27 Aralık 2012 Perşembe

Eleştirme

     Bir insanı yargıladığımız veya, eleştirdiğimiz zaman bu davranış o kişi hakkında hiç bir şey açıklamaz; sadece bizim eleştirmeye ne kadar muhtaç olduğumuzu açığa çıkarır.
Bir  toplantıda  bulunup, orada olmayanlara yöneltilen bir dolu 
eleştiriyi dinledikten sonra eve gidip düşünürsünüz; yapılan onca eleştirinin dünyayı daha güzel bir hale  getirmek için bir yararı olmuşmudur? Cevabı hiç duraksamadan verirsiniz: Hayır! Hiç bir yararı olmamıştır. Ama hepsi bu kadarla bitmiyor. Eleştirici olmak sadece çözüm getirmekle kalmaz, yaşadığımız dünyaya karşı bizi daha öfkeli ve güvensiz kılmaya   da yol açar. Unutmayalım ki hiç birimiz eleştirilmekten hoşlanmayız. Eleştirilmek çoğu zaman biz savungan yapar,ya da içimize kapanırız. Saldırıya uğrayan insananın iki türlü tepki göstermesi mümkündür:ya ezilip büzülerek geri çekilecektir, ya da öfke içinde karşı saldırıya geçecektir. Bu güne dek eleştirdiğiniz kaç kişi ona hatalarını gösterdiğiniz için teşekkür etmiştir.

Eleştirmek de tıpkı sövmek gibi kötü bir alışkanlıktan başka bir şey değildir. Buna çok kolay alışırız, çünkü can sıkıntımızı giderir ve bize konuşacak bir şey sağlar.

Ne var ki, eleştiriden sonra bir an durup neler hissettinize bakacak olursanız,  kendinizi biraz  utanmış ve havası kaçmış bulduğunuzu fark edersiniz; sanki siz  saldırıya  uğramışsınızdır. Şu doğrudur, çünkü eleştiri   yaptığımız zaman bu bütün  dünyaya ve kendimize "Benim eleştirilmeye ihtiyacım var," diye ilan etmekten  farksızdır. Eh, doğrusu bunu da itiraf etmekten pek hoşlandığımız söylenemez.

Çözüm, tam eleştiriye geçecekken kendinizi frenlemektir. Yeter ki,bunu ne denli sık yaptığınızı ve kendinizi ne kadar hissettiğinizi fark edin. Ben bunu bir oyun haline  getirmeye seviyorum. Hala arasıra eleştirme isteğim kabarır, ama tam o anda frene basar ve kendimi,"Bak,işte yine yapıyorum," diye uyarırım. Umarım, çoğu zaman eleştiri dürtümü hoşgörüye ve saygıya çeviriyorumdur.