01 Ağustos 2021

Doğa - İnsan Etkileşiminde Yabancılaşma Ve Paraekolojik Yaklaşım - Turgay Dindaroğlu

 PDF) DOĞA-İNSAN ETKİLEŞİMİNDE YABANCILAŞMA VE PARAEKOLOJİK YAKLAŞIM Turgay  DİNDAROĞLU*

Yabancılaşma, modern toplumun bir sorunu gibi görünse de aslında insanın var oluşundan beri zaman içerisindeki değişimine de eşlik edebilen birçok sorunun ana kaynağı olarak kabul edilir. Yabancılaşma latince “alienatio” kelimesiyle ifade edilmiştir. Sosyoloji, felsefe ve psikoloji bilim dallarında anlamı farklılaşsa da aslında soyut olarak doğal ekseninden uzaklaşma, sapma veya gerçek amacı ve özü kaybetmek olarak anlamlandırılabilir. İnsan yaşamını yöneten veya yönlendiren içgüdüler, alışkanlıklar, tutkular vb. insani özelliklerin özüne yabancılaştığı bir ortamda meydana gelen ekolojik reaksiyonlar doğanın aleyhinde oluşmaya devam etmektedir. Yabancılaşma problemiyle yüzleşemeyen insanoğlu doğada meydana getirdiği yıkımları ancak oluşan olumsuz etkilerle yüz yüze geldiğinde çözmek zorunda hissetmektedir. Yabancılaşma probleminin farkında olan kesimler, hem bu sorunu fark etmek istemeyen büyük bir çoğunlukla hem de yabancılaşmış kendi yaşam tarz ve alışkanlıklarını değiştirmekle mücadele etmek zorunda kalmıştır. Yabancılaşma sorununu ve boyutlarını anlamak için bozulmamış özün ve doğanın referans olarak kullanılması gerekmektedir. Yabancılaşma sorununun çözümü için geçmişten günümüze Plotinos, Hegel, Mevlana, Feuerbach, Marx ve Kierkegaard gibi birçok farklı ekoller farklı bakış açıları ortaya koymuşlardır.  

Bu çalışmada Yabancılaşma sorunu ile mücadelede insanı doğanın bir parçası olarak olgunlaşmasına yardımcı olan “Paraekolojik” yaklaşımlar çerçevesinde ele alınmıştır. Bu yaklaşımların temel amacı doğa koruma ve çevre etik anlayışının yaşam tarzı haline gelebilmesi yönündeki çabaların daha kalıcı olmasına yardımcı olmaktır. Bu kapsamında, öncelikle çevre sorunlarının trajik sonuçlarının tanıtılması ve daha sonra bunların nedenlerinin anlaşılmasının sağlanması, paraekolojik etkinin oluşması için önemli ilk adımdır. Paraekolojik yaklaşımlarda daha önce Malik Sensitivity model kullanılarak belirlenen değişkenler zinciri içerisinde; ekolojik yaşam stilini özendirici rolünde; sivil toplum örgütleri, organizasyonlar ve rol modeller yer almaktadır. Çevre sorunlarına karşı üretilen çözümlerin yaşam stili haline dönüşmesi ve içselleştirilmesi için yardımcı parametreler; Toplumların kendilerine özgü yaşam tarzları, alışkanlıkları, kültürleri, dini inanç eğilimleri, değer verdikleri semboller, ritüeller ve mitler kullanılmaktadır. Destekleyici parametreler olarak psikolojik yaklaşımlar, subliminal mesajlar ve yasal düzenlemeler yer almaktadır. 

Bu çalışmada küresel ısınma, ekosistem hizmetlerindeki aksaklıklar, besin zincirindeki bozulmalarda insan kaynaklı ekosistemik yabancılaşmakavramı ele alınmıştır.

* * *

Yabancılaşma olgusu zamanla beraber ilerleyen, değişim ve dönüşümle beslenen kadim olduğu kadar aktüel bir sorun olarak değerlendirilmektedir. Zamanla kavramsal olarak felsefe, sosyoloji, politika, teolojik vb. düşüncelerin kendi pencerelerinden tanımlanma imkanı bulabilmektedir. Bu kavramsal çeşitlilik insanın gelişimine bağlı psiko-dinamik bir süregenliğin farklı alanlardaki yansımaları olarak zaman zaman karşımıza çıkmaktadır. Yabancılaşma düşüncesi Antik Yunan felsefesinin son temsilcilerinden Plotinos ve Tanrı bilimci Aziz Augustinus’a kadar uzanmaktadır. Aslında Hegel, Marx ve Weber’in daha çok gün yüzüne çıkardığı bu fenomenin Anadolu’daki izlerine Mevlana’nın eserlerinde de rastlamak mümkün olabilmektedir.  

Ekosistemler canlı (üreticiler, tüketiciler ve ayrıştırıcılar) ve cansız (topoğrafya, toprak ve iklim) varlıkların karşılıklı ilişkiler kurdukları sistemlerdir. Sınırları belli olamayan bu sistemler açık sistemlerdir. Aynı zamanda dinamik ve doğal sistemlerdir (Odum, 1976; Çepel, 2000). İnsanoğlu ekosistemin aktif ve önemli bir parçasıdır. Ekosistemler parçasını oluşturan insanı ve onun yaşam tarzını etkiler ve dönüştürür. İnsanlar da ekosistemler üzerinde önemli ve bazen de dönüştürücü etkilere sahiplerdir (Antropojen ekosistemler). Ancak insanoğlu gerçekte ekosistemin sahibi değildir. Karşılıklı ilişkiler içerisinde etkileşim, değişim ve dönüşüm sürdürülebilirlikten uzaklaşıp bir tarafın baskınlığıyla sonuçlanmasıyla mucizevî denge bozulmuş olur. Günümüzdeki ekolojik sorunlar modern toplumun küresel sömürü alışkanlıklarıyla aporetik bir duruma gelmiştir. Ancak ekolojik problemlerin temelinde insanın kendisini ekosistemin efendisi gibi görmesinden kaynaklanan insanın kendine yabancılaşması sorunsalı yatmaktadır (Dindaroğlu vd., 2013; Dindaroğlu, 2014a). Bu çalışmada yabancılaşma olgusu kavramsal olarak daha çok ekosistem ölçeğinde doğa ve insan ilişkisi odağında ele alınmıştır. 

