15 Eylül 2018

Ulvi Cemal Erkin


Türk Beşleri olarak adlandırılan, yaklaşık 1904-1910 yılları arasında doğmuş olan birinci kuşak bestecilerimiz arasında yer alan Ulvi Cemal Erkin, "Çağdaş Türk Müziği" ne yön veren en önemli bestecilerden biri idi.

Ulvi Cemal Erkin 14 Mart 1906 yılında Istanbul'da dünyaya geldi. Annesinin piyano çalması ve kendisinden büyük olan erkek kardeşinin keman dersleri alması nedeni ile müziğe küçük yaşta ilgi duymaya başladı. Küçük Ulvi, üst düzey bir bürokrat olan babası, Mehmet Cemal Bey'i yedi yaşında iken kaybedince, annesi, Nesibe hanım çocukları ile babası Abdullah Behçet Bey'in evine yerleşti. Ulvi Cemal sekiz yaşına henüz basmıştı ki, önce Mercenier adlı bir Fransız'dan, daha sonra da o tarihlerde Istanbul'da ünlü bir öğretmen olan Adinolfi'den piyano dersleri alarak kısa sürede büyük bir aşama ile bu konudaki yeteneğini kanıtladı.
 
 


Piyanosunu oldukça ilerlettiği yıllarda bir yandan Galatasaray Lisesi'nde okuyor, bir yandan da derslerinden arta kalan süreler içinde müzikte gelişmesini sağlayacak her türlü olanağı değerlendiriyor, hatta yaratıyordu.

Cumhuriyetin ilan edilmesi ile başlayan yeni atılımlar ve ulusal bilincin yaratılması konusundaki girişimler, en önemli devrimlerden biri olan müzik devrimini de gündeme getirdi. Bu devrimin gerçekleşmesi büyük önder Atatürk'ün yıllar öncesinden tasarlayıp olgunlaştırdığı konulardandı. Ancak " Çok Sesli Çağdaş Türk Müziği" temellerinin atılabilmesi için bu alanda akademik eğitim görmüş Türk sanatçılarına gereksinim vardı. Bu nedenle, Atatürk güzel sanatların çeşitli dallarında öğrenim görecek genç yetenekleri Avrupa'ya yollamayı kararlaştırdı. Nitekim, bu amaçla, 1925 yılında, Milli Eğitim Bakanlığı Müzik öğrenimi görecek gençleri seçmek için bir sınav açtı.

Ulvi Cemal Erkin bu sınavı kazandığı zaman ondokuz yaşında idi. Sekiz yaşından beri aralıksız sürdürdüğü müzik eğitimine bu sınavın sonucu olarak Paris'te devam edecekti. Paris Konservatuar'ında Isidor Philip, ve Camille Decreus ile piyano, Jean Gallon ile armoni, Noel Gallon ile kontrpuan çalışan Ulvi Cemal Erkin, daha sonra öğrenim yaptığı Ecole Normale de Musique'de Nadia Boulanger'nin kompozisyon öğrencisi olmuştur.

Erkin 1930 yılında diplomasını alarak Türkiye'ye döndü. Aynı yılın Eylül ayında da Musiki Muallim Mektebi'ne piyano öğretmeni olarak atandı.(Bu okulu daha sonra Paul Hindemith ilk Türk Müzik Konservatuarı olarak yeniden düzenlemiştir).

Ulvi Cemal Erkin ilk eseri olan orkestra için "Iki Dans"ı ve eserleri listesinde ikinci sırayı alan keman ve piyano için, "Ninni", "Emprovizasyon" ve "Zeybek" adli parçayı Paris'te yazmıştı.

Ulvi Cemal Erkin öğretmenliğe atandığı tarihten başlayarak kimi zaman bir piyano konçertosu ile solist, kimi zaman besteci, yorumcu, öğretmen ve orkestra şefi olarak önemli görevler üstlenip Cumhuriyet Dönemi'nin en büyük devrimlerinden biri olan müzik devriminin sevilmesi ve yaygınlaştırılması konusunda öncülük etmiştir.

