11 Mart 2021

Turhan Selçuk Kaleminde Abdülcanbaz


Abdülcanbaz, olağanüstü bir güce sahip gibi görünen ama gücünden çok aklıyla yaşayan bilinçli bir kişidir. Çizgileri yuvarlak değil, sert ve düzgündür. Zaman ve mekân dinlemeden çıkar serüvenlerine...

Yalnız değildir. Arkadaşları, dostları ve düşmanları vardır kıyasıya.

Çatışmaların, çekişmelerin, kavgaların insanıdır. Haksızlıklara karşı direnir, dikilir. Karşı devrimcilerle sürekli mücadeleyi sürdürür. İnsancıldır, toplumcudur, devrimcidir her yerde ve zamanda... Konuşmakla yetinmez, eylemle tamamlar, bitirir işini. Evreni kapsayan bir niteliği vardır; ilkelerin, amaçların, özlemlerin olağanüstü simgesidir Abdülcanbaz...

Başlangıçta yalnızdır...Giderek arınıp sağlam bir kişilik edinmiştir, daha sonra karşıtları ve yandaşları ile değişik karakterlerin belirlendiği bir kalabalık oluşmuştur Abdülcanbaz’ın çevresinde.

1957 yılından beri günlük gazetelerde yayımlanan ve büyük bir ilgiyle izlenen Abdülcanbaz’ın gördüğü olağanüstü rağbet, ulusal bir sanata yönelişten (Karagöz ve Hacivat, ortaoyunu gibi) ileri gelir. O, diğer çizgi romanlara benzemez, kendine özgü bir anlatımı, kendine özgü bir çizgi dünyası vardır. Bu özgün anlatımın bir bakış açısı vardır. Olayları, bu açıdan bakarak değerlendirir, eleştirir ve sonuca bağlar.

Karagöz ve Hacivat’taki gibi halkın içinden kişiler, halkın karşısında kişiler vardır Abdülcanbaz’da. Olaylar içinde, bunların çatışmaları, savunmaları görülür. Bizim halkımızın, insanımızın çatışmaları, savunmalarıdır bunlar...

TURHAN SELÇUK, Önce Çizgi Vardı..., 2003

 Abdulcanbaz

Abdülcanbaz, gerçekten, çizgi romanda büyük bir aşama. Batıda genellikle bir beyin yıkama aracı olarak kullanılan çizgi roman, büyük sanatçı Turhan Selçuk’un elinde, yıllar boyunca sabırla ve büyük bir sevgiyle geliştirilerek bugünkü olgunluğuna ulaşmış.

Doğudaki olumlu örneklerini yakından izleyemediğimiz için bilmiyoruz ama gerçekten usta işi çizgisiyle, devrimci özü ve yaygın etki gücüyle Turhan’ın Abdülcanbaz’ı için rahatlıkla, çizgi romanın dünya ölçüsünde en seçkin örneklerinden biridir diyebiliriz.

Gerçekleştirmeyi özlediğimiz tiyatro için gerekli temel malzeme Abdülcanbaz olabilir mi?

                                                                       Genco Erkal, Özgür İnsan,1973

Paranoya

 11.700+ Paranoya Stok Fotoğrafları, Resimler ve Royalty-Free Görseller -  iStock

Zihinsel bir uğraşı içermeyen boş zaman ölümdür ve diri diri gömülmektir...seneca

Sözcükleri ağzınızdayken yutmak onları daha sonra yemekten daha iyidir...f. d. roosevelt

Alay etmeden seni sevmek, yargılamadan takdir etmek, işgalci olmadan katılmak, zorlanmadan davet etmek, suçlamadan eleştirmek ve hakaret etmeden yardım etmek istiyorum. Senden de aynısını alabilirsem gerçekten buluşabilir ve birbirimizi zenginleştirebiliriz...virginia satir- insan yaratmak

Yanlış bir şekilde; kendimiz birisini sevdiğimizde nasıl hareket eder ve davranırsak eşimiz bizi sevdiğinde onun da öyle hareket edeceğine ve davranacağına inanırız...john gray

