındaki iyilik ölçüsü veya çevresinin değerlendirmesi ile gelmesi beklenen ulu bir varlık, mübarek bir şahsiyettir.

Rivayete göre; Hızır İlyas ile kardeş veya yaygın inanışa göre de arkadaştır. Halk arasında, halkın kendi idraki ölçüsünde teferruatıyla bilinen bir şahsiyetin ismi olup hikâyelerde ve efsanelerde önemli bir yer işgal etmektedir. Al-Hızır aslında bir sıfattır. Ancak bu sıfat zamanla unutulmuş, sıfatın anlamını üzerine yüklenen bir manevî güçlerle donatılmış bir şahsiyettir. Halk arasında aldığı anlam ve yüklendiği görev itibariyle Hızır; âb-ı hayat (hayat suyu/ ölümsüzlük suyu) içerek ebedî hayata mazhâr olmuş ve zaman zaman insanlar arasında dolaşarak darda kalanlara yardım ve iyiliklerde bulunan, tabiatın yeşillenmesini sağlayan, bolluk ve bereket, kısmet ve sağlık bahşeden bir velidir

Çeşitli kaynaklarda Hızır'ın adı, lakabı, soyu, yaşadığı yer, veli veya nebili-ği, ölümsüzlüğü ile ilgili farklı rivayet ve efsaneler vardır. Halk muhayyilesinde Hızır, kimi zaman veli, kimi zaman Hızır Nebi adıyla Allah tarafından ledün ilmi verilmiş Peygamber olarak yaşadığı kabul edilmektedir.

Kaynağı nereye bağlanırsa bağlansın (Kur'an-ı Kerim, Gılgamış Destanı, İskendernâme, Musevî Kaynaklı efsaneler, vb.Türk insanının zihninde Hızır, Hızır-Nebî, Hızır-İlyâs, Hıdrellez, Kidir gibi kelimelerle ifâde olunan bir Hızır kültü ve bu kült çevresinde teşekkül edip yaşamaya devam eden bir gelenek mevcuttur. Hızır'ın adı, hüviyeti, ölümsüzlüğü, yaşadığı dönem ve zaman, veliliği ve nebiliği tartışma konusu yapılmakla birlikte, gerek Türkiye'de, gerekse Türkiye dışındaki Türk dünyasında kabul gören inanç, onun "Tanrı'nın yeryüzünde dolaşan güçlü ve yardımsever elçisi" olduğudur.

Hızır geleneği ve ilgili inançlar Türkiye, Balkanlar, Türkistan (Kazakistan, Kırgızistan, Altaylar, Özbekistan), Azerbaycan ve Gagauz Türkleri arasında bütün canlılığı ile yaşamaktadır. Belki dinî, sosyo-kültürel ve ekonomik sebepler neticesinde Hızırın mahiyeti, bununla ilgili inanma ve pratikler değişmiş olabilir. Ancak Hızır ile ilgili inanmalar ve pratikler güçlü olarak yaşamaya devam etmekte, daha da önemlisi Türk insanın ortak bir kutlama takvimi çevresinde toplanmasını temin edecek kadar güçlü bir şekilde yaşamaya devam etmektedir. Hızır'ı darda kalanların imdadına koşan muayyen ve mutlak bir ulu olarak telakki eden Al tay Türkleri "Kidir", Kırgız ve Kazak Türkleri de Kidir ve Kizir adlarını kullanmaktadırlar. Hızır, zaman değişiminin ifadesi, yeşillenmenin, canlanmanın başlaması, baharın müjdecisi ve bereketin sembolüdür.

Hızır geleneğinde törenlerin yapıldığı güne genel olarak Rûz-ı Hızır veya Hıdrellez adı verilmektedir. Rûz-ı Hızır ve Rûz-ı Kasım diye iki mevsime ayıran takvim bilgileri, Rûz-ı Hızır'ı yaz mevsiminin başlangıcı sayıp 6 Mayıstan 8 Kasıma kadar süren 186 günlük bir dönemi içine aldığını belirtir. Rumî 23 Nisan gününe rastlayan bu tarih hâlen kullandığımız Miladî takvime göre 6 Mayıs gününe tekabül etmektedir. Yılın 9 Kasım-5 Mayıs tarihleri arasını içine alan Rûz-ı Kasım ise kış devresinin ifadesidir. Bu dönem Kasım günleri olarak adlandırılıp 179 gün sürmektedir.

Hıdrellez adlandırması ise Halk inançlarında âb-ı hayat içerek ölümsüzlük kazanan Hızır ile denizlerin piri kabul edilen İlyas'm 5 Mayısı 6 Mayısa bağlayan gecenin sabahında, denizle kara arasında bir kıyıda buluşacakları düşüncesinden doğmuş olmalıdır.

Hıdrellez, tabiatın önemli bir geçiş döneminin gerek İslamiyet öncesi ve gerekse de sonrası dönemlerdeki inançların birleşmesi ile, Asya ve Orta-Doğu kaynaklı bazı inançların inanç ve pratiğe dönüşerek kutlanmasıdır. Resmî ve dinî kutlamalardan olmamasına rağmen hem Türkiye'de hem de Türkiye dışında yaşayan Türkler arasında özel bir gün niteliğini, tarihî dönemlerde olduğu gibi günümüzde de korunmaktadır. Bahar ve buna bağlı olarak bahar bayramı, Türklerin yalnız Türkiye coğrafyasında kutladıkları gün ve bu günde yapılan törenler değildir. İslamiyet'ten önceki dönemlerde de Orta-Asya'da görülen bahar ve yaza ilişkin kutlamalar bulunmaktadır. Bir geçiş dönemi töreni niteliği taşıyan Hıdrellez, üç merhaleden oluşmaktadır. 1. 6 Mayıstan önce yapılan hazırlıklar, 2. 6 Mayıs'ta yapılan törenler, 3. Bitiş uygulamaları.

Hızır ile İlyas'ın buluştukları 6 Mayıs'ta güneş, Ülker Burcu'na girer, yıl yaz ve kış olarak ikiye ayrılır. Bu gece ve sabahında Hızır'ın yeryüzüne uğrayacağı, her yerin canlanıp yeşilleneceği, dokunduğu her şeyin ise bereket bulacağı düşüncesi hakimdir. Bu hususta araştırma yapan Mirali Seyidoğlu, yazın gelmesinin Türk toplulukları için bir hayat meselesi olduğunu ifade eder. Ona göre, yılın bereketli olabilmesi için hava ve suyun de efsunlanması gerekir. Sıcaklığı Hızır, suyu İlyas temsil eder. İşte bu sebeple törenler yapılır.

Halk Hızır'a kavuşmak ve dileklerde bulunmak için günlerce öncesinden hazırlıklara başlar. Halk inançlarmdaki her ritüel bir sembolden oluşurken, yaşanılan dünya ile öteki dünya arasındaki ilişkiye dayanır. Bu şenliklerin büyük bir kısmı bolluk ve bereket muhtevalıdır.

