Atatürk'ün
ölümünden sonra, 1938-1946 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı
yapan Hasan Ali Yücel, Cumhuriyet Döneminin, çok yönlü kişiliğe sahip
seçkin bir eğitim, kültür ve siyaset adamı olarak kabul edilir.
Hasan-Âli,
çocukluğunun ilk yıllarında, ailesiyle Merkez Efendi Mahallesi'ndeki
Yenikapı Mevlevihanesi ziyaretlerine katılır. Burada izlediği mistik
makam ve fasıllar, dönüş törenleri, O'nun müzik yeteneğinin
belirginleşmesinî sağlar. Çevrede "müzik Üstadı" olarak tanınan Mehmet
Celaleddin Dede Efendi'nin yönettiği "müzik mektebi"nde eğitim görür.
Hasan-Âli,
1901'de daha dört yaşındayken Laleli'deki Yolgeçen Mektebi'ne
kaydedilir. Yazı yazma isteği oldukça fazladır.
Bu nedenle, bir zorunluluk olmamasına rağmen, kendi kendine yazı yazmayı
öğrenir. Edindiği bilgileri evdeki hizmetçilere ve evlatlıklara
anlatmaktan zevk alır. Öğrenme ve anlatma zevki artık iyice
belirginleşmiştir.
Üniversite döneminin sonuna geldiğinde Hasan Âli, “Ruh ve Beden”
üzerine yaptığı 30 sayfalık bir çalışmayla 1921’de Dârülmuallimin-i
Âliye’deki öğrenimini üstün bir başarıyla bitirdi. 1923-27 yılları arası
edebiyat öğretmenliği yaptı. Öğretmenlik yaptığı dönemde “Felsefe
Elifbası”, “Sûri ve Tatbikî Mantık” ve iki arkadaşı ile yazdığı “Türk
Edebiyatı Nümuneleri” adlı kitaplarını yayınladı.
Hasan
Âli Yücel’in Köy Enstitülerinin kuruluşunda ve gelişmesinde büyük emeği
geçmiştir. Meclis içinde ve dışında Köy Enstitülerine yönelik
olumsuzlukları, tüm sorumluluğu üstüne alarak savunmuştur. 1942 yılında
TBMM’de Köy Enstitülü öğretmenlere şu sözlerle kefil olmuştur: “…Köye
göndereceğimiz bu Köy Enstitüsü mezunu öğretmen, şimdi elimizde mevcut 9
bin talebenin bize verdiği intiba ile söylüyorum, istisnasız
çalışkandır. Tatile bile gitmek istemez, kendisine verilecek işi bekler
ve o işi yapar; ahlaklıdır, yalan söylemez, hırsızlık etmez, civarında
bulunan kız arkadaşlarının şeref ve haysiyetini kendi kardeşi olarak
muhafaza etmek şuurunda, liyakatında ve iktidarındadır…Birinci nokta
köydeki öğretmen, Cumhuriyetin ve inkılabın yayıcısı , bekçisi ve
öğreticisidir”
1927
yılı başında Hasan Âli Milli Eğitim Bakanlığı genel müfettişi oldu. Bu
dönemde yoğun bir biçimde, yazı ve dil konularıyla uğraştı. 1928
yılında, Tevfik Fikret’in “Tarihi Kadim-Doksan Beşe Doğru” adlı şiir
kitabını Latin harfleriyle yayınladı. Kitaplar, Harf Devrimi’nden sonra
Türkiye’de Latin harfleriyle basılan ilk kitaplardandır. 1930’da Paris’e
gönderilen Hasan Âli burada “Maarif teşkilatı ile mekteplerini ve buna
müteferri muamele, kanun ve nizamnameleri…”ni incelemekle
görevlendirildi.