Mutluluğun ne olduğunu bilmemekteyiz çünkü ne zaman ona ulaştığımızı zannetsek daha önceden düşünmüş olduğumuz noktaya ulaşamadığımızı hissederiz ya da ulaştımız şey bize az, donuk veya hayal düzeyinde yaşandığı zaman sahip olduğu çekicilikten yoksunmuş gibi görünür...özgürlüğe uçuş-delia siteinberg guzman

Kendi alevlerinizle yanmaya hazır olmalısınız.Önce kül olmadan kendinizi nasıl yenileyebilirsiniz...nietzsche

Çoğu insanın hayatın ne kadar güzel olduğunu anlaması için önce hasta olması gerekiyordu ne yazık ki. ya da en azından posta kutusunda esrarengiz bir mektup bulması...sofie'nin dünyası-jostein gaarder

Düşünceler, her şeyden daha tatsız. uzanıp dururlar, bitmez tükenmezler ve insanın ağzında acayip bir tat bırakırlar. sonra, düşüncelerin içinde kelimeler var; tamamlanmamış kelimeler, eksik kalmış cümleler. durmadan geri gelirler...bulantı- j. paul sartre

Bir yandan hayatımda bir şeylerin değişeceğinden korkuyorum, diğer yandan ise değişik bir şeyler yaşamayı arzuluyorum...aldatmak-poulo coelho

Hayal kırıklığı her zaman gerçekçi olmayan beklentiden ortaya çıkar...iyi hissetmek-david burns

Yaptıklarımızın, düşündüklerimizin, hissettiklerimizin çoğu bilincimizin kontrolü dışındadır...incognito-beynin gizli hayatı/david eagleman

Hayat bir senaryo, bir tiyatro değildir; yönetmeni, yapımcısı ve bir anlamı da yoktur...homo deus-yarının kısa bir tarihi/yuval noah harari

İnsanlar da film yıldızları gibi sadece kendilerine önemli bir rol verilmiş senaryolardan hoşlanır...21.yüzyıl için 21 ders- yuval noah harari

Bazı gerçeklikler zihne o denli yakın ve açıktırlar ki onları görmek için bakmak yeterlidir...öteki soruşturmalar-jorge luis borges

Yine - Metin Eloğlu


Düdüklü Tencere

Pazarları daha gündüzden,
Ahçıbaşı, aklını başına devşir;
Börekler kızaracak nar gibi;
Kıymalı, ıspanaklı, peynirli...
Sonbahar yağmuru oluklarda,
Çüşbalığı haşlanacak!

Mesela zamkinülzarefe yemeğinin
Akşama yetişmesi lazım, başın darda.
Al eline şu nesneyi,
Dibini bir güzel yağla,
Sovanını da doğra, düt! desin;
Bir tutam tuz, biraz kimyon;
Şıpın işi pişiverir.
Baksanıza göbek atıyor;
Beylere selam, hanımlara selam!
Çengi misin be gâvur icadı,
Düdüklü tencere misin?

Akılsız Kalem

Perşembe sabahı erken uyandım
İşime karışmasınlar canım efendim.

Sokağa çıktım; daracık, viran...
Sekerek yürüme hey kâfir oğlan!

Komşudan komşuya Elif uzamış;
Pabucu değdikçe, eşik tozumuş.

Elifimin doğru dürüst kaşları;
Daha da önünde toplum işleri...

Bahçıvanın yüreği inceden ince;
Millet bahçesine dikili yonca.

Kimi şiir başıboş, kimi şiir güdümlü;
Taş kırmak da önemli, şairlik de önemli.

Mercimeğe fırın, peynire tulum...
Böyle şeyler yazma akılsız kalem!

Ustama danışıp, ağzımı büzdüm;
Demokrasi yetişmese, ah, öleyazdım!