6 Mayıs öncesi ev, çevre ve giyim temizliği, evlerde badana ve boya yapılır. Azerbaycan'da Hıdır-Nebi bayramı öncesi hazırlıklarının Şubat ayından itibaren yapılmaya başlandığı bilinmektedir. Makedonya Kanatlar Yöresi Türkleri, Hıdrellez'de un, arpa ve buğday ambarlarına bereket taşı koyarlar. Hıdrellez günü yapılacak yemekler için erzak tedarik edilip hazırlıklar yapılır. Hızır haftası bazı yörelerde üç gün oruç tutulur. Orucun son günü pişirilen çörekler dağıtılır. Ev ziyaretleri yapılarak pişirilen "Hızır Lokması" verilir. İftara doğru kesilen koyun, kuzu eti fakirlere dağıtılır. Gagauzlarm altı mayısta Ederlez Bayramı olarak kutladıkları törenlerde bütün köylerde kurban kesildiği bilinmektedir. Bütün bu hazırlıkların temelinde Hızır ile karşılaşmak, onun yardımıyla dileklerini gerçekleştirmek vardır. Kırım Türkleri Kıdırlez adındaki mitolojik bir varlıkla Eumi 23 Nisan, 6 Mayıs günü karşılaşacaklarına refah ve zenginliğe kavuşacaklarına inanırlar. Bu bakımdan pek çok şey Hızır hakkı için yapılır ve Hızır'a adanır. Bunun sebebi ise, İslamiyet'ten önceki dönem inanç sisteminde Türk insanının düşünce dünyasındaki Tanrı ve ahiret kavramının soyut bir kavramdan ziyade olabildiğince somutlaştırılması söz konusudur. Bundan hareketle, Hızır kültü de, sadece kült olarak kalmamış hayatın içinde yerini almıştır.

Hıdrellez günü kadın- erkek, yaşlı-genç herkes, beyaz elbiseler giyerek- geleneğe göre bugün Hızır beyaz elbise giymiştir- yeşil alanlara, su başlarındaki mesire yerlerine giderler. Her derde deva kabul edilen çiçekler toplanır, hazırlanan yiyecekler oyunlar ve müzik eşliğinde yenir. Burada dikkatimizden kaçmaması gereken bir noktayı hatırlatmakta fayda var. Mevsim değişmelerinden biri olan Nevruzda da olduğu gibi Hıdrellezde de insanın günahlardan arınması için ateşten atlanır, bununla ilgili dualar okunur. Gelecek ile ilgili niyetler tutulur, sağlık ve mutluluk dilenir. Talih ve kısmet açtırmak için çeşitli pratikler uygulanır.

Hıdrellez kutlamalarında bazı gelenekler mutlaka yerine getirilir. Zira halk muhayyilesinde bunlarla ilgili birtakım inanışlar oluşmuştur. Geleneğin yaygınlık kazanması ve aralıksız olarak yüzyıllardır devam etmesine sebep olan başlıca inanışlar ve beklentiler şöyle sıralanabilir

1.  Sağlık-şifa arayışları,

2.  Yeşillik-neşv u nema,

3.  Bereket, bolluk

4.  Uğru-şans,

5.  Mucize- keramet

6.  Talih ve kısmet arayış ve beklentileri.

Bu inanışları geleceği öğrenme, dilekler ve talih açma olarak tasnif edebiliriz.

Yukarıdaki inanışlar Hızır'ın fonksiyonlarının da belirlenmesine yardımcı olmaktadır. Mutasavvıflar arasında hakikati temsil ettiğine inanılır. İlahî sırlara vakıf olması hasebiyle manevî mürşit-lik isnat edilir. Birtakım kişileri velayet mertebesine ulaştırması, tasavvufî sırları öğretmesi, gerçeğin ortaya çıkmasına yardımcı olması ve zor durumlarda imdada koşması , Hızır'ın fonksiyonlarındandır.

Hızır'a tasavvufun yüklediği fonksiyonların yanı sıra halk da kendi inançları doğrultusunda tasavvur ettiği şekilde birtakım fonksiyonlar yüklemiştir. Bunların başında Hızır'la özdeşleşen zor durumda yardım etme ve kurtarma fonksiyonu yer alır. Halk inancının bu tezahürü "Hızır gibi yetişmek" ifadesinde açıkça görülür. Diğer bir fonksiyonu olan bereket ve bolluk ise "Hızır uğramış", "Hızır eli Değmiş" deyimleri ile anlatılır. Yapılan törenlerin bu fonksiyonlarla ilgili olduğu da açıktır. Hızır'ın halk inanışlarında iyileri ödüllendirdiği, kötüleri cezalandırdığı kanaati oldukça yaygındır. Buun yanında ferdî problemlerden başka toplum problemlerinde de Hızır'ın müessir olduğu bilinmektedir. Savaşlarda, göçlerde ve bunun gibi toplumsal hareketliliklerde Hızır, iyilere yardımcı olur. Kimi zaman yeşil sarıklı bir savaşçı, kimi zaman bir kılavuz kimliği ile ortaya çıkar.

Halk arasında Hızır'a atfedilen bu fonksiyonlar, yüzyıllardır sözlü ve yazılı ürünlerde (efsane, destan, masal, men-kabe, şiir, v.b.) karşımıza çıkar. Hızır'ın sahip olduğu vasıflar insanlara şifa, sağlık, uğur getirdiği tabiattaki diriliş, uyanış ve canlılığın insana yansıması şeklinde tezahür eder.

Halk inançlarında kült niteliği kazanan Hızır, İslamiyet öncesi" Gök Sakallı, Ak Sakallı Kocalar" gibi medet umulan, yardım istenen, akıl danışılan, kılavuzluk etmesi beklenen, barış, mutluluk, sağlık, refah getirdiğine inanılan bir kurtarıcı güç olarak telakki edilir. O, Çaresizliği, umutsuzluğu ve belirsizliği ortadan kaldıran İlahî güçle teçhiz edilmiş bir gücün sembolüdür. Bu bakımdan Hızır ile ilgili inanmalar efsane menkıbe ve benzeri şekillerle hemen her gün artarak yayılmakta ve sürekliliğini devam ettirmektedir. Hıdrellez adıyla yapılan törenlerde O'na atfedilen birçok vasıf, eski dönemlerin sosyal ve dinî hayatının İslâmî yapı ile tekrar şekillenerek yeni bir oluşum ortaya çıkardığı görülmektedir.  

Türk Dünyasında Hıdırellez Kutlamaları ve İşlevleri /Prof. Dr. Ayşe Yücel Çetin

29 Nisan 2024

İktidar - Güçlü Olmanın 48 Kuralı


Güçlü Olmanın 48 Kuralı kitabının yazarı; Robert Greene bu işi çözmüşe benziyor. ''Güç  görünüşte oynama yeteneği gerektirir. Birçok maske takmayı ve çanta dolusu aldatmaca  taşımayı öğrenmelisiniz. Aldatma ve sahte davranış, çirkin ve ahlaksızca görülmemelidir. Bizi hayvanlardan ayıran şey yalan söyleme ve aldatma yeteneğimizdir.'' diyen Greene'den  etik kurallar bekliyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü bu kurallar yüksek miktarda Makyavelizm  içeriyor.

