27 Şubat 2018

Hasan Ali Yücel " Biz, kuşdili değil, Türk dili söylemek istiyoruz. İlim için, felsefe için her türlü insan düşüncesini anlamak için Türk dilini getirmek istiyoruz."

Biz ilim ve felsefede de imtiyaz ve aristokrasi kabul etmiyoruz. Bütün bilgimiz ve dilimiz halk dilinin içindedir ve öyle olacaktır. Başka milletlerin büyük ilim ve felsefe adamları bu kurala uyarak büyük olmuşlardır. Biz, kuşdili değil, Türk dili söylemek istiyoruz. İlim için, felsefe için her türlü insan düşüncesini anlamak için Türk dilini getirmek istiyoruz.


Victor Hugo "Kalabalıklar her zaman tehlikelidir. İçinde ruhlarını ucuza satan alçaklar barındırır."





Galileo Galilei "Bilim, kendisine yön vermeye çalışan ideolojik, politik, dini etmenlere, her tür baskı, yasak ve yasaya rağmen, doğası gereği eninde sonunda galip gelecektir."

Bilimsel gerçekler ne kadar bastırılırsa bastırılsın, eninde sonunda açığa çıkarlar. Galileo’nun bulgularının katolik kilise tarafından yasaklı olduğu dönemde bile bilime yön vermesi bunun en güzel örneği. Bilim, kendisine yön vermeye çalışan ideolojik, politik, dini etmenlere, her tür baskı, yasak ve yasaya rağmen, doğası gereği eninde sonunda galip gelecektir.
Bilimsel yöntemden uzaklaştıkça ve verilerin işaret ettiği sonuçları kabul etmek yerine belirli ideolojileri haklı çıkartmak için manipülasyonlara başvurdukça yanılgılara düşmemiz kaçınılmaz.  Galileo’nun teleskobundan bakmayı bile red eden bilim insanlarını her zaman anımsamalı ve bilimin dogmalardan, kişisel  ve kültürel inanç ve şartlanmalardan uzak, politikadan bağımsız şekilde bilimsel yönteme uygun şekilde yürütülmesini sağlamalıyız. 
Mahkeme kararından hemen sonra Galileo’nun mırıldandığı gibi(*): “Dünya, yine de dönüyor…”

(*) Bilim tarihçilerinin elinde   “Dünya yine de dönüyor.” cümlesini Galileo’nun söylediğini kesin olarak kanıtlayan bir kaynak mevcut değildir. Buna rağmen genel popüler kültür bu cümleyi uzun bir zamandır Galileo’yla bağdaştırmıştır.
 
Sayfa Kaynağı

    DÜNYA YİNE DE DÖNÜYOR… 


    25 Şubat 2018

    Falih Rıfkı Atay - Atatürk ve Orman Sevgisi

    Ormansız yurt topraklarından üzüntü duyan Atatürk, yeşile hayran bir kişiydi.
    İşte, Atatürk ve Orman Sevgisi’ne yönelik bir yazı…

    Atatürk tabiatı ve ağacı çok severdi. Ankara'daki Orman Çiftliğini boz topraktan ormanlık haline soktu. Ağaçların dikilişini, tutuşunu, büyüyüşünü adım adım kollardı. Akköprü tarafından çiftliğe giden yolun etrafındaki boş topraklar meyvelik olmuştu. Bir gün bu meyvelikten geçerken birdenbire şoförüne:

    — Dur dedi.
    Arabadan inerek orada bulunanlara:

    — Burada bir iğde ağacı vardı, ne oldu? diye sordu. Kimse iğde ağacını bilmiyordu. Atatürk'ün biraz önceki neşesi kalmamıştı. Çünkü Çiftlik'in ilk çorak günlerinin yeşilliği sökülüp atılmıştı. Yol boyunca hep iğde ağacını aradı.

    — İğde, yaşlanmış ve çelimsiz bir ağaçtı. Fakat yaşıyordu. Baharda güzel kokular veriyordu, diye sızlandı. Atatürk, İstanbul'daki büyük ağaçtan gördükçe:

    — Bunlar da güzel ama ben yapraklarının ve dallarının her yıl ne kadar büyüdüğünü gördüğüm ağaçlarımı seviyorum, derdi. Vatanı yeşil ve bayındır görmek için çok çalıştı. Yalova'yı, Florya'yı o değerlendirmişti. Bursa'yı bir kaplıca şehri yapmak için uğraşıp durmuştu. Planlı Ankara onun fikri idi.

    Çankaya'daki bahçesini yapan memur şu fıkrayı anlatmıştı.

    Bahçeyi dolaşıyorduk. Çok ihtiyar ve geniş bir ağaç Atatürk'ün geçeceği yolu kapıyordu. Ağacın bir yanı havuz, bir yanı dik bir yokuştu. Atatürk ağaca yaslanarak güçlükle karşı tarafa geçti. Atıldım,

    — Emrederseniz hemen keseyim, efendim, dedim.
    Yüzüme baktı:

    — Sen hayatında böyle bir ağaç yetiştirdin mi ki keseceksin? dedi.

    Falih Rıfkı Atay
    (Babamız Atatürk)


    Gece Uçuşu - Antoine de Saint-Exupery

    Gece Uçuşu

    Sürükleyici bir dille yazılmış bu kısa romanda Saint-Exupéry, kendi deneyimlerine de dayanarak, Patagonya, Şili ve Paraguay’dan Arjantin’e gece uçuşları yapan kahraman pilotların dünyasına davet ediyor okuru. Bir tek gecede yaşanan olaylardan yola çıkarak, insanın doğayla mücadelesini, ölüme karşı duruşunu, amacına ulaşabilmek için göze aldığı şeyleri destansı bir biçimde anlatan Gece Uçuşu unutulmayacak bir roman.

    Uçmayı, yani “Doğanın ilahi gücünün simgeleri olan geceye, güne, dağlara, denizlere ve fırtınalara” teslimiyet gerektiren bu deneyimi, bugüne kadar Saint-Exupéry’den daha şiirsel ve büyüleyici anlatan kimse çıkmadı.

     Çevirmen: Bertan Onaran