YABANCILAŞMA

 İnsan ve doğa dualistliği içerisinde Hegel ve Marx’ın yabancılaşma sorunsalı doğal olarak ortaya çıkmaktadır. Mevlana daha çok insana odaklanarak insanın kendine yabancılaşması üzerinde durmaktadır. Mevlana’ya göre temel sorun insanın “kendi”si ve çevresi ile uyum içerisinde olamamasından kaynaklanmaktadır. Feuerbach yabancılaşmanın sahip olabileceği olumlu tarafı, insanı özünü aramaya yönelten bir ara evre oluşturmasına neden olması olarak ifade etmektedir (Tekin, 2010). Feuerbach, Hegel’in doğa ve mutlak tinin arasındaki yabancılaşma bakış açısını kabul etmeyerek, Tanrının kendine yabancılaşmış insan biçimini yabancılaşmanın ölçütü olarak ortaya sürer (Erdost, 2010). Hegel’in teolojiye odakladığı yabancılaşma merkezi Feuerbach’ın görüşlerinde antropolojiye yakınlaşmıştır. Marx ve Weber insanın teknoloji ve sanayinin gelişmesiyle beraber, maddi ve manevi değerlerinden uzaklaşmasına neden olan ürettiği ürünün ne olduğunu bilmeden kendisine verilen işleri belli bir ücret karşılığında yapmak zorunda bırakılması olarak değerlendirmişlerdir. Bir bakıma insanın robotlaştırılması yabancılaşmanın önemli sonucudur (Marx, 2014a). Marx’a göre işçinin ürettiği ürüne, iş süreçlerine, doğaya ve insanın kendine yabancılaşması şeklinde ortaya çıkabilmektedir (Demirer ve Özbudun, 1999). Albert Camus tarih, din, örf ve adetlerinin, yaşamına yön veren düşüncelerin insanın kendi kendine yabancılaşmasına ve kendi varlığının anlamından uzaklaşmasına neden olması olarak ifade etmektedir. Duhm’a göre insanoğlu kapitalizmin yabancılaşmayı doğuran rekabet ve başarı ilkelerinin çevrelediği bir dünyada yaşamaktadır. Aynı şekilde Pappenheim’de modern toplumlardaki yalnızlığı, egoist ve her şeyi nesnelleştiren hayat anlayışını yabancılaşmanın tipik örnekleri olarak vermektedir (Çelik, 2001). Sosyolojik düşünce akımlarında yabancılaşma kavramı Durkheim ve Weber tarafından da ele alınmıştır. Durkheim yabancılaşmanın dayanışma ve iş bölümünün zayıfladığı sanayileşmenin arttığı toplumlarda meydana geldiğini savunmuştur. Weber’e göre, güven konusunda ciddi sorunlar yaşayan modern insan kişisel ilişkilerini minimize ederken bürokrasiyi güçlendirme eğilimine girmektedir. Bireyin şahsiliğini kaybetmesi ya da karizmanın rutinleşmesi rasyonalitenin bir sonucu olarak ortaya çıkmakta ve mekanikleşme sürecine neden olmaktadır (Weber, 1996). Weber bu olayı “Demir Kafes” metaforu ile tanımlamaktadır. Bireyin mekanikleşmesi ile emeğin metalaştırılması Weber ve Marx tarafından yabancılaşmanın iki önemli nedeni olarak sunulmaktadır (Löwith, 1982). Marx yoksulluğun, Durkheim ise zenginliğin yabancılaşmada etkili olduğu savunmuştur. Horney ise yabancılaşmayı (nevroz) ruhsal bir bozukluk olarak görmekte ve failin birey ve toplumun olduğunu savunmaktadır (Douglas, 1989). Yine Fromm (1984) kapitalist yaşam biçiminin neden olduğu patalojik bir fenomen olarak nitelendirmektedir. Marcuse (1997) yabancılaşmayı, bireylerin insani özden uzaklaşması, yaratıcı özelliklerini kaybetmeleri, teknolojinin insanı tek boyutlu bir girdaba soktuğu bir figür olarak betimlemektedir.

EKOSİSTEMLERDE DEĞİŞİM VE YABANCILAŞMA İLİŞKİSİ

 Yabancılaşma kelimesinin kökeni incelendiğinde her ne kadar insana göre nitelendirilse de kelimenin kökenini oluşturan Yabankelimesinin cansız varlıklar içinde kullanıldığını görmekteyiz. Hegelci diyalektiğin kendi iç aşamalarında Geist olarak adlandırılan varlığın kendini gerçekleştirmesi için kendi özünden kopmuş, başkası olmuş ve artık kendine yabancılaşmıştır. Geist’ın tekamüle erişmesi için kendini tanıması ve bu yabancılaşma sürecinden geçmesinde nesnelleşmesinde olumsallık alanını sağlayan doğadır (Copleston, 1985). Bireyler ve toplumlar kendini doğa içerisinde yer alan mekânlarda yaşam şansı bulur. Bu bağlamda mekân toplum ilişkisi çok sıkıdır. Mekânlar toplumsal yapının ve değişimin zeminini oluşturur (Alver, 2006). Bu çalışmada yabancılaşma kavramını canlı ve cansızları içerisinde barındıran Ekosistem odağına konumlandıracağız. Ekosistem, canlı ve cansız varlıkların karşılı ilişkilerinin meydana geldiği doğal bir sistemdir. Ekosistemler cansız varlıklar (inorganik ve organik maddeler), primer üreticiler (yeşil bitkiler), tüketiciler (bitkisel ve hayvansal maddeleri yiyenler), ayrıştırıcılardan (bakteri ve mantarlar) oluşmaktadır (Çepel, 1998). Ekosistemlerde değişim ve yabancılaşma ilişkisi kapsamında şu sorular akla gelmektedir; Ekosistemlerde değişen yetişme ortamı koşullarında yaşayan canlılar edilgen bir hayat mı yaşamaktadırlar? Ekosistemlerde değişen yetişme ortamı koşulları aynı canlıyı hangi ölçülerde değiştirebilir? Yetişme ortamı özelliklerindeki değişimler canlıları hangi ölçülerde yabancılaştırır? Bu yabancılaştırma canlının lehine midir, Yoksa aleyhine midir? Bu tür soruların cevaplarının bulunması değişimin ve beraberinde meydana gelen yabancılaşmanın da çözümünde temel gerçekleri anlamamıza yardımcı olabilir.

