23 Ağustos 2021

Honorè De Balzac - Köylüler

Köylüler 

 "Şansını denemeye git mi diyorsunuz bana? Nereye gideyim peki? Bir bölgeden bir bölgeye geçmek için pasaport gerekiyor. Pasaport da kırk para tutuyor. Kırk yıldır cebimde kırk paralık bir sikkenin bir ötekiyle çarpışıp öttüğünü duymadım. İnsanın başını alıp gidebilmesi için karşısına çıkacak köy sayısı kadar altın olmalı cebinde ve altı köye uğrayacak kadar parası olan Fourchon'ların sayısı da pek fazla değildir. Bizi bucaklarımızdan ancak askerlik çıkarabilir. Yüz sefile karşılık zenginleşen bir kişi vardır. Niçin dökülür bu yüz kişi, neleri eksiktir? Tanrı bilir bunu, tefeciler de bilir. İyisi mi bucaklarımızda kalalım biz. Eskiden senyörler bizi zorla tıkıyorlardı buraya. Şimdi ister istemez zorla kalıyoruz. Beni buraya mıhlayan şeyin ne olduğunu bilmek ilgilendirmiyor beni. Zorunluğun yasası mıhlasa ne olur, senyörlüğün yasası mıhlasa ne olur? Şu ya da bu biçimde ölünceye kadar toprağı işlemeye mahkumuz biz. Nerede olursak olalım, toprağı siz varlıklılar için, kazar, çapalar, gübreleriz. Sizin varlıklı doğmuş olmanız da bizim yoksul doğmamız da doğaldır. Kitle hep aynı kalacaktır. Hiçbir zaman değişmez. Bizim aramızdan yükselenlerin sayısı sizin aranızdan tepetaklak olanların sayısından çok daha azdır. Biz bilgin değiliz ama bunu çok iyi biliriz. Boyuna suçlamamak gerekir bizi. Biz sizi rahat bırakıyoruz. Siz de bizi rahat bırakın yaşayalım. Yoksa, böyle devam ederse, biz hapishanelerinizde beslemek zorunda kalacaksınız. Aslına bakarsanız, orası bizim samanlıktan daha iyidir... Sizler efendiler olarak kalmak istiyorsunuz. Öyleyse her zaman düşman olacağız. Otuz yıl önce olduğu gibi bugün de. Sizin her şeyiniz var. Bizim hiçbir şeyimiz yok. Dostluk bekleyemezsiniz bizden hala."

Dünya edebiyatının yazılmış en gerçekçi (Marx'ın en beğendiği roman olduğu söylenir)

* * *

Soylu toprak sahibiyle topraksız çiftçi arasındaki mücadeleyi yansıtan Köylüler Balzac'ın kendisinin de çok değer verdiği olgunluk dönemi yapıtıdır. Kişisel olarak aristrasiyle ve soylulara sempati duyan Balzac bu mücadeleye katılan herkesi tam bir yansızlıkla verir. Balzac bu romanda aristokrasinin yalnızca yenilgisini değil aynı zamand bu yenilginin kaçınılmaz bir son olduğunu da anlatmıştır.

Müşfik Kenter'den


- Hep söylenir, ilk öpücük gibisi yok diye. Doğru! Ama her öpücükte, ilk öpücük gibi hissetmek var. Bu da doğru...
- Bence artık kendinize gelin. Çünkü parlatıcıyla aydınlanmaz gelecek, fön çekince düzelmez hayat ve fondotenle kapanmaz yaralar.
- Ölünce ne diyecekler? Muhtemelen; ölüm sana yakışmadı. Normal tabii, dirimizi beğenmediler ki, ölümüzü beğensinler.
- Nedir gençlerdeki bu lens merakı? Gözler de sahte olduktan sonra, insan neye bakıp inanmalı?
Unutulmamalı ki; gözleri güzel yapan rengi ya da boyası değil, bakışların ta kendisidir.
- Dolu dolu caddelerde, tıklım tıklım kaldırımlarda elleri cebinde dolaşan kişidir yalnız...
- Bir tek ona gönderdiğin halde altına “toplu mesaj” yazmaktır çaresizlik…
- Sevmediğin birine asla “seni seviyorum” deme. İçinde olmayan duygulardan varmış gibi söz etme. Kimsenin hayatına kalbini kırmak için girme... Sevgi dolu bakan gözlere asla yalan söyleme, çünkü birine verebileceğin en büyük acı, aşık olmadığın birini kendine aşık etmektir.

