30 Eylül 2021

Tiyatro sanatçısı Lale Oraloğlu

Doğum Tarihi - 28 Eylül 1924, İzmir
Ölüm Tarihi - 15 Ocak 2007, İstanbul

Oyuncu, Yönetmen.

Dame de Sion, Şişli Terakki, Saint Pulcherie, Nişantaşı Ortaokulu ve Alman Lisesi'nde okuduktan sonra İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, İngiliz Filolojisi'nden mezun oldu.

Oraloğlu, lise yıllarında başarılı sporcu kimliğiyle de öne çıktı. 1950 yılında Galatasaray Kız Kürek Takımı'na giren Oraloğlu, kürek kaptanlığı ve kürek idareciliğini üstlendi. En yakın arkadaşlarından yeni bir kürek takımı oluşturan Oraloğlu, 1951-57 yılları arasında düzenlenen şampiyonalarda, takımıyla birlikte çeşitli dereceler aldı. 400 metre yüzme şampiyonluğu ve Türkiye gülle atma ikinciliği olan sanatçı, 7 yaşından beri piyano çalıyor. Konservatuarın piyano, sonra da Şan bölümünde Muhiddin Sadak'ın korosunda 7 sene çalıştı. Yüksek Şan talebelerine operaya hazırlanmak maksadıyla kurulan tiyatro kurslarına devam etti. Bu kurslarda Muhsin Ertuğrul'un dikkatini çekti ve 1951 yılında açılan Küçük Sahne'de profesyonel olarak çalışmaya başladı.

Bir süre gazetecilik de yapan ve 1950'li yıllarda Galatasaray Spor Dergisi'ni yayınlayan Oraloğlu, İstanbul Ekspres ve Yeni Sabah gazetelerinde de çalıştı.

1951 yılında sinemaya başladı. İlk yapımcılığı, Cahide Sonku'nun yapımcılığından beş yıl sonraya rastlıyor (1954). Şirketine o yıl Doğan kızı Alev'in ismini verdi. 1960 senesine kadar 35 filmde rol aldı. Bu arada 1951-1956 yılına kadar Küçük Sahne'de sergilenen bütün oyunlarda önemli roller üstlendi. Küçük Sahne'nin dışında başka tiyatro sahnelerinde de seyirciyle buluştu.

1963 yılında Nevzat Pesen tarafından yönetilen "Kötü Tohum" isimli filmde Lale Oraloğlu annesi ile birlikte Baş rolde oynuyor, ancak Lale Oraloğlu anne, Alev Oraloğlu ise kızını canlandırarak Türk Sinema tarihinde bir ilginçliğe imza atıyorlardı.

1961 yılında kurulan Oraloğlu tiyatrosunda yıllarca tiyatro yaptı ve bir çok tiyatrocunun da yetişmesini sağladı. Tiyatrosunu annesi Alev Oraloğlu, 90 yaşına geldiği ve yanında olması gerektiği için 1987 yılında kapattı. En son 2000 yılında Avni Dilligil Tiyatro Jüri Özel Ödülü'nü alan Oraloğlu'nun çok sayıda tiyatro ödülü var. Ancak içindeki tiyatro ateşini bitiremedi ve 2006 yılında bile Levent Kırca - Oya Başar Tiyatrosunda sahnelenen "Ateşin Düştüğü Yer" isimli oyunda Baş rol aldı ve Almanya'nın bir çok şehrine turneye gitti.

Senaryo yazdı ve kendisi de yönetmenlik denemesinde bulundu. Bir çok filmde seslendirme yaptı. Yurt içinde çeşitli film festivallerinde “En İyi Kadın Oyuncu”, “En İyi Senaryo Yazarı” ödülleri de alan Oraloğlu, yanı sıra “Kızım” adlı bir roman da yazdı. Yeşilçam'ın Görünmeyen Kadınları isimli belgesele, Türk sinemasının ilk üç kadın yönetmeniyle birlikte, kendisinin yaşamı da konu oldu.