1. Lideriniz olan kişiyi asla gölgede bırakmayın.

Sizin üstünüzde bulunanların kendilerini üstün ve daha kuvvetli hissetmelerini sağlayın. Onları memnun etmek ve etkilemek amacıyla yeteneklerinizi gösterirken fazla ileri gitmeyin,  yoksa tam tersine neden olursunuz, yani korku ve güvensizlik uyandırırsınız. Liderinizin  olduğundan daha üstün görünmesini sağlayın ve gücün doruklarına ulaşın.

2. Arkadaşlarınıza fazla güvenmeyin ve düşmanınızı kullanmayı öğrenin.

Arkadaşlarınıza karşı tetikte olun, onlarda kıskançlık uyandırırsanız size kolayca ihanet edeceklerdir. Aslında düşmanınızdan çok daha fazla korkun arkadaşlarınızdan. Onlara fazla güvenirseniz; tepenize çıkarlar ve size karşı acımasız olabilirler. Eski bir düşman sizin için bir arkadaştan daha güvenilir olabilir. Çünkü dostunuz olduğunu kanıtlamak zorunda hisseder. Bu da sizin menfaatinizedir. Eğer hiç düşmanınız yoksa; hemen bir tane edinin.

3. Niyetinizi ve amacınızı gizli tutun.

Çoğu insan hissettiklerini söyler, fikirlerini her fırsatta ortaya döker. Oysa çok yanılmaktadır. Dürüstlük, kestiğinden daha çok kan akıtan kör bir alettir. Sözcükleri ayarlamanız, insanlara hissettiğiniz ya da düşündüğünüz acı ve çirkin gerçekler yerine duymak istediklerini söylemeniz daha akıllıcadır. Eğer güç için büyük bir arzu duyuyorsanız dürüstlüğü hemen bir kenara koyun ve niyetinizi gizleyin.

4. Her zaman gerekenden daha azını söyleyin.

Eğer sözlerinizle insanları etkilemeye çalışıyorsanız, ne kadar çok konuşursanız o kadar sıradan görünürsünüz ve hakimiyeti kaybedersiniz. Sıradan bir şey söylüyor olsanız da; bunu belirsiz, ucu açık, yuvarlak ifadelerle yapın. Bu orijinal ve etkileyici olmanıza katkı sağlar. Güçlü insanlar az konuşarak diğerlerini etkiler ve ürkütürler. Üstelik gereğinden fazla konuşursanız, saçma sözler sarfetmeye başlama ihtimaliniz de artar.

5. İtibarınızı ve şöhretinizi canınız pahasına koruyun.

İktidarınızın mihenk taşı itibarınızdır. Yalnızca sahip olduğunuz itibar ve şöhret etrafınızdakileri korkutup yıldırmanıza yeterli olabilir ve böylece kazanan siz olursunuz. Fakat itibarı bir kez kaybettiniz mi tüm saldırılara açık ve savunmasız kalırsınız. Ve bu fırsatı kullananlar mutlaka olacaktır. Bu yüzden itibarınızı saldırılamayacak kadar güçlendirin ve gelebilecek hiçbir saldırıya pabuç bırakmayın. Savunma sırasında saldırıya da unutmayın ve rakiplerinizin itibarını zedeleyecek açıklarını arayın. Sonrasında bir köşeye çekilip olacakları izlemeye koyulun.

6. Ne pahasına olursa olsun; dikkat çekici olun.

Bu gezegende her şey dış görünüşüyle yargılanır ve görünmeyen hiçbir şeyin kıymeti yoktur. Bu yüzden asla kalabalıklar içinde kaybolmayın ve başkalarının anılarına gömülmeyin. Rakipleriniz arasından sıyrılıp kendinizi gösterin. Ne pahasına olursa olsun dikkat çekici olun. Oldukça renkli ve gizemli kişiliğinizle; çekingen ve mülayim kitleler içinde ilgi odağı olun.

7. İşi başkalarına yaptırın, övgüleri ise siz toplayın.

Hedefinize giden yolda; tecrübelerinizi ve aklınızı kullanarak ayak işlerini başkalarına yaptırın. Yalnızca zamandan kazanmakla kalmaz; verimliliğiniz ve başarınızla tanrısal bir havaya bürünürsünüz. En sonunda çıraklar unutulur, ustalar hatırlanır bu yüzden başkalarının sizin yapabileceği şeyleri asla kendiniz yapmaya kalkışmayın.

8. İnsanların size gelmeleri için gerekirse yem kullanın.

Diğer insanların davranışlarındaki etkiniz ne kadar fazla olursa; kontrol o kadar sizin elinizde olur. Rakiplerinizin kendi planlarını bırakıp size gelmesi; o planları uygulamalarından çok daha iyidir. Saldırıya geçip çatışmaktansa; hayal gücünüzü kullanın ve onları cezbederek size gelmelerini sağlayın. Tüm kozlar sizin elinizde olsun.

9. Eylemlerinizle kazanın, fikirlerinizle değil.

Fikirleriniz ve tartışmalarla elde ettiğiniz, anlık ve geçici başarılar; Pirus Zaferi'ne benzer, büyük kayıplarla kazanılan galibiyetlerdir. İnsanların geçici olarak çürüttüğünüz fikirlerindense; onlarda uyandırdığınız hınç ve kötü niyet uzun sürelidir ve sizi daha güçlü kılar. Sadece davranışlarınızla, başkalarının sizinle hemfikir olmasını sağlamak çok daha kolay olacaktır. Hiçbir şey söylemeyin ve açıklamayın yalnızca gösterin.

10. Mutsuz ve bahtsız insanlardan kaçın, size de bulaşabilir.

Başkasının mutsuzluğundan nasibinizi almanız şaşırılacak bir şey değildir çünkü ruh halleri de hastalıklar gibi bulaşıcıdır. Boğulan kişilere yardım ettiğinizi düşünürken kendi felaketinize zemin hazırlamış olursunuz. Mutsuz ve talihsiz kişiler çoğu zaman kendileriyle birlikte size de olumsuzluklar getirir. Bu yüzden siz siz olun mutlu ve bahtı açık kişilerle arkadaşlık edin.

11. İnsanları kendinize bağımlı kılmayı öğrenin.

Kendi bağımsızlığınızı kaybetmek istemiyorsanız daima aranan ve ihtiyaç duyulan biri olmalısınız. Başkaları size ne kadar bel bağlarsa siz de o kadar özgürleşirsiniz. İnsanlar mutluluk ve varlıkları için sizin elinize baktığı sürece korkacak hiçbir şey yoktur. Onlara asla sizsiz de idare etmelerini sağlayacak kadarını öğretmeyin. 

12. Kurbanınızı dürüstlüğünüz ve cömertliğinizle savunmasız bırakın.

Tek bir dürüstlüğünüz ve samimi hareketiniz çok sayıda sahtekarlığın üzerini kapatır. İçtenlik gösterdiğiniz cömertlik ve dürüstlük karşınızdakilerden en şüphecisinin bile gardını düşürür. Sizi diğerlerinden ayıran dürüstlüğünüzle rakiplerinizin kalbini kazandığınız an; zırhlarında açtığınız o delik sayesinde onları kolayca kandırabilir ve parmağınızda oynatabilirsiniz. Tıpkı Truva Atı gibi mükemmel zamanlamayla verilen ödüller de yine aynı amaca hizmet eder. 

