08 Şubat 2013

Okur Musun?

pencerenin biri açık kalmış,
hava sıcak, temmuz bıkkınlığı işte
tomris uyar yazı masasında oturuyor
masanın bittiği kitapların başladığı yerde
kafka ile dostoyevski'nin fotoğrafları
masanın kitaplara aktığı yalnızlıkta
sahi kaç yıl oldu,
tanrı'nın eli
şiirden ve öyküden kopalı?
sadece senin için geçiyorum bu sokaktan

okur musun,
gözlerimden akan
kelimeleri?

Tutgut Uyar’ın ölümü üzerine yazdığı bir şiir.

Can Dündar "Çünkü bir tek sevgi var elimizde; bunca yıldan damıtılıp gelen...Yine bir tek o kalacak, yaşanacak yıllarından geriye…Bir tek sevgi olacak bunca telaştan artakalan ötesi yalan."

 


 

Çok Güzel & Gökkuşağından Darağacı - Nilgün Marmara


Çok Güzel
Durma artık burada uysal âşık
Aydınlık milinin yatağında.
Bilemiyoruz belki de meşe o ağacın adı,
Anlayamıyoruz varolduğumuzu gölgesinde
ağırbaşlılığının.
Veda geliyor şimdi, öğretmek için
sergilenmeyi, uçuşan geriye dönen
vakitte.
Kime, kime gönderiyor incelen yapraklarını
yüzün, kavisin beyaz yanağıyla?
Bu aklıkta, minarem mavi benim.
Işığım denize kayıyor, bir sayıklama
izleğiyle, bir zamanlar pay verdiğimiz
insanlığa!
Gökkuşağından Darağacı   
    Şimdi'nin bedeni yok,
    Yontuyor geçmiş bilgisiyle
    gelecek belki olur diye taşı,
    taşını kokluyor
    yontu dağılıyor...
    Şimdi'si yitik
    bundan boyuyor
    boyuyor evine aldığı
    ağacın üzerine tüneyip
    duvarını, tavanını, geçmişi
    ve geleceği ve her yanını;
    dal kırılıyor...
    Şimdi'si yitik
    diziyor diziyor notalarını,
    göğe ışık üzerine boncuklarını,
    ucuza getiriyor varlığını
    sonsuzun sessizliğiyle
    sonlunun gürültüsü arasında,
    O bitirince kıyısında gezindiği
    yol çöküyor...
    Şimdi'si yitik
    bundan yazıyor
    yazıyor enine boyuna
    içini ve dışını ve yeri
    ve göğü ve suyu,
    bindiği kadırga
    o inince batıyor

07 Şubat 2013

Maviler Delisi - Nuri Can

bir rüzgar soluğu türkülerdeyim
bir güvercin kanadı göklerde
bulutlar bulutları kovalar
dalgalar dalgaları
durmadan bir deniz çalkalanır gözlerimde
bir yol uzanır
ah nasıl özlem kokuyor uzaklar bir bilsen...

Diyorum ki bir gün
sevdamı yüreğime yüklesem
alıp gölgemi yanıma
dağ deniz çekip gitsem...

dolanır ayaklarıma güz
anamın yanık ninnileri
kor beni çaresiz...
uçurumlar doldurur bakışlarımı
yönümü nereye çevirsem...

kalsam,
sığdıramam bu deli maviyi
ihanet kokan soluguna metropollerin
üşür gözlerimde yediveren tomurcuk
yedigöğün yıldızları
yüreğimde bir maral ağlar
hangi suya eğilsem...

kanayan bir yaradır özlemim
güz kıyılarında
akıp gider sancıyarak mevsimlere
her kirpiğimde bir gül ıslanır
hangi şarkıyı dinlesem...

gözlerimde bilinmiyen adresler
kulağımda uğuldayan sesler
durmadan bir ezgi sarıyor içimi
dudağımı kanatıyor şiirler
ah ben bu sevdayı kime söylesem...

tanrım
nedir bu gecelere sığdıramadığım hüzün
yüreğimi ikiye bölen sancı
nedir bu acemi sevda,
mavilere tutkun yanım
eğer ben şair değilsem...

Canım Sıkıntı Sınırı - Nilgün Marmara

Aydınlıkta köhneliği belirginleşen ve kentte ve konutta hiçbir şey neyse ben oyum. Öylesine bağsız ve yeğniyim ki bu hafifliğin şiddetinin bedelini bir gün öderim diye düşünüyorum. Sanki varoluş beni cezalandırmak ister gibi; yoğunluğundan bana düşen payını benden geri alarak bu yoğunluğa, olur olmadık herkese ve her şeye fazlasıyla katlayarak sunuyor. Ülkem yok, cinsim yok, soyum yok, ırkım yok; ve bunlara mal ettirici biricik güç, inancım yok. Hiçlik tanrısının kayrasıyla kutsanmış ben yalnızca buna inanabilirim, ben. Yere göğe zamana denize kayalara ve kuşlara da dokunan aynı tanrı değil mi? Bu kutla tanrının yönetkenliğinde, olmayan ellerimle bir yok-tanrı'yı tutuyor ve ölçüyorum yokluğun ağırlığını. Kefe'lerinden birine onun oylumu pekâlâ sığıyor, diğerine duygular, duyumlar ve düşünceler yığılıyor, işte yetkin eşitlik...her gün her gece bu eşitliğin bilgisiyle geçiyor. Bir eskiciden satın alınmış bu teraziyi birgün başka bir eskiciye vereceğim, o gün, tozanlarım her bir yana dağılıp toprağın suyun ölümsüzlüğüne eklemlenecekler ve ben özgürleşeceğim.