11 Aralık 2001 tarihinde sanat hayatının 50. yılını, Kültür Bakanlığı tarafından düzenlenen bir geceyle kutlayan Lale Oraloğlu, 26 Kasım 2006 tarihinde “Candan Öte” adlı dizi filmin seslendirmesinden çıktıktan sonra beyin kanaması geçirerek Özel Umut Hastanesi'ne kaldırılan Oraloğlu, tedavisi sürerken zatürre oldu, ayrıca kalp sorunları da yaşadı ve 15 Ocak 2007 tarihinde tedavi gördüğü hastanenin yoğun bakım ünitesinde saat 14.45'te hayatını kaybetti. 83 yaşında vefat eden Oraloğlu'nun cenazesi, Zincirlikuyu Mezarlığı'nda defnedildi.


Yönetmen Filmografisi
Bir Kadın Tuzağı 1971
Hüdaverdi-Pırtık 1971
Hızlı Hızır 1972
Ölüm Bebekleri 1972
Yapımcı Filmografisi
Sevdiğim Sendin 1955
Hüdaverdi-Pırtık 1971
Ölüm Bebekleri 1972
Hızlı Hızır 1972


Senarist Filmografisi

Sevdiğim Sendin 1955
Kırık Çanaklar 1960
Hatırla Sevgilim 1961
Hüdaverdi-Pırtık 1971
Bir Kadın Tuzağı 1971
Ölüm Bebekleri 1972
Hızlı Hızır 1972

Oyuncu Filmografisi

Yavuz Sultan Selim Ağlıyor 1952
Yıldırım Beyazıt Ve Timurlenk 1952
Kanlı Para 1953
Altı Ölü Var / İpsala Cinayeti 1953 .... Yanola
Nilgün 1954
İki Ateş Arasında 1954
Leylaklar Altında 1954 .... Lale
Sevdiğim Sendin 1955
Kızımla Beraber Ağladık 1955
Meçhul Kadın 1955 .... Necla
Piç / Kahpe Dünya 1956
Uçuruma Giden Kadın 1956
Yavrularımın Katili 1957
Kara Talih 1957 .... Emine
Bir Kadın Tuzağı 1958
Karasu 1958
Peçeli Efe 1959
Onun Süvarisi 1959
Ayşecik 1960
Kırık Çanaklar 1960 .... Sabahat
Utanmaz Adam 1961
Kanun Kanundur 1962
Kötü Tohum 1963
Vur Patlasın Çal Oynasın 1970
Bir Kadın Tuzağı 1971
Ölüm Bebekleri 1972
Bir Avuç Gökyüzü 1987
Menekşe Koyu 1991 .... Kadın
Son 2001 .... Hafize Teyze
Her Şey Aşk İçin 2002
Ah Yaşamak Var Ya! 2002
Sihirli Annem 2003 .... Merzuka
Kısık Ateşte 15 Dakika - 2006 .... Üvey Anne
Candan Öte - 2006 .... Leman Özüm

Ödülleri

Türk Filmleri Yarışması, Kırık Çanaklar, En İyi Kadın Oyuncu. 1961
23. Avni Dilligil Ödülleri, Jüri Özel Ödülü Lale Oraloğlu’na verildi. 29 Kasım 2000

Lale Oraloğlu'nun 50. Sanat Yılı
Kültür Bakanlığınca değerli sanatçı Lale Oraloğlu'nun 50. sanat yılı nedeniyle düzenlenen "Sanat Gecesi".
İstanbul Atatürk Kültür Merkezi Konser Salonu. 11 Aralık 2001, Salı

