09 Eylül 2015

İzmir’in Kurtuluşu ve Atatürk’ten Bir Ders

 
 Tarih 9 Eylül 1922. Kurtuluş Savaşının bitiş tarihi. Türk ordusu İzmir’e giriyor. İzmir’in alınışı ile ilgili olarak “İlk verdiğim Akdeniz hedefine varmakta orduların gösterdiği gayret ve fedakarlığı hürmet ve takdirle anarım. Elde edilen büyük muzafferiyetin yapıcısı olan kıymetli arkadaşlarıma en içten teşekkür ve tebriklerimi bildiririm. Orduların bundan sonra verilecek hedeflerin alınmasında da aynı fedakârlık yarışmasını göstereceklerine inancım tamdır.” mesajından sonra 10 Eylül günü Mustafa Kemal İzmir’e gelir ve hükümet konağında o tarihi kısa konuşmasını yapar.

“Bu başarı milletlindir.”

Gelin gibi kırmızı-beyaz renklerle süslenmiş otomobil ile Konak meydanına girerken ağaçlar arasında gördüğü kuzu için “Aman şu kuzuyu kesmesinler.” diyecek kadar hassastır.

Türk ordusundan kaçan Yunan ordusu geri çekilirken çoğu yeri yıkmakta ve ateşe vermektedir. Yunan ordusunun sivil halka yönelik bu iğrenç davranışına karşı Mustafa Kemal aksine büyük bir milletin büyük bir insanı olmanın tevazusunu göstermiştir.

İzmir halkı gördüğü zulüm ve işgal sonrasında Yunan bayrağını bir atın kuyruğuna bağlarlar. Bayrak yerlerde sürünmektedir. Bunu gören Mustafa Kemal derhal müdahale eder ve tüm dünyaya ders gibi şu sözleri söyler.

“Bayrağı ters taşıyabilirler fakat yerde süründürmesinler. Bu bizim adetlerimize yakışmaz!”

Daha sonra Karşıyaka semtinde konuk olacağı eve doğru yola koyulur. Eve vardığında kapı eşiğine ipekten bir Yunan bayrağı serili olduğunu görür. Yerli halk paşadan bu bayrağı ayaklarıyla çiğnemesini beklemektedir. Paşanın cevabı şu olur;

“Bir milletin istiklalini temsil eden bayrak çiğnenmez!”

Bayrağı yerden kaldırtır ve evden içeriye girer. Ruşen Eşref Ünaydın’ın “İşte sen İzmir’e ilk gün zaferinle böyle girdin” sözü de tarihteki yerini alacaktır.
 

04 Eylül 2015

İçimdeki Tanrı "Başkalarına gerçekleri farklı gösterebilirsiniz ama kendinize bunu yapamazsınız"

Bilgiyi Özümsemek
Kutsal kitaplarda yazanı özümsediğinde, içindeki bilgiyi açığa çıkartmak için gereken bilgi enerjisini beklersin; günlerce, aylarca hatta yıllarca, sonunda mutlaka gelir. Ama bilmediğin birşey var. Önemli olan bu bilginin sana gelmesi değil, onu elinde tutmandır. Gelen bilgiyi özümsemen, içindeki bilgiyle harmanlaman, yoğurman, şekil vermen, pişirmen ve başkalarına sunmandır. Önemli olan budur. Bunu sakın unutma…

Bilgi isteyene, sistem istediği bilgiyi gönderir, ne kadar istiyorsa o kadar gönderir. Kendini bilmek burada çok önemlidir. Kaldırabileceğinden çok bilgiyi, hazır olmadan alırsan, önce bilginin güzelliği, hoşluğu ile kendinden geçersin; sen fark edemezsin bilgiyi dönüştüremediğini. Bu bilgi önce seni dönüştürecekken, bir bakmışsın yanıp kavrulmuş kül olmuşsun.

Kendini tanı, dürüst ol. Küçük emin adımlarla ilerle. Böyle yaparsan temelin sağlam olur. Yapman gerekenleri hiç zorlanmadan yaparsın.

Diğer Seni Tanımak

Kah buradasın, kah orada, ama sen hep burada olduğunu zannediyorsun. Gerçek hayatı burası zannediyorsun. Bir bilsen, bildiğinin aslında kumsaldaki bir kum tanesi kadar olduğunu. Kendini bir tanısan, buradaki seni değil, oradaki senin neler bildiğini. Bir anlasan ne yüce varlık olduğunu, o zaman anlarsın hakikatin kendisi olduğunu…

Uygulama:
Kalbini gözünün önüne getir. Sonra kalbinin uçsuz bucaksız bir enerjiden oluşan bir okyanus olduğunu düşün. İki avucunu birleştir. Bu enerji okyanusundan al ve iç. Enerjinin bütün vücudunda dolaştığını, her hücrene nüfus ettiğini hisset. Bunu aklına geldikçe yap, ta ki bu enerji ile bir bütün olana kadar.