1930’da
Mustafa Kemal’in Türkiye çapındaki denetleme gezisinde Mustafa Kemal’e
danışmanlık yaptı. 1932’de kurulan Türk Dili Tetkik Cemiyeti, Eylül
ayında ilk Dil Kurultayını yaptı. Kurultaydan sonra yapılan ilk Merkez
Heyeti toplantısında, Etimoloji Kolu başkanlığına Hasan Âli getirildi.
Aynı yıl Hasan Âli “Mevlâna’nın Rubaileri”, “Goethe, Bir Dehânın Romanı”
ve “Türk Edebiyatına Toplu bir Bakış” adlı yapıtlarını yayınladı.
1 Mart 1935 tarihinde CHP İzmir Milletvekili olarak Meclis’e girdi.
Hasan-Âli
YÜCEL, 17 Aralık 1897'de İstanbul'da doğmuştur. Babası Ali Rıza Bey,
annesi Neyire Hanımdır. Soyu, baba tarafından Giresun-Görele'nin Daylı
Köyü'nden Ömer Efendi'ye , anne tarafından (IILSelim zamanında yaşamış)
Kaptan İsmail Tosun Ağa'ya kadar uzanır.
O'nun gelişiminde de -doğal olarak- içine doğduğu toplumsal çevrenin
etkisi vardır: Anne ve baba ekonomik açıdan iyi koşullara sahiptir.
Evlenmelerinden üç yıl sonra Hasan-Âli dünyaya gelir. Hem tek çocuk
olarak, hem de hayli geniş bir aile ortamında büyür. Ne var ki, bir süre
sonra baba Ali Rıza Bey; iş ortamının sorunları nedeniyle sık sık
görevinden istifa eder; aile, değerli eşyaların satılmasmı gerektirecek
kadar sıkıntılı günler yaşar.
Dokuz
yaşında Mekteb-i Osmanî’ye gönderildi. Mekteb-i Osmani’yi başarıyla
bitirdi ve Hasan-Âli Vefa İdâdisine yazıldı. Vefa İdadisi’nin son
sınıfındayken, Birinci Dünya Savaşı başladı. Bunun üzerine askere
çağrıldı. Savaştan sonra, 1918’de Hukuk Fakültesi’ne kaydoldu. Yaşadığı
tatsız olaylar sonucunda buradan ayrılarak Edebiyat Fakültesi’nin
Felsefe Şubesi’ne geçti ve Darülmuallimin-i Âliye’nin (Yüksek Öğretmen
Okulu) öğrenci kadrosuna katıldı. Sabahları okula devam edip, akşamları
gazetede çalıştı.
1935-37
yıllarında yayımladığı yazılarda kültür ve eğitim konularındaki
sorunları ele aldı. 28 Aralık 1938’de 41 yaşındayken, Celâl Bayar’ın
kurduğu kabinede Maarif Vekilliği’ne atandı. Böylece, Kemalist ilkeler
doğrultusunda ve İsmet İnönü’nün de desteğiyle hümanist reformlarına
başladı. 17 Temmuz 1939’da , ülke çapında bilim adamlarının,
eğitimcilerin, yazar ve sanatçıların, Türk eğitim sisteminin ilkelerini
ortak bir çalışmayla belirlemek üzere bir araya geldiği Birinci Maarif
Şûrası toplandı
Yücel
açış konuşmasında, eğitim sisteminde en önemli meselenin görevlilerle
birimler arasında uyumlu çalışma olduğunu belirtir. İlköğretim,
ortaöğretim, yükseköğretim ve meslek öğretiminde yeni düzenlemeleri
içeren taslak, danışma kuruluna sunuldu. Programın en önemli
meselelerinden biri, kırsal kesimde halk eğitimidir.
Goethe
üzerine Türk dilinde yapılan çalışmasıyla, Goethe madalyasıyla
ödüllendirildi. 1932 yılının sonunda, Ankara’daki Gazi Terbiye (Eğitim)
Enstitüsü’ne müdür olarak atandı. 1933 yılının sonunda, Maarif Vekaleti
Orta Tedrisat Umum Müdürlüğü’ne atandı. Bu dönemde, liselerde reform
yapmayı planladı. 1938’e değin üzerinde çalıştığı “Türkiye’de Orta
Öğretim” adlı yapıtı de bunun bir göstergesidir. Bu araştırma
reformların bir ön çalışması olarak kabul edilir.