Doğal ekosistemler insanoğlunun oluşturduğu bürokratik sistemlere benzememektedir. Bürokratik sistemler katı kuralcı, biçimsel organize edilen, dışa kapalı, etkileşimi olmayan, somut hedefleri olan sistemlerdir (Wallace ve Wolf, 2004). Oysa doğal ekosistemler birçok canlının bir arada yaşayabileceği geniş bir tolerans aralığına sahiptir. İçerisinde yaşadığı canlılar tarafından da dizayn edilebilen ve onlardan etkilenebilen açık sistemlerdir. Giriş bölümünde yabancılaşmanın zamanla beraber ilerleyen, değişim ve dönüşümle beslendiğini belirtmiştik. DeğişimBir zaman dilimi içindeki değişikliklerin bütünü, değişme”, Biyolojide varyasyon”, matematikte “bir niceliğin birbirinden ayrı değerler alması veya böyle iki değer arasındaki ayrım” olarak ifade edilmektedir (TDK, 2016). Yabancılaşma dönüşümün bir sonucu olarak meydana gelmektedir (Avşar, 1992). Cansız ve canlı varlıkların bir arada bir etkileşim içerisinde yaşadıkları ekosistemlerde varlıklarını optimal olarak sürdürmek için bulunduğu ortama çeşitli adaptasyonlar yoluyla entegre olurlar. Bu durum canlıları farklılaştırarak değişikliğe uğratmakta ve sonuç olarak biyo-çeşitlilik olarak ifade edilen genetik, tür ve ekosistem çeşitliliğini sağlamaktadır (Çepel, 1998; Gökmen, 2011). Adaptasyon olarak adlandırılan uyum süreçlerinde canlılar özellikle de insanoğlu hayatın devamlılığı için hem kendisini hem de çevresini değiştirebilmektedir (Mengüşoğlu, 1971). Ekosistemlerde yaşam süren canlıların bulunduğu habitatlar canlıların davranış biçimini, kişiliğini ve sorumlulukları düzenleyen etkin bir rol üstlenmektedir. Örneğin değişen yetişme ortamı koşulları nedeniyle simbiyotik yaşayan canlılar konukçusun değişen ekolojik koşullara adapte olmasına yardımcı olabileceği gibi parazit ilişkilerde önce konukçunun sonrada kendisinin ölümüne neden olabilecek bir sonuçta meydana gelebilir. Ekosistemler canlıların yaşam sürdüğü habitatları oluşturmaları nedeniyle beslenme, üreme ve sosyalleşme mekânlarıdır. Ekosistemlerde yaşayan türlerin populasyonların kararlılıkları doğrudan yetişme ortamı özellikleriyle ilişkilidir. Yetişme ortamları bireysel ve toplumsal ölçekteki değişimlerin ve dönüşümlerin ana faktörüdür.

