28 Ocak 2020

Özdemir Asaf " Güzellik, gözdedir. Bakılan şeyde değil."




Hiciv ve ney üstadı: Neyzen Tevfik

İkilik
Kâbe’den maksadın varmaktır yâra,
Kör gibi tapınma, kara duvara,
Hızır’ı ararsan kendinde ara,
Bulamadım gibi rezalet etme.

Savaş vurguncularından birinin dedikodusu yapılmaktadır. “Tonla parası var… Herifin bir eli yağda, bir eli balda… Nereye gitse, hemen yol açıyorlar!” diye. Neyzen, “Gerçekten kenara çekiliyor mu herkes?” diye sorar, “Çekiliyor.” cevabını alınca; “Demek cebindeki pisliğe bulaşmak istemiyorlar…” diye yapıştırır cevabı.

Para
Câh ü mevki-kârı çok oldu gözümden düşeli,
Bunların hiçliğini ben bilerek öğrendim.
Şimdi de kalmadı nakdin nazarımda kadri,
Kirli ellerde görünce, paradan iğrendim.

(câh ü mevki-kâr: yüksek mevki ve yerlerin değeri)

Neyzen Tevfik, yüreği insan sevgisiyle do­lu biriydi. Dünya malına hiç değer vermezdi. 1952 yılında Şehir Komedi Tiyatrosu’nda jübi­lesinin yapılacağı gün bir arkadaşına telefon açar, kendisine bir takım el­bise göndermesini ister. Arkadaşı elbiseyi gönderir. Jübile bi­tince sahnenin arka­sında o elbiseyi çıkar­tıp oradaki garsonlara verir, sonra eski elbi­selerini giyer. Bana vereceğiniz parayı da yok­sullara dağıtın, der.

Fırka parti diye
Fırka, parti diye halkın boğazından sıkarak,
Milletin on senedir olmuş idi mengenesi.
Kazdığı câh-ı belâya yine kendi düştü.
Örsünü, kıskacını s..tiğimin çingenesi

(cah-ı belâ: bela yolu)

Bir gün Neyzen’e sorarlar: “Neyzen, çalarken mi neşelenirsin, yoksa neşeli olduğun zaman mı çalarsın?” Maliye Bakanı hakkında yolsuzluk dedikodularının dolaştığı bir dönemdir. Neyzen: “Maliye Vekili değilim ki, çalarken zevk alayım” der.

Sanma ciddiyet ile
Sanma ciddiyyet ile sarf ederim san’atımı,
Ney elimde suyu durmuş kuru musluk gibidir.
Bezm-i meyde süfehânın saza meftûn oluşu,
Nazarımda su içen eşşeğe ıslık gibidir!

(bezm-i mey: içki meclisi, süfehâ: zevk ve eğlenceye düşkün kişiler, meftûn: gönül vermiş)

Devrin ileri gelenlerinin de bulunduğu bir toplantıda neyini üflerken kendisini dinlemeyip konuşanları görünce çok öfkelenip söylemiştir bu sözlerini.
Cafer
Fabrika yaptı Sümerbank bez için,
Çok muazzam bir eser bu, lâf değil!
Dil işinde ehl-i dil tezden dedi,
S…. Cafer, bez getirsin Başvekil.

Başvekil İsmet İnönü’nün Sümerbank bez fabrikasını açtığı günlerde, Türk Dil Kurultayı’nda dil profesörü Ahmet Caferoğlu’nun konuşmasının yarattığı hoşnutsuzluk üzerine söylemiştir bu dörtlüğünü. (1932)

Ben güzel sevmeye geldim
Düşeli derd-i firâkın ile sevdâya mey’e
Müptelâyım, deliyim, sinmişim esrâr-ı ney’e
Feleğin kahpe başında paralansın parası,
Ben güzel sevmeye geldim, değil ekmek yemeye.

(derd-i firak: ayrılık acısı, müptelâ: tutkun, esrâr-ı ney: ney’in sırrı)

Mazhar Osman, Neyzen Tevfik’e içki içmeyi yasaklamış. İçmeye devam ettiği takdirde hayati tehlike doğacağını söylemiş. İleri derecedeki samimiyetlerine dayanarak içki içmeyeceğine dair bir de and içirmiş Neyzen’e. Aradan zaman geçmiş, Mazhar Osman, Neyzen Tevfik’e bir yerde içki içerken rastlamış, hemen hatırlatmış: “Hani sen içki içmemek üzere and içmiştin?” Neyzen şöyle cevap vermiş: “Üstat, biz fakir adamız.. Bulunca içki içeriz, bulmayınca and içeriz…”

Gönlümün zâviyesinden
Gönlümün zâviyesinden dedi bir pîr-i mugan,
Gözünü yum, sağır ol, yut dilini, kes sesini!
Bilenin ağzına önce s..ıyor kahpe felek,
Sonra sille ile patlatıyor ensesini.