UÇAN SÜPÜRGE 4. KADIN FİLMLERİ FESTİVALİ 3-10 MAYIS 2001
Özel GÖSTERİM VE PANEL / YEŞİLÇAM’IN GÖRÜNMEYEN KADINLARI
Sinemamızda görünmeyen kadın emeğini görünür kılmak için hazırlanan YEŞİLÇAM’IN GÖRÜNMEYEN KADINLARI belgeseli 5 Mayıs Cumartesi günü özel bir gösterimle sunulacak. Gösterimin ardından yapılacak panele, belgeselde izlediğimiz “görünmeyen kadınlar” Lale Oraloğlu, Ayten Kuyululu Ürkmez, Evrim Fer, Zuhal Üstüntaş ve belgeselin yönetmeni Nuran Bayer katılacak.

Sinemamız tarihinde kadınların görünmeyen emeğinin yer alması yolunda bir başlangıç olacağına inandığımız belgesele ilişkin panele sinema tarihçisi Burçak Evren de katılacak.

Uçan Süpürge tarafından tasarlanan belgeselin araştırmalarını ve ön çalışmasını Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç.Dr. Semire Ruken Öztürk ve Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sabri Büyükdüvenci gerçekleştirdiler, yapımcılığını TRT üstlendi.

Gecede, festival için özel olarak hazırlanan ve Yeşilçam’daki kadın yönetmenleri anlatan “Yeşilçam’ın Görünmeyen Kadınları” adlı belgesel gösterildi. Belgeselin gösteriminin ardından ışıkların söndüğü sırada sinemanın görünmez kahramanları sahnede belirdi. Yeşilçam’ın bir önceki kuşaktan kadın yönetmenleri Lale Oraloğlu, Ayten Kuyululu ve Evrim Fer alkışlar arasında sahne aldılar. Gecenin “Onur Konuklarına” sanatçılar tarafından birer plaket sunuldu.

Kaynak
Internet Movie Database
Fotograf: Muammer Yanmaz

Konfüçyüs "Gösteriş bir insanın kültürel zayıflığını yansıtma halidir."

 

 


26 Eylül 2021

Dil Bayramımızın 89. yılı kutlu olsun!


26 Eylül 1932: M.K. Atatürk’ün günlük çalışması 
 – Atatürk’ün, Dolmabahçe Sarayı’nda çalışmalarına başlayan 1. Türk Dil Kurultayı’nın açılışını izlemesi (Kurultay, 5 Ekim 1932 tarihine dek çalışmalarını sürdürmüştür. Ünaydın, s. 33,69; İ.A., s..788; Almanak, 1933, s.112; T.M.T.V, s. 1697). – 27 Eylül 1932: Atatürk’ün, Dolmabahçe Sarayı’nda Türk Dil Kurultayı çalışmalarını izlemesi (A.N.D., s.100; C. 28.9.1932). : Atatürk’ün, saat 17.00’de Dolmabahçe Sarayı’nda Amerika Genelkurmay Başkanı General Mac Arthur’u kabulü (A.N.D., s.100) ve görüşmesi: …Avrupa devlet adamları, başlıca anlaşmazlık konusu olan önemli siyasi sorunları, her türlü milli egoizmlerden uzak ve yalnız umumun yararına olarak, son bir gayret ve tam bir iyi niyetle ele almazlarsa korkarım ki, felaketin önü alınamayacaktır. (C. 8.11.1951; A.S.D., III, s.93-95). : Atatürk’ün, Dolmabahçe Sarayı’nda İktisat Bakanı Celal (Bayar) Bey’i kabul ederek bir süre görüşmesi (M. 28.9.1932).
 
Bağımsızlığını korumasını bilen Türk Ulusu dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır...Mustafa Kemal Atatürk

Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli hissin inkişafında başlıca müessirdir. Türk dili dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.

Bakınız arkadaşlar, ben belki çok yaşamam. Fakat siz ölene dek,Türk gençliğini yetiştirecek,Türkçe’nin bir kültür dili olarak gelişmeye devamı yolunda çalışacaksınız. Çünkü Türkiye ve Türklük, uygarlığa ancak bu yolla kavuşabilir.

Neşet Ertaş "Denizi seyretmek gibidir bozkırda gökyüzünü seyretmek"

 

 
 

William Faulkner'dan Genç Yazarlara Tavsiyeler

1) Diğer yazarlardan ihtiyacınız olanı alabilirsiniz. Faulkner, başka bir yazarın kullandığı, kendisine faydalı olabileceğini gördüğü bir tekniği ya da yöntemi ödünç almakta hiçbir sıkıntı görmez. 

 2) Üslubunuz sizi endişelendirmesin. Bence her hikâye kendi üslubunu belirler, yani yazarların üslup konusunu kafalarına çok fazla takmalarına gerek yok. Eğer bir yazar bu konuyu kafanıza takarsa saçma olmasa da gereksiz sayılacak şeyler yazacaktır. Yazdıkları kulağa oldukça güzel ve memnuniyet verici gelecektir fakat yazdıklarının çok fazla anlamı olmayacaktır. 

3) Tecrübelerinizi yazın ama tecrübe tanımınızı geniş tutun. Bana göre tecrübe, algıladığınız her şeydir. Tecrübe bir kitaptan kaynaklanabilir. Bir kitap, hikâye, sizi harekete geçirecek kadar iyi ve doğru olabilir. Bence bu sizin tecrübelerinizden biridir. Kitaptaki karakterlerin yaptıklarını yapmak zorunda değilsiniz, eğer onlar sizde doğru olma etkisi bırakıyorlarsa onların gerçekleşmesini sağlayan hissi anlayabiliyorsanız, o sizin tecrübenizdir. Yani benim tecrübe tanımıma göre, tecrübeniz olmayan bir şeyi yazmanız mümkün değil, çünkü duyduğunuz, okuduğunuz, hayal ettiğiniz her şey sizin tecrübenizdir. 

 4) Karakterlerinizi iyi tanıyın, hikâye kendini yazacaktır. Karakterinizi iyi tanımalısınız. Ona inanmalısınız. Onun yaşadığını hissetmelisiniz, tabii o zaman yazmak için onun eylemlerinden bazılarını seçmeniz gerekecek. Seçtiğiniz eylemler, inandığınız karaktere uygun olmalı. Bu seçimi yaptıktan sonra, karakterinizi kâğıda dökmeniz mekanik bir iş olacaktır. 

5) Diyalekti (Lehçeyi) tutumlu kullanın. Bence, olabildiğince az miktarda diyalekt kullanmak en iyisidir, çünkü bir diyalektiği çok fazla kullanmak o diyalektiğe yabancı olan insanların kafasının karışmasına sebep olur. Hiç kimse karakterlerin tamamen kendi yerel dillerinde konuşmalarına izin vermemelidir. Diyalekt farklılığını birkaç tane ayırt edici örnekle vurgulamak en iyisidir. 

6) Hayallerinizi tüketmeyin. Bir bölümün sonunu ya da bir düşüncenin sonunu asla kendiniz yazmayın. Sahip olduğum tek kural, tazeyken vazgeçmektir. Asla kendinizi yazmayın. Genellikle yazı işi iyi giderken yazmayı bırakırım. O zaman yeniden çalışmaya başlamak daha kolay olur. Eğer kendinizi tüketirseniz, ölü bir büyünün içine düşersiniz ve sıkıntı yaşarsınız. 

 7) Mazeret üretmeyin. Eğer yazar bahsettiği gibi kötü şeyler yaşıyorsa bunu yazmalı diye düşünüyorum. İnsanlardan şöyle şeyler duyuyorum. “Evli ve çocuklu olmasaydım, yazar olabilirdim,” ya da “Bunu yapmayı durdurabilseydim, yazar olabilirdim.” Buna inanmıyorum. Bence yazacaksanız yazacaksınızdır. Hiçbir şey size engel olamaz.