13. Yardım istediğinizde insanların çıkarlarına hitap edin, merhamet ya da minnettarlıklarına değil.

Yardıma ihtiyacınız olduğunda, karşınızdakine geçmişteki iyiliklerinizi ya da yardımlarınızı hatırlatmakla vakit harcamayın çünkü bu hiçbir işe yaramaz. Sizi görmezden gelmenin bir yolunu mutlaka bulacaktır. Bunun yerine sizinle ittifak olmasının ona kazandıracaklarını abartarak anlatın ve bu ortaklığın onun da çıkarlarına hizmet ettiğini kanıtlayın. Elde edeceği bir şey olduğunu gören herkes seve seve yanınızda olacaktır.

14. Bir dost gibi görünün, casus gibi çalışın.

Dostça bir görüntü arkadaşlarınız ve düşmanlarınız hakkında gizlice bilgi toplamanıza izin verecektir. Casusluk yapmanın en yaygın yolu başka insanları kullanmaktır. Dost gibi görünürken gizlice bilgi toplamalısınız. Sosyal toplantılar ve zararsız görüşmelerde kendi kişiliğinizi bastırarak bazı şeyler öğrenebilirsiniz. 

15. Düşmanınızı tamamen ezin.

Bunu öğrenmeleri bazen çok pahalıya patlasa da, Musa peygamberden bu yana tüm büyük liderler bilir ki; korkulan bir düşman tamamen ezilip yok edilmelidir. Ardınızda bıraktığınız tek bir köz ne kadar cılız olursa olsun büyük bir yangın ,için yeterli olacaktır. Mücadeleyi yarıda bırakmak, size düşmanınızı tamamen ortadan kaldırmaktan daha çok şey kaybettirir. Düşmanınız mutlaka toparlanıp, sizden intikam almak isteyecektir. Onu yalnızca fiziksel olarak değil ruhsal olarak da yok edin.

16. Saygı ve şerefinizi artırmak için yokluğunuzu kullanın

Piyasada yayılmak fiyat düşürür: Ne kadar çok ortalarda görülüp duyulursanız o kadar basit ve sıradan olursunuz. Halihazırda bir grubunuz varsa, arada bir ortadan kaybolmanız sizi daha çok takdir edilen ve hakkında konuşulan biri yapar. Bilirsiniz az bulunurluk değeri arttırır fakat bunu yaparken mükemmel zamanlama çok önemlidir.

17. Kestirilemezlik havası ile çevrenize kuşku salın.

İnsanlar alışkanlıklarına son derece bağlı, diğerlerinin davranışlarında benzerlikler görmeye doyumsuz ihtiyaç duyan yaratıklardır. Davranışlarınızın önceden tahmin edilir oluşu onlara kontrol duygusu verir. Durumu tersine çevirin: Bilerek tahmin edilemez olun. Bir tutarlığı ya da amacı yokmuş gibi görünen bir davranış onların dengelerini bozacak ve hareketlerinizi açıklamaya çalışırken yorgun düşeceklerdir. Aşırıya götürüldüğünde diğerlerinin gözünü korkutur.

18. Kendinizi korumak için duvarlar örmeyin; toplumdan soyutlanmak, izole olmak tehlikelidir.

Dünya tehlikelidir ve düşmanlar her yerdedir, herkes kendini korumak zorundadır. Kendi ellerinizle ördüğünüz duvarlardan ortaya çıkmış kale en emin yer gibi görünebilir. Ama kendinizi böyle izole etmek sizi korumaktansa daha fazla tehlikeye yol açar. Değerli bilgilerden haberdar olmanızı engeller ve sizi göze çarpan kolay bir hedef haline getirir. İnsanlar arasında olmak, müttefikler bulmak ve başkalarıyla kaynaşmak daha iyidir. Kalabalıkta düşmanlarınızdan korunmanız daha kolay olacaktır.

19. Kiminle dans ettiğinizi bilin; yanlış ayağa basmayın.

Dünyada her çeşit insan vardır ve hepsinin sizin stratejilerinize aynı şekilde karşılık vermesini bekleyemezsiniz. Bazı insanları aldatır ya da kötü duruma düşürürseniz hayatlarının geri kalanını intikam almaya çalışarak geçireceklerdir. Kuzu postu içinde kurtlara karşı dikkatli olun. Kurbanlarınızı ve rakiplerinizi dikkatle seçmelisiniz; asla yanlış kişiyi kızdırmayın.

20. Kimseye bağlanmayın.

Taraf tutmada acele etmek büyük aptallık olur. Kendinizden başka kimsenin tarafını tutmayın. Bağımsızlığınızı sürdürerek, insanları birbirine karşı kullanarak ve peşinizden koşmalarını sağlayarak; diğerlerinin efendisi olabilirsiniz.

21. Enayi avlamak için enayi rolü yapın, hedefinizden daha aptal görünün.

İnsanların bilinçaltına onların sizden daha zeki olduklarına dair güvence verin. İnsanların sizden daha kültürlü olduklarını hissetmelerini sağlayın; gardları düşecektir. Tam bir saflık havası harikalar yaratabilir. Sizden daha akıllı hissettiklerine ikna olduktan sonra, sizden asla şüphe etmezler. Ne kadar çok etraflarında olursanız onları aldatmak için o kadar çok fırsatınız olur.

22. Teslim olma taktiğini kullanın, zayıflığı güce dönüştürün.

Rakibinizden daha zayıf olduğunuzda asla onurunuz uğruna savaşmayın; onun yerine teslim olmayı tercih edin. Teslim olmak toparlanmanız ve karşınızdakinin gücünün azalmasını beklemek için size zaman kazandırır. Ona galibiyet zevkini tattırmayın; teslimiyeti bir güç aracı olarak kullanın ve önce davranıp teslim olun.

23. Güçlerinizi bir arada tutun, yoğunlaştırın. 

Gücünüzü ve enerjinizi en güçlü noktalarında yoğunlaştırarak koruyun. Zengin bir maden bulup derinlere dalmakla sığ bir madenden diğerine atlayarak kazanacağınızdan daha fazla kazanırsınız; yoğunluk daima genişliği alt eder. Sizi yükseltecek kaynakları ararken, size kalıcı bir destek olacak yönünüzü mutlaka keşfedin. 

24. Mükemmel saray mensubunu oynayın.  
Mükemmel saray mensubu her şeyin güç ve politik ustalık etrafında döndüğü bir dünyada mücadele etmektedir. Dolaylılık sanatında ustalaşmıştır; iltifat eder, üstünlere boyun eğer ve en dolaylı, en zarif yoldan diğerlerinin üzerindeki gücünü hissettirir. Saraylı olmanın yasalarını öğrenip uyguladığınızda; yükselişinize hiçbir şey engel olamaz. 

25. Kendinizi yeniden yaratın.
Toplumun üzerinize yüklediği rolü kabul etmeyin. Yeni, ilgi çekici ve sıradan olmayan bir kimlik oluşturarak kendinizi yeniden yaratın. Diğerlerinin sizi tanımlamalarına izin vermek yerine kendi imajınızın mimarı olun. İnsanlara yönelik davranış ve hareketlerinize çarpıcı hileler katın. Gücünüz artacak ve karakteriniz efsanevi özelliklerle dolu görünecektir. 