 

Bertolt Brecht Seçme şiirler

Sone

Eskiden beri alışkınım pencerede
Suyun ya da ormanın uğultusuna
Çabucak uyudum böylece
Yatıp kaldım onun uzun saçlarında

O acılı geceden çok şey kalmadı aklımda
Biraz dizinden, azıcık boynundan
Sabun kokusu siyah saçlarında
Ve onun için kulaktan duyduklarım

Yüzü çabuk unutulur demişlerdi
İnce bir şey olduğundan üstünde
Yazılmamış boş bir kağıt gibi

Yüzü pek gülmez demişlerdi
Çabuk unutulacağını bilir kendisi de
Anımsamaz kim olduğunu belki, okusa bu şiiri


Sevgililer
Bak! Gökte yay gibi uçan şu turnalara
Uçarlarken bir yaşamdan bir başkasına
Bulutlar da birlikte gidiyor onlarla.
Bulut ve turnalar
İkisi de aynı yükseklik ve aynı telaş içinde
Yerlerinde duramadan
Yan yana, kısacık uçtukları o güzel göğü
İkiye bölüyorlar.
her biri öbürünün salınışından başka bir şey görmeden
Aynı rüzgarı duyuyor.
Şimdi yan yana yatan bu çifti
Rüzgar boşlukta öylece sürükleyebilir.
Bu uyum bozulmadıkça
Uzun süre kimse onları ayıramaz
Yağmurlardan ve kurşunların vızıldadığı
Her yerden uzaklaşabilirler
Güneşin ve ayın altında küçücük hareketlerle
Birbirlerine sevdalı, uçarlar sonsuza.
Hey sizler, nereye? -Hiçbir yere. -Nereden? -Her yerden.
Soruyorsunuz, ne zamandır birliktesiniz?
Çok olmadı. -Ne zaman ayrılacaksınız? -Hemen.
İşte böyle bir anlık birlikteliktir, sevenler için seda.

Zaaflar
Senin hiç yoktu
Benimse vardı bir tane,
Seviyordum.

Bir Yaprak Gönder
Bir yaprak gönder bana,
bir koruluktan koparılmış olsun,
hiç değilse evinden yarım saat öteden.
Sen oraya dek yürür güçlenirsin,
bense kalkar teşekkür ederim sana
o güzel yaprak için.

Soyguncu Ve Uşağı
Soyup soğana çeviriyordu Hesse bölgesini iki soyguncu.
Bir hayli köylünün boynunu kırdılar.
Bir tanesi sıskaydı aç kurt kadar,
öbürüyse papa kadar şişman.

Neydi onların gövdelerini böyle farklı yapan?
Çünkü biri efendiydi, öbürüyse uşak.
Efendi kaymağını alıyordu sütün,
uşak ekşimiş süt içiyordu bu yüzden.

Köylüler yakaladılar soyguncuları sonunda
ve astılar ikisini bir tek iple,
biri aç bir kurt kadar sıska sallandı,
öbürüyse papa kadar şişman. 

Köylüler önlerinde durup ıstavroz çıkartırlarken
ve öylece seyrederlerken her ikisini de,
anladılar soyguncu olduğunu şişman adamın,
ama neden sıska adam da soyguncuydu, anlamadılar


10 Ağustos 2021

Mahmut Makal - Memleketin Sahipleri

Memleketin Sahipleri‘ni iki gece arka arkaya ve bir solukta okudum. Kitabın adı,bana önce Atatürk‘ün köylü için söylediği büyük sözü anımsattı. Fakat okuyunca, "Memleketin Sahipleri"nin de "sahipleri" bulunduğunu, Makal‘ın bunlardan söz açtığını gördüm. Sonra sayfalar boyunca, Türk köylüsünü saran bu karabasanı izledim. Duvarda Atatürk tren penceresinden ufuklara bakıyor. Belli ki o da Mahmut Makallar‘ıyla övünüyor; içi rahattır. ‘Büyü" bölümünü okurken radyodan Çaykovski‘nin hüzünlü müziği yankılandı. Bu parçada yazar sanki şair olmak istemiş. Bana çok dokundu. Müzik sanki bu parçanın bestesiydi... Sami N. Özerdim (Varlık dergisi) Yapıt, köy halkının yaşayışına yön veren boş inanışları, dinsel duyguları ve cin-peri öykülerini de içermektedir. İslamiyet‘in korkunç baskısını, bu konuda köylüler arasında bilinen söylenceleri ve yaşanan gerçekleri belgelemesi bakımından, benim bildiğim başka herhangi bir yapıttan çok güçlüdür. Keskin ve değişik bir anlatımı vardır. Bu canlı betimlemeler, köy yaşamı ve köylünün inançları üstüne gözlemleri içerdiği gibi, halkın geleneklerinde ve anlayışındaki değişiklikleri yansıtan bilgilerle de doludur. Bütün bölümler devrim ve ümit öğeleriyle iç içedir. Türkiye‘nin kent ve köylerindeki yenileşmeye ilişkin konular Makal‘ın gözlemlerinden izlenmeli. Onun yapıtlarının değeri, Anadolu‘daki yaşamın, halkın duygu ve düşüncesinin bilinmeyen yönlerini yetkiyle ve hayret edilecek doğrulukla yansıtmasındadır. Prof. Howard A. Reed (The Middle East Journal)