05 Ocak 2021

Cicero "Ben benden doğdum ve kendime dayanarak yükseldim."


Marcus Tullius Cicero (Çiçeron) Roma söylevcilerinin en büyüğü, ünlü bir devlet adamı, tanınmış bir edebiyatçıdır. Cicero mö.106 yılında Latium'un küçük bir kasabasında Arpinumda doğdu. Plep sınıfından gelen bir ailenin geliyordu. Babası çırpıcıdır.(yazma kumaşları boyaları tutsun diye deniz suyunda çırpma işi) Genç Marcus kendi yetenekleriyle yükselmek zorundaydı. Çünkü arkasında ne bir servet ne de etkili biri vardı. Daha sonra bunu başarmış olmanın gururunu şu sözlerle dile getirmiştir: "Ben benden doğdum ve kendime dayanarak yükseldim." Babası onu kardeşi Quintus'la birlikte eğitim için Roma'ya gönderdi. Burada ünlü hatiplerden hitabet ve hukuk dersleri aldı. Bir söylevcinin çok bilgili olması gerektiğine inandığından yıllarca dilleri inceledi, edebiyat, hukuk, söylev tarihi, felsefe okudu. Yunanistan'ı, Asya'yı dolaştı. İlk hukuk davalarını 26 yaşındayken almaya başladı. 

Cicero bir davada dönemin diktatörü Sulla'yı ve yönetimini eleştirme olanağı bulmuş, halkın söylemeye korktuğu şeyleri yiğitçe dile getirerek, bir günde Roma'nın en ünlü kişisi olmuştur. Cicero hızla ilerleyerek önce praetor ardından mö.63 yılında Konsül olmuştur. Romalılara Yunan felsefesini öğretmeye çalışmış ilk kez Latin diliyle felsefe yazmıştır. Duygulu, ince ruhlu olması, eksiksiz bir konuşma ustalığına varmasına yardım etmişse de, katılık ve atılganlık isteyen politika hayatında gereğince başarılı olmasını engellemiştir. Tüm yaşamı, adalet, politika ve yurtseverlik savaşlarıyla geçmiştir. Julius Caesar döneminde köşesine çekilmiş, yalnızca yazı yazmıştır. 

Roma'nın Cumhuriyet devri, Roma'nın doğu politikası, Hellas ve Küçük Asya eyaletler, Akdeniz'deki korsanlar ve Mithradates savaşları hakkında bilgileri onun yazılarından öğrenmekteyiz. Mö. 46'da kızı Tullia'nın ölümünden sonra büyük ümitsizliğe kapılan Çiçeron yirmi ayda ruhun ölmezliği üzerine "Teselli" adlı yapıtıyla felsefe üzerine "Hortensius" u yazmıştır. Ona göre ruh maddesel değil tanrısaldır. Bu iki eserinden çok az bölümler günümüze ulaşabilmiştir. "De Republica"adlı eserinde örnek bir bağımsız cumhuriyeti betimlemiştir. O Epikürcülüğe ve gezimciliğe düşman görünür. Ona göre Epikürcülük, ahlak ülküsünü alçaltır, yurttaşlık görevlerini yük gibi gösterir, der; bu sisteme karşı, bütün Roma tarihideki büyük kahramanlıkları, karşılık beklemeden yapılmış olan fedakarlıklarını gösterir. Stoacılığın da aşırı yanlarını reddeder. Bugün elimizde Cicero'nun elli sekiz konuşması vardır. Bunlardan vatan haini Lucius Catillin'e karşı yazılmış olanlar, "Philippicae" adı verilen konuşmalar ve Mark Antonius'a sövgüler ilgi çekicidir. Cicero'nun söylevlerinin yanı sıra şiirleri, çevirileri, söz söyleme sanatı hakkında yapıtları, politik ve felsefi yapıtları ile kendisinin yazdığı sekiz yüz mektup dönemin tarihini yansıtan çok önemli belgelerdir. Mark Antonius, Caesar'ın yerine geçince ilk iş olarak Cicero'yu öldürttü. mö.43'de Tarihin en büyük hatibinin başı ve elleri kesildi. Cicero'nun tarih ve söylevcilik üzerine düşüncelerinden bir bölüm aşağıya alınmıştır:

Cicero: Tarih ve Retorik ...
Hatip için tarih yazmanın ne güzel iş olduğunu görmüyor musunuz? Belki de üslupta daha fazla belagat ve çeşitlilik isteyen başka bir tür yoktur. Ve bununla birlikte, retorik ustalarının bu hususları özel kaidelerin konusu yaptıklarına hiçbir yerde rastlamıyorum. Zaten bu kaideler gözlerimizin önünde apaçık durmaktadırlar. Türün (hatipliğin) ilk kanununun, kesinlikle yanlış bir şey söylemeye cesaret etmemek, ikincinin gerçek olan her şeyi söylemeye cesaret etmek, yazarken, en küçük şüphe uyandıracak kayırma ve düşmanlığı bertaraf etmek olduğunu kim bilmez? Evet, işte tarihin temelleri bunlardır ve onları bilmeyen hiç kimse yoktur.

Nihayet binayı yükseltmek söz konusu değil midir? Her şey olgulara ve onları anlatma sanatına dayanır. Olgular, zamanların doğru sırasının takip edilmesini, mekanların tasvir edilmesini gerektirir. Olgular ehemmiyetli ve hatırlanmaya layık oldukları vakit, onların hazırlanışı, sonra icrası, nihayet sonucu bilinmek istendiğinden, yazar her şeyden önce bizzat teşebbüs hakkında düşündüğünü işaret etmek, hadise konusunda sadece söyleneni veya yapılanı değil, fakat bunun hangi tarzda yapıldığını veya söylendiğini göstermek; neticeye gelince, onun sebeplerini, tesadüfe, hikmete, ataklığa bağlı hissesini belirerek, doğru bir şekilde gözler önüne sermek zorundadır. Yazar, şahısların faaliyetlerini de nakledecektir ve hatta, eğer adları parlak bir şöhrete kavuşmuşsa, onların karakterlerini ve hayatlarını tasvir etmeye kadar gidecektir. Diğer taraftan, anlatımla ilgili hususlarda, yazar, hukuk türünün ihtiva ettiği sertliğe ve düşüncenin meydanlarda silah olarak kullandığı sivri davranışlara başvurmaksızın, düzenli bir seyir ve tatlılıkla sırlarını açarak, akıcı ve açık bir üslup arayacaktır.