26. Ellerinizi kirletmeyin.
Kusursuz bir uygar ve etkin insan örneği oluşturmalısınız. Elleriniz asla hatalar ve kötü işlerle kirlenmemelidir. Öyle bir işle olan bağlantınızı gizlemek için başkalarını günah keçisi ve maşa olarak kullanın ve lekesiz görünümünüzü muhafaza edin. 

27. Kendi takipçilerinizi yaratmak için insanların inanma ihtiyacını kullanın.
İnsanlar bir şeye inanmak için karşı konulamayan bir arzu duyarlar. Onlara peşinden gidecekleri bir dava, yeni bir inanç önererek böylesi bir arzunun odak noktası olun. Sözleriniz belirsiz ama vaatlerle dolu olsun; mantıklı ve net düşünceler yerine coşku üzerinde durun. 

28. Harekete geçerken cesur ve atılgan olun.  

Eğer eylemlerinizin gidişatından emin değilseniz; bir girişimde bulunmayın. Şüpheleriniz ve tereddütleriniz sizi başarısızlığa sürükleyecektir. Cesaretle uygulamaya girişmek değil; çekingenlik ve ürkeklik tehlikelidir. Cesurca giriştiğiniz bir işteki hatalarınızı yine aynı cesaretle, kolayca düzeltebilirsiniz. Herkes cesarete hayranlık besler ürkeklere hiç kimse saygı duymaz.  

29. Her şeyi sonuna kadar planlayın.  

En önemlisi sondur. Her şeyi sonuna kadar planlayın; bütün olası sonuçları, engelleri, sıkı çalışmanızı tersine çevirip zaferi diğerlerine kazandırabilecek olası talihsizlikleri hesaba katın. Sonuna kadar plan yaptığınızda şartların etkisi altında kalmazsınız ve ne zaman duracağınızı bilirsiniz. Talihinize yumuşak bir şekilde rehberlik edin ve ileriyi düşünerek geleceğinizi belirlemesine yardımcı olun.  

30. Başarılarınızı fazla çaba harcanmamış gibi gösterin. 

Eylemlerinizi doğal ve kolaylıkla yapılmış gibi göstermelisiniz. Bütün uğraşlarınız ve zekice hileleriniz gizlenmelidir. Harekete geçerken fazla çaba harcamıyormuş gibi görünün; sanki çok daha fazlasını yapabilirmişsiniz gibi. Ne kadar çok çalıştığınızı açıklama arzunuzu bastırın çünkü bu yalnızca akıllarda soru işaretleri yaratır. Taktiklerinizi hiç kimseyle paylaşmayın, yoksa size karşı kullanılabilirler.

31. Seçenekleri kontrol altında tutun: Diğerlerinin sizin dağıttığınız kartlarla oynamalarını sağlayın.  

En iyi aldatmacalar diğer kişiye seçim hakkı vermiş gibi göründüklerinizdir. Karşınızdakiler kontrolün onlarda olduğunu sanırken, aslında hepsi birer kukladır. İnsanlara sizin lehinize olan seçenekler sunun.  

32. İnsanların fantezileriyle oynayın.  

Gerçekten çoğunlukla kaçılır çünkü çirkin ve nahoştur. Hayal kırıklığına uğramanın doğurduğu öfkeye hazırlıklı değilseniz doğruya ya da gerçeklere asla başvurmayın. Hayat o kadar zorlu ve sıkıntı vericidir ki; romantizm üreten ya da fantezilerinde yaşayan insanlar çöldeki vahalar gibidir. Bu yüzden kitlelerin fantezilerini kullanmak sizi güçlü kılacaktır.  

33. Herkesin zayıf noktasını keşfedin.  

Herkesin zayıf ya da yumuşak bir noktası vardır. Bu zayıflık genellikle güvensizlik, kontrol edilemez bir duygu ya da ihtiyaçtır; aynı zamanda küçük gizli bir zevk de olabilir. Keşfettiğiniz andan itibaren kendi lehinize kullanabilirsiniz. 

34. Kral muamelesi görmek için krallar gibi davranın.  

Size nasıl davranılacağını; çoğunlukla kendinizi sunuş tarzınız belirler. Uzun vadede kaba ve ya da sıradan görünmek insanların size karşı saygısız davranmasına sebep olur. Bir kral kendine saygı duyduğu için aynı duyguyu başkalarınında da uyandırır. Bir krala yakışır şekilde ve gücünüzden emin davrandığınızda taç giymek sizin alnınıza yazılmış gibi bir hava yaratırsınız. 

35. Zamanlama sanatında uzmanlaşın. 

Asla acele eder gibi görünmeyin, acele etmek kendiniz ve zaman üzerindeki kontrol yetersizliğinizi ortaya koyar. Her zaman, sanki her şeyin sonunda size geleceğini biliyormuşsunuz gibi sabırlı görünün. Doğru anı tahmin edin, zamanın ruhunu, sizi güce götürecek eğilimleri izleyerek yakalayın. Henüz vakit gelmediyse geri çekilmeyi ve zamanı gelince acımasızca vurmayı öğrenin.  

36. Sahip olamadıklarınızı küçümseyin: Onları görmezden gelmek en iyi intikamdır.  

Önemsiz bir sorunu kabul ederek ona bir varlık ve paye verirsiniz. Karşınızdakine ne kadar dikkat ederseniz onu o kadar güçlendirirsiniz ve küçük hatalar; düzeltmeye çalıştıkça daha göze çarpar hale gelir. Bazen her şeyi oluruna bırakmak daha iyidir. Eğer isteyip de sahip olamadıklarınız varsa onları küçümsediğinizi gösterin. Ne kadar az ilgi gösterirseniz; o kadar üstün görünürsünüz.

37. İlgi ve merak uyandıran görünümler yaratın. 

Çarpıcı imgeler ve simgesel jestler güç havası yaratır; onlara herkes karşılık verir. O halde etrafınızdakiler için sizin varlığınızı yükseltecek görsel çekiciliği olan ve parlak sembollerle dolu görüntüler elde edin. Görünüşe takılanlar gerçekte ne yaptığınızı asla farketmeyecektir.  

38. İstediğiniz gibi düşünün, ama diğerleri gibi davranın.  

Zamana uymayan davranışlarınızla, geleneksel olmayan fikirleriniz ve sıradışı yollarınızla gösteriş yaparsanız; insanlar sizin yalnızca dikkat çekmek istediğinizi ve onları küçümsediğinizi düşünürler. Kendilerini aşağılanmış hissetmelerine neden olduğunuz için sizi cezalandırmanın bir yolunu mutlaka bulacaklardır. Orijinalliğinizi yalnızca hoşgörülü arkadaşlarınızla ve sizin eşsiz oluşunuzu takdir edecek insanlarla paylaşın.  

