10 Kasım 2018

Soluk Mavi Nokta - Carl Sagan


6,4 milyar km uzaklıktan Dünya, soldan sağa resmi geçen günışığı huzmelerinin birinin üzerinde, sonradan çizilen mavi dairenin ortasında, soluk bir mavi nokta olarak görülüyor. Huzmeler, güneşin fotoğraf karesine yakın olmasından kaynaklanmaktadır. Noktanın bir huzmenin üzerine denk gelmesi tesadüftür.

Soluk Mavi Nokta, Dünya'nın Voyager 1 sondası tarafından rekor uzaklıktan çekilen bir fotoğrafı. Fotoğraf, dünyayı uzayın sonsuzluğu içinde tek başına gösterir.

"Soluk Mavi Nokta", Carl Sagan'ın bu fotoğraftan esinlenerek 1994'te yazdığı kitabının da adıdır. Fotoğraf, 2001 yılında space.com tarafından en iyi on uzay fotoğrafından biri seçilmiştir.

Voyager 1 sondası, dış güneş sistemini incelemek maksadıyla ABD tarafından 5 Eylül 1977'de fırlatıldı. 14 Şubat 1990'da NASA, asli görevini tamamlamış ve artık Dünya'dan hayli uzaklaşmış olan Voyager 1'e yeni komutlar yollayarak Güneş Sistemi'ndeki tüm gezegenleri fotoğraflamasını sağladı. Gelen fotoğraflardan birinde, grenli bir siyah yüzey üzerinde uçuk mavi bir nokta görülüyordu. Bu, Dünya'ydı.

NASA web sitesine göre fotoğraf Dünya'dan 6,4 milyar km uzaklıktan çekilmiştir. Dar açılı bir objektif kullanılmış, mavi, yeşil ve mor filtreler takılmış, tutulum düzleminin 32° üstü hedeflenmiştir[3]. Dar açılı objektifler, geniş açılı objektiflerin aksine, belli bir bölgeden ayrıntı görüntülemek için kullanılır[4]. Dünya, fotoğrafta bir pikselden daha küçük bir alan (NASA'ya göre 0,12 piksel) kaplamaktadır.

Voyager, Venüs, Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün'ün de benzeri fotoğraflarını çekmiştir. Merkür'ün Güneş'e yakınlığı fotoğraflanmasına izin vermemiştir. Merih'in fotoğraflanması ise gün ışığının objektife girmesi nedeniyle mümkün olmamıştır. NASA, 60 kadar fotoğrafı bir mozaik şeklinde bir araya getirerek "Aile Fotoğrafı" dediği Güneş Sistemi resmini oluşturmuştur.

11 Mayıs 1996'da, Carl Sagan, bir konuşmada fotoğrafı yorumlamıştır:

“ Şu noktaya tekrar bakın. Orası evimiz. O biziz. Sevdiğiniz ve tanıdığınız, adını duyduğunuz, yaşayan ve ölmüş olan herkes onun üzerinde bulunuyor. Tüm neşemizin ve kederimizin toplamı, binlerce birbirini yalanlayan din, ideoloji ve iktisat öğretisi; insanlık tarihi boyunca yaşayan her avcı ve toplayıcı, her kahraman ve korkak, her medeniyet kurucusu ve yıkıcısı, her kral ve çiftçi, her aşık çift, her anne ve baba, umut dolu çocuk, mucit, kâşif, ahlak hocası, yoz siyasetçi, her süperstar, her "yüce önder", her aziz ve günahkâr onun üzerinde - bir günışığı huzmesinin üzerinde asılı duran o toz zerresinde.

Evrenin sonsuzluğu karşısında dünya çok küçük bir sahne. Bütün o generaller ve imparatorlar tarafından akıtılan kan nehirlerini düşünün, kazandıkları zaferle bir toz tanesinin bir anlık efendisi oldular. O zerrenin bir köşesinde oturanların başka bir köşesinden gelen ve kendilerine benzeyen başkaları tarafından uğradığı bitmez tükenmez eziyetleri düşünün, ne çok yanılgıya düştüler, birbirlerini öldürmek için ne kadar hevesliydiler, birbirlerinden ne kadar çok nefret ediyorlardı.

