17 Temmuz 2021

Adam Smith - Milletlerin Zenginliği

 Milletlerin Zenginliği Ciltli

Sunuş: Prof. Dr. Gülten Kazgan

Adam Smith (1723-1790): Çağının önde gelen ahlâk felsefecilerinden biri ve bu yıl yayımının 230. yılı kutlanan ve “İktisatın açılış kitabı” Milletlerin Zenginliği (1776) ile kalıcılaşmış bir 18. yüzyıl düşünürüdür. Elinizdeki baskıysa, bu önemli yapıtın Türkçedeki ilk ve tek eksiksiz çevirisi olmasının yanısıra, Prof. Dr. Gülten Kazgan’ın kapsamlı sunuşuyla da farkını ortaya koymaktadır.

Haldun Derin (1912-2004); Atatürk, İnönü ve Bayar dönemi anılarını kitaplaştırdığı Çankaya Özel Kalemini Anımsarken: 1933-1951’den (1995) Shakespeare, Adam Smith ve Orwell çevirilerine, bürokrasimizin en önemli çevirmen-yazarlarındandır. Milletlerin Zenginliği ise, bugün çevirmeninin elinden çıktığı biçimiyle yayımlanışıyla da bir “vasiyeti” yerine getirmektedir.

Çevirmen  Haldun Derin
 
- - - - - -
 

Tarihin gidişini değiştirmek, insanlara yeni ufuklar açmak, hayata daha farklı bir pencereden bakmalarını sağlamak insanlık tarihi boyunca çok az kişiye ve çok az esere nasip olmuştur. Adam Smith bu büyük insanlardan, Milletlerin Zenginliği de bu çığır açıcı eserlerden biridir. Bugüne kadar düşünce tarihi boyunca üretilmiş en etkili eserler sayılacak olsa Milletlerin Zenginliği’nin ilk on arasında yer alacağına kuşku yoktur.

Adam Smith, zenginliğin kaynağının altın ve gümüş stokları olduğu, dünyada zenginliğin sabit, dış ticaretin de sıfır toplamlı bir oyun, dolayısıyla birinin zenginleşmesinin ancak başkasını fakirleştirme pahasına olabileceği ve dış ticarette bir tarafın kazancının diğer tarafın kaybına eşit olacağı görüşüne dayalı, bu nedenle de devlet güdümlü korumacı, yağmacı, sömürgeci politikalara cevaz veren merkantilist anlayışa karşı çıkan, milletlerin zenginleşmesinin ille de kıymetli maden biriktirmeyi hedefleyen korumacı politikalarla olmayacağını gösteren insandır. Önerdiği doğal özgürlük sistemi devletin esas itibariyle iç ve dış güvenlik ile adaleti sağladığı şartlar altında, herkesin kendi menfaatini gözetirken bir “görünmez el” tarafından otomatikman topluma da hizmet etmesinin sağlandığı; işbölümü, uzmanlaşma ve serbest ticaret yoluyla kimsenin burnunu kanatmadan zenginleşmesini temin eden, birbirini hiç tanımayan milyonlarca insanın işbirliğiyle kendiliğinden doğan bir sistem olan serbest piyasa sistemidir.

Neomerkantilist zihniyetin hortlayıp yerli ve millî olma kaygılarıyla iç içe geçtiği, silahların gölgesinde ticaret savaşlarından söz edildiği, dünyanın çeşitli bölgelerinde savaş tamtamları çalınırken Coronavirüs belasının bütün insanlığı her şeyi yeni baştan düşünmeye zorladığı bugün Adam Smith ve Milletlerin Zenginliği yeniden okunmaya, başkalarına zarar vermeden zenginleşme ve refaha ermenin yolları üzerinde yeniden düşünmeye değer. Özgürlükçü, piyasacı, gönüllü mübadeleci ve dayanışmacı değerlerin önemini yeniden keşfetmek için bir 3. Dünya Savaşı veya Corona belası elinde şeytan çarpmışa dönmeyi beklememek ve sorumluluk mevkiindekileri uyarmak bugün çok acil bir görev hâlini almıştır. Mevcut çevirilerinden daha kapsamlı, doğru ve anlaşılır olma iddiasıyla yayımlanan bu eser bu bağlamda sürekli elimizin altında olması gereken bir şaheserdir.

