14 Mart 2013

Devlet - Platon (Eflatun)

"Demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir. Ancak milletin kendini yönetecek olanları iyi seçebilmesi için, yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. Halk övülmeyi sever. Onun için, güzel sözlü demogoglar, kötü de olsalar, başa geçebilirler. Eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilirse oligarşi olur. Devam edilirse demogoglar türer. Demogoglardan da diktatörler çıkar. Demokrasi despotluğa dönüşür.
 
*
 M.Ö. 427-347 yılları arasında yaşamış olan Eflatun düşlediği en iyi devleti, Sokrates'le birlikte, bu kitapta anlatır.
Devlet'te iki düşüncenin çatışmasına tanık oluruz:
1) İnsanlar doğuştan iyi ve eşittirler; toplumun kötü düzeni onları bozuyor, güçlüler güçsüzleri eziyor. Kanunlar güçlülerin elinde güçsüzlere karşı silah okuyor.
2) İnsanlar doğuştan ne iyi ne de eşittirler. Yalnızca güçlü ve güçsüzler vardır. Güçlünün güçsüzü yönetmesi, doğa gereğidir ve doğrudur. İnsan haklı olmaya değil, güçlü olmaya bakmalıdır.
Buradan yola çıkarak Devlet'in, bugün "insan değerler" başlığında ele aldığımız birikimin kaynaklarından biri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
 
 *
Arap dünyasında ve Türkçede Eflatun adıyla da bilinen büyük Yunan filozofu Platon, daha 20'li yaşlarından Sokrates'in en parlak öğrencisidir. Sokrates'in ölüme mahkum edilmesi ve baldıran zehri içerek idam cezasını bizzat infaz etmesi, genç filozof Platon'u derinden etkiler ve o tarihten sonra bütün enerjisini, felsefe ile politika arasındaki ilişkiyi, iyi insanı, adalet kavramını ve ideal devlet düzenini araştırmaya adar. "Sokrates'leri öldürmeyecek bir devlet düzeni" arayışı ona Devlet'i yazdırır. Platon'un Devlet'i sadece "ideal" bir devletin ilk modeli değildir. Platon, insanın mutluluğu ile de aynı yoğunlukta ilgilenir. Ama Devlet'in önemi, biraz da ondaki düşünce zenginliği, düşünce üretme, üretilen düşünceleri gerekçelendirme, sorular sorarak adım adım kanıtlama, karşısındakini adım adım ikna etme ya da gerçeği ona buldurma yöntemleridir. Yani Platon'un, hocası Sokrates'ten öğrendiği ve bütün diyaloglarında kullandığı, soru - cevap esasına dayanan o ünlü tartışma yöntemi Devlet'te zirveye ulaşır.

Platon o yüzden fazla felsefi diyalog yazmıştır. Yunanca başlığı Politeia olan Devlet, bu diyalogların en önemlisi, en kapsamlısıdır. Devlet, ütopya kitapları dizisinin olmazsa olmazıdır. Platon'un amacı kuşkusuz bir ütopya yazmak değildir. Yine de Devlet, yazarının amacından bağımsız olarak, birçok araştırmacı tarafından "ütopyaların ilk örneği" olarak kabul edilmektedir. Kimine göre bütün ütopya kitaplarının babasıdır.
(Tanıtım Bülteninden)

Özdemir Asaf Seçme Sözler


Bir seviyi anlamak, bir yaşam harcamaktır...Harcayacaksın!

Bugüne en uzak gün, dün.

Damla biraz daha küçük veya büyük olamayacağı gibi ben de biraz daha şöyle biraz daha böyle olamam.

Dünüyle ünlü insanlar bugün gün yüzü görmezler.

Evlilik, iki kişilik yalnızlıktır.

Ben ölseydim, o belki ağlardı. Ama o ağlasaydı, ben ölürdüm.

Gelmesen önemli değil, gelsen önemli olurdu!..Gelmemen büyük yalnızlığımı doldurdu...

Sustuğunu bilen olgundur, bildiğini susan değil.

Gerçek değer; gelmesi boşluk dolduran değil gitmesi boşluk yaratan.

Kaybedeceğini bile bile neden mücadele ediyorsun dedi, öleceğini bile bile yaşadığını unutmuştu o ama...Bozmadım.

Kendi bahçesinde dal olamayanın biri, girmiş bahçeme ağaçlık taslıyor.

Sevilenin yanlışı görünmez, sevilmeyenin görüntüsü yanlıştır.

Sustuğunu bilen olgundur, bildiğini susan değil.

Ben birini sevmiyordum. O da beni sevmiyordu. Bir gün bir yerde randevulaştık. Ben gitmedim. O da gelmedi.

Yanına kadar koştuktan sonra, bir adım daha atamayacaksan eğer; oraya kadar sakın koşma. Sana değil, bekleyene yazık olur.

Yaşamak için bırakılmış bir yön baktım, yoktu: Ben direnmek için elimden gelin yaptım.

Anı bahçelerinde üşümek sıcaktı.

Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, Birinciliği beyaza verdiler.