 Yaygın olarak düşünürler tarafından doğa ve insan dualist bir yaklaşımla değerlendirile gelmiştir. Yani doğa insan için yabancılaşmanın kaynağını oluşturmaktadır. Ancak bu bakış açısı doğanın insanlar için bir araç olarak görüldüğü ve Arne Naess (1986)’in “Sığ” diye tabir ettiği ekolojik bakışta eleştirilmektedir. Arne Naess’in “Derin ekolojik” görüşte doğayı, insanoğlu gibi kendine özgü yaşam değeri olan bir varlık olarak değerlendirmektedir (Ferry, 2000). İnsanın doğanın bir parçası olarak kabul edilmesi yabancılaşma olgusunun da farklılaşmasına neden olmaktadır. Her ekosistem kendi içerisinde ve diğer ekosistemlerle doğal bir dengeye sahiptir. Ekosistemlerdeki dengelerin bozulmasıyla yerine yeni farklı bir ekosistem gelir bu olaya süksesyon adı verilir. Ekosistemlerde canlılar, doğa olayları, hastalık, yangın iklim değişimi, toprak kalitesindeki değişimler, rüzgar, böcek zararı gibi faktörler ekolojik süksesyonun nedenleri arasında yer almaktadır. Elbette bu etkenler arasında en büyük etki insana aittir (Çepel, 1995). Ekosistemlere özgü yabancılaşma; ekosistemlerin kendilerine özgü görev ve sorumluluklarını yerine getiremeyecek şekilde yetişme ortamı koşullarının değişmesi, değiştirilmesi veya işlevsiz hale gelmesi sonucu ortaya çıkan durum olarak ifade edilebilir. Değişen koşullar sonucunda yaşamını bu yetişme ortamında sürdüren canlıların artık optimal büyümelerini gerçekleştirmeleri söz konusu olamaz. Hayatta kalmak için değişmek ve uyum sağlamak zorundadır. Yabacılaşan ekosistemin içerisinde adaptasyon adı verilen bu değişimler biyo-çeşitliliğinde bir parçasını oluşturur. Ekosistemik yabancılaşma diğer yabancılaşma koşullarının oluşmasına zemin hazırlayabilen önemli bir potansiyele sahiptir. Ekosistemik yabancılaşmanın temelini oluşturan değişim süreci (süksesyon) ekosistemlerin gelişmesi ve olgunlaşması ve çeşitliliğinin sağlanmasında önemli bir role sahip olmasına rağmen diğer yandan geri döndürülmesi çokta mümkün olmayan ekosistem sağlığının bozulmasına da neden olabilmektedir. Ekosistemlerde temel görev etkinliğin/verimliliğin sürdürülebilirliğine hizmet etmesidir. Ekosistemlerde yetişme ortamı koşullarının değişmesi eğer bu temel görevin sürdürülebilirliğine neden olmuyorsa bu da bir yabancılaşma olarak değerlendirilebilir. Çünkü değişen koşullara uyum sağlayan ekolojik toleransı yüksek canlıların varlığıyla ancak bu mümkün olabilmektedir. Mekansal değişim açısından değerlendirilecek olursa, bir bebeğin doğması, bir meyvenin ve bir yaprağın dalından düşmesi de bir yabancılaşmadır. Organik maddenin ayrışması da bir yabancılaşma olarak kabul edilebilir. Öncelikle değişen ekolojik koşulların etkisiyle yapraklardaki klorofilin ayrışmasıyla sararması bunun ilk semptomudur (Anatomik kimyasal ayrışma). İkinci aşamada ise toprak yüzeyinde biriken organik materyaller mekanik olarak ayrışır. Bu esnada toprak canlılarıyla anatomik ayrışmaya uğrayan organik dokular toprağın inorganik kısmıyla birbirine karıştırılır. Bu süreçle beraber mekânsal yabancılık iyice artmıştır. Artık ileri düzeyde dönüşümün eşiğine gelinmiştir. Üçüncü seviye humuslaşma ve mineralizasyon sürecidir. Mikroorganizmalar organik dokuları ayrıştırarak kendisini oluşturan yapı taşlarına ayrılırlar. Yabancılaşan mekânlar ve dönüştürücülerin aktif rol oynadığı bir ortamda sentezlenen yeni ürünler meydana gelmektedir. Ancak bu yabancılaşma ekosistemlerdeki madde döngülerinin sürdürülebilirliğini sağlayan gerekli ve olumlu bir yabancılaşmadır. Weber (1993)’in toplumsal yabancılaşma için kullandığı “büyünün bozulması” aslında ekosistemlerin sürdürülebilirliğini sağlayan mucizevî madde döngülerindeki doğal dengenin bozulması içinde kullanılması yanlış olmaz. İçerisinde yaşadığı canlıların optimal yaşam koşullarının ortadan kalktığı ekosistemlerde bir nevi kıstırılan canlılarda bir takım deformasyonlar veya daha ileri derecede ölümler meydana gelebilmektedir. Değişen ekolojik koşullara uyum sağlamaya çalışan bazı tolerans sınırında yaşayan canlılar için ise yeni ve neredeyse tek rol hayatta kalmaktır. Ünlü sosyolog ve filozof Bauman (2016)’da insanlar arasındaki yabancılaşma ve yabancıların varlığını modern yaşamın bir gereği olarak görmektedir.

 EKOSİSTEMLERDEKİ YABANCILAR

 Ekosistemler karmaşık ilişkiler yumağıyla fakat doğal bir denge içerisinde birbirlerine bağlıdırlar. Aralarındaki koordinasyonun bir biçimde kopması ya da gereklilikleri yerine getirememesi yabancılaşma sürecinin başlamasına neden olmakla beraber bu süreçle beraber yabancıların gelip yerleşeceği ortamlarda yaratılmış olmaktadır. Yabancılaşmanın olumsuz sonuçlarının görülebileceği süreçler böylelikle başlar. Yabancı türler değişen yetişme ortamı koşullarına fiziksel olarak yerleşmeye başlarlar. Yabancı türlerin yetişme ortamlarına ne derecede yerleştikleri, toplumsal bir mekan oluşturup oluşturmadıkları hem değişen ekolojik koşullarla hem de yabancıların genetiğiyle de ilgilidir. Asıl problem ekosistemlerdeki yabancılığın sürekli bir durum haline gelmesidir. Özellikle toprak degradasyonu ile başlayan mekânsal yabancılaşma ki bu durum çölleşme sürecinin de başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Küresel iklim değişikliğiyle ve çölleşmeyle mücadelede asıl amaç yabancıların ekosistemin arka planına itilmesinin sağlanmasıdır. Yabancılığın süreklilik arz ettiği mekansal bir işgal oluşturduğu ekosistemler (yabanlaşmış arazi) mekânsal rehabilitasyona karşı süregen olmayan bir direnç oluşturmaktadır (Dindaroğlu, 2014b). Bu direncin kırılması yetişme ortamını oluşturan faktörlerin özellikle toprağın ıslahı ile daha kolay olmaktadır. 

 Özellikle orman ekosistemlerinde yetişme ortamlarının analizinde doğal ortamı bozulmamış alanlarda klimaks türler ve onlara eşlik eden bitki türleri hep beraber yaşam birliklerini oluştururlar. Yetişme ortamı etütlerinde bitkilerin birliktelikleri analiz edilmektedir. Örneğin; bir yetişme ortamında Kayın-Göknar assosiasyonu (%79,5), Sarıçam assosiasyonu (%12) ve Dactylis glomerata-Crataegus tanacetifolia assosiasyonu (%8), Sparganium erectum-Epilobium hirsutum assosiasyon (%0,5) oranında temsil edildiği (Günay ve Küçük, 2007) belirlenmiştir. Bu yetişme ortamında klimaks türler ve bunlara eşlik eden bitki birliktelikleri yer almaktadır. Bu türlerin hepsi doğal ve yerleşik türlerdir. Bu yetişme ortamında meydana gelen yabancılaşma süreci olumlu bir şekilde gelişmiştir. Başka bir örnek verecek olursak orman yangınlarıyla değişen yetişme ortamı koşulları (fiziki mekansal yabancılaşma) hakim olduğunda önce alana Sistus vb çalı formları gelmektedir. Daha sora alana Populus tremula gelmektedir. Bu iki tür yabancılaşmış ortama sonradan gelen yabancı türlerdir. Ama bunlar süksesyon basamaklarının bir parçasını oluşturduklarından dolayı klimaks türlere yetişme ortamlarını hazırlayan faydalı yabancılardır. Bu yabancılar aynı zamanda yetişme ortamıyla beraber (mekan) beraber genetik, tür ve ekosistem çeşitliliğini de sağlamaktadırlar. Ekosistemlerde canlı ve cansızların yaşam sürdükleri mekânlardan olan habitatlar bir canlı türünün uyum sağladığı yaşam alanlarıdır. Biyotoplar ise komünitelerin yaşam alanlarıdır. Yaşam alanlarında temel olarak birincil üreticiler (klorofilli yeşil bitkiler), birinci basamaktan (otçul hayvanlar), ve ikinci basamaktan tüketiciler (etçil hayvanlar) ile ayrıştırıcılar (bakteriler, mantarlar) yer alırlar. Ekosistemlerin çalışması bir madde döngüleri ile besin zincirleri arasında meydana gelen değişken bir enerji akışıyla olur.