Çevirmen: Mustafa Acar 
 
 

16 Temmuz 2021

Bir Demet Müzik

Adoucit La Mélodie - YouTube

Songbird - Nitin Sawhney feat.The London Symphony Orchestra - YouTube

Ancient Greek war music - Winds of Ithaca - YouTube

Bliss - Wish You Were Here - YouTube

Buddha Bar - Bliss - Wish you were here - YouTube

Dance of the Fire Kings - YouTube

 Waterbone - Hymn To Isis - YouTube

Ayishighinda (Moonlight) - YouTube 

Djelem Djelem - Barcelona Gipsy Klezmer Orchestra - YouTube

Dead Can Dance Anabasis - YouTube

Bliss - Seven Lives | Ambient Music - YouTube 

Ena Himoniatiko Proi - YouTube  

 Nana Del Caballo Grande (Tangos) - YouTube

 Dedicado a Camarón -Tomatito YouTube

WILLIE AND LOBO - ROCKING GYPSIES - YouTube

 DICEN DE MI * CAMARON DE LA ISLA - YouTube

YURI BUENAVENTURA Une belle histoire 2000 - YouTube


Deniz Deniz - Iris Murdoch

 Deniz Deniz Iris Murdoch

Deniz Deniz'in ana karakteri Charles Arrowby, günün birinde deniz kıyısında bir evde inzivaya çekilmeye karar vermiş, yaşlanmakta olan ünlü bir tiyatrocudur. Prospero Sendromu denen bir dertten mustariptir: Bir aktör olarak ilgi uyandıran bir karakterdir; yalnızca seyirci açısından değil, meslektaşları açısından da. Artık, diye düşünür Arrowby, güçlerine teslim olmanın; inzivada kâmilce, doğayla uyum içinde yaşamanın, yüzerek ve yürüyerek, basit ama eksantrik yemekler hazırlayarak, hayat ve geçmiş üzerine düşünerek bir günlük/anı/roman yazmanın (yazdıklarının ne olacağına bir türlü karar veremez) sırasıdır. Kalkıştığı işi değerlendirirken utangaçça edebi ve teatraldir:

Fakat hayatımın asıl olayları geçmişte kaldı ve “sükûnet içinde hatırlamak” dışında yapacak bir şey yok artık. Egoizmle geçmiş bir hayattan pişmanlık duymak mı? Tam olarak öyle değil ama onun gibi bir şey. Elbette tiyatronun hanımları ve beylerine asla böyle söylemedim; gülmekten ölürlerdi.

 Deniz Deniz, bizi başlıca ifritlerimizle yüzleştiren çok güzel, karmaşık ve ironik bir roman: Korku, kıskançlık, kibir, haset, yanlış kişiye duyulan aşkın acısı ve hayhuyu; ister savaş alanında olsun ister evimizin mahremiyeti içinde, şiddet kullanma içgüdüsü. Böyle bir eserde tek bir izleği çekip çıkarmaya olanak yoktur... John Burnside

 

Anton Çehov Kardeşi Alexander'a mektup, 20 Kasım 1887. Anton Çehov'un Mektupları

Uzun yıllar fakir köylüleri taşrada tedavi eden hümanist Dr. Çehov, bir Rus Klasiği olarak dünya edebiyatına büyük bir dramaturg ve kısa öyküleriyle geçmişti. Yüzden fazla dile çevrilen eserleri tüm dünyada okunan, Lefkoşa’dan New York’a Vanya Dayı, Martı, Üç Kızkardeş, Vişne Bahçesi gibi eserleri sahnelenen Çehov’un mektupları da edebiyat tarihi açısından büyük önem arz ediyor. Bugün yazarın 1886 yılında, yani sadece 26 yaşında kardeşi Nikolay Çehov’a yazdığı mektubun Rusçadan Türkçeye gerçekleştirdiğim çevirisini yayınlıyoruz. Anton Çehov, sık sık yazıştığı kardeşine, davranışlarını düzeltmesi amacıyla bir terbiyeli, görgülü ve aslında ahlaklı insanın ne yapması gerektiğini kaleme alır. Ressam olmak isteyen, oldukça eğitimli kardeşi bu mektuptan 3 yıl sonra veremden ölecektir. Anton Çehov ise 15 yıl sonra, aynı hastalıktan hayata gözlerini yumacaktır.