11 Mart 2013

Lady Lazarus - Sylvia Plath

İşte yine yaptım 
Her on yılda bir 
Böyle bir tane beceririm 
Bir tür ayaklı mucize, tenim 
Bir Nazi lamba siperliği kadar parlak, 
Sağ ayağım 
Tüy kadar hafif 
Yüzüm ifadesiz, incecik 
Yahudi kumaşından. 
Çözün kundağı 
Ah, sevgili düşmanım. 
Korkutuyor muyum? 
Burnu, göz bebekleri, 32 dişi yerli yerinde mi? 
Acı nefesi 
Ertesi gün yok olacak. 
Yakında, çok yakında 
Vahim bir öldür gücü 
Evimde, etimde olacak 
Ve ben işte gülümseyen bir kadın. 
Daha sadece otuzunda. 
Ve kedi gibi dokuz canlıyım. 
Bu Üçüncü Sefer. 
Ne lüzumsuzluk 
On yılda bir imha. 
Bu ne çok iplik. 
 
Çekirdek yiyen kalabalık 
İtişir içeri görmek için 
Ellerimi ayaklarımı çözmelerini – 
Muhteşem soyunmalar. 
Baylar, bayanlar 
Bunlar ellerim benim, 
Bunlar dizlerim. 
Bir deri bir kemik olabilirim, farketmez, 
Ben de onlardandım, tek tip kadın işte 
İlk seferinde on yaşındaydım. 
Kazaydı. 
İkinci seferinde istedim 
Bitirip gitmeyi ve hiç daha dönmemeyi. 
Üstüstüme kapaklandım. 
Tıpkı bir midye gibi. 
Tekrar tekrar bağırmaları gerekti çağırmaları 
Ve üstümden ayıklamaları inci gibi parlak yapışkan 
Solucanları 
Ölmek Bir sanattır, herşey gibi. 
Özellikle iyi yaparım. 
 Bir ölürüm ki, cehennemden gelir gibi olurum. 
Bir ölürüm ki, adeta hakikaten olurum. 
Sanki gider gibi bir davete. 
Bunu yapmak çok kolay bir hücrede 
Ölmek ve kımıldamamak 
Ölüyü oynadığım tiyatroda sıranın gelmesi gibi 
Güneşli bir günde geri gel 
Aynı yere, aynı yüze, zalim 
Eğlenen çığrışlara: ‘Mucize! ’ 
İşte bu yere yıkar beni. 
Ama bir bedeli var. 
Yara izlerime bakmanın, bir bedeli var. 
Kalbimi dinlemenin  
Hakikaten çalışıyor. 
Bir bedeli var, çok büyük bir bedeli var. 
Bir sözün, veya bir dokunuşun. 
Ya da biraz kanımı akıtmanın. 
Bir tutam saçımın veya elbisemden bir parçanın. 
Eee, Herr Doktor. 
Eee, Herr Düşman. 
Sizin eserinizim ben, 
Paha biçilmez, 
Altın topu bebeğinizim 
Bir çığlığa eriyen 
Dönüyorum ve yanıyorum. 
Gösterdiğiniz alakaya aldırmadığımı sanmayın. 
 Kül, kül Külü eşele bak. 
Etten kemikten eser yok 
Bir kalıp sabun 
Bir nişan yüzüğü 
Altın bir diş. 
 
Herr Tanrı, 
Herr Şeytan 
Savulun Savulun. 
 Küllerin arasından 
Doğrulurum kızıl saçlarımla 
Ve çıtır çıtır adam yerim.  

Çeviren: Enis Akın 
 

Zaman,Yer, Sonra... Nilgün Marmara

 
Ayla örtünüyoruz çağlardır, buğulu camlar ve farklanmış yüzümüzle. Başkaları uygarlıktan söz ediyor, bilmeden her geriye dönüşün belki ulaşılmaz bir ileriye adım olduğunu. Tohumdan korkuyoruz, yeryüzünün ilgisizliği hafif kılıyor bedenlerimizi, bakışımız göğe yönelirken yürekler serin tutuluyor. 
 
Sonra her çınlamayla endişe güğümleri omzuma biniyor; toprağın değişmezliği, yapıların kalıcılığı, anaların istemi kadar tehdit edici yükler. Örümcek ağında gizlenen eski yazılar kinin kuşkusunu kusuyor. Yeniden hatırlanıyor bir zamanın beyaz evleri, dudakların uyarısıyla sonu ertelenen aşkın iyicil kucağı açılıyor, öte dünyanın gerçek konutlarında. 
 
Çerçeveleri yalnızlıklarımızdan oluşan, kapıları acılardan örülmüş, toz, taş, geçmiş ve şimdiyi saklayan güzellik! Hiç bitmesin diyoruz dingin tavrımız, bir kez seçilmiş uğraşı yaşamdan ayırmamakla. 
 
Sevgi yazısıyla!

Ekim, 1981
(Metinler)

Hasret - Fazıl Hüsnü Dağlarca

Sevgimi unutmak için seyrederim bir tabloyu, bir mermeri,
Ki ne kadar dalsa ruhum yeniden döner geriye:
Okurum düşüne düşüne okuduğun şiirleri,
Senin düşüncen geçerken üzerlerinde bir sıcaklık kalmıştır diye