Eksiklikleriniz İle Yüzleşmek

İnsanoğlunun kendi eksikliklerini görmesi için yapması gereken tekniklerden biri.

Yapması gereken kendini izlemektir:

Her insanoğlu kendini mükemmel görür, eksikliklerini görmemezlikten gelir. Bu davranış onun madde alemine tezahüründen kaynaklanmaktadır. Bu özelliği olmasa aynı prototipler gibi olurdu. Bu da ruhun tekamülü prensibine ters düşerdi.

Bu yüzden önce eksiksiz insanoğlu olmadığını kabul etmek gerekir. Bu kabulden sonra kendi eksikliklerimizle karşılaşmamız gerekir. Bu acıtan bir süreçtir. Kendini mükemmel gören bir varlığın kolay kaldırabileceği bir deneyim değildir.

Uygulama:
Sakin, loş, sessiz bir odaya çekilin; gözlerinizi kapatın, gevşemeye çalışın. Daha sonra karanlığa odaklanın. Kendinizi hayal edin. Görmenize gerek yok, düşünmeniz yeterli. Sakın zorlama yapmayın. Odaklanamıyorsanız demek ki ya yöntem size uygun değil ya da siz hazır değilsiniz.

Kendinizi hissedebilirseniz önünüzde bir su birikintisi ya da ayna gibi kendinizi görebileceğiniz bir şey düşünün. Yansımanıza odaklanın, eksik olan tarafınızla karşılaşmayı dileyin, bunu kalpten isteyin ama sakın zorlamayın. Eğer görür ya da hissederseniz bu hem acı hem de mutluluk verici bir deneyim olacaktır. Bu eksikliği tanımlamak için yapılması gerekenleri sizden iyi kimse bilemez. Eksikliklerinizi size gösteren kendinizden başkası değil, sizsiniz.

Başkalarına gerçekleri farklı gösterebilirsiniz ama kendinize bunu yapamazsınız.

03 Eylül 2015

Ataol Behramoğlu - Eylül Sabahının Serinliğini

Eylül sabahının serinliğini 
Yaprakların serinliğini 
Ciğerlerime dolduruyorum 
Sessizlik ve serinlik 
Birleşiyor 
Yıkanmış güvercinler 
Ve çok uzakta bir tren sesi 
Her zaman yeniden başlamak duygusu 
Doğuyor içimde 
Her uyanışımda 
 Düşmanlarımı bağışlıyorum 
Daha çok seviyorum dostlarımı 
Her uyanışımda 
Eylül sabahının serinliğini 
Yaprakların serinliğini 
Yüreğime dolduruyorum

02 Eylül 2015

İçindeki okyanusa ulaşmak istiyorsan, önce yapman gereken kendini sevmek...İçimdeki Tanrı

İnsanoğlunun Uyanışı

Küçük bir taş atsan göle, nasıl yuvarlak, sessiz sakin, küçükten başlayarak büyüyen, büyürken de şekli ve sakinliği hiç bozulmayan dalgalar olur. İşte insanoğlunun uyanışı da böyle olur. Yeter ki o ilk taşı birisi doğru yere, doğru şekilde atsın. Birbirinize yardımınız ancak böyle olabilir. İlk taşı doğru yere doğru şekilde atabilmek…

Doğru yer insanoğlunun kalbidir. Doğru, sizdeki saf sevginin onda tecelli etmesidir. Eğer siz kalbinizdeki okyanusa ulaşabilmişseniz, o zaman saf sevginiz bir başkasında tecelli olur. Uyanışı insanoğlunun daha sonra kendi kendinedir.

Burada dikkat edilmesi gereken husus, insanoğlunun uyandığını zannedip başkalarını da uyandırmaya çalışmasıdır. Bu hem kendi hem de başkaları için son derecede tehlikelidir…

Uyanan insanın bir çaba harcamasına gerek yoktur. Bir çaba, bir zorlama varsa, o uyandığını zanneden ama halen daha kış uykusunda olandır.

Gerçek uyanmış insanın pek birşey yapmasına gerek yoktur. Karşısındakini ondan daha iyi tanır, bilir neyin onun kalbindeki gölde taş etkisi yapacağını, bilir başlangıcını, bilir sonunu da…

Yapması gereken ne ise onu yapar. Belki tek bir kelime, belki susmak sadece dinlemek.

