4 Mart 2017 Cumartesi

Düşünmenin suç olmadığı bir dünya kurulur mu dersin?


Ben yordum ruhumu biraz da sen yor
Kalbime baktım da işte iyice
Kalbimde senin için yok bile kinim
Şimdi tâ içinde bomboş kalbimin
Kalbimde kalbine yok bile kinim.
*
şimdiden çekilecek acısı bunun
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
böylesine sevilecek bu dünya
"yaşadım" diyebilmen için.
*
Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir.
Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de uymayanlar acıtsa da içini unutma;
yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte.
Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu.
Elbet bitecek güneşe hasret günler.
Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil,
günesin çiçekleri dolduracak yüreğini.
*
dillere destan bir şeyler olur dünyaya sevdası insanın.
ve yaz yağmurundan sonra yapraklar
ve her mevsim ve her saat İstanbul.
*
Sabahın sahibi vardır.
Gün daima bulutta kalmaz.
Herhal ilerdedir
yaşanacak günlerinen güzelleri.
*
Ve biz yine bir kış daha geçireceğiz,
Büyük öfkemizin içinde,
Ve mukaddes ümidimizin ateşinde ısınarak.
*
Yollarda gezmekten yorgun her gece
    Yıldızlar ölürken eve dönünce
Bir zavallı gibi inildeyerek
    Kapının önünde bekler bir köpek.
Evimde sükûna koşuyorken ben
    Bilinmez bir hisle onu önümden
Her gece kovarım, her gece gelir;
    İçinde baş eğmiş tevekküle bu
Sarı gözlerinde ağlayan ruhu
    Bir şifa dilenir karanlıklarda.
Za'fa isyan edip ruhunda bir an
    İçinden zinciri o kırmamıştır.
Bu sağır göklere haykırmamıştır!...
    Hep boynu bükülü, gözleri nemli,
Daima hıçkıran gönlü elemli
    Gönlünde ağlıyor sonsuz bir enîn
Her gece yalvaran bu biçarenin
    Kapım kapanınca yüzüne birden:
İnleyen sesinden ürperirim ben.
    Derim: Hor görmesin bunu kalbimiz,
Bu ruha o kadar benzeriz ki biz! .
*
Bu çarpan yürek kimin
sesleri soluklarımızın üstünde küt küt atan
senin mi şehrin mi akşamın mı
yoksa benimkisi mi?
Akşam nerde bitiyor nerde başlıyor şehir
şehir nerde bitiyor sen nerde başlıyorsun
ben nerde bitip nerde başlıyorum?.
*
Birbirinden güzel dört sevgilim var:
Acı bir haz ile her gece gönlüm
    Birinden boşalır, biriyle dolar....
Birincinin bilmem henüz adını.
    Aşkıma ne cevap verecek diye
Merakım seviyor bu genç kadını.
    İKinci diyor ki: Delikanlı, sen
Gönlümün en mesut sahibi oldun!
    Okşanan gururum onu sevdiren...
Üçüncü: Kalbimde bir hiçsin! diyor.
    Dizinde ağlayıp reddolundukça,
Ezilen gururum onu seviyor.
    -Ne kadın!- diyorlar dördüncüsüne
Onda âsabımdır vurulmuş olan
    Güzel vücudunun bütün süsüne.
Birbirinden güzel dört sevgilim var;
    Fakat hâla gönül, bilinmez neden,
Evvel zamandaki sevdayı arar?.
*
Koynumda çırılçıplaksınız
Şehir, akşam ve sen
Aydınlıgınız yüzüme vuruyor
Bir de saçlarınızın kokusu.
Bu çarpan yürek kimin
Sesleri soluklarımızın üstünde küt küt atan
Senin mi şehrin mi akşamın mı yoksa benimkisi mi?
Akşam nerde bitiyor nerde başlıyor şehir
Şehir nerde bitiyor sen nerde başlıyorsun
Ben nerde bitip nerde başlıyorum?.
*
Ne diyeyim,
dilerim ihtiyacı olan birine gidiyordur
bizden aldıkları umut.
Dünya adaletsiz çocuk,
Dünya zorba.
*
O şimdi ne düşünüyor,
Şu anda, şimdi, şimdi?.

Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok


Sahte olan, yapay olan, asılsız olan hiçbir şeyi düşünemez duruma geldik. Sadece gerçekler var bizim için, şimdi; sadece gerçekler önemli.

Bu hayat, bizi, düşünen hayvanlar haline getirdi, elimize içgüdü silahını vermek için. Bizi vurdumduymazlıkla techiz etti; zihnimiz açık, şuurumuz yerinde olunca bizi kolayca ezen dehşete karşı koyalım diye.. Ruhumuzda arkadaşlık duygusunu uyandırdı, yapayalnızlığın uçurumlarına düşmeyelim diye.. Bize vahşilerin kayıtsızlığını bağışladı, her şeye rağmen, işin gerçek tarafını hissedelim de hiçliğin hücumuna karşı yedek kuvvet olarak saklayalım diye. Biz böylece gayet satıhta,, kapalı, sert bir ömür sürüyoruz. Bazen bir olay kıvılcımlar saçıyor, ama o zaman da ağır ve korkunç bir özlemin alevi yalıyor içimizi.

bir zamanlar denizdeki bir kayaya aşık bir dalga vardı, mesela Capri Koyunda. Kayanın etrafında köpükler saçarak dans ederdi bu dalga, gece gündüz bu kayayla öpüşürdü, onu beyaz kollarıyla sarar, durmadan iç çeker, kayanın da kendisine gelmesini beklerdi. Onu çok ama çok sevmişti, O'nun için fırtınaları aşardı. Ama bir gün kükredi, tamamen içine aldı onu, ve azar azar batışını izledi. Aniden kaybolmuştu kaya. Dalganın oynamak isteyeceği, seveceği, durmadan hayalini kuracağı, su üstünde dimdik duran bir kaya değildi artık. Denizin dibinde bir taş parçasıydı, dalganın altında boğulmuştu. Dalga mı? Hayal kırıklığına uğradı, aldatıldığını düşündü, ve başka bir kaya aramaya başladı.

Fakat topraktan ve havadan -özellikle topraktan- direnci kamçılayan kuvvetler fışkırır. Toprak, herkesten daha çok asker için önemlidir. Bir asker bedenini toprağa şöyle bir bastırdığı, ateş korkusuyla yüzü ve her yanıyla kendisini toprağa gömdüğü zaman toprağı tek dostu, kardeşi ve anası bilir; korkusunu ve çığlığını onun sükun ve güven dolu kucağına boşaltır. Toprak da bütün bunları bağrına basar; bir hayata on saniyelik bir ömrü bağışlayıp sonra onu yeniden kavrar; hem de bir daha bırakamamak üzere kimi zaman. Toprak, toprak ve yine toprak!

Eğer başka birinin hayatını biraz daha yaşanır hale getirme gücünüz varsa bunu yapın. Dünyanın buna ihtiyacı var.


Bence en kötüsü bir şeylerin artık elinden değil de içinden gelmemesi. Heves yok, inancın kalmamış, zorlayamıyorsun...Sadri Alışık

Dünyanın tüm nimetlerine sahip olsanda, onları tadabilecek bir ruh gerekir. Çünkü bizi mutlu eden onlara sahip olmak değil,tadına varabilmektir...Montaigne

Eğer başka birinin hayatını biraz daha yaşanır hale getirme gücünüz varsa bunu yapın. Dünyanın buna ihtiyacı var...Brigitte Nicole


Kişi, aydınlık figürler imgeleyerek değil, karanlığın bilincine vararak aydınlanabilir. Ancak bahsi geçen ikinci yöntem tatsızdır ve bu nedenle tercih edilmez.


Bilinçdışı bizi bizden daha iyi bilir.
Kuramları iyi öğren, ancak yaşayan ruhun mucizesine dokunduğunda onları bir yana bırak.
Eğer bir bireyi anlamak istiyorsam, ortalama insan hakkındaki tüm bilimsel bilgileri bir yana atıp, tüm teorileri gözardı ederek tümüyle yeni ve önyargısız bir tavır benimsemek zorundayım.