Böbürlenmelerimiz, kendimize atfettiğimiz önem, evrende ayrıcalıklı bir konumumuz olduğu hakkındaki hezeyanımız, hepsi bu soluk ışık noktası tarafından yıkılıyor. Gezegenimiz, onu saran uzayın karanlığı içinde yalnız bir toz zerresi. Bu muazzam boşluk içindeki kaybolmuşluğumuzda, bizi bizden kurtarmak için yardım etmeye gelecek kimse yok.

Dünya, üzerinde hayat barındırdığını bildiğimiz tek gezegen. En azından yakın gelecekte, gidebileceğimiz başka yer yok. Ziyaret edebiliriz, ama henüz yerleşemeyiz. Beğenin veya beğenmeyin, şu anda Dünya sığınabileceğimiz tek yer.

Gökbilimin mütevazılaştırıcı ve kişilik kazandıran bir deneyim olduğu söylenir. Belki de insanın kibrinin ne kadar aptalca olduğunu bundan daha iyi gösteren bir fotoğraf yoktur. Bence, birbirimize daha iyi davranma sorumluluğumuzu vurguluyor, ve bu mavi noktaya, biricik yuvamıza. ”


Al Gore'un 2006 yapımı "Uygunsuz Gerçek" filminin son sahnesinde Soluk Mavi Nokta görülür. Gore, fotoğrafı küresel ısınmayı önlememiz gerektiğini vurgulamak için kullanırken Carl Sagan'ın sözlerini yineler: "Bu sahip olduğumuz tek şey". 

wikipedia.org

Friedrich Schiller "Daha geniş bir makinenin bir parçası oldukları bir toplum içinde bireyler kendilerini tam olarak geliştiremezler."



Güç - Faruk Nafiz Çamlıbel

Şanlı yaprakları târihin açılmış, duruyor;
Canlı bir levha, fakat her yiğitin girmesi güç.
Nice destanların ilhamı olan kavmimize,
Ata'dan sonra, bir efsâne beğendirmesi güç.

Han Duvarları
 

Geleneksel Türk tiyatrosu ve Muammer Karaca

Asıl adı Muammer Ruşen olan Muammer Karaca (8 Kasım1906 - 28 Nisan 1978) Türk tiyatro ve sinema oyuncusu olarak Geleneksel Türk Tiyatrosunun önde gelen isimlerindendir. Geleneksel tiyatromuzla çağdaş tiyatroyu özümsemiş büyük usta bir oyuncuydu.

TULUAT NEDİR
 
Geleneksel Tiyatroda “Tuluat” önemli bir yer tutar. Tuluat; doğmalar, doğuşlar anlamına gelir. Edebiyatta bir tiyatro türünün adıdır. Seçilen belli bir konuyu, önceden yazılmış herhangi bir metne dayanmadan, sahnede akla gelen sözlerle işleyerek canlandırma esasına dayanan bir oyun şeklidir. Tuluatta oyuncular, seçilen konu ile ilgili, konunun akışına uygun olan sözleri sahnede kendileri bulurlar. Muammer Karaca bu türün önde gelen ustalarındandı.

KARACA’NIN YAŞAMI ŞÜKRAN HANIM VE EVLİLİK
 
Veterinerlik öğrenimini yarım bırakarak tiyatroya yönelen Karaca, ilk kez 1923’te Sahir Opereti’nde sahneye çıktı. 1924’te Darülbedayi’ye girdi ve “Renkli Fener” oyununda rol aldı. 1930’daki kısa süreli Süreyya Opereti deneyiminden sonra tekrar Darülbedayi’ye döndü.

Bir turne için İzmir’de bulunduğu sırada Atatürk’ün silah arkadaşlarından birisi olan dönemin İzmir valisi Kâzım Dirik’in kızı Şükran Hanım’la tanıştı ve evlendi. Bu evlilik, ailenin izin vermemesi nedeniyle Şükran Hanım’ın kaçırılması sonucu gerçekleşti ve gazete manşetlerine yansıdı. Kâzım Dirik bu yüzden istifa etmek istemiş fakat Atatürk kabul etmemiştir. Muammer Karaca kayınpederinin isteği üzerine tiyatrodan ayrılarak bir süre Turhal’da yaşadı ve Turhal Şeker Fabrikası’nda idare amiri olarak çalıştı. Ancak Şükran Hanım’la evliliği 1950’li yılların başında sona erdi ve Karaca kısa süre sonra tiyatroya döndü.