Asla ne yaptığı ile ilgili konuşmaz, bilgi vermez. Sadece sessizce insanoğlunun kalbindeki göle attığı taşın nasıl düzgün dalgalar oluşturduğunu, o dalgaların da o küçük gölü nasıl engin bir okyanusa dönüştürdüğünü seyreder. Tıpkı kendi okyanusunu bulduğu gibi…

Aslında oluşan, bulunan hiçbir şey yok. Okyanus her insanoğlunun kalbinde, yaradılışından beri hep orada duruyor…

Kendinle Karşılaşmak

İçindeki okyanusa ulaşmak istiyorsan, önce yapman gereken kendini sevmek.

Herşeyinle kendini kabul etmen… Kuru kuruya bir sevgi değil bu, gerçek saf sevgiyle sevmek.

Kendinle karşılaşmak; bu çok zordur, acı vericidir. Eğer bu karşılaşmada kalbin sızlıyorsa gerçek duygularındır.

Eksik gördüğün tarafını gördüğünde, onu sevgi ile kabullen, sakın bu eksikliğin için bahane bulma. Bu kendine yapacağın iyilik değil kötülük olur.

Gerçek bir karşılaşma yapabilirsen, eksiklik olarak gördüğün şeyin senin gelişiminde ne kadar önemli olduğunu anlarsın. O zaman, o eksikliği içindeki saf sevgi enerjisi ile tamamlarsın…

Eğer gerçek bir karşılaşma yaşadıysan, zaten o eksiklik senin gelişimin için gerekli olan görevi tamamlamıştır.

İyilik ve kötülük diye birşey yoktur. İnsanoğlunun tekamülü vardır. Bunu sakın unutma…

Sizler Küçük Birer Damlasınız

Sizler küçük birer damlasınız; saf, şeffaf, temiz, bir o kadar da güzel. İster okyanusa düşer, sizin gibilerle bir olur. İster tek kalır yere düşer, yok olup gidersiniz, bir sonraki sürece kadar.

İnsanoğlunun birlik ve beraberlik içinde olması çok önemlidir. Özellikle yaşadığınız şu dönemde hepinizin özünün bir damla olduğunu unutmayın. Sır mı istiyorsunuz? İşte size ilk sır: Önce damla olduğunuzu bilin, onu sevin. Sonra çevrenizdekilerin sizin gibi olduğunu kabul edin ve onları da kendiniz gibi sevin. Onları eksik gördüğünüz yönleri ile sevin…

Önce ilk adımı siz atın, karşılık beklemeyin, yargılamayın. Bir süre sonra bakacaksınız ki iki damla birleşmiş daha büyük tek bir damla olmuş…

Damlalar eklendikçe bir bakmışsınız ki duru, dalgasız, uçsuz bucaksız bir okyanus olmuş.

İnsanoğlunun birlikte hareket etmesi, tek vücut olması önemli; dünya yasası böyle.

Altınçağ, insanoğlu okyanus olduğunda yaşanacak. Önce kendi damlanın nereye düşeceğine karar ver…
TIK

İçimdeki Tanrı 

31 Ağustos 2015

İçimdeki Tanrı "Sonbahar gelince ağaçlar nasıl yapraklarını döker yenilenme sürecine girer, sen de öyle tortularını at ve yenilenme sürecine gir"

Özüne Dönüş Yolculuğu
Zor bir yolculuk bu, kolay değil. İnsanoğlunun özüne dönme yolculuğu. Şimdiye kadar doğru zannedip kalbine ördüğü duvarları kırma yolculuğu. Kalbinden her bir taşı çıkarttığında canı çok yanacak ama mükafatı çok büyük olacak. Kendini bilecek, sistemi hissedecek.

Kuşkuya yer verme kalbinde, kalp gözünün açılması için gerekli olan şeyler sende mevcut; arama onda bunda. Dua et, içten saf dua. O duanın karşılığı gelecek, yardım gelecek. Kendin için, kalbinin arınması için dua et. Hiçbir duan cevapsız kalmaz, yeter ki samimi olsun. Şekilcilikten uzak dur. Maddenin üzerindeki tesirinden uzaklaşarak dua et, kalpten yakar. Cevap hemen gelecek.