 Ekosistemde yerleşik türler yabancı türlerle beraber yaşayabilir. Fakat bu durum birçok yaşamsal ilişkiye bağlıdır. Aynı ekosistem de yaşamak türler arasında bir takım ilişkilerin gelişmesinde neden olmaktadır. Bu ilişkiler öncelikle hayatı devam ettirme noktasından başlar. İlişkinin gidişatı besin zincirindeki düzeylere bağlıdır. Farklı beslenme düzeylerdeki ilişkiler çoğu zaman avcı tipinde ve beslenmek için bir alt düzeye ihtiyaç duyarlar. Beslenme düzeyi aynı olanlar ise aynı besin kaynağının kullanımında çoğu zaman rekabet içerisine girerler. Bu durum hem türler içi hem de türler arası rekabeti meydana getirir. Ayrıca, türler arasındaki asalaklık, ortak yaşama, ortakçılık gibi özel bağımlılık biçimleri de görülebilir. Yabancı türlerle yaşamak yukarda belirtilen ilişki şekillerinden en uygun olanı ile devam edebilir. Bauman (2016) insanlar arasındaki yabancıların yaşadığı ortamı vahşi bir bölge olarak tarif eder ve kentleri önemli bir sahte karşılaşma alanları olarak görür. Aslında burada da rekabet vardır. Yabancılarla birlikte yaşamanın en temel şartını gizemli sahte karşılama sanatını iyi bilmeye bağlamaktadır. Ekosistemlerdeki yabancı ilişkisinde türler arası etkileşim ana temayı oluştururken, insan toplumlarındaki yabancılarla yaşamanın temelini yabancılarla etkileşim alanı oluşturmadan toplumsal mekânın ötesine itilmesini sağlamak oluşturmaktadır. Böylece yabancılar silik ve etkisiz (Simmel, 1969) bir duruma getirilerek (yüzsüzleştirilerek) uygun bir yaşam ortamı sağlanmış olur. Ekosistemlerde bozulmuş yetişme ortamlarının ve burada yerleşmiş yabancı türlerin sınırlı bir alana hapsedilmesi gibi toplumsal mekânların savunulmasında da, sistem kendini korumak için yabancıların hareket haklarının kısıtlanmasına kadar gidebilir.

 Her türün genetik olarak değişen ekolojik koşullara karşı adaptasyon sağlayabileceği tolerans aralığı mevcuttur. İstilacı yabancı türler ortamı kaplasa dahi yabancılıktan kurtulamazlar. Örneğin egzotik türler her ne kadar kültüre alınarak adapte edilse, ya da yıllarca değişen koşullara adapte olmuş gibi görünse de o tür o yetişme ortamı için yabancı bir türdür. İlerleyen süreçlerde ortamdan tekrar uzaklaşma potansiyeli taşır.  

 Yabancılaşmayı hem ekosistemin dinamikleri olarak olumlaması hem de ekosistemlerin bozulmasından sorumlu tutulması, toplumsal boyuttaki yabancılaşmada olduğu gibi ekosistemik yabancılaşmanın rolü ve meydana gelen müphemliği konusunda derinlik artmaktadır. Nitekim Bauman (2016)’da toplumsal boyuttaki yabancılık konusunda “İhtiyaç ve tehdidin eşzamanlı olarak yaşanan şaşırtıcı yaratıcılık ve alıcılık karışımı, yabancılığın algılanmasında varoluşun aynı zamanda dayanak noktası ve felaketi olarak yansır” ifadelerini kullanmaktadır.

ORMAN EKOSİSTEMLERİNDEKİ YABANCILAŞMANIN SEBEPLERİ

 Dünyadaki kıt olan doğal kaynakların üzerinde hızlı nüfus artışı, yoksulluk ve kirlilik gibi çözüm bulanamayan baskılar iklim değişikliği gibi küresel ölçekte mekânsal yabancılaşmanın da kaynağını oluşturmaktadır. Ekosistemik yabancılaşmanın sebepleri arasında şunlar sayılabilir; 1- Değişen ekolojik koşullara adapte olamaya çalışan genç bireylerin hayatta kalmak için meydana getirdikleri fiziksel ve morfolojik değişimlerin oluşması. Bu durumdaki bireyler sağlıklı bir şekilde olgun bir birey haline gelememektedirler. Bu durumu orman ekosistemleri özelinde değerlendirecek olursak, günümüz koşullarında büyük alanlarda tıraşlama kesimlerinin olumsuz mekânsal yabancılaşmanın ana nedenlerinden birisini oluşturduğu söyleyebiliriz. Tıraşlama kesimleriyle lokal yetişme ortamı koşulları ortadan kaldırılmaktadır. İşletme maliyetlerinin düşürülmesi ve bazı türlerde gençleştirme problemlerinin olmaması vb. nedenlerle uygulanan tıraşlama yöntemleri eğer mutlaka uygulanacaksa yetişme ortamı potansiyelleri dikkate alınarak sınırlı küçük alanlarda uygulanabilir (Odabaşı ve Özalp, 1994; Akdemir ve Özdemir, 2015). Büyük alanlarda yapılan tıraşlama kesimleriyle orman ekosistemlerinin toplumun hizmetine sunduğu ekosistem hizmetleri tamamen ortadan kaldırılmaktadır. Zaten mekânsal yabancılaşama riskiyle karşı karşıya olan orman ekosistemlerinde başarısız gençleştirme girişimleriyle ya da eskiye nazaran yetişme ortamı potansiyel verimliliği ve biyolojik çeşitlilik üzerinde olumsuz bir takım etkiler meydana gelmektedir. 2- Bozulan yetişme ortamı koşullarına adapte olmaya çalışan eskiden kalma relikt endemik türlerin ve yeni türlerin karşılıklı etkileşimleriyle yeni yaşam alanı koşulların meydana gelmesi. 3- Yetişme ortamı koşullarındaki değişime adapte olmaya zorlanan türlere ait genç bireylerinin ortamdan uzaklaşması ve yerine yeni türlerin yerleşmesi. 4- Türler içi ya da türler arası rekabet edebilme kabiliyetinin yok olması. 5- Doğal meşcere ortamının kaybolması ve bireysel fert olarak yalnız yaşama zorunluluğu. 6- Doğal ekosistemlere yapılan kuralsız, normsuz insan müdahaleleri. 