(zâviye: tekke, pîr-i mugan: din büyüğü)

Neyzen Tevfik bir kez evlenmiş ve ayrılmıştır. Ayrıldığı karı­sına aşık olan Neyzen onu hiç unutamamıştır. İçkiyi çok içtiği için yine Bakırköy Akıl Hastanesi’ne kaldırıldığında, karısının ikinci kocası da orada yatıyormuş, tesadüfen onunla tanışmış, ahbaplık kurmuş. O’nu Dr. Mazhar Osman’a takdim etmiş ve: “Bu adama iyi bakın, iyileşsin ki, benim şimdi küfrettiğim bir insanı mut­lu etsin.” demiş.

İhtiyarlık ile gençlik
İhtiyarlık ile gençlik diyerek,
Şu hayâtı ikiye böldürme!
Ey büyükten de büyük Allâhım,
Benden evvel s..imi öldürme

Dr. Fahrettin Kerim Gökay ‘içkinin zararları’ konulu konferansını vermektedir. Bir ara: “Rakı’nın her kadehi, hayatımızı bir saat kısaltır” der. Dinleyiciler arasında olan Neyzen yerinden fırlayıp bağırır: “Eyvah, yandık!” Hayrola, diye sorarlar. “Hesap ettim, meğer ben öleli tam kırk yıl olmuş!!!”

Asrın yeni bir umdesi var
Asrın yeni bir umdesi var, hak kapanındır.
Söz haykıranın, mantık ise şarlatanındır.
Geçmez ele bir pâye, kavuk sallamayınca,
Kürsî-i liyâkat, pezevenk puşt olanındır!

(umde: ilke, pâye: mevki, kürs-i liyâkat: mevki)

Bir gün, Neyzen Tevfik Pen­dik’teki bir dostunda sabaha kadar devam eden âlemden sonra, biraz seher havası almak için çıkar ve deniz kıyısına gelerek bir çitlembik ağacının altındaki bir kayanın üstüne oturur. İnsana huzur veren derin bir sessizlik vardır doğada. Üstat, bu romantik havayı kaçırır mı, hemen neyini çıkarır ve çalmaya başlar. Biraz ileride ise çamaşırlarını yıkayan birkaç as­kerin tokaç sesleri duyulur. Ney sesini duyan askerler biraz sonra yanına gelerek büyük bir huşu ile dinlemeye başlarlar Neyzen’i. Bir ara neyzen melodiye ara vererek, “Merhaba evlatlar, siz de benim gibi bu gece uykusuz kaldınız galiba!” diye takılır onlara. As­kerlerden birisi kulağına eğilip, “Kurbanın ola­yım amca, sabah sabah bizi deli ettin, ama sözümü kötü görme, kopçaların çözülmüş, edep yerin gözüküyor…” deyince, Neyzen kal­kıp askerin boynuna sarılır. “A benim aslanım, ben sana kurban ola­yım ki edebim olduğunu ilk defa senden işitiyo­rum!” diyerek nüktesini patlatır. Sonra, pantolunun düğmesini ilikler ve askerlere bir güzel ney ziyafeti çeker.

Altmışından sonra cânâ
Bir taraftan câm-ı aşkın, bir taraftan meyle ney
Kör kütük, zil zurnayım; sâkî fitil ettin beni!
Sarhoşum, kör kandilim, yandım o mavi gözlere,
Altmışından sonra cânâ bob-stil ettin beni.

(cam-ı aşk: aşk kadehi, sâkî: içki sunan, cânâ: sevgili, bob-stil: züppece giyim tarzı)

Halk adamlığı, ney çalışındaki ve yergi türündeki ustalığı ile Neyzen, “Türklerin Diyojen’i” sayılırdı. O, yüz­yılların yetiştiremeyeceği büyük bir sanatçı, mevki ve şöhret sahiplerini amansız bir şekilde hicveden derbeder bir deha idi.

Demokratik idare
Kim demiş bizde bir demokratik idare yoktur,
Ne demek, olmasa elbet dışardan alırız!
Sırredip karne usûlüyle o gümrük malını,
Karaborsaya verir, biz bize benzer kalırız.