Varken

Henüz yaşarken, bu efendi umut
Karanlık günlerin aydınlığa döneceği
Sakın tavsama sakın yüksünme
İnsanın yarası sağken iyileşir
Sağken omuz silkersin bunca engele
Ergene ereğine sağken ulaşırsın
Toprağın bitiminde bir su var a seni iletecek
Yaz tükendi miydi güz sofraları
Dağların ardı ova
Bulanığın sonu duru
Küfün altı meneviş
Etin nohudun zerdalinin tadı
Erkinlik barışıldık
Özlemler kavuşmalar
Ayışığı ishakkuşu Aynalıçarşı
Sen yaşarken
İbibikler sen yaşarken tüner üvezin dalına
Mavilik sen yaşarken o tavanda gezinir
Sen yaşarken pembeleşir ortancalar
İşte aşkın hürlüğün tutsaklığın
Koca beyazlık günbaşı serinliği
Sen henüz yaşarken ölmeden önce

Son nefesinde keşke şöyle yapsaydım deme
Aklını başına toplamak elindeydi
Yüreğini pekleştirmek zaten elinde
Söyle
Diriye soyluya düzenliye özenip
Kötü viran bozuğa gücenemez miydin
Güzelle çirkini yalanla gerçeği tartacak terazi
Yaşarken elindeydi

İnsan yaşarken varır bir ölmezliğe.

Bit Yeniği

Kötüymüş, cahilmiş; bunlar hep peşin hüküm…
Dolmabahçe’ye yanaşın da –eğer yanaşabilirseniz-
İyi niyetle şöyle bir kolaçan edin:
Adam oturmuş memleketi düşünüyordu;
Ama önü havuzmuş da yelpazelenirmiş,
Ama yediği önünde, yemediği ardında,
Ama…
Nankör herifler, aması yok bu işin;
Adam oturmuş bal gibi memleketi düşünüyordu:
Dalaman çayı hazin akar, diyordu;
Onu biraz delişmen akıtmalı.
Istıranca dağlarında bir eşek
Güneşe karşı işer;
O eşeğin de icabına bakmalı…
Bizim Hacı haram yemez,
Pelvan İbrahim kıçını yumaz,
İstanbul çocukları askerlik edemez…
Açlığa muska lazım,
Sadrazama tasma lazım…
Ah, her şey düzelecekti ama,
Devletlimin sol kalçasında
Bir zalim çıban!

Ulan Baltacı Mehmet,
Ulan Yedisekiz Hasan Paşa
Ulan 1914 savaşı;
Ulan Nasrettin Hocanın kuşu…

Bu arada sanat işleri de gelişti
Tekke ilahileri, Minakyan tiyatroları,
Bilmemkimin fırçasında
Manolyalar ölmezleşti..
Hele bir Yahya Kemal yetişti ki
Yahya Kemal derim sana!
Tanzimat, Servetifünun, Fecriâti…
O dehşetli yazarlar bir olup
Bunca gerçeği tefe kodular.
Bülbüle mehtabın hakkını,
Heceyle aruzun şerefini korudular.
Bu memleket başka türlü nasıl kalkınsın?
Yaşasın,
Vallah billah yaşasın! 

Ousmane Sembène ve Jomo Kenyatta

Portrait du réalisateur sénégalais Ousmane Sembène lors du tournage d'un film. Kenya president Jomo Kenyatta is pictured in London in July 1964. Mau Mau leader of Kenya African National Union , Jomo Kenyatta from Kikuyu origins,...

1923 doğumlu Senegalli şair, yazar, yapımcı, yönetmen Ousmane Sembène 1997 yılında kraliçenin özel onur ödülüne layık görülür. Ödülünü almak için İngiltere’ye gider; törene katılır ve tarihe geçecek şu konuşmayı yapar ve ödülü almadan salonu terk eder:

Sayın baylar ve bayanlar, konuşmama İngiliz dilinde devam etmeyeceğim için hepinizden özür dilerim.

Sizin topraklarınızdayım ve sizin sahibi olduğunuz sistem içinde sizin tarafınızdan payelendiriliyorum.

Ancak asıl konuşmam kendi öz dilimde olacaktır. Merak edenler, konuşmamın İngiliz diline tercümesini koltuklarında bulabilirler.