MUAMMER KARACA TİYATROSU VE CİBALİ KARAKOLU
 
1933’te Safiye Ayla’yla “Alabanda” Revüsünde oynayarak ünlendi. 1945’te bir süre Ses Opereti’nde çalıştıktan sonra 1955’te Karaca Opereti’ni kurdu. Adnan Menderes’i hicveden “Etnan Bey Duymasın” adlı oyunu çok popüler oldu. Muammer Karaca Tiyatrosu’nun açıldığı yıl, “Cibali Karakolu” adlı oyunu sahneye koydu. Cibali semtindeki insanlarla semt karakolundaki polislerin yakın ilişkisinden ilham alan oyun, 16 yılda üç bin kezden fazla sahnelendi. Hulki Saner’in yönetmenliğinde 1966’da sinemaya uyarlandı. Karakolda bozuk daktiloyla ifade tutanağı yazdıkları sahne Türk komedi klasiklerindendir. Muhsin Ertuğrul’un Karım Beni Aldatırsa (1938) filmiyle sinema oyunculuğuna da başlayan Karaca, birçok filmde karakter rollerine çıktı. Cibali Karakolu gibi tiyatrodan uyarlanan bazı filmlerde başrol oynadı. 28 Nisan 1978’de İstanbul’da hayatını kaybetti.


TULUATTAKİ EPİK
 
Muammer Karaca günlük yaşamında da esprileriyle tanınan biriydi. Çok az bilinen bir esprisi vardır: Göbeğiyle ünlü şair Yahya Kemal Beyatlı ile yakışıklı ve ince yapılı olan Muammer Karaca bir gün yolda karşılaşırlar. Yahya Kemal, Karaca’ya takılır:

“Muammer Bey, sizi gören memlekette kıtlık var sanacak.”

Karaca hemen cevabı yapıştır: “Yahya Efendi, sizi gören de kıtlığın sebebini anlayacak.”

1963’te Yön Gazetesi için Muammer Karaca ile bir söyleşi yapmıştım. Bazı özel açıklamaların sonunda geleneksel tiyatromuzun epik tiyatroya olan yakınlığından söz ederek, “Biz yıllardan beri tuluatla epik tiyatro yapıyormuşuz da kimse bunun farkında değilmiş” dedi. Bu önemli açıklama o dönemde epeyce ses getirdi.

Hayati Asılyazıcı

Albert Camus "Hiç kimse zevklerinde ikiyüzlü değildir."

Başkalarının yaşamına duyulan özlem. Dışarıdan bakınca,başkalarının yaşamı bir bütün oluşturur. Oysa kendi yaşamımız, içten bakıldığında dağılmış gibi durur. Yine bir bütünlük yanılsamasının ardından koşuyoruz.

Hayat aslında anlamsız bir bulanıklıktır ama ona anlam katabilmek gerekir. Mutlaka bir tercihiniz olmalı ona dayanmalı onun için mücadele etmelisiniz. Tercihsizlik de bir tercih.

Bir akşam, dalgın dalgın hoş bir kitabı karıştırırken, bir an bile duraksamadan: 'Tutkulu ruhların çoğunda olduğu gibi, hayattaki inancının tükendiği an gelmişti.' cümlesini okudum. Bir saniye sonra, cümle içimde bir kez daha yankılanıyordu ve gözyaşlarına boğulmuştum.

Bir insanı sevmek, onunla birlikte yaşlanmaya razı olmaktır.

Bir kalıp düşünceyi işlemek, bir incelik üzerinde durmaktan çok daha kolaydır. Benim için kalıp düşünceyi seçtiler: Ben de saçma oldum kaldım...

Bu dünyada en büyük suç, insanların taşıdıklarından kaçmak değilse nedir?

Düşüncenin haline ağlamak boşunadır. Onun için çalışalım yeter.

Gençlik kolay mutluluklar için parlak bir çağdır.

Gözlendiğinde, zaman hızlı ilerlemez. Gözetim altında tutulduğunu hisseder. Ama zaman, bizim dalgınlıklarımızdan yararlanır. Belki de iki zaman vardır, gözlenilen zaman ve bizi değiştiren zaman.
 
Hayatımın kusurlu yanlarını saklamak zorunda oluşum bana soğuk bir hava veriyordu, bu soğukluğu da erdemle karıştırıyorlardı.