Ulvi Cemal Erkin 29 Eylül 1932'de, Leipzig Konservatuarını bitirerek Musiki Mallim Mektebi'nde piyano öğretmenliğine atanan Ferhunde Remzi ile evlendi. Bu evlilikten sonra ürünlerinin esin kaynağı ve piyano yapıtlarının en iyi yorumcusu eşi Ferhunde Erkin oldu. Bir ömür boyu süren birlikteliklerinde yurt içinde ve yurt dışında verdikleri konserlerle heyecanları, mutlulukları, başarıları birlikte paylaştılar ve kısıtlı imkanlarla genç müzisyenleri yetiştirmeye ve Çok Sesli Müziği yaymaya kendilerini adadılar.

Halk Müziği'nin zengin kaynaklarından yararlanıp, aksak ritimli yapının arasına ya da üstüne taksim gibi serbest ve durgun bir bölme yerleştirerek değişik hava yaratmak Ulvi Cemal Erkin'in sıkça ve başarıyla uyguladığı bir teknikti. Erkin yapıtlarında kolayca benimsenen ve akılda kalan Türk ezgilerini bularak, bunları zevkli bir armoni üzerine oturtmasını, Anadolu'nun kokusunu, rengini ve sesini Batı'nın tekniği ile çağdaş kalıplar içine ustaca dökmesini bildi. Ulvi Cemal Erkin'in eserlerindeki içtenlik, sıcaklık ve yalınlık onların sevilip sık çalınmasının başlıca nedeni olmuştur. Incelikli bir beğeni süzgecinden geçirerek uzun uzun düşünen ve tartan, müziği notaya aktarırken daha çok titizlenen Erkin, duyguyu daima öne alan özgün eserler vermiş ve soylu olanı seçmesini bilen kişisel stili ile ülkesinin müziğini yüceltmiştir.

Ulvi Cemal Erkin'in eserleri Türkiye dışında da sık sık seslendirilmektedir. Yapıtlarını seslendiren, Çek Filarmoni Orkestrası, Colonne Orkestrası ve Paris Radyo Senfoni Orkestrası gibi orkestraları bizzat yönetmiştir.

Ulvi Cemal Erkin 15 Eylül 1972'de, altmışbeş yaşında iken, kalbine yenik düşerek hayata veda etmiştir.

Ulvi Cemal Erkin, 1991 yılında da Sevda Cenap And Vakfı'nın Onur Altın Madalya'sını
ölümünden sonra almıştır.

Kaynak...Profesör Koral Çalgan


Benim işim değil ki!

Öykümüz Herkes, Birisi, Herhangi Biri ve Hiç Kimse adlı dört kişi hakkında. Yapılması gereken önemli bir iş vardı ve Herkes, Birisi'nin bu işi yapacağından emindi. Gerçi işi Herhangi Biri de yapabilirdi, ama Hiç Kimse yapmadı. Birisi buna çok kızdı, çünkü iş Herkes'in işiydi. Herkes, Herhangi Biri'nin bu işi yapabileceğini düşünüyordu ama Hiç Kimse, Herkes'in yapamayacağının farkında değildi. Sonunda Herhangi Biri'nin yapabileceği bir işi Hiç Kimse yapmadığı için Herkes, Birisi'ni suçladı.
Yazarı bilinmiyor
  

Umut çiçeği açtığı sürece, onların ahı yok etmez sonsuz sevgiyi...Dante Alighieri


Ey okur, dağda sise yakalanıp da, çevreyi gözlerinin üstündeki perdenin gerisinden gören köstebekler gibi gördünse sen de dünyayı, anımsa nemli, yoğun buhar dağılmaya başlayınca süzülen güneşin cılız ışığını; gözlerinde canlandırırsan bu olayı, düş gücün kavrar benim de batmakta olan güneşi nasıl algıladığımı.
ve aklım öyle kapandı ki kendi içine, dıştan gelen hiçbir nesne giremez oldu içine.