İkinci Meşrutiyet döneminde nazırlığa getirilen bir zat, çok geçmeden yeğeninin vali olarak atanmasını sağlar. Karşılaştıklarında, Neyzen, “Maşallah, kardeşinizin oğlu tıpkı fasulyeye benziyor.” deyince adam, “Genç yasta vali oldu, neden fasulyeye benzesin?” diye sorar. Neyzen de verir cevabı: “İşte ben de onun için benzetiyorum ya, fasulye de sırığa sarılarak büyür.”

Şâhâne cehâlet
Hayliden hayli kalınlaştı yobazlık yeniden,
Softalık zorlu anırtı ile aldı yürüdü.
Kara bir kinle taassup pusudan çıktı yine,
Yurdu şâhâne cehâlet yeni baştan bürüdü.

Dini bütün geçinen bir dostu Neyzen’e sorar, “Beni tanırsın. Cennetin anahtarı sende olsa beni oraya almaz mıydın?” Neyzen, karşısındakini baştan ayağa şöyle bir süzdükten sonra gülümser, “Bende cennetin değil de cehennemin anahtarı olsaydı, senin için daha hayırlı olurdu. Belki seni oradan çıkarırdım!” diye cevap verir.

Sertabip
Sertabibin bilirim kudret-i ilmiyesini,
Kimi hakkında şöyle, kimi böyle dedi
Mîriden çalma, rüşvet olarak Pendik’ten
Mazhar Osman tam beş araba gübre yedi.

(sertabip: başhekim, kudret-i ilmiye: bilginin gücü, mîri:devlet)

Neyzen’in kardeşi Şefik Kolaylı anlatıyor: “Tevfik rakıdan kesilmiş, istirahat etmek üzere Pendik’e gelmişti. Tevfik, dedim, se­nin yüzünden bak neler oldu. “Dr. Mazhar Os­man Bey beş araba koyun gübresi istemişti, gönderdim. İhbar etmişler, müfettiş geldi, uzat­mayalım başımıza iş açtın.” dedim. Bir hayli gül­dü. Birkaç saat sonra işte bu kıta’yı yazıp elime verdi.

William Butler Yeats - Galway At Yarışlarında

Orada, atların yarıştığı çayırda, Aramızda birlik yaratıyor duyduğumuz sevinç. Atlılar dörtnala atlarının üstünde Yüreği ağızlarında arkadan bakanların: Bizim de seyircilerimiz vardı eskiden, Dinleyen, işimizde bizi yüreklendiren; yoldaşlık ederdik binicilerle Yeryüzü tüccarın, kalem efendisinin Kesik soluklarıyla buğulanmadan. Sürdürün türkünüzü: bir yerde doğarken yeni bir ay. Göreceğiz uyumanın ölmek demek olmadığını, Duyarak yeryüzünün yeni bir hava tutturduğunu- Yeryüzü hep delikanlı çünkü- Sonra bağıranlar çıkacak yarışlardaki gibi, Ve insanlar olacak bizi yüreklendiren atını sürüp gidenlerden... 

27 Ocak 2020

Howard Zinn " The People Speak (insanlar konuşur) "

“Dünyanın tepe taklak olduğu varsayımından başlıyorum ki her şey olduğu gibi tamamen yanlış. Yanlış insanlar ceza evinde, yanlış insanlar dışarıda, yanlış insanlar güçlü, yanlış insanlar güçsüz. Bu ülkedeki ve dünyadaki zenginlik dağılımına bakın, zenginliğin ciddi bir şekilde tekrardan bölüştürülmesi gerekiyor. Bunlar hakkında çok şey söylemek zorunda değiliz, yapmamız gereken dünyanın bugünkü durumu hakkında düşünüp aslında her şeyin tepe taklak olduğunu fark etmektir. Eğer düşünmezseniz, sadece TV izler ve bilimsel şeyler okursanız aslında bazı şeylerin hiç de kötü olmadığı, sadece bazı ufak şeylerin yanlış olduğunu düşünmeye başlarsınız. Fakat biraz olayın dışına çıkıp geri geldiğinizde ve dünyaya baktığınızda dehşete düşersiniz. Bu yüzden her şeyin tepe taklak olduğu varsayımından başlamamız gerekiyor ve başlığımız: Sivil itaatsizlik.