İngilizler geldiklerinde ellerinde İncil, bizim elimizde topraklarımız vardı. Bize, gözlerimizi kapayarak dua etmesini öğrettiler.

Gözümüzü açtığımızda ise; bizim elimizde İncil, onların elinde topraklarımız vardı.

İngilizler’in dinini, dilini öğrendik. Uzak dünyadan gelen yeni dil ve din bizi hep çalışmak zorunda kalan itaatkâr köleler yaptı. Özgürlük için her karşı geldiğimizde, bizi birbirimizle savaşmak için ikna ettiler ve silah verdiler.

İngilizler gelmeden önce topraklarımızda sadece kavga vardı. İngilizler’in kutsal dini bizim kavgacılığımızı kullandı; evlâtlarımızı savaşçı yaptı.

Hem de sadece kendi kardeşleriyle savaşan, dünyayı İngiliz dilinden ve İncil’den ibaret sanan vahşi savaşçılar.

Hastalıklar yaydılar. Ne olduğunu bilmediğimiz içeceklerle bizleri hasta ve zayıf yaptılar. Atalarımız’ı zincirleyerek büyük şehirlerine köle olarak götürdüler.

O büyük binaları, caddeleri, tünelleri ve kiliseleri insan etinin üzerine inşa ettiler.

Kendilerini temizlemek için sanatçılarına fikir adamlarına; sadece kendilerini kapsayan insan tariflerini yaptırdılar. Her çeşit yiyeceklerin büyüdüğü topraklarımıza ilaçlar döktüler. Toprağın altındaki yanıcı siyah cehennem kanı için bizleri öldürdüler.

Büyük acılar ve ölümcül işkenceler ördüler.

Her gelen gemiden; kıyılarımıza hep ikiye bölünmüş tekneler yanaştı.

İlk gelenler zulüm ettiler, arkasından gelen arkadaşları zulmü durdurma vaadiyle bizleri ele geçirdiler. Bugün gelenler de aynı sistemle hâlâ işgale devam etmekteler.

Yeni ilaçları, biyolojik silahları ve hastalıkları deneyen gönüllü doktorlarınızı istemiyoruz.

Emperyalist sisteminizde geri dönüşüm ekonomisiyle aslında sömürü olan yiyecek yardımlarınızı kabul etmiyoruz.

“ÖZGÜRLÜĞÜMÜZÜ İLAN EDİYOR VE DE AVRUPA’YI KOVUYORUZ…”

Birbirimizi anlamamızı zorlaştıran, şarkılarımızı ve masallarımızı unutturan fakir dilinizi reddediyoruz.

Çağdaş dünya daveti içindeki, bizi zorla şekillendiren yüzeysel sanat kuramlarınıza karşı çıkıyoruz.

Özgürlüğümüzü ilan ediyor, Afrikalı insanlar olarak doğduğumuzu ve Afrikalı ölmek için de bütün Avrupa’yı topraklarımızdan kovuyoruz.

Birbirimizi öldürelim diye bize öğrettiğiniz ırkçılığı…Felsefe adına önümüze sürdüğünüz batının sığ kafalı laflarını…Hukuk adına yaptığınız bütün şovenistliklerinizi…Ve sanat diye dayattığınız bütün estetik öğretilerinizi…

Afrika topraklarından silene kadar Afrika sizinle savaşacaktır.

Siz kabul etmeseniz de bir Afrikalı en az dünyanın herhangi bir yerindeki bir batılı kadar onurludur.

İnsan onurlu doğar. Ve hiçbir insanın kraliçelerin vereceği onura ihtiyacı yoktur.

Batılılar geldiklerinde ellerinde İncil, bizim elimizde topraklarımız vardı. Bize, gözlerimizi kapayarak dua etmeyi öğrettiler. Gözümüzü açtığımızda, bizim elimizde İncil onların elinde topraklarımız vardı...Kenya Devlet Başkanı Jomo Kenyatta


Marios To - Fontana amorosa