 Güzel babam, ne olur söyle, hangi günahtan arınıyorlar bulunduğumuz dairede? Ayaklarımız dursa da, sen konuşmayı kesme.

Doğal sevgi hep hatadan arınmıştır, ama öteki hata edebilir, değersiz bir nesne seçerek, gereğinden fazla ya da gereğinden az severek.

Üstümüzdeki üç dairede gözyaşı dökmekte; söylemeyeceğim nasıl bölündüğünü üçe, kendin arayıp bulasın diye.
 
Bütün bu satırlar, birer sorgulama niteliği taşıyor gibi. Genel olarak Dante'nin sorusu şu: İnsanın aklını ve ruhunu gerçeklere kapatan nedir? Günah nedir ve neden böyle şiddetle cezalandırılıyoruz? Neden doğayı, doğal olanı bırakıp yapay, değersiz olguların peşinden koşuyoruz? İnsanı yozlaştıran, bozan nedir? İnsanın doğası mıdır bu?
"Hayır" der Dante "Dünyanın kötüleşmesinin nedeni sütünüzün bozukluğu değil demek ki, neden; dünyanın kötü yönetilmesi, vaktiyle Roma güzel kılmıştı dünyayı, çünkü iki güneşi vardı, biri dünyanın yolunu, biri Tanrı'nın yolunu aydınlatırdı. Ama güneşler söndürdü birbirlerini kılıç asayla birleşince."
 
 Aklının keskin gözlerini bana çevirirsen” dedi o, “yol göstermeye kalkan körlerin düştükleri hatayı
görürsün hemen.  Herkes özgür iradeye sahiptir, davranışlarımızın sonuçları yaptığımız seçimlerden oluşur. Yeter ki, dünyaya köstebekler gibi kör gözlerle bakıp, aklımızı kapatmayalım.  Vergillius'un son sözleri de böyledir: Benden tek söz, tek işaret bekleme; aklın özgür şimdi, doğru ve sağlıklı da, hata edersin uymazsan ona: artık tacını da, külahını da bırakıyorum sana.

Birçoklarının yüreklerinde adalet var; fakat yaydan ihtiyatla atılan ok gibi oradan geç çıkıyor. Senin halkın adaleti dudaklarında taşıyor!


Dilerim en büyük isteğiniz bir an önce gerçekleşir sevgi dolu engin göklere kabul edilirsiniz.

Özgürlüğün değerini uğrunda can verenler bilir en iyi.

çünkü düşüncesinin üstüne düşünce yeşerten,
uzaklaşmış olur ereğinden,
ikinci düşünce güçsüz kılar ilkini.

Gökte buluyorsunuz her şeyin nedenini
siz canlılar, her şey sanki
onunla sürükleniyormuş gibi.
Böyle olsaydı,hiçbir şey elinizde olmazdı,
iyiliğe sevinmenin, kötülüğe üzülmenin,
bir anlamı kalmazdı.

"Araf"

13 Eylül 2018

Kalanlar - Tezer Özlü


(Anlatı ve Günlük Parçaları)
Bazan bir şeyi yaşarken olaya dışarıdan bakıp, o olayı yazmak için yaşadığım duygusuna kapılıyorum. O zaman içimden bir ses, karşındakine haksızlık ediyorsun, diyor. Olmaz böyle bir şey, diyor. Olayın içine girmeye çalışıyorum. O zaman da kendime haksızlık ediyormuşum gibi oluyor. Böylece kendi özüm ve gözetimim (yazmak için) arasında gidip geliyorum.


Zambaklı Padişah - Ece Ayhan

Ne zaman elleri zambaklı padişah olursam
Sana uzun heceli bir kent vereceğim
Girilince kapıları yitecek ve boş!