Kuşkuya yer verme kalbinde, şüpheye düşme. Şüphe, kuşku insanoğlundaki negatif duyguları besler, onu sıfır noktasından uzaklaştırır, denge bozulur. Hangi tarafı beslersen o taraf terazide ağır çeker. Dengede olmak, orada kalabilmek zor ama bunu her insanoğlu yapabilir. Bu kudret onda mevcut. Sistemin hiçbir şekilde baskısı, zorlaması yoktur. Her insanoğlu özgür iradesi ile terazisindeki ağırlıkları kendi yerleştirir. Yardım isterse yardım gelir. Terazinin hangi kefesi için yardım isterse orası için gelir. Suçlu yok, suçlu arama. Kusur yok, kusur arama. Mükemmel işleyen bir sistem var; sen de bunun bir parçasısın. Geleceğini sen hazırlıyorsun. Yoluna taşları da sen koyuyorsun, gülleri de; bunu asla unutma. Yapman gerekenlerle ilgili ancak ilham verilir, bunu da ancak kalbinle doğru anlarsın, beynine sorarsan yanılırsın. Kalbinin dilini çözmek, onun derinliklerine inmek, o engin okyanusta yüzmek kolay değildir. Çünkü onun üstünü öyle bir zift tabakasıyla kapladın ki orada küçücük bir delik açmak bile senin dünya hayatında inanılmaz değişikliklere neden olur. Uyanış yavaş yavaş başlar. Bir küçücük delik açsan öyle büyük güzellikler yaşarsın ki, şimdiye kadar dünya hayatında yaşadığın hiçbir mutluluğa, hiçbir sevince benzemez. O eşsiz olandır, o özdür, o özünün sevgisidir…

Sozsuz yüce bir yola çıktın. İstersen otur bekle, istersen yola devam et. Yolun sonunda mükafatın kendinsin, asıl olansın…

Kalbinde hissettiğin hiçbir şeyde kuşkuya yer verme. Terazinin negatif kısmını arttırma. Düşüncenin de bir enerjisi olduğunu, sistemin bunu dua enerjisi gibi kabul ettiğini unutma. Yaptıklarına ve düşündüklerine dikkat et. Allah yardımcın olsun.

Yenilenme Sürecine Giriş
Sonbahar gelince ağaçlar nasıl yapraklarını döker yenilenme sürecine girer, sen de öyle tortularını at ve yenilenme sürecine gir. Tortularından arın, saf olan özüne dön.

O kadar kalın bir duvar ördün ki kalbine, duvarın taşlarını yerinden çıkartmak çok zor. Her bir taşı yerinden çıkarttığında üzülüp şaşırırsın, ben bu muyum diye. Unutma ki o sadece dünyevi hayatındaki kendi kendine ördüğün taşlar. Özün saf, tertemiz, kutsal olanın ışığını taşır. O asla sönmez. Hep başkalarını suçluyorsun, artık suçlu arama. Sen eğer istemezsen kimse sana zarar veremez, yasa böyle. Negatif olan bir düşünceyi besleme. Düşünme ya da onu pozitife çevir. O zaman o düşüncenin etkisi sıfırlanır. Amaç hep sıfırda kalmak olmalıdır.

İnsanoğlunun Dikeni Egodur
Bilir misin bir gülün her bir yaprağının oluşumunda öyle büyük bir incelik, öyle büyük bir zariflik vardır ki, hiçbir yaprak birbirine benzemez ama aynı topraktan beslenir. İnsanoğlu da tıpkı güller gibi birbirinden farklı ama kaynak olarak birdir.

Güllerin nasıl dikenleri varsa, insanoğlunun da dikeni egodur.

Gülün dikenleri kendini korumak içindir. İnsanoğlunun dikenleri, kendinden kendini korumak içindir.

Bilmez ki kendine koyduğu bu dikenler nasıl canını yakar. Bir temizlese o dikenleri, kendini bulsa, özü ile buluşsa, o zaman anlayacak hakikat denizinde yüzmeyi. O zaman ruhunu kelepçeleyen bedeninden sıyrılıp içindeki engin okyanusu fark edecek.

Bak insanlara, senin gibi olanlara, başka gözle bak. Kalp gözünle bak. O zaman göreceksin ki hiçbirinizin birbirinizden farkı yok. Dıştan farklı gözükseniz de, hepiniz aynı tohumdansınız, aynı topraktan besleniyorsunuz.

Gelecekte olacak olanlar bunu anlamanız içindir. Anlayanların dikenleri temizlenecek, anlamayanların dikenleri artacak.

Son zamanları iyi değerlendirin, bunlar sizin son şanslarınız.

Daha önce de belirttiğimiz gibi, sona yaklaşıldığında kader diye birşey yok, herkesin özgür iradesi devrede. Kim içindeki okyanusa ulaşırsa cennetini bulmuş olacak. Bu o kadar da zor değil. Yardım insanın içinde, sadece dinlemesini bil. Sakın korkma, neden korkuyorsun ki, korktuğun kimse değil, sensin. Bulmacanın kendisi de çözümü de sensin…