1886, Moskova
Bana sık sık, ‘seni anlamadıkların’dan şikâyet ederdin. Bundan Goethe ve Newton bile şikâyet etmemişti. Seni çok iyi anlıyorlar. Eğer sen kendini anlamıyorsan bu başkalarının suçu değil. Kardeşin ve yakının olarak seni anladığıma ve tüm kalbimle derdini hissettiğim konusunda seni temin ediyorum. Beş parmağımı bildiğim gibi tüm iyi özelliklerini biliyorum, duygularına değer veriyorum ve onlara derin saygıyla yaklaşıyorum. Eğer istersen, seni anladığımın ispatı olarak, bu özellikleri sıralayabilirim. Bana göre sen aşırı derecede iyi kalplisin, gönlün yücedir, bencil değilsin, son kuruşunu bile paylaşırsın, samimisin; kıskançlık ve nefret senden uzaktır, alaycı değilsin, kindar değilsin ve insanlara güvenen birisin. Sana, göklerden, başkalarında olmayan bir şey lütfedilmiş: sen yeteneklisin. Bu yetenek seni milyonlarca insandan yukarıda kılıyor. Çünkü dünyadaki 2 milyon insana bir sanatçı düşüyor.


Yetenek seni özellikli bir konuma yerleştiriyor: Yetenekliyse bir kurbağa veya örümcek de olsan sana saygı duyarlar. Çünkü yetenekli insanlara her şey mazur görülür. Tek bir kusurun var. Yanlış yolun, kahrın, barsak iltihabının bu kusurda saklı. Bu ise senin aşırı görgüsüz olmandır. Lütfen beni affet ama veritas magis amicitiae… Mesele şu ki hayatın kendi şartları vardır. Entelektüel bir ortamda kendini yerinde hissedebilmek, bu ortamda yabancı kalmamak ve rahatsız olmamak için genel anlamda görgülü biri olmak gerekiyor. Yetenek seni bu ortama sürükledi ve bu ortama aitsin ama… bu ortam seni itiyor ve kültürlü kesim ile vis-a-vis insanlar arasında kalıyorsun. Şarap mahzeninin yanında, kıt kanaat ve kırbaçla büyüyen şehirli özün kendini gösteriyor. Bunu yenmek zordur, hem de çok zordur.


Bana göre görgülü insanlar aşağıdaki şartlara haiz olmalıdırlar:
1. Terbiyeli insanlar şahsiyete saygı duyarlar. Bu nedenle her zaman müsamahalı, yumuşak, kibar ve tavizkardırlar. Bir çekiç veya kaybolan silgi nedeniyle isyan çıkarmazlar; birileriyle yaşarken bunu bir lütuf olarak göstermezler. Ayrılırken de “Sizinle yaşanmaz” demezler. Gürültüyü de, soğuğu da, çok pişmiş eti de, aşırı biberli yemeği de, evde yabancıların bulunmasını da affederler.

2. Sadece fakirlere ve kedilere karşı merhametli değildirler. Onlar ruhlarıyla dertleri ve çıplak gözle görülemeyecek şeyleri hissederler…

3. Başkasının mülküne saygı duyarlar ve bu nedenle de borçlarını öderler.

4. Temiz kalplidirler ve yalandan, ateşten korktukları gibi korkarlar. Basit konularda dahi yalan söylemezler. Dinleyen için yalan hakarettir ve yalan konuşan onun gözünde sıradanlaşır. Gösteriş yapmazlar, evde nasılsalar sokakta da öyledirler, onlardan daha aşağıdakilere sahte davranışlarda bulunmazlar. Geveze değildirler ve sorulmadığında mahremiyetlerini ısrarla anlatmazlar. Başkalarının kulaklarına saygıdan dolayı genellikle susarlar.

5. Diğerlerinin acıması ve yardım göstermesi için kendilerini hakir göstermezler. Başkalarının iç geçirmesi ve onlara dadılık yapması için başkalarının duygularını sömürmezler.

6. Gösteriş budalası değildirler. Ünlülerle tanışmak, bir mağazada gördüğünden fevkalade etkilenmek, meyhanelerde tanınmışlık gibi sahte mücevherler onların ilgisini çekmez.

7. Eğer yetenekleri varsa yeteneklerine saygı duyarlar. Yetenekleri için kadınlardan, şaraptan, dünyevi şeylerden fedakârlık gösterirler.

