11 Mart 2017 Cumartesi

İlham Anı


Olay, bir gün, bir köşe başında, gelip giden kalabalığın ortasında oldu.
Durdum, gözlerimi kırpıştırdım, hiçbir şey anlamıyordum. Hiçbir şey hakkında hiçbir şey. İnsanları, nesneler hangi nedenle böyleydiler, anlamıyordum, herşey son derece anlamsız ve absürttü. Gülmeye başladım.
Bana garip gelen şey, neden bunu daha önce anlamadığım oldu. O zamana kadar herşeyi olduğu gibi kabul etmiştim; trafik ışıkları, arabalar, posterler, üniformalar, anıtlar, dünyadan tamamen kopmuş şeyler; hepsini sanki bir gereklilik sonucu ortaya çıkmışlar, bir neden-sonuç zincirinin halkasıymışlar gibi benimsemiştim.
Sonra gülmem dudaklarımda dondu, yüzüm kızardı, utandım. Ellerimi kollarımı sallayarak kalabalığa “Durun! Bir dakika!” diye bağırdım, “Bir yanlışlık var. Herşeyde bir terslik var. Dünyanın en saçma işlerini yapıyoruz. Nereye varır bu işin sonu?”
Etrafta insanlar durdu, merakla beni süzdüler. Orada, ortalarında durdum, kollarımı sallaya sallaya, ümitsizce anlatmaya, bir anda aydınlanmamı sağlayan ilhamımı açıklamaya çalıştım.. ve hiçbir sey demedim. Hiçbir şey demedim, çünkü kollarımı kaldırıp ağzımı açtığım anda, aydınlanmam geri gitti, ağzımdan bildik, eski kelimeler çıktı.
– Eee, Ne demek istiyorsun, diye sordu insanlar. “Herşey yerli yerinde. Herşey olması gerektiği gibi. Herşeyin bir sebebi var. Herşey diğerleriyle uyum içinde. Yanlış veya saçma birşey göremiyoruz.”
Orada öylece durdum, çünkü şimdi herşeyi yerli yerinde görüyordum, herşey doğal, olması gerektiği gibi görünüyordu; trafik ışıkları, anıtlar, üniformalar, gökdelenler, tramvay yolları, dilenciler, geçit törenleri; ama bu beni rahatlatmadı, tersine bana acı verdi.
“Pardon”, dedim. “Galiba benim hatam. Bir an öyle gibi geldi. Herşey yolunda elbette. Kusura bakmayın.” Ve kızgın bakışların arasında yürüyüp gittim.
Yine de, şimdi bile, sık sık birşeyi anlamadığım zaman, ister istemez, aynı umuda kapılıyorum; yeniden o anı yaşayacağımı, yine hiçbirşeyden hiçbir şey anlamayacağımı, bir anda bulup kaybettiğim öteki bilgiye ulaşacağımı umuyorum. 

D. Ninette de Valois

Arşiv Odası'nın bu bölümünde dünya bale tarihinin en önemli isimlerinden, Türk balesinin de kurucusu olan balerin, koreograf Dame Ninette de Valois var.
İngiltere Kraliyet Balesi'nin kurulmasında en önemli isim olan Dame Ninette, 1947'de, aldığı davet üzerine Türkiye'ye giderek, İstanbul Yeşilköy'de ilk resmi bale okulunu kurdu.

İZ

...Mutlu etmekten önce, mutsuz etmemeyi hedeflemeli insan.
...Yapıma ters düşecek davranışlar için kimse beni zorlayamaz.
...Hayal kırıklıklarının baş nedeni, beklentilerin yüksek tutulması değil midir?
...Sığ insanlarla laklak edecek zamanım yok benim.
...Kimselerle paylaşılmayan,yüreklere gömülü,yaman bir hasretlikti çektiğimiz.
...Hastadır ruhun,benliğinse ağır yaralı.
...Varlığın değil,yokluğun değerini bilir insanlar.Mutluluğun değerini bilenler,mutsuzluğu tatmış olanlardır.Onları mutlu etmek çok daha kolaydır.
...Bulunduğu konumu, yaşam düzeyini karşısındaki kişiye hissettirmemek için özel gayret gösteriyor sanki, üstünlük taslamıyor.
...Susmak çürütülmesi en güç silahtır. İnsanların söyleyemedikleri bazı sözlerin içinde, söylediklerinden daha çok gerçek vardır.
...Eski gülüşlerimi arıyorum. En saf, en temiz, en tasasız çocuk gülüşlerimi. Göğe uzanan ulu bir masal ağacının tomurcuklarında asılı kalmışlar. Erişemiyorum.
...Sanatla ilgilenen insanların bakışlarındaki farklılık yanıltıcıdır.
...Sessizlik içinde ne büyük patırtılar gizler bazen.
...Bedenlerin geride durduğu,ruhların sevgiyle beklediği,yalnızca fikirlerin sarmaş dolaş olduğu düşünsel aşklar.
...En güzel şeyler, bize çılgınlığın fısıldağı ve aklın yazdırdıklarıdır!
...Hatırlamak istemediği yaşam parçalarını yok saymak için bir kaçış yolu muydu unutmak?

Nietzsche Ağladığında


İnsan dostunu düşmanından daha zor affediyor.

Yine de en çok çiy damlası, en sessiz gecede düşer, biliyorum.

Bazen yaşamın o kadar içini görebiliyorum ki birden doğrulup çevreme baktığımda kimsenin yanımda olmadığını, bana eşlik eden tek şeyin zaman olduğunu görüyorum.

Zaman durdurulamaz: Bu bizim sırtımızdaki en büyük yük. Ve en büyük mücadelemiz bu yüke rağmen yaşayabilmek.

Artık yaşamınızı kabul etmek ve şu sözleri söylemek zorundasınız: ‘İşte seçimimi yaptım!‘ İnsan ruhu, yaptığı seçimlerle belirlenir.

Ruhunda sükunete kavuşmak ve mutlu olmak isteyen insanlar inanmalı ve iman etmelidir, ama hakikatin peşindeki insanlar iç huzurundan feragat edip yaşamlarını bu sorgulamaya adamak zorundadırlar.

Eğer kendi yalnızlığımızı kucaklayamazsak, inzivaya karşı kalkan olarak başka birini kullanırız. Yalnızca bir kartal gibi yaşayabilen insan –kimsenin seni seyretmesine ihtiyaç duymadan– başka birine sevgisini verebilir.

Hiçbir şey, her şey demektir! Güçlenmek istiyorsan önce köklerini hiçliğin derinlerine gömmeli ve en yalnız yalnızlığınla yüz yüze gelmeyi öğrenmelisin.