 YABANCILAŞMAYA KARŞI ÇÖZÜMLEMELER

 Marx, kendisi için büyük bir ilham kaynağı olan Hegel ve Feuerbach’ın yabancılaşma konusundaki beynelminel fikirlerinin pratikte uygulama şansı bulamadığını ifade etmiştir (Hyppolite, 2010). Feuerbach tarihten ve sınıftan yoksun bir soyut insanın yabancılaşmasını, Hegel’in ise insanın kendi bilincine ulaşması için gerekli gördüğü yabancılaşma sürecine odaklanmıştır (Marx, 2014b). Marx’ın yabancılaşmaya karşı çözümü egemen halkların eşgüdülü hareketiyle meydana getireceğini savunmuştur (Marx, 2013). Duhm yabancılaşmanın aşılmasının önündeki en büyük engeli kapitalizm olduğu ifade etmektedir. Ancak sonunda yabancılaşma vb. idealist kavramlar, yabancılaşmışların büyük söylemlerle ortaya koydukları çözümlemelerin neden işe yaramadığıyla ilgili bir değerlendirmenin bulunamaması başka araçların aranmasına neden olmuştur. Bu bağlamda Althusser yabancılaşma kavramının muğlaklığına dikkat çekerek bu emekçilerin sömürülmesi ve sınıf mücadelesine odaklanmayı önermiştir (Çelik, 2001). Kierkegaard, Heidegger’e göre yabancılaşmanın çözümü ancak Tanrı’ya yönelmekle; Sartre ve Camus gibi ateist varoluşçulara göre ise, yabancılaşmayı aşmak için yaşamın anlamsızlığının kabulünden sonra, özgür seçimlerle kendini yeniden yaratması gerekmektedir. Mevlâna insanın dünyaya gelmesini başlıca yabancılaşma kaynağı olarak görmekte bir bütünden kopuşun meydana getirmiş olduğu bir yabancılaşmadır bu. Mevlana’nın bu kronik yabancılaşmaya karşı çözümlemesi ise insanın yabancılaştırılmasına neden olan olacak olan dünyaya yabancılaşmak olarak görmüştür. Mevlâna bakış açısını oluşturan bu yaklaşım aslında özünü ve amacını unutmamaya dayanmaktadır (Tekin, 2010). Freud’a göre insanı tutsak etmiş güçlerin farkına varıp, özgürlük alanını genişleterek bilinçli bir insan haline gelerek yabancılaşmayı aşabilir. İnsana özgü bir fenomen olan yabancılaşma gerçeğini Marksizm yada başka akımlarla özdeşleştirmek ise yabancılaşmanın tanım ve çözümünü kısırlaştıran bir yansıma olarak değerlendirilebilir. Zamanla “ötekileşme” vb. kavramlar daha fazla gündeme gelse de bu durum insan ve zaman gerçeğiyle beraber gelişen bu fenomenin şekil ve kavram değiştirmesinden başka bir şey değildir. 

 Bauman (2016) toplumsal yabancılardan kurtulma yollarının fajik (kapsayıcı) ve emik (dışlayıcı) stratejilerle ancak mümkün olabileceğini ifade etmektedir. Bu yaklaşımı Ekosistem ölçeğimde değerlendirecek olursak; yabancı türler ya ekosistemin ve kendisinin özelliklerini kullanarak adapte olurlar (kapsayıcı) ya da ortamdan uzaklaşmak (dışlayıcı) zorunda kalırlar.

 Bauman (2016) Toplumun yabancılaşmadan ve yabancılardan kurtulması için toplumsal düzeyde fiziksel, bilişsel ve ahlaki mekân oluşturmaktan geçtiğini ifade etmektedir. İnsanların ekosistem içerisinde yaşayan bir varlık olduğunu düşünürsek aslında bu yaklaşımın ekosistemik yabancılaşmanın da önemli bir parçasını oluşturduğunu söyleyebiliriz. Ekosistemik yabancılaşmayı önlemek ya da yetişme ortamındaki yabancıların arka plana itmek için yetişme ortamı ıslahı (mekânsal ıslah) bununla beraber toplumsal düzeyde ıslah edilmiş bilişsel ve ahlaki mekânların oluşturulması gerekmektedir. Aslında bu yaklaşım “Paraekolojik yaklaşımında temelini oluşturmaktadır. İnsan, kendisinin neden olduğu çevresel felaketlerin iyileştirilmesinde kendini soyutlayarak çözme eğilimine girmesi zaman kaybından başka bir şey değildir (Dindaroğlu, 2014a).

 Günümüzdeki hızla gelişen ve dönüşen moderniteyle modernlik öncesinden bizlere kalan ahlaki tecrübelerle başa çıkmak mümkün görünmemektedir ( Jonas, 1974). Gelecekte etkin bir etik oluşturulacaksa bu toplumun kabul edeceği bilişsel ve ahlaki mekân oluşturmadan çerçeve ve içeriğinin belirlenemeyeceğini anlıyoruz. Geçmişte ve günümüzde ekosistemik yabancılaşmanın önlenmesi, yabancıların kontrol altına alınması ve arka plana itilmesi gibi önemli görevleri üstlenen en önemli meslek disiplinlerinden birisi “Orman Mühendisliği”dir. Bu meslek disiplinin korunması ve geliştirilmesi küresel bir ölçeğe bürünen ekosistemik yabancılaşma sorunsalının çözümünde daha sistematik ve profesyonel bir çözüme gidilebilir.

