21 Nisan 2021

Kemal Tahir Seçme sözler

 1962 KELLECİ MEMET.jpg

Siz benim geçmişi aradığımı sanıyorsunuz ama yanılıyorsunuz, ben sizin geleceğinizi aramaktayım.

Değişmez kabul ettiğin gerçeklerin yanında, karşısında, önünde, arkasında başka gerçeklerinde olabileceğini hiçbir zaman unutma!

Gerçek kendisini zor teslim eder, çünkü canlıdır, değişkendir. Canlı ve değişken olduğu için de bir kere teslim alınınca, sürgit elimizde kalmaz. Bu sebeple gerçekle girişilecek savaşın sonu yoktur. Bu savaşın zaferi ancak sürekliliğindedir.

Her sabah açtığın gazete ya da okuduğun bir kitap sayfasında rastladığın bir gerçek, seni o güne kadar bütün öğrendiklerini unutmaya, alfabeye yeniden başlamaya zorluyor ve sen buna razı olamıyorsan, entelektüel değilsin, aydın değilsin hatta namuslu bir okur-yazar bile değilsin.

 Sanatta önemli olan, bir kelimenin şöyle veya böyle söylenmesi değil, neyi anlatmakta oluşudur. Biz, insanlarımızın hangi seslerle konuştuğunu değil, neler söylemek istediklerini, dünyayı nasıl gördüklerini merak etmeliyiz.

Batılı insanla doğulu insanın dış benzerlikten başka hiçbir benzerliği yoktur, birisi kuşsa birisi balıktır.

Gerçekten uzak düştüğümüzü, gerçek olaylar bile bize anlatamıyorlarsa, rezilliğimizi hiçbir kuvvet, hiçbir palavra örtbas edemez.

Atom gücü, süper devletleri, dünyanın efendisi yapacak yerde, kendi icat ettikleri zincirlerle kendi kollarını bağlayan avanak maymunlara çevirmiştir.

Sanatçının politika yapması, iyi sanat yapmasıyla mümkündür.

Neyi niçin aradığını önceden bilemiyorsan, hiçbir yerde, hiçbir şeyi bulamazsın. Yanıldığının ispatını bile..

Tarihten kaçmak, namustan, doğruluktan, bilgiden kaçmaktır.

 

Sanat, bir küçücük kaytarmacı, devşirme bunaltı ilacı, gönül eğlencesi, çocuk oyuncağı değildir.

Büyük bir tarihi olmayan, böyle büyük bir tarihe dayanmayan toplumlar, hiç bir şart altında, bir büyük milli edebiyat-sanat yaratamazlar, böyle büyük bir edebiyat ve sanat yaratamadıkça da dünya edebiyat ve sanatının vardığı çizgiye katiyen ulaşamazlar.

Şairlerini gerçekten seven, onlara gerçekten saygı duyan bir toplumun, hele bu toplumu idare eden, bu toplumda etkisi bulunduğu bilinen güçlerin ödevi, şairlerinin kusurlarına bakmamaktır.

Yığını anlamak insanı anlamak değildir. İnsanı anlamayınca yığını anlıyorum sanmak, kendini aldatmaktır.

Sanata en büyük sahtecilik, milli kalıplara yabancı özler doldurmakla olur.

Hiçbir sanat eseri yüzde yüz yerli olmadan büyük olamaz Yerli olmanın şartı, biçimde olduğu kadar özde de yerlileşmektir.

Yabancı olan her şeyden, ancak, onu, milli kültürümüzle aşabildiğimiz takdirde yararlanabiliriz.

Bilimde, fende, kısacası bütün insan yaratıcılığının ürünlerinde olduğu gibi, bütün batı sanat eserlerinin yaratılmasında, yeniden anlamlandırılmasında, bütün insanlık gibi, bizim de, Türk insanının da gerçek alın terimiz, gerçek payımız vardır. Bu paya ancak, onları kendi milli kültürümüzle aşarak sahip çıkabiliriz.

Akla esen her kelimeyi teklif ederek bir dilin zenginleşeceği inancı, dil bilgisi diye bir ilim kolunun var olduğunu inkar etmekle birdir.

Bir milletin entelektüel özellikleri yüksek bir seviyeye ulaşamaz, dil ruhtan mahrum olursa orada büyük bir nesir doğamaz.

Şiir gerçek mahiyette müzikten ayrılamaz.

Düşüncenin hür olması ve ilerlemesi için nesrin gelişmesi gerektir.

Milletin dili ruhudur, ruhu da dili…

Düşünceyi ve ruhu ancak gerçek sanatçı dile getirir.

Dil ve hayat ayrılmaz kavramlardır.

Kültürle dil birbirlerinden ayrılmazlar. İkisi bir arada gelişirler. Dilde üstünlük yaratamayan bir milletin düşünceleri de kapalı, dar ve sınırlı kalır.

Bugün içinde debelendiğimiz ekonomik-sosyal zorluklarımızın kaynağı, Ondokuzuncu yüzyıl başından bu yana batılı sömürücü (emperyalist) güçlerin, kendi çıkarlarına göre bizi batılılaşmaya zorlamalarından ve  bizim bu zorlamaya bilir bilmez koşulmuş olmamızdandır.

Kimseye kitap tavsiye etmem. Eğer tavsiye ettiğim kitaba layıksa onu araya araya kendisi bulur. Layık değilse hediye etsem okumaz, hatırım için okusa da anlamaz.

Sevmek de yanlış bir hareket olur, icap etmeyen yerde kullanırsak.

Dünyada, bir Türk minyatüründeki dünyadan daha tuhaf, daha bahtiyar ve daha lezzetli bir dünya olamaz.

Bildiğimiz kadar yaşarız.

İki çeşit insanla konuşmağa doyulmaz. Ya hakikaten basit, yahut da, hakikaten alim olmalı.

Dünyayı düzeltmek kabildir. Buna inanmak için “adam sen de bana ne” demekten başka bir söz aramak kafi.

Sevimli adam, sözlerimizi dikkatle dinleyen midir, yoksa söylediklerimizle kulak asmadan bize hak veren mi, henüz anlayamadım.

Tarihi hiç bir kabadayı yenememiştir.