31
Ekim 1939’da reformların sonucu sayılabilecek olan Birinci Devlet Resim
Heykel Sergisi’ni açtı. Sergi her yıl Ankara’da kuruldu. Sanat alanında
yapılan önemli atılımlardan sonra, Ankara’da 28 Şubat 1940 tarihinde
Tercüme Heyeti ilk toplantısını yaptı. Toplantılar çok verimli sonuçlar
doğurdu. Böylece kuruluşundan kısa bir süre sonra dünya edebiyatı
klasiklerinin çevirisine başlandı.
17
Nisan 1940'da Köy enstitülerinin kurulmasıyla Hasanoğlan Köy Enstitüsü
bünyesinde kurulacak Yüksek Köy Enstitüsü'nün oluşturulmasına öncülük
etti.
Fakat
1947’den sonra Köy Enstitüleri amacından uzaklaştırılmaya başlandığı
için 1950’den sonra Köy Enstitüleri tamamen kapatıldı.
Hasan
Âli 20 Mayıs 1940’ta Devlet Konservatuarları’nın kuruluş yasasını
çıkardı. 1941-1942 yıllarında Yücel, dilin Türkçeleştirilmesi, ortak bir
bilim dili oluşturulması çabalarını yoğunlaştırdı. Bunlardan Coğrafya
Kongresi’nde coğrafi bölgelerimizin sınırları belirlendi.Yüksekokulların
gelişmesi, İstanbul Üniversitesi’nin yeniden düzenlenmesi ve Ankara’da
yeni yükseköğretim kurumlarının açılmasıyla sürdürüldü.
Yücel’in
bakanlık yaptığı dönemde, Ankara Fen Fakültesi (1943), İstanbul Teknik
Üniversitesi (1944) ve Ankara Tıp Fakültesi (1945) kuruldu. Dört yıl
süren bir hazırlıktan sonra 13 Haziran 1946’da 4936 sayılı Üniversiteler
Kanunu çıkarıldı.
Türkiye’de
üniversitenin gelişiminde ikinci büyük aşama olan bu yasanın getirdiği
bilim ve teknik alanındaki en önemli yenilikler şunlardır:
Öğrencilerini,
bilim anlayışı kuvvetli, sağlam düşünceli aydınlar ve yüksek öğrenime
dayanan mesleklerle türlü bilim ve uzmanlık kolları için iyi hazırlanmış
bilgi ve deney sahibi elemanlar, Türk devriminin ülkülerine bağlı ve
milli karakter sahibi vatandaşlar olarak yetiştirmek
Memleketi
ilgilendirenler başta gelmek üzere bütün bilim ve teknik meseleleri
çözmek için bilimleri genişletip derinleştirecek inceleme ve
araştırmalar yapmak, bu çalışmalarda ilgili millî bilim ve araştırma
kurumları ile, yabancı veya uluslararası benzer kurumlarla işbirliği
yapmak.
Araştırma
ve incelemelerin sonuçlarını gösteren, bilim ve tekniğin ilerlemesini
sağlayan her türlü yayım yapmak; yardımcılara, doktora adaylarına ve
öğrencilere yaptırmak.
Türk toplumunun genel seviyesini yükseltici bilim verilerini sözle ve yazı ile halka yaymak.
1942 yılında ona karşı bir suikast yapıldı. Bunlar Yücel’i durduramadı;
Yabancı
kitap sergileri, mesleki teknik okullarının açılması, yeni Dil
Kurultayları, Devlet Resim Heykel Sergileri, İkinci Maarif Şurası,
üniversite ve binalarının açılışları, Türk Tarih Kongreleri, UNESCO
sözleşmesinin onaylanması ve aydınlanma yolunun inşası için gerekli daha
nice taşlar bir bir yerlerine oturtuldu.