Azizim, güzel atlar güzel şiirler gibidirler
Öldükten sonra da tersine yarışırlar, vesselam!

I
Ey imece ile başsız gömülecek derviş
Sen kendin o zamandan değilsin

Ya bu hikayeyi nereden bilirsin?
Ey ustalıkla taşaronluğu birbirine karıştıran ve
Yaşayan okur!
Sen yabancı değilsin bense bir fakir derviş.

II
Ve bir derviş ... atını saldı salar.

III
Karartma benizli bir sözcük kırıntısından bile.
Kesekağıdı yapıyor, yapabiliyor.

IV
Hava gırçımadır
İki çocuk da bir gömlek içinde
Valde külhandadır

Hafız! Sence çocuklar
Çiçeklerin koynunda uyumalıydı değil mi!

V
"Sizde ölüm var mıdır?"

VI
Yedi kez görünmeyen denizin üzerinde, iki açık deniz evliyası
Tabuttaş'tan Üsküdar Sultanlığı'na bir konsol aynası taşır.

VII
Eski bir göç yolu, izlenmektedir.

VIII
Devlet ve şairleri, iki kaşık gibi içiçe uyurlarken
Geldiği kapkara denize Karpiç'den gönderilmiş bir gemi.

IX
Duyduk ki, bir daha
Kuş getirmek sınıfa
İntihar olmuş cezası
Hal ve gidişat tüzüğünde

Biz kuşları tutmuyoruz ki
Kapıda koyveriyoruz
Dönüp onlar ceplerimize giriyorlar
N'apalım?

X
İnsan gözünün soldan sağa okuma alışkanlığı!

XI
Unutulmuş bir çocukluk hastalığından da bilinebilir
İkinci Savaş'da Galata'da geçilmiş bir kedi merdiveni.

XII
Şiir de, duraklarda, dinlenirdir, dinlenir.

XIII
Yenilmiş, geri çekilmededir bir gizli yol
Muvazzaf şairler de ...

XIV
Geceleri, aydan, evlere girilemiyordur.

XV
Devletin cüceleri nasıl iki kez ayağa kalkmak zorundaysalar
Tabiatın cüceleri de bir dehliz bulmuşlardır kendi içlerinde.

XVI
Portakallarla donanmış selatin meyhaneleri, kapalıdır.

XVII
Ustasından geçmiyen bir deniz
Gittikçe uzaklaşıyor, okunmuyor.

XVIII
Mühründe şiir kazılıdır bir padişah.

XIX
Kuşlar havada, insan karada
Ölmek istemezler!

XX
Beş aydan bu yana, ilk bir insan görüyorum...

XXI
Kışı ve Üsküdar'ı, atkısıyla geçirecek bir kadın
Yazmışım, nedense, deftere.

XXII
Sarışın Osmanlı tarihçileri...

XXIII
"Bak bre çirkin!"
Karanfilinde bir ... basılıdır.

XXIV
Beyaz kargalarlı, aykırı düşüncelerdir.

XXV
Biliyorsun; ölüm
Artık ayakta karşılanmıyor, karşılanmaz!

XXVI
Akıl, yürütülüyor, yürüttüm bu kentte.

XXVII
Bir erkeğe gerilmiş bir kadın,
karşıdadır.

XXVIII
Ebru ile bir yazı arası.

XXIX
"Şiir, ölüm ve yaşam dolayısıyla,
Şimdi ve daima, açıktır."

XXX
İşkence!... Bu sözcüğü, ilk Karagümrük'de
Duyduk duyuldu.

XXXI
Camında sabun kurutulan evler
Beyoğlu'nun yıkılacağını bildiriyorlar.

XXXII
Ey gemileriyle birlikte yiten denizler
Ve bağlı limanlarıdır! ki unutulmasın

Gerçeklikte, gemiler terketmektedir fareleri.