 Paraekolojik yaklaşım ekosistemlerdeki ekolojik sorunların çözümünde öncelikle insanın “kendisine yabancı-laşma” sorunsalının benimsemesi ve eğitim temelli bir çözüm önerisinde bulunmaktadır. Paraekolojik paramet-reler her bir ekolojik birim için farklı olabilecek önem önceliği ve esnek çözüm stratejilerini barındırmaktadır. Uzmanlar tarafından belirlenen parametrelerin etkileri (Vester, 1999) tarafından geliştirilen “Malik Sensiti-vity” yaklaşımı kullanılarak belirlenmektedir. Özellikle yabancılaşmanın önlenmesinde eğitimde öne çıkan bazı parametreler şu şekildedir; Eğitimin ilk aşamasında öncelikle çevre sorunlarının trajik sonuçlarının tanıtılması ve daha sonra bunların nedenlerinin anlaşılmasının sağlanması, paraekolojik etkinin oluşması için önemli ilk adımdır. Eğitim sürecinde çeşitli öğretim teknikleri kullanılmalıdır (kuantum tekniği, deneyimsel öğretim, aşamalılık, düşünme teknikleri vb). Bu süreçte sivil toplum örgütleri, organizasyonlar ve rol modeller ekolojik yaşam stilini özendirici olmalıdır. Toplumların kendilerine özgü yaşam tarzları, alışkanlıkları, kültürleri, dini inanç eğilimleri, değer verdikleri semboller, ritüeller ve mitler kullanılarak çevre sorunlarına karşı üretilen çözümlerin yaşam stili haline dönüştürülmesi ve içselleştirilmesi için önemli bir rol üstlenebilirler. Bu çözümlerin günlük yaşamda uygulama imkanı bulabilmesi için psikolojik yaklaşımlarla, subliminal mesajlarla desteklenmeli ve yasal düzenlemelerle de teşvik edilerek etkileri yaygınlaştırılmalıdır (Dindaroğlu, 2015).

 EKOSİSTEMLERDE YABANCILAŞMA APORİSİNİN OLASI SONUÇLARI

 Beck (2014) günümüzde modern insanlığın karşı karşıya olduğu sorunların kaynağının ve çözümünün yine teknolojiden geçtiğini ifade etmektedir. Bu aynı zamanda teknolojiye mahkûmiyet ve vazgeçilmezliliğinde bir yansımasıdır. Modernleşmenin meydana getirdiği tehlikeler ekosistemlerde meydana gelen tehlikelere bazı yönlerden benzerler. Her ikisi de hemen fark edilmezler. Çünkü olası etkilerin projeksiyonları çok uzun olabilir. Yabancılaşmada buna benzerdir. Çoğu insan yabancılaşmanın etkilerini keşfedemez. Keşfetse bile önlem almakta zorlanır. Bu nedenle doğal ekosistemlerin gerektiğinde referans alınması açısından korunması çok önemlidir.

 Modern toplum sanayi toplumundan risk toplumuna geçmiştir. Tehditlerin anlaşılması risk tanımlaması ve risk yönetimine bağlıdır ve bu matematiksel olasılıklarla ortaya çıkarılır (Beck, 2014). Antony Giddens geleceğin kolonizasyonu için risk gözetiminin önemli bir temel oluşturacağını ifade eder. Gündelik yaşamın vazgeçilmez ulaşım araçlarının doğal kaynaklarının sömürülmesini ve çevreye saçtığı kirletici gazların zararlarını hepimiz biliriz ama otomobil satışındaki daralmaların ülkelerde bir felaket olarak değerlendirildiğine de şahit oluruz. Kolestrol-süt üreticileri, sigara-tütün üreticileri gibi sonunda insanların felaketine neden olan sonuçları hazırlayan nedenler zincirlerinin sahip oldukları ortak çıkarların fazlalığı çözümü bir o kadar zorlaştırmaktadır. Bu nedenle risk eşitleyici bir etki meydana getirir ve herkes tehdit altına girer (Bauman, 2016). Çünkü zinciri oluşturan her halka yabancılaşmıştır. Yabancılaşmış ekosistemler kendilerini iyileştirme ve adaptasyon yetenekleriyle birlikte gerçek bir mücadele ve savaş halindedir. Bauman (2016) ise risklerle mücadeledeki savaşın diğer askerleri olan bilim ve teknolojinin ancak risklerin sürdürülebilirliğini sağladığını savunmaktadır. Modernlikle beraber her geçen gün artarak derinleşen kendine yabancılaşma olgusu kendisiyle savaşmak için dahi kendi ürettiği değerleri kullanmak zorunda kalınan kısır bir döngüye dönüşebilmektedir. Bozulan bir ekosistemi ıslah etmek için kullanılacak kaynağın başka doğal kaynaklar üzerindeki baskıyı artırmaması ne kadar mümkün? Bauman (2016) Moderniteyi besleyen sistemlerin konakçısını sürekli sömürerek en sonunda öldüreceğini ifade ederek şöyle devam ediyor; “Büyüme, emperyalizm ve enflasyon uzun dönemli sonuçları açısından intihar yönelimlidir. ...Ekonomik büyüme olarak adlandırdığımız durum, düzenin global artışı değil düzenin gasp edilmesi sürecidir. ... Modernliğin açtığı yaraları iyileştirmek için daha fazla modernliğe ihtiyaç vardır. Kuyruğun ne zaman bitip yılanın ne zaman kendisini yemeğe başladığı kesin olarak söylenemez. Yılanın kendisi ne yazık ki hiçbir zaman bu noktanın geçildiğini öğrenme şansına sahip olmayacaktır.”

