25 Mayıs 2015 Pazartesi

Yazarlardan yazma motivasyonu üzerine

Franz Kafka: “O tanıdık güçsüzlük. Yazma sürecim on günlüğüne kesintiye uğradı ve şimdi sürecin dışında kaldım. Bir kez daha olağanüstü bir çaba vermek zorundayım. Derine dalmalısın, tıpkı geçmişte olduğu gibi... Ve bu kez senden önce batan o şeyden çok daha hızlı batmalısın.”

Tony Kushner: “Yazmaktan nasıl kaçınabileceğinize dair size altın değerinde tavsiyeler verebilirim; yapmanız gereken diğer işler bittiğinde ve yazmak için masanızın başına döndüğünüzde, bütün dolaplar düzeltildiğinde ve yaşayan en yaşlı akrabalarınızı hal hatır sormak için aynı gün içinde iki kere aradığınızda, bilgisayarınızda yanıtlanmamış tek bir e-posta kalmadığında ya da bir tane daha yanıtlayamayacak hale geldiğinizde ve itibarınız geriye bir damlası bile kalmamacasına tamamen tükendiğinde ve yazmak denen işten daha fazla kaçınamaz hale geldiğinizde diş hekiminizden bir kanal tedavisi rica edebilir ya da her daim küvette ufak bir kaza geçirebilirsiniz.”

Toni Morrison: “Çocuklarım henüz küçükken edindiğim erken uyanma alışkanlığı şimdilerde bir tercihe dönüştü.  Güneş battığı zaman ben de pek aydınlık, nükteli ya da yaratıcı olamıyorum.”

Edith Wharton: “Yaş almanın bir müstahsili de alışkanlık edinmek. Her Allah’ın günü aynı ölümcül yöntemi aynı şekilde ve aynı yoldan izlemek. Önce umursamazlık, sonra meyil ve son olarak da korkaklık ya da uyuşukluk. Neyse ki bunun tek alternatifi tutarsız bir hayat değil; çünkü kaprisler de en az rutinler kadar perişan eder insanı. Alışkanlık gereklidir. Mücadele edilmesi gereken, alışkanlık edinme, bir özelliğinizi hayat tarzına dönüştürme alışkanlığıdır; eğer yaşadığınızı hissetmek istiyorsanız, bununla mücadele etmelisiniz.”



Ray Bradbury: “Bu akşamüstü evi yakın, kızgın korların üzerine suyu yarın dökersiniz. Yarın düşünmek, kesmek ve yeniden yazmak için yeterli zamanınız olacak. Fakat bugün patlayabilir, uçabilir, parçalarına ayrılabilir! Diğer altı ya da yedi taslak tam anlamıyla bir işkence haline gelecek. O halde neden şimdi neşenizin hikayenizi okurken bu ateşi yakalayacak diğer insanları arayıp bulacağını umarak ilk taslağın tadını çıkarmıyorsunuz?”

Cheryl Strayed:  “Eğer bir yazar olmak istiyorsanız sadece gerçekten bir yazar olmak zorundasınız. Kendinizi bunun içine atın ve olumsuz sonuçlarıyla yüzleşin. Olumsuz sonuçları var, gerçekten de var.  Ama şu da bir gerçek ki sözgelimi ben bir postanede çalışıyor olsaydım şu an benimle röportaj yapıyor olmazdınız. Tabii ben yine yazıyor olurdum ama şu an bulunduğum yerde olmazdım, bunun için yeterli zamanım olmazdı.”

Colson Whitehead: “Birçok insan ‘Göster, anlatma!’ der ama ben hem göstermekten hem de anlatmaktan yanayım. Çünkü yazarlar yazdıklarını dünyaya açtıklarında kırılmış oyuncak atlarını ya da bir ucu çiğnenmiş oyuncak ayılarını sınıftaki arkadaşlarına gösteren ve kendisinden başka birilerinin de bu oyuncakları onun kadar sevmesini uman küçük çocuklar gibidirler.”

Lorrie Moore: “Eğer benim için çalışan bir personelim ya da mazur görülebilir bir amfetamin alışkanlığım olsaydı, yahut Vera Nabokov ile evli olsaydım edebiyatın hakkından gelmek daha kolay olurdu. (Bu satırları okuyan erkeklerin gözlerini devirdiklerini görür gibi oluyorum. Peki ya kadınlar? O da nesi? Yoksa bana hak mı veriyorlar? Yumruklar havaya mı kalkmış?)"

Dinaw Mengestu: “Karakterlerinizin seslerini duymayın, görüş açılarını düşünün. Dünyayı onların gözlerinden izleyin, onların kendilerine has ve olağanüstü bakış açıları üzerine çalışın. Onlarla civarda bir yürüyüşe çıkın, yaşadıkları yerin yanından geçin, çaresizce uzun uzun baktıkları dağınık yemek masasının üzerindeki eşyaları gözünüzün önüne getirmeye çalışın. Ve sonra nedenlerini öğrenin.”

 kaynak...sabitfikir.com