Başlık sivil itaatsizlik olunca problem buymuş gibi algılanıyor fakat sivil itaatsizlik bizim problemimiz değil, bizim problemimiz ‘sivil itaat’tir. Bizim problemimiz, tüm dünyada insanların kendi devlet liderlerinin diktalarına itaat edip savaşa girmesi ve milyonlarca kişinin bu itaat nedeniyle öldürülmesidir. Bunu Nazi Almanya’sında fark ettik. Oradaki problemin insanların Hitler’e olan itaatinin olduğunu ve bunun yanlış olduğunu gördük. İnsanlar Hitler’e direnebilirdi, karşı çıkabilirdi. Ama orada biz olsaydık onlara bunu gösterebilirdik. Stalin Rusya’sında da insanların itaatkâr olduğunu öğrendik. Körü körüne itaat eden insanlar…
Liderlerin sevgilisi halkın belası kanunlar…

İnsanların feodalizmle sömürüldüğü eski zamanları hatırlıyor musunuz? Ortaçağ’da her şey berbattı ama şimdi batı medeniyetimiz var: Kanun kuralları! Kanunların yaptığı tek şey kendisinden önce var olan adaletsizliği düzenli ve maksimum hale getirmek oldu. Kanunlara metafizik memnuniyet içinde değil de gerçekçi bakalım. Dünyanın tüm devletlerinde kanunlar liderlerin sevgilisi olurken halkın ise belası olmuştur. Bunu anlamaya başlamalıyız.

Düşünürken ulusal sınırların ötesinde düşünmeliyiz. Nixon ile Brezev’in bir diğeriyle olandan daha fazla ortak yani var bizim de Nixon’la. J. Edgar Hover’in Sovyet gizli polis başkanıyla bizimle olduğundan çok daha fazla ortak yanı var. Bu, tüm devlet liderlerini dostluk bağlarıyla bir araya getiren uluslararası kanun ve düzene adanmışlık halidir. Bu yüzden onlar bir araya geldiklerinde birbirlerine gülümsemelerine, el sıkışmalarına, sigara içmelerine ve ne dediklerine bakmadan birbirlerini sevmelerine şaşırıyoruz.

Yapmaya çalıştığımız şey bağımsızlık bildirisinin prensiplerine, amacına ve ruhuna geri dönmektir. Haksızlık yapan otoriteye ve insanları kendi hayat özgürlüklerinden alıkoyan kuvvetlere direnmektir bu ruh. Mutluluğun pesinde koşma hakkıdır! … Fakat bağımsızlık bildirgesinin prensiplerini oluşturmak için önce bu, öldürmeyi özendiren, zenginliğin adaletsizce bölünmesine hizmet eden, bazılarını önemsiz nedenlerle hapsederken daha büyük suç işlemiş olanlara dokunmayan kanunlara uymayı bırakmalıyız.

Umudum bu tür bir ruhun sadece bu ülkede değil diğer tüm ülkelerde yer almasıdır çünkü hepsinin buna ihtiyacı var. Tüm ülkelerdeki insanlar itaatsizlik ruhuna ihtiyaç duyuyor. Bu ruh metafizik bir şey değil aksine güç ve zenginliktir bu ruh. Bizim, aynı şey için mücadele eden tüm dünya ülkelerinin insanları arasında birbirine olan bağlılığıyla bir bağımsızlık (interdependence) bildirimine ihtiyacımız var.” Howard Zinn
Kaynak: Information Clearing House



Tarihçi aktivist Howard Zinn (1922-2010), bir toplumda yaşanan sorunların nedeninin sivil itaatsizlik olarak algılanmasının aksine asıl nedenin haksızlık ve adaletsizliğe yönelik sivil itaat olduğunu öne sürüyor. Howard Zinn’in 1980 yılında yayınlanan A People’s History of the United States (Birleşik Devletler’in İnsanlarının Tarihi) adlı kitabı baz alınarak hazırlanan ve 2009 yılında yayınlanan The People Speak (insanlar konuşur) adlı belgeselde Amerika’nın savaş, sınıf, ırk ve kadın hakları mücadelelerinden bahsediliyor. Belgeselde Zinn’in 1970 yılındaki konuşmasını özetleyerek okuyan ise Amerikalı aktör ve senarist Matt Damon.

