14 Nisan 2018

Simone de Beauvoir " Sanatçının ifade edeceği bir dünya olması için, o, öncelikle bu dünyada yer almalıdır; baskıcı ya da baskı altında, yılgın ya da isyankar, insanlar arasında bir insan."


 

Vladimir Mayakovski - Lili'ciğim


(Mektup yerine)

Tütün dumanı kemiriyor havayı.
Oda
Kruçyonıh'ın Cehennem' inden bir bölüm gibi.
Anımsıyor musun
İlk kez
ardında bu pencerenin
tutkudan çıldırmışçasına
okşamıştım ellerini.
Şimdi
oturuyorsun aynı yerde,
yüreğin
demirden bir kılıf içinde.
Ve yarın
paralayan sözlerle
kovacaksın belki beni
Ve loş antrede
uzun süre
titreyişlerle sarsılan bir kol
bulamayacak
ceketteki yerini.
Çıkacağım, ezilmiş.
Fırlatacağım vücudumu sokağa.
Yabanıl
çılgın
umutsuzlukla paramparça.
Hayır
gerek yok buna,
sevgilim,
biriciğim,
gel
vedalaşalım şimdiden.
Ağır bir gülle gibi
aşkım
nereye kaçarsan kaç
asılıdır sana
nasıl olsa.
Bırak
son bir haykırışla uluyayım
horlanmışlığın acı yankısını.
Çalışmaktan
anası ağladığında öküzün
gider
salar kendini soğuk sulara.
Aşkından başka
deniz yok bana,
ve gözyaşları da
bir erinç
koparamıyor ondan.
Yorgun fil
sessizliği aradığında
yatar
kızgın kumlara saltanatla.
Aşkından başka
güneş yok bana.
Ve bilmiyorum bile
neredesin şimdi ve kiminle.
Eğer
bir başka şair olsaydı
böylesine üzdüğün,
onarırdı acısını
parayla ve ünle.
Fakat
sevinç vermiyor bana hiçbir çınıltı
senin sevgili adının
çınıltısından başka.
Atmayacağım
bir boşluğa kendimi,
zehir içmeyeceğim.
Ve dayayıp
şakağıma namluyu
çekmeyeceğim tetiği.
Ağzı hiçbir bıçağın
bakışların kadar senin
kesemez beni.
Yarın unutacaksın
seni taçlandırdığımı,
ve yakıp tükettiğimi
çiçeklenmiş bir ruhu
aşkla.
Ve uçarı günlerin fırtınalı karnavalı
dağıtacak
sayfalarını kitaplarımın.
Sözlerimin kurumuş yaprakları mı
durduracak seni
çırpınan soluğuyla.
Bırak hiç değilse
son bir sevgi dalgası sereyim
beni bırakıp giden adımlarının altına.

Çeviren : Ataol Behramoğlu

10 Nisan 2018

Halil Cibran - Ve hüzün doğduğunda / Ve sevincim doğduğunda

Ve hüznüm doğduğunda hüzünle besledim onu,
Gece gündüz üstüne titredim sevecenliğimle..

Ve hüznüm büyüdü zamanla, serpilip güçlendi,
Tüm canlı varlıklar gibi olağanüstü güzelleşti.

Ve hüznümle ben, hep sevdik birbirimizi, ve dünyayı
Kaynaştık güzel ruhlarımızla birbirimize ve dünyaya..

Ve hüznümle ben, söyleştikçe günlerimiz kanatlanır,
Konuşkan düşlerimizle seçkinleşirdi gecemlerimiz.

Ve hüzünmle ben, şarkılar söylerdik, komşular dinlerdi;
Çünkü deniz gibi derindi, anılarla dopdoluduydu ezgilerimiz.

Ve hüznümle ben gururla yürürdük, saygılı gözler önünde;
Düşmanca bakanlarda olurudu, çünkü soyluydu hüznüm.

Ve hüznüm her canlı gibi öldü bir gün, yanlız kaldım;
Kendimden geçtim, düşüncelere daldım, bunaldım.

Ve konuştuğumda duymuyorum şimdi kendimi,
Ve komşularım gelmiyor artk şarkılarımı dinlemeye.

Ve düşlerimde dost sesler bana bakıp fısıldıyor şimdi:
"İşte bakın, burda yatıyor hüznüyle birlikte ölen adam."

💕

Ve sevincim doğduğunda, çatıya çıkıp haykırdım:
"Gelin komşular, görün,gülümseyen güneş oldum!"

Ama hiçbir komşum gelmedi sevincimi görmeye,
Aylarca sürdü şaşkınlığım, unutuldum, yanlızdık..

Ve sevincim solgun, güçsüz büyüdü; benden başka
Hiçbir yürek ona sevgi duymadı, öpmedi hiçbir dudak;

Ve sonunda her canlı gibi öldü sevincim, yanlızlıktan...
Ve şimdi öldü sevincimi, ölü hüznümle anımsayabiliyorum.

Ve yüreğimde kardeş anıları, rüzgarda mırıldanıp düşen
Suskun ve Solgun güz yapraklarını andırıyor şimdi...


09 Nisan 2018

Latife Tekin - Unutma Bahçesi


Bir bakışı unutmak istediğimizde, büyük bir yitimi göze almak zorundayız. Ancak böyle bir yitimin neden olacağı yıkımın altından kalkabilirse insanın yeni bir yaşamı olabilir ve insan bu yeni yaşamına çok derin bir bilgiyle, kaybın bilgisiyle sahip olur.
Bir grup arkadaş, doğayla uyumlu bir yaşam arayışındaki Şeref’in önderliğinde, şehir hayatının kargaşasından, toplumsal kalıplardan uzak yepyeni bir dünya yaratmaya koyulur. Erdemli ve özgür bir yaşam peşindeki bu karakterlerin amaçladığı dünya, kötülükle, kargaşayla, günlük dayatmalarla bağlarını koparmış bir ada, bir tür cennet bahçesi olacaktır. Ancak karakterlerin yaşadığı derin çelişkiler, böyle bir yaşam biçiminin ne denli olanaklı olduğu konusunda soru işaretlerine yol açar. Bir tek romanın anlatıcısı Tebessüm bu derin çelişkilerin farkındadır. Çünkü insanların kolay kolay geçmişlerini arkalarında bırakamadıkları, “unutma isteğiyle dolanların, unutulmaya hiç de razı olmadıkları” sarsıcı gerçeğini görebilmektedir.
Unutma ve hatırlama gibi hayati önemdeki kavramları sorgulayan ve kent hayatından, toplum kurallarından uzakta, doğayla uyum içinde yeni bir yaşam tasavvuru üzerine kurulu olan Unutma Bahçesi, kolay yanıtlar vermeyi reddeden bir metin. Yayımlandığı 2004 senesinde Sedat Simavi Ödülü’ne değer görülen roman belki de en genel anlamıyla doğa ile kültür arasındaki ikiliği ve bu ikiliğin insanın derinlerinde yansıyan tezatlarını gözler önüne seriyor.
 
 *
 
 Yaza unutma mevsimi diyorum ben ... Kışa anımsama.

Hiç yaşamadığımız, yaşamayacağımız şeylerin anısına da sahip olabiliriz…Düşünü kurarak

Vazgeçme mucizesi. Öyle oldu, her şeyi bırakınca her şeyin rengi kendine geldi.