Yücel,
5 Ağustos 1946’da bakanlıktan, 1950’de de CHP’den istifa etti. Bundan
sonraki on yıllık dönemde de yazılarını Cumhuriyet gazetesinde yazdı.
12
Kasım 1960’da Paris’te yapılan UNESCO 11. Genel Toplantısı’na delege
olarak katıldı. Bir yıl sonra yüksek ateşli bir hastalığa yakalandı ve
26 Şubat 1961’de vefat etti.
Hasan
Âli Yücel zamanında eğitimin hemen her alanında hiç görülmemiş bir
canlılık yaşandı. Fakat yine de köy ve kent arasındaki dengeyi eşitlemek
üzere 1936’da Saffet Arıkan’ın bakanlığı döneminde Köy Eğitmeni projesi
uygulanmaya başlandı. 17 Nisan 1940’ta Köy Enstitüleri Yasası
çıkarılarak, köy okullarında görev alacak olan öğretmenleri yetiştirmek
üzere kent ve kasabalardan uzak, geniş arazisi bulunan uygun yerlerde
Köy Enstitüleri kurulmaya başlandı.
İşte, Cumhuriyet ve eğitim sevdalısı, Hasan Ali Yücel'in hayat hikayesi:
Hasan
Âli Yücel laiktir. Laiklik anlayışını şöyle açıklar: “Cumhuriyet
devleti esasen din ile devleti ayırmış; dini sırf bireylerin vicdanına,
duygularına bırakmış olduğu için Cumhuriyet, çocukların terbiyesinde
bilginin ahlak ve ahlakın bilgi kadar dini kaynaklardan ayrılmış olarak
verilmesini temin etmiştir. Bu itibarla Cumhuriyet okullarında devlet
eliyle din öğretimi yapılamaz. Telkin ettiğimiz ahlak, dini kıymetlerle
müeyyidelendirilemez”
"Köy
Enstitüleri sisteminin eğitimimize en büyük katkısı, o güne kadar
yalnızca eğitim kitaplarında görülen, fakat geleneksel eğitimin
etkisiyle, okula ve sınıflara giremeyen eğitim ilke ve yöntemlerini,
doğanın içinde hayata geçirmek olmuştur. Bunların somut birer örneğini
vermiştir. Buralarda binlerce öğretmen adayı, bunları bizzat yaşayarak
öğrenmişler ve gittikleri okullara da bunları taşımışlardır."
Üç
dönem milli eğitim bakanlığı yapmış Yücel, birçok üniversitenin
kurulumunda ve eğitim kitaplarının düzenlenmesinde büyük rol oynamıştır.
Mesele
Hasan Ali'ye selam göndermek değil, Hasan Ali'nin Ulusal-laik eğitim ve
kültürümüze getirdiği aydınlıkların günümüz eğitim sisteminde de
uygulanması...
İşte Cumhuriyetin Aydınlanma Devrimcisi Hasan Ali Yücel'in hayat hikayesi:
İlkokul
öğretmeni yetiştirmek üzere açılmış ve tamamen Türkiye'ye özgü bir
eğitim projesi olan Köy Enstitüleri projesini, Milli Eğitim Bakanı
Hasan Âli Yücel bizzat yönetti.
Hasan
Âli, ailesi İstanbul Laleli’de oturduğu için dört yaşında burada okula
başlar. Bu okul, Arapça eğitim veren bir din okuludur. O günleri kendisi
şöyle değerlendiriyor: “Bir taraftan öğretim usulünün ilkelliği, diğer
taraftan ne yaptığımızı, ne okuduğumuzu hiçbir surette bilmeyişimiz,
küçük yaşta zekâmızı ezmek, bilincimizi karartmak için yeterli
sebeplerdi”(Alev Çoşkun, Hasan Âli Yücel Aydınlanma Devrimcisi,
Cumhuriyet yayınları, 3. Baskı, İstanbul, 2010, s: 17).