8. Estetik duygularını geliştirirler. Giysilerle uyuyamazlar, duvarda tahtakurularıyla dolu çatlak göremezler, berbat bir havayı teneffüs edemezler,  pislik içinde yürümezler, ocaktan yemek yemezler. Cinsel içgüdülerini olabildiğince dizginlerler ve asalet katarlar. Terbiyeli insanlar bu anlamda sıradan değildirler. Kadından yatmayı, ihtiras teri, sahte hamilelikle kandıran bir zekâ ve durmadan yalan söylenmesini beklemezler. Onlar, özellikle de sanatçılar, tazeliğe, zarafete, insancıllığa ihtiyaç duyarlar. Durmadan votka içmezler, dolap koklamazlar. Çünkü domuz olmadıklarını bilirler. Meşgul olmadıklarında, gerektiğinde içerler. Çünkü ihtiyaç duydukları şey sana in corpore sano’dur vs. Görgülü insanlar böyledir. Görgülü olmak ve bulunduğun çevreden daha alt bir seviyeye düşmemek için Pickwick’i okumak ve Faust’tan bir monoloğu ezberlemek yeterli değildir. Bir faytona binip Yakimanka’ya gidip, oradan bir hafta sonra kaçmak yeterli değildir. İhtiyacın olan aralıksız çalışmak, durmadan okumak, etraflıca öğrenmek ve sebattır. Her saat değerlidir. Yakimanka’ya gidip gelmek fayda etmez. Cesaretle bunu bırakıp hızlıca atılım yapman gerekir. Bize gel, votka şişesini kır ve okumaya otur. En azından okumadığın Turgenyev’i oku.

* * *

Çehov'un erkek kardeşi Alexander da kısa öykü yazmak istedi. Ona yazdığı bir mektupta (1883) “oldukça öznelsiniz” ancak söyledikleriniz bir anlam ifade etmiyor, bu da öykü alanında bir başarısızlıktır.

Düğün gecesini tasvir eden akşam yemeği ile ilgili bana gönderdiğin öyküdeki kadın ve erkeğin sahnesine tekrar dönelim, ne yazmıştın; ‘Her ikisi de sebepsiz yere üzgündüler, gözlerinden yaşlar akıyordu, birbirlerine öpücük göndermekten de geri kalmıyorlardı.’

Anlamlı tek bir kelime yok. Sadece duygulardan bahsediyorsun. Okuyucuya yönelik tek bir kelime yazmadın. Duygusal şeyleri sevdiğin için bu şekilde yazmışsın. Ancak akşam yemeğinin kendisini tarif etseydin, sözgelimi lokantanın atmosferi nasıldı? Garsonların nezaketi nasıldı? Hepimiz mutlu çift sahnesini seviyoruz.

Ancak sahne daha ikna edici detaylar gerektiriyor. Öznellik muhteşemdir. Masada bulunan kızarmış ördek hakkında konuşmak, resmi daha kabul edilebilir hale getirecektir.

Edebi sanat yapmak uğruna içeriği mahvetme. Kısa öykünün ustası, kardeşine ders verirken dünya literatürüne şunu da ekliyor:

“Rusya'daki köylüler muhtemelen senin edebi sanatını sevecektir. Alman garsonlar sana bir bardak ücretsiz bira verebilir. Ancak eleştirmenler, kültürüne ve modernliğine rağmen Alexander daha yetenekli ve gerçekçi olamaz mıydı? Diyeceklerdir. 


Rembrandt | Britain's Discovery of the Master

 Rembrandt: Britain's Discovery of the Master exhibition book (paperback)

 

Rembrandt: Britain's Discovery of the Master exhibition book

Bu, Rembrandt'ın İngiltere'deki şöhretinin ve etkisinin olağanüstü zengin hikayesidir. Başka hiçbir ulus, Rembrandt'ın çalışmalarına karşı bu kadar tutkulu ve bazen de eksantrik bir coşkuya tanık olmadı. Görüntüleri her yerde bulunur hale geldi ve onu tarihin en tanınmış sanatçılarından biri yaptı. Bu kitapta, dünyanın önde gelen uzmanlarından bazıları, Rembrandt'ın resimlerine, çizimlerine ve baskılarına olan zevkin nasıl geliştiğini, ülke çapında koleksiyoncuları ve sanatseverleri yakalayan bir çılgınlığa dönüştüğünü açıklıyor. Bu, 1700'lerin sonlarında, yeni bir yüzyılın şafağında Rembrandt'ın itibarının yeniden değerlendirilmesine ve daha geniş halk için şaheserlerini görme fırsatlarına yol açmadan önce, ateşli bir seviyeye ulaştı.

Rembrandt'ın İngiliz hayal gücü üzerindeki derin ve ilham verici etkisinin öyküsü, ustanın kendisinin ve ayrıca William Hogarth, James Abbott McNeill Whistler, Eduardo Paolozzi ve John Bellany gibi İngiltere'nin en sevilen sanatçılarından bazılarının 130'dan fazla görkemli eseri tarafından resmedilmiştir. .