8 Ocak 2013 Salı

Halil Cibran

 
Bir yalnızlık okyanusundaki bir adadır Yaşam, kayaları umuttur Ada'nın,ağaçları düş;çiçekleri ıssızlıktır,dereleri özlem.

Ey dost, senin yaşamın diğer adalardan ve topraklardan ayrılmış bir adadır.
Limanlarından kaç gemi yelken açarsa açsın başka iklimlere, kaç gemi varırsa
varsın limanlarına, sen yine, yalnızlığın ıstırabıyla inleyen ve mutluluğu
özleyen ıssız bir ada olarak bir başına kalacaksın. En yakın dostuna bile
meçhulsün, onların ilgi dolu sevgisinden ve anlayışından çok uzaklardasın.


Ey kardeşim, seni, altın kümeciklerinin üstüne oturmuş, zenginliğine
sevinerek - hazinelerinle gurur duyarak, topladığın her avuç dolusu altının,
diğer insanların tutku ve düşüncelerini seninkilere bağımlı kılan göze
görünmez bir halka olduğuna inanıp, güvenlik duyduğunu görmüşümdür.
 

Aklımda seni, düşmanlarının kalelerini yerle bir etmek tasarılarıyla
ordularına kumanda eden bir fatih gibi görmüşümdür. Ama sana bir kez daha
baktığımda, senin yerinde, altın kasalarının ardında çırpınan bir yalnız
yürekten ve kapatıldığı altın kafeste boşalmış su kabının karşısında
kalakalmış susamış bir kuştan başka bir şey göremedim.


Ey kardeşim, seni, çevrende kral diye kabullenmiş, sana başardığın büyük
işlerin övgüsü olan sarkıları söyleyen, senin akıl gücünü öven ve sanki bir
yarı - tanrının huzurundaymışlar gibi, hatta gökkubbenin coşkusunu bile
bastıran coşkunluk belirtileriyle sana bakınan insanların arasında
görkemliliğin tahtına kurulmuş olarak görmüşümdür.


Ve sahip olduğun bunca nesneye bakarken, yüzünde, sanki onların ruhu
senmişsin gibi mutluluk, güçlülük ve zafer belirtilerinin oynaştığını
görmüşümdür.


Ama sana bir kez daha baktığımda seni, tahtının yanıbaşında durup, sanki
görünmez hayaletlerden içinde sıcaklık ve dostluktan başka hiçbir şey
bulunmasa da kabulün olan bir sığınak dilercesine elini her yana uzatan,
kendi yalnızlığıyla başbaşa kalmış bir insan olarak bulmuşumdur.


Ey kardesim, seni, güzel bir kadının karşısında kendinden geçmiş, çıkarıp
yüreğini onun güzelliğinin mihrabına koyarken görmüşümdür. O kadının sana
içtenlikle ve şefkatle baktığını görünce de kendi kendime,  'Yaşasın, bu
adamın yalnızlığını silen ve yüreğini bir başka yürekle birleştiren Sevgi'
demişimdir.


Buna karşın, sana bir kez daha baktığımda, senin sevgi dolu yüreğinin
içinde, sırlarını bir kadına açıklayabilmek için boşuna hıçkıran yapayalnız
bir yüreğin daha durduğunu ; ve sevgiyle - dolu ruhunun ardında, sevgilinin
gözlerinden yaş olup akabilmek için boşuna çırpınan bir bulut gibi dolanan
yalnız bir ruhun daha bulunduğunu gördüm. 


Ey kardeşim, yaşamın, diğer insanların konakladıkları yerlerden ayrık, ıssız
bir konaklama yeridir. Hiç bir komşunun, içine gözatamayacağı bir yuvadır.
Karanlığa gömülecek olsa, komşunun kandili onu aydınlatamaz. Erzağı tükense,
komşunun ambarları onu dolduramaz. Bir çölde olsa, başkalarının elleriyle
bellenip, çiçeklendirilmiş bahçelere sokamazsın onu. Bir dağın doruğu olsa,
başkalarının ayak izleriyle çignenmiş olan bir vadiye indiremezsin onu. 


Ey kardeşim, senin ruhunun yaşantısı, ıssızlıkla çepeçevre sarılmıştır ve
eğer bu ıssızlık ve tek başınalık olmasa, ne sen SEN, ne de ben BEN
olabilirdik. Eger bu ıssızlık ve tek başınalık olmasaydı, senin ağzından
çıkan sözcüklerin benim ağzımdan çıktıklarına inanır ; ya da senin yüzüne
baktığımda aynadan kendi yüzümü seyrediyorum sanırdım.