Okullar
tarıma elverişli arazisi olan köylerin yakınlarında kuruldu.
Amaçlarından biri de köylülerin alternatif tarım tekniklerini
öğretmekti. Arıcılık bilinmeyen köylerde arıcılık, bağcılık bilinmeyen
köyde bağcılık öğretiliyordu. Enstitüye atanan öğretmen gittiği köyde
okul binasını köylülerin yardımıyla yapabilecek kadar inşaat bilgisi de
öğreniyordu. Köy enstitüsünü bitiren bir öğretmen sadece bir ilkokul
öğretmeni olmuyor aynı zamanda ziraatçilik, sağlıkçılık, duvarcılık,
demircilik, terzilik, balıkçılık, arıcılık, bağcılık ve marangozluk
konularını da uygulamalı olarak öğreniyordu.
Enstitülerin
hepsinin kendisine ait tarım arazileri, atölyeleri vardı. Bu sayede
öğretmenler kendi okullarını gittiği köyde köylülerin işbirliği ile inşa
ediyor ve devletin okul yapmasına gerek kalmıyordu.Hasanoğlan Köy
Enstitüsü, diğer köy enstitülerini kuran köy enstitüsü öğrencileri
tarafından inşa edilmişti. Köy enstitülerinden mezun olan öğretmenlere
yetiştirildikleri branşa ve gönderilecekleri köye göre 150 parçaya varan
alet ve edevat veriliyordu. Öğretmenler bu alet ve edevat ile
köylülerin de yardımıyla köy okulunu inşa ediyor ve köylülere hem modern
tarım tekniklerini hem de okuma yazmayı ve hatta müzik aletleri çalmayı
öğretiyordu
Millî
Eğitim Bakanı Nabi Avcı, MEB Şûra Salonu’nda düzenlenen “Hasan Âli
Yücel’in Fikri Dünyası ve O’nu Besleyen Kanalları” konulu konferansa
katılmış Can Yücel ve Hasan Âli Yücel’e bir selam gönderelim demişti.
Soruya
Mustafa Kemal’in yanıtı şöyledir: “…Bu soruyu soran arkadaşımızın
fikrine ben de iştirak ediyorum. Hakikaten efendiler, bizim bugünkü
medreselerimiz vaktiyle medreseler yapıldığı zamandaki halinden çok
uzaklaşmıştır. Milletimizin, memleketimizin yüksek eğitim kurumlarıyla
bir olması gerekir. Bütün memleket evlatları, kadın ve erkek, orada
eğitim görmelidir”. (Alev Çoşkun, aynı, s:29-30)
Bu açıklama 3 Mart 1924 tarihinde gerçekleştirilecek en büyük eğitim
devriminin-Öğretim Birliği-habercisidir.
Atatürk'ün
ölümünden sonra, 1938-1946 yılları arasında Millî Eğitim Bakanlığı
yapan Hasan Âli YÜCEL, Cumhuriyet Döneminin, çok yönlü kişiliğe sahip
seçkin bir eğitim, kültür ve siyaset adamı olarak kabul edilir.
Bu kabulün gerisinde, kuşkusuz kısa sayılabilecek hayatına sığdırdığı
programları ve ürettiği eserleri yatar. O, bu nedenle, anılmayı çok çok
haketmiş Cumhuriyet büyükleri arasında yer alır.
Bir
yurt gezisinde Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, bir gün etrafındakilere şu
soruyu yöneltir: “Türk milleti, ne zaman kendini kurtulmuş sayabilir?”
Hasan Âli, bu soruyu şöyle yanıtlar: “Paşam, Türk milleti ne zaman
kurtarıcı arama ihtiyacını duymayacak hale gelirse, o zaman kurtulmuş
olur”