 KAYNAKLAR
Ademir, D., Özdemir, İ., 2015. Batı Akdeniz Bölgesi’ndeki kızılçam ormanlarında uygulanan tıraşlama
kesimlerinin kuşlar üzerindeki etkileri. Türkiye Ormancılık Dergisi, 2015, 16(2): 102-110Afşar, T., 1992. “Yabancılaşma Sorununa Genel Bakış” Felsefe Dünyası Dergisi, Türk Felsefe Derneği Yayını, sayı 5, Ank. 1992, s.16-23Alver, K., 2006. Öyküde Mekan, Mekanda Öykü. Hece Öykü Dergisi, 2006/17, 37-43.Basım Yayın, 43Bauman, Z., 2016. Postmodern Etik Kitabı. Ayrıntı Yayınları, ISBN: 978-539-181-6, İstanbulBeck, U., 2014. Risk Society. Towards a New Modernity. İthaki Yayınları. 21Copleston, F. 1985. Felsefe Tarihi cilt VII. (Çev. Aziz Yardımlı). İstanbul: İdea Yayınları, 1985, 60-62Çelik, S.K., 2001. Yabancılaşmadan Ötekileşmeye: Kültürel Bir Hegemonyanın Kuruluş Biçimleri. Proksis (4). 144-184Çepel, N., 1998. Orman Ekolojisi Ders Kitabı. İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Yayınları. İstanbulÇepel, N., 1995. Orman Ekolojisi Ders Kitabı. İstanbul Üniversitesi, Orman Fak. Yay. Demirer, T., Özbudun S. 1999. Yabancılaşma (2. Baskı). Ankara, Öteki Yayınları.Dindaroğlu, T., 2014a. İnsan ve Doğa İlişkisine “Paraekolojik” Bakış. II. Ulusal Akdeniz Orman ve Çevre Sempozyumu “Akdeniz ormanlarının geleceği: Sürdürülebilir toplum ve çevre” 22-24 Ekim 2014 – IspartaDindaroğlu, T., 2014b. Resistance to the Reclamation of Environmentally Sensitive Areas Through the Establishment of a New Forest Ecosystem. Fresenius Enviromental Bulletin. Vol: 24, No:4, 1195-1203Dindaroğlu, T., Zengin, M., Akay, AE., 2013. Küresel İklim Değişikliği İle Mücadelede Orman Kaynaklarının Planlanmasına Bazı Ekolojik, Ekopsikolojik ve Ekososyolojik Yaklaşımlar. Ormancılıkta Sektörel Planlamanın 50. Yılı Uluslar arası Sempozyumu, Antalya. 466 Dindaroğlu, T., 2015. “Paraecological” Paradigm in Education to Combat Environmental Problems. International Conference on Research in Education and Science (ICRES), April 23 - 26, 2015, Antalya, Turkey, 465-474Douglas, J., 1989. The Mith of the Welfare State. New-Jersey, 314-316Erdost, B., 2010. Karl Marx: Yabancılaşma. Ankara: Sol Yayınları, 11Ferry, L,. 2000. Ekolojik Yeni Düzen, (çev.) Turhan Ilgaz, Yapı Kredi Yayınları, Eylül s. 103. Fromm, E., 1984. Yeni Bir İnsan Yeni Bir Toplum (Çev: Necla Arat). Onur Matbbası, İstanbul, 70Gökmen, S. 2011. Genel Ekoloji Ders Kitabı. ISBN:9786055426361Nobel Yayınları. AnkaraGünay, T., Küçük, M., 2007. Yetişme Ortamı Etüt-Envanteri ve Haritacılığı Üzerine Bir Çalışma. Çevre ve Orman Bakanlığı Yayınları. ISBN: 978-975-8273-97-3Hyppolite, J. 2010. Marx ve Hegel Üzerine Çalışmalar. Ankara: Doğu Batı Yayınları, 142-143Jonas, H., 1974. Philosophical Essays: From Ancient Creed to Technological Man, Englewood Cliffs; Prentice Hall. 7,8Kantarcı, M. D., 2000. Toprak ilmi, İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Yayınları O. F. Yayın no:462.Löwith, K., 1982. Max Weber and Karl Marx, London: Geroge Allen and Unwin.Marcuse, H., 1997. Tek Boyutlu İnsan, Çeviren: Aziz Yardımlı, Istanbul : Idea Yay.Marx, K., 2013. Alman İdeolojisi. (Çev. Tonguç Ok-Olcay Geridönmez). İstanbul: Evrensel Marx, K., 2014a. 1844 El Yazmaları. (Çev. Murat Belge). İstanbul: Birikim Yayınları, 76Marx, K. 2014b. 1844 El Yazmaları. (Çev. Murat Belge). İstanbul: Birikim Yayınları, 8Mengüşoğlu, T. 1971. Felsefi Antropoloji, İstanbul Üniv. Ed. Fak. Yay. 1971, s.27 Odabaşı, T., Özalp, G., 1994. Ormanların işletilmesi yöntemleri ve doğaya uygun ormancılık anlayışı. Journal of the Faculty of Forestry Istanbul University ( JFFIU), 44(1-2), 35-48Odum, H.T., Odum, E.C.( 1976 ), Energy Basis for Man and Natura” Mc Graw‐Hill Book CompanySimmel, G., 1969. The Metropolis and Mental Life. Classic Essay of the Culture of the Cities, 52 Tekin, M., 2010. Mevlâna Celâleddin Rûmi’de Din ve Yabancılaşma. İ.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi Bahar 2010/ 1(1) 101-118TDK., 2016. Türk Dil Kurumu Sözlüğü. http://www.tdk.gov.tr Erişim tarihi: 17.06.2016Wallace, R.A.- Wolf, A. 2004. Çağdaş Sosyoloji Kuramları, Çev. L.Elbruz M.R.Ayas, İzmir: Punto Yayıncılık.Weber, M., 1996. Sosyoloji Yazıları (Çev. Talha Parla) İletişim YayınlarıWeber, M., l993. Sosyoloji Yazıları, Çev. Taha Parla, İst: Hürriyet Vakfı Yayınları