Deli hemen anlaşılır. Hile bilmeyen bir aptaldır o. Aptal, savını kanıtlamaya çalışır, çarpık bir mantığı vardır, ama ne de olsa bir mantığı vardır. Oysa delinin mantıkla işi yoktur; kısa yoldan gider. Onun için herşey, her şeyi kanıtlar. Delinin bir saplantısı vardır, bunu doğrulamak için her şeyden yararlanır. Kanıtlamakta hiçbir sınır tanımayışından, esin pırıltılarından yararlanmasından tanırsınız deliyi.
Ama daha ayağı yerde bir açıklama istiyorsanız, partiye yazılmadığı için
kendisini spiker olarak radyoya almadıklarını söyleyen bir kekemenin
durumunu düşünün. Kendi yanılgılarımızın suçunu hep başkalarına
yükleriz; diktatörlükler kendilerinden yana olanları bir arada tutmak
için her zaman bir dış düşman bulurlar.
Bir tuzaktan korkuyorsan, kendin kur tuzağı. Böylece tuzağa düşenler, senin denetimin altına girer.
Cizvitler, dusmani sasirtmak icin en iyi yontemin gizli mezhepler
yaratmak, tehlikeli heveslilerin bu mezheplere kosmalarini beklemek,
sonra da tumunu tutuklamak oldugunu biliyorlardi. Baska bir deyisle, bir
tuzaktan korkuyorsan, kendin kur tuzagi. Boylece tuzaga dusenler, senin
denetimin altina girer.
Eyfel Kulesi yeraltindan bilgiler alip gokyuzunden gelenlerle
karsilastirir bunlari. Eyfel Kulesi'nin bize sinemadaki en korkunc
imgesini veren kimdir? Rene Clair, Paris qui dort'tda (Uyuyan Paris).
Rene Clair: R.C.
Butun bir bilim tarihinin yeniden okunmasi
gerekiyordu. Uzay yarisi bile anlasilir oluyordu: denizdibi
akintilarinin, sicak hava akimlarinin -gorunmez gerilimlerin yerini
belirlemek icin- yeekabugunun fotograflarini cekmekten baska bir sey
yapmayan o cilgin uydular.
Inanmadigim için, onca inanan arasinda suçlu duyuyordum kendimi.
Onlarin hakli olduklarini duyumsadigim için, tipki aspirin alir gibi
inanmaya karar verdim ben de. Zarari dokunmaz, üstelik iyilesebilir
insan. Onurlandirici bir inanç ararken, Devrim’in içinde buldum
kendimi, ya da en azindan olaganüstü yapmacik bir devrimin.
Toplantilarda, çesitli gruplar arasindaki görüs ayriliklari hiç
heyecanlandirmiyordu beni; bir gruptan ötekine geçmek için dogru
alintiyi kullanmanin yeterli oldugunu düsünüyordum hep. Dogru alintilari
bulmakla egleniyordum. Oradan oraya geçiyordum. Bazen yürüyüslerde
ilgimi çeken bir kizi izlemek için su ya da bu dövizin ardina takildigim
oluyordu; arkadaslarimin çogu için siyasal militanligin cinsel bir
yasanti oldugu sonucunu çikardim bundan; cinsellik ise bir tutkuydu.
Bense yalnizca merak ediyordum.
Daha sonra Lia şöyle diyecekti bana: "Yüzeyde yaşıyorsun sen. Bazen
derin görünüyorsan, bunun nedeni, derinlik,katılık etkisi yaratmak için
yüzeyleri iç içe geçirmen: ayakta duramayacak bir katılık.
Yüzeysel olduğumu mu söylüyorsun?
Hayır,"
diye yanıtlamıştı Lia, "başkalarının derinlik dedikleri, dört-boyutlu
küpten başka birşey değildir. Bir yanından girer öbür yanından çıkarsın;
onların evreninde, senin evreninle bir arada var olamayacak bir evrende
bulursun kendini.
Dünyada dört çeşit insan vardır: alıklar, budalalar, aptallar, deliler
Alık
konuşmaz bile, ağzından salyalar akar, spastiktir. Dondurmasını alnına
yapıştırır, eşgüdümü yetersiz olduğundan. Döner kapıya ters yönden
girer.
Budala her zaman bardağın dışından
konuşur...Bardağın içindekinden söz etmek ister, ama ne yapar ne eder,
dışından konuşur. Dilerseniz şöyle diyebiliriz: budala pot kıran
biridir; karısının kısa bir süre önce bıraktığı adama, güzel eşinin
nasıl olduğunu sorar, örneğin.
Aptal davranışlarında
yanılmaz mantık yürütmede yanılır. Aptal şöyle der: "bütün köpekler
evcil hayvanlardır, bütün köpekler havlar; kediler de evcil
hayvanlardır, demek ki onlar da havlar." Ya da, "bütün Atinalılar
ölümlüdür, bütün Pireliler de ölümlüdür, demek ki, bütün Pireliler
Atinalıdır.” ki bu doğrudur. Evet, ama rastlantı olarak. Aptal doğru bir
şey de söyleyebilir, ama yanlış mantık yürüterek.