The People Speak Sneak Peek - YouTube


 G.Ö
 

Bedri Rahmi Eyüboğlu - Bi Tane Daha



1.
Bu yürek kahpe yürek yetim yürek
Yoksul yürek
Hani şu uzun havalarda, bozlaklarda, mayalarda
İflah olmaz türkülerde tüten
Hani şu insanı kahreden canım....
Kurşun misali delip geçen
Kurşun misali çöken

Bu yürek yetim yürek yoksul yürek
Binbir yerinden yaralı binbir yerinden yamalı yürek
Bir yanı tanrı bir yanı kul
Bir yanı tezek bir yanı gül
Bizim insanlarımız oğul ne zaman gülecek?


Bu yürek yetim yürek yoksul yürek
Varımız yoğumuz malımız mülkümüz sermayemiz
Canevine konan ilk taş
Canevinden uçan ilk kuş
Bu yürek yetim yürek yoksul yürek
Bir yanı gül bir yanı tezek
Bizim insanlarımız oğul ne zaman gülecek

Ağlamak ayıp değil kana kana
Ama gülmeyi unutmuşlar yüzlerine baksana
O cânım sevinç pırıltısı düşmüş gözlerinden
Param parça tuz buz
Bizim insanlarımız böylesine karagülmezse
Birimizden biri suçluyuz.

Peki neyleyip nidelim
Alıp başımızı limon misali avuçlarımızın içine
Kara kara düşünelim.

2.
Bir ilimiz var adı Rize
Durup dururken bir bardak çay sundu bize
Rize’de çayı kim yetiştirdi Rize’de
Misisipi’ye karışan çayları öğretirler bize
Rize’de çayı kim buldu Rize’de
Kimdi o sessiz sedasız
kumral kumral demlenen mübarek adam
Adını öğretmediler bize
İşte o güzel adamdan bre şahin aman
Bi  tane daha.

Şu dağın başında bir top gül vardı
Eşi görülmemiş bir top gül katmer katmer açardı
Kırk bin köyde kırk bin umut
Kırk bin köyde kırk bin tomurcuk
Kırk bin adet meyveye vurmuş fidan
Köy okullarımıza nasıl kahbece kıydılar anlatamam
Hey gidi mangal yürekli Tonguç baba
Köy okullarımızı kilim misali ilmik ilmik ören
Adını kaç aydın duydu acaba
Mangal yürekli Tonguç baba
Sana Anadolumun her yanından
Kekik kokan keklik kokan Cevat Şakir işi
Kınından çekilen kılıç gibi bir merhaba
Bir mangal yürekli Tonguç baba
yetmedi bre şahin aman
Bir Tonguç baba daha.

Pırıl pırıl bir Karacaoğlan
Bir Dadaloğlu bir Pir Sultan
Dilimize düşen ilk mübarek cemre
Bitip tükenmeyen Yunus Emre
Biz dünyadan gider olduk demiş kalanlara selam olsun
Ama hep böyle gidecekse bu dünya canım
Yunus topumuza haram olsun.

Gözünün nurunu sevdiğim koca Sinan
On parmağı on ulu çınar misali her yandan yükselen
Dünya durdukça duracak olan
Gecekondular mı gelecekti arkandan
Bir koca Sinan yetmedi bre şahin aman
Bir Sinan daha.

Bir tren kalkıyor Haydarpaşa’dan
Gözyaşları yoncadan Eminem
Öfkeleri meşeden
Bir tren kalkıyor Haydarpaşa’dan
Dünyanın en güzel treni
Ağzına kadar Memetcik yüklü
Lokomotifi pala bıyıklı
Vagonlarda bir telaş bir kıyamet
Memetcik Memet Memetcik Memet
Bir tren kalkıyor Haydarpaşa’dan
Tren değil bu bir hışım
İlk Türkçe dersimi ondan almışım
Memetcik Memet
Türkçem kadar güzelsin diyen büyük usta
Nâzım Hikmet
Bir Nâzım yetmedi bre şahin aman
Bir Nâzım daha

Kırmızı gülün alı var.
Kolay kolay gelir miydi bir Mustafa Kemal
Bir Mustafa Kemal yetmedi bre şahin aman
Bir Mustafa Kemal daha.

Bu Anadolu var ya bu Anadolu
Bir misli menendi görülmemiş cömert ana
Bu her yanı meme bu her yanı dudak bu her yanı gül
Bu zırnık almadan veren habire veren yediveren gül
Bu Anadolu var ya bu Anadolu
Bu üç yosma denizde üç defa ıslanan
Gürbüz ırmaklar ortasında susuzluktan çatlayan
Bu Anadolu var ya bu Anadolu
Bu sapsarı sıtma bu masmavi gurur
Ne tosunlar doğurmuş ne tosunlar
Bak daha neler doğurur.