39. Balık yakalamak için suları karıştırın hatta bulandırın.  

Öfke ve heyecan stratejik olarak ters etkilidir. Her zaman sakin ve tarafsız olmalısınız. Ama kendiniz sakin kalırken rakiplerinizi kızdırabilirseniz kesin bir avantaj kazanırsınız. Onları hazırlıksız yakalayın ve zayıf noktalarından vurun.

40. Bedava yemeğe değer vermeyin.  

Bedava olarak sunulan şeyler tehlikelidir.; genellikle ya bir hile ya da gizli bir yükümlülük içerir. Kıymetli olan bir şey için ödeme yapmaya değer. Ödeme yaparak minnettaralık, suçluluk ve dalavereden kurtulursunuz. Ücreti tam olarak ödemek de akıllıcadır, mükemmelliğin kestirme yolu yoktur. Paranız konusunda cömert olun ve etrafında dolaşmasını sağlayın çünkü cömertlik gücün işareti ve mıknatısıdır.  

41. Büyük adamın ayakkabılarını giymeyin, gölgesinde kalmayın.  

İlk önce olan şey her zaman daha iyisi ve daha sonra gelenden daha orijinal görünür. Eğer başarılı bir adamın arkasından geliyorsanız ya da ünlü bir anne ya da babanız varsa onlardan daha iyi olmak için iki katı çalışmanız gerekecektir. Onların gölgesinde kaybolmayın; yoksa kendi yapımınız olmayan geçmişin içine tıkılır kalırsınız. Akışı değiştirerek kendi adınızı ve kimliğinizi yerleştirin. Hükmeden babayı yok edin, mirasını kötüleyin ve kendi tarzınızla parlayarak güç kazanın.  

42. Çobanı vurun, koyunlar dağılacaktır. 

Çok başlı düşman gibi görünen şeyi her yönden kamçılayarak zaman kaybetmeyin; darbeyi sorunun kaynağına indirin... Ne pahasına olursa olsun o kişiyi uzaklaştırın, çünkü o ortalıktan kaybolduktan sonra gücü etkisini yitirecektir. Kanser , tek bir hücreyle başlar. Tedavi edilemeyecek kadar yayılmadan kesip atın.

43. Diğerlerinin kalpleri ve zihinleri üzerinde çalışın.  

Baskı; sonunda size karşı işleyecek olan bir tepki yaratır. Diğerlerini sizinle aynı yönde hareket etmek istemelerini sağlayacak şekilde kontrol edebilirsiniz ve böylelikle bu kişiler sizin sadık pençeleriniz haline gelir. İnsanları yönetmenin yolu psikolojileri ve zayıflıkları üzerinde çalışmaktır. Duyguları üzerinde çalışarak, sevdikleri ve korktukları şeylerden faydalanarak dirençlerini kırın. Eğer insanların duygularına ve düşüncelerine aldırmaz, onları görmezden gelirseniz sizden nefret etmeye başlayacaklardır. 

44. Ayna etkisiyle güven kazanıp, diğerlerini çileden çıkarın ve etkisiz hale getirin.  

Ayna gerçeği yansıtır ama aldatmaca için mükemmel bir araçtır. Karşınızdakilere ayna tuttuğunuzda; onların yaptığının aynısını yaptığınız zaman stratejinizi anlayamazlar. Ayna etkisi onlarla alay eder ve kendilerini aşağılanmış hissettiklerinde aşırı tepki vermelerine neden olur. Ruhlarına ayna tutarak onların değerlerini paylaştığınız yanılsamasıyla onları baştan çıkarırsınız; hareketlerine ayna tutarak ise onlara çok iyi bir ders verebilirsiniz. Çok az kişi buna direnebilir.  

45. Değişimin gerekli olduğunu öğütleyin ama ani ve büyük değişimlerden kaçının.  

Herkes; değişimin gereğini soyut olarak anlar ama gündelik düzeyde insanlar alışkanlıklarına son derece bağlı varlıklardır. Çok büyük yenilikler travmatiktir ve isyana yol açabilir. Eğer bir güç konumunda yeniyseniz ya da güç temelini yeni atmaya başlamış bir yabancıysanız; işlerin eski yapılış şekillerine saygı duyduğunuzu gösterin. Değişim gerekliyse; bunu geçmişin yumuşak bir şekilde iyileştirilmesiymiş gibi gösterin.  

46. Asla çok mükemmel görünmeyin.  

Başkalarından daha iyi görünmek her zaman tehlikelidir ama en tehlikelisi hiçbir hatası ya da zayıflığı yokmuş gibi görünmektir. Kıskançlık sessiz düşmanlar yaratır. Kıskançlığı azaltmak, daha insani ve yaklaşılabilir görünmek için ara sıra hata yapmak ve zararsız kusurları kabul etmek akıllıca olur. Yalnızca tanrılar ve ölüler cezasını çekmeden mükemmel görünebilirler. 

47.Amaçladığınız hedefi aşmayın; zafere ulaştığınızda ne zaman duracağınızı bilin.  

Zafer anı genellikle en tehlikeli andır. Zaferin ateşiyle kendini beğenmişlik ve aşırı özgüven sizi amaçladığınız hedefi geçmeye zorlayabilir ve ileri giderseniz yendiğinizden daha çok düşman edinirsiniz. Başarı sarhoşu olmayın çünkü dikkatli planlamanın ve stratejinin yerini doldurabileceğiniz başka bir şey yoktur. Belirlediğiniz hedefe ulaştığınızda durmayı bilin.

48. Şekilsizliğe bürünün; tahmin edilemez olun.  

Belirli bir şekil alarak, görünür bir plan yaparak; kendinizi saldırılara karşı açmış olursunuz. Düşmanınızın kavrayacağı, sabit bir biçim almak yerine kendinizi her yere uyabilir ve hareketli hale getirin. Hiçbir şeyin kesin ve hiçbir yasanın sabit olmadığı gerçeğini kabul edin. Kendinizi korumanın en iyi yolu su kadar akıcı ve biçimsiz olmaktır; asla istikrar ve kalıcı düzen üzerine bahse girmeyin. Her şey değişir. Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir. 

 

26 Nisan 2024

Çocuklara Felsefe Öğretelim Mi?

Eşin dostun toplantılarda zaman zaman sorduğu bir sorudur: “Çocuklara felsefe öğretelim mi?” İşi şakaya vurdurup şöyle bir yanıt verebilirim ama elbette böyle bir şey yapmıyorum: “Biliyorsanız öğretin, önce öğrenin sonra rahat rahat öğretirsiniz.” Şakanın da kırıcı olmaması gerekir. İşi şaka diye almazsak doğru bir öneri bu: biliyorsanız öğretin, bilmiyorsanız neyi öğreteceksiniz! Çocuklara felsefe öğretmek de nereden çıkıyor? Çocukların öğrenmesi gereken her şey bitti de geriye felsefe mi kaldı! Ne çok şey var öğrenmeleri gereken, onları öğrenmeden büyüyorlar. Saygılı olmayı, özenli olmayı, değer bilmeyi, dikkatli olmayı, yaşama üretici olarak katılmayı, paylaşmayı, daha birçok şeyi öğrenmeden büyüyüp çıkıyorlar genellikle. Özgür eğitim adına yetiştirilmiş olan ve rahatça terbiyesizlik edebilen nice genç insan tanıdım. Oysa bazı güzel nitelikleri çok küçük yaşlarda edinebilir insan ya da daha doğrusu edinmelidir. Aramızda şakacı olmak adına kabak gibi her sözü söyleyebilen ve her türlü çirkin davranışı gösterebilen insanlar parmakla gösterilecek kadar az mı?

Çocuklara felsefe öğretmek telaşı onları erkenden iyi düşünen hatta derin düşünen insanlar yapmak için olmalı. Ancak bu işin ısmarlama bir iş olduğunu sananlar yanılıyorlar. Gerçek anlamda düşünen insanlar yetiştirmek için felsefeyi bir yana bırakıp iyi bir kavram eğitimi uygulamak gerekir. Öncelikle bu toplumun insanları “eğitmek”le “öğretmek”i eşanlamlı terimler diye düşünmeyi bırakmalı, “öğretmek”den vazgeçip “eğitmek” için yöntemler geliştirmelidir. Kimseyi doğrudan eğitemezsiniz ama insanların kendilerini eğitmelerine katkıda bulunabilirsiniz. Kolları sıvayıp birilerini eğitmeye kalkan yarı yolda kalır. Zaten işin adını “öğretim” koyduğumuz için bilgi aktarımında sınırlanıp kalıyoruz, aktardığımız bilginin ne ölçüde sağlıklı olduğu da çokça tartışma götürür. Şişeye huniyle su döker gibi kafaya bilgi dökmek insanları aptal etmekten başka bir işe yaramıyor. Bülbül gibi şakıyan öğrenciye öğretmen bir aferin yapıştırıp en iyi notu verince sorun çözümlenmiş oluyor. Ama hiçbirimiz bu dıştan doldurulmuş kafalarla bir yere gidemediğimizi ve gidemeyeceğimizi,  yapıcılıktan ve yaratıcılıktan iyiden iyiye uzak bir yaşam sürmekte olduğumuzu görmek istemiyoruz.

Bu koşullarda çocuklara felsefe öğretmeye kalkarsanız yanlış iş yaparsınız. Çocukcağız kendisine verilmiş olan kimi doğru kimi yanlış ama tümü doldurma bilgileri evirip çevirirken ve onları neye yaratması gerektiğini düşünüp bulamazken bir de felsefenin sillesini yerse yandı demektir. Duyduğuma göre şimdi birileri yerli ya da yabancı “felsefeci” yazarların kaleminden çıkmış olan bir takım çocuklara felsefe kitaplarını çoktan uygulamaya koymuşlar. Aslında amaç hiç de kötü değil: şimdiden doğru düşünmeyi öğrenmek. Çocuğun kafasında her şey birbirine karışmışken onun doğru ya da iyi düşünmesini sağlamak yolunda kolları sıvayana gülüp geçmeliyiz. Yavrum hiçbir şey bilmiyor ama doğru düşünüyor. Babaannesinin güzeli, gelsin de babaannesi bir öpsün onu, bak nasıl da Celal amcası gibi felsefe konuşuyor benim yavrum. Toplum tiyatroda olmasa bile gündelik gösteri sanatında epeyce yol almış olduğu için felsefe öğretiminin de kendine göre sofistliği andıran bir işlevi olacaktır.

Çocuklara felsefe öğretmek değil de onları felsefe öğrenmeye hazırlamak gerekir, epeyce uzun sürecek olan bu hazırlık bihakkın yapılabilirse çok yararlı olur. Yapılması gereken budur. Bunun için kolay kolay sağlayamayacağımız çok önemli iki şeye şiddetle gereksinimimiz var: kavram eğitimi yaptırabilecek yetkinlikte eğiticiler ve böyle bir eğitim için ülke koşulları göz önünde tutularak düzenlenmiş eğitim programları. Böyle bir eğitimin özellikle liseyi de içine alabilecek genişlikte düşünülmesi gerekir. İlkokulun başlarından lisenin sonuna kadar uzayan çizgide her yaşa göre kavramsal bilgi edinme eğitimi uygulamak gerekir. Böyle bir eğitim genç insana insan olmanın temel bilgilerini kazandıracaktır, onu yaşamla tanıştıracak ve yaşam gerçeğine yerleştirecektir.  Çocuğa diyelim tarih öğretiyorsunuz, şöyle oldu böyle oldu şu geldi öbürü gitti, öğreniyor, ama tarih nedir diye sorduğunuzda ağzını açamıyor. O durumda kafa karışıklığı içinde bir takım sözde bilgileri gerçek bilgi diye kafasında gezdirirken ortalıkta dolaşan yalan yanlış kalıp düşünceleri kendine alma eğilimleri de gösteriyor. Benim yaşıma geliyor, bir de bakıyorsunuz ortaçağ karanlığından sözediveriyor. Neden olmasın, kendisi aydın ya da aydınlanmış bir kişidir artık ve ortaçağ karanlığına sonuna kadar karşıdır. Bununla birlikte kendilerine Ortaçağ’ın ne olduğunu, ne zaman başlayıp ne zaman bittiğini, kaça ayrılabileceğini, hangi koşullardan gelip ne gibi dönüşümler geçirdiğini, zaman açısından Rönesans’ı içine alıyor olmasının karanlık olma açısından bir çelişki ortaya koyup koymadığını sorduğunuzda sinirlenecektir dostumuz. Örneğin bu Ortaçağ denen şeyin tarım alanında Eskiçağ’ın koşullarından daha geriye mi düştüğünü yoksa bir takım yenilikler getirmiş mi olduğunu, buna benzer birçok soruyu sorduğunuzda iyice apışıp kalacaktır.

Toplumda enine boyuna yaşadığımız, çok yerde canımızı yakan, bizi yaratıcı düşünceden yoksun bırakan, bizleri kadın erkek çoluk çocuk eleştiri düşmanı durumuna getiren bilgisizliğimizi çocuklara felsefe düşleriyle aşmaya çalışmanın bize iyilikler getireceğini ummayalım. Resmen eğitimden sorumlu olanların hemen hiç geç kalmadan sağlıklı eğitim programlarının hazırlanması yolunda kolları sıvamaları beklenir. Bu arada bu tür programların yetkin eğitici yetiştirmek için de düşünülmesi gerekiyor. İyi eğitimciniz yoksa iyi eğitim yaptıramazsınız. Bu da elbette her şeyden önce bir dizge ve yöntem sorunu ortaya koyuyor. Dizgeci düşünceye alışmamış ve yöntem kavrayışı olmayan insanlardan seçilmiş bir eğitim topluluğunun sözünü ettiğimiz cinsten bir eğitim düzeneği oluşturması ve onu uygulamaya koyması kolay değildir. Bu iş için özel olarak seçilmiş ve özel olarak yetiştirilecek olan, genç insandan emeğini esirgemeyecek gözüpek eğitimci adaylarımız olmalıdır.

Sanıyorum önce yapılması gerek şey şu “öğretim” sözünü kafalarımızdan kitaplarımızdan programlarımızdan silmemiz ve unutup çıkmamızdır. İnsan öğrenen ya da öğretilen varlık değil kendini eğitebilen varlıktır. Eğitim dediğimizde insan bireyinin her anlamda kendini eğitmesi anlaşılmalıdır. Eğitimci eğitilene ancak yardımcı olabilir: takıldığı noktada ona yol açabilir, bazı şeyleri birbirine karıştırdığında ona elini uzatabilir, onu daha geniş ya da daha özgür düşünebilmesi için yüreklendirebilir… Gel ben sana öğreteyim cinsinden bir eğitimcilik anlayışı dünyanın birçok yerinde yürürlükten kalkmıştır. Bizim insanımız düşünmeyi sevmiyor, bizim insanımız yazı yazmak gibi sıkıcı bir işe sıvandığında ilk iş anlaşılmaz bir biçimde özneden sonraya virgülü hatta noktalı virgülü yapıştırıp çıkabiliyor. Bu koşullarda benim buradaki dileklerim hayal demektir. Olsun düş kurmak da iyidir. Düşler olmasaydı gerçekler de olmazdı. İnsanoğlu daha baştan beri gerçekliği düşlerde yakaladı. Düş görmeyen insan korkunç insandır, kendini gerçekçi sanan ayakları yerden kesik biridir o. Düş göremeseydik ne bilim olurdu ne felsefe oldurdu ne sanat olurdu. Bu ülkede de iyi bir eğitim düzeneği kurulacağına olan inancımız tamdır.

Son zamanlarda aklı başında insanları kaygılandıracak bir takım gelişmeler oldu. Birileri düşünmeden düşünmeye hatta felsefe yapmaya merak saldılar. En alt düzeyde akla zarar görüşler üretiliyor, bu görüşlerin çoğu dinle ilgili. Biraz daha yukarıya çıktığınızda felsefe merakı başlıyor: felsefe bilmeden felsefe yapmanın sefilliğine tanık oluyorsunuz. Ortalığı sallama bilgiler dolduruyor. Bunu yapanların bir bölümü siyaset adına ve belki de ulusallık bilinci adına kolları sıvamış kimseler. Efendim diyor adam, Batı da neymiş, felsefenin hası bizde var. Canım benim, filozofun hası da sensin. Bir başkası çıkıyor, uygarlığın merkezi Doğu’ya kaydı diyor. Bir başkası yunan-latin kültürünün palavradan başka bir şey olmadığını anlatmaya çalışıyor. Daha bir başkası eski Sparta’lıları Hitler’in ataları saymaya kalkıyor. Aslında batı kültürü karşıtlığı biçiminde ortaya çıkan çok sağlam bir kültür düşmanlığıdır bu. Çocuklara felsefe öğretirken bunları mı öğreteceksiniz, merkez şu yana kaydı saçmalığıyla çocukların kafalarını biraz daha mı bulandırmak istiyorsunuz? Ne olur kimseye bir şey öğretmeyin, daha doğrusu bu koşullarda kimse kimseye bir şey öğretmesin.

Düşleri gerçeğe dönüştürmek aydın yürekliliğini gerektiriyor. O yürekli aydını kendimizde yaratmalıyız önce. O yürekli aydını felsefenin ışığında yaratmalıyız. Bırakalım çocuklara felsefe öğretmeyi, önce kendimiz felsefe öğrenmeye koyulalım. Felsefe kolaydır ama tembellik kaldırmaz. Bakmayın bir takım filozofların anlaşılmaz şeyler yazmış olmalarına, biz anlaşılır şeyler yazan filozofların metinlerini okuyalım yeter. Çünkü çok iyi biliyoruz ki asıl felsefe bilmesi gerekenlerimiz bile felsefe bilmiyor. O yüzden felsefe bir takım “felsefeci”lerin elinde sürüklenip duruyor. Bizler felsefe bilen ya da daha doğrusu felsefenin ışığından yararlanmış anababalar ya da eğiticiler olabilseydik o ışık çocuklarımıza kendiliğinden yansıyacaktı. Gelin bugünden başlayalım, boş şeylere ayırdığımız vakti felsefeye ayıralım. Ben şu yaşıma geldim, bundan sonra felsefe de neymiş demeyin. Seksen yaşında birinin yüzüne felsefe ışığı vurduğu zaman dünyanın en güzel resmi çizilmiş olur.

Önce felsefe öğrenelim, gerekiyorsa sonra felsefe öğretiriz.

23 Nisan 2024

"Toplumda en yüksek özgürlüğün, en yüksek eşitlik ve adaletin devamlı şekilde sağlanması ve korunması, ancak tam anlamıyla millî egemenliğin kurulmuş olmasına bağlıdır. Bu nedenle özgürlüğün de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası millî egemenliktir."M.Kemal ATATÜRK


Millî egemenlik, yani milleti bizzat kendi yazgısına egemen kılmak esası, Atatürkçülüğün bağımsızlıkla iç içe girmiş ikinci büyük ilkesidir. Bu ilkeye göre, egemenlik kayıtsız şartsız milletindir; hiçbir anlam, hiçbir şekil ve hiçbir surette ortaklık kabul etmez. Bu irade, bütün millet bireylerinin isteklerinin, emellerinin birleşmesinden oluşması nedeniyledir ki toplum içinde her kuvvet, bu iradeden doğar; ancak bu iradeye uymak suretiyle yaşayabilir. Atatürkçü düşünceye göre, milletin irade ve emeline uymayanların talihi acıdır, yok olmaktır.

Yine Atatürk'e göre, "Toplumda en yüksek özgürlüğün, en yüksek eşitlik ve adaletin devamlı şekilde sağlanması ve korunması, ancak tam anlamıyla millî egemenliğin kurulmuş olmasına bağlıdır. Bu nedenle özgürlüğün de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası millî egemenliktir." Türk Bağımsızlık Savaşı bu görüşlerin ışığı altında milletin, egemenliğini kendi eline almasıyla başlamış, bu irade gücü ile başarıya ulaşmıştır.

Milletimizin yüzyıllar boyunca başına gelen bütün felâketler, kendi alın yazısını, kendi iradesini, kendi yönetimini başkalarının eline bırakmasından kaynaklanıyordu. Bu bırakış nedeniyledir ki, I. Dünya Savaşı'nın sonunda uçurumun kenarına kadar getirilmiş, galip devletler tarafından nerede ise tarihten silinmek istenmişti. Türk milleti, bu acı tecrübelerin ışığında artık uyanmıştı. Kendi iradesini, kendi yönetimini artık başkasının elinde görmek istemiyordu; bu nedenle, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışı, milletin yüzyıllar süren arayışlarının özünü, onun bizzat kendisini yönetmek bilincinin canlı örneğini oluşturuyordu.

Atatürk'e göre: "Bir milletin egemenliğini anlayabilmesi ve onu güvenle koruyabilmesi, birtakım özel niteliklere ve üstün öğrenim ve eğitime sahip olmasına bağlıdır. Bir milletin siyasal eğitiminde, sosyal eğitiminde, vatan sevgisinde noksan varsa, öyle bir millet egemenliğini gerektiği derecede kuvvetle elinde tutamaz." Bu bakımdan millî egemenliği yaşatma hususunda vatandaşların gerekli nitelikte yetiştirilmesi büyük önem taşır.

Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri

Prof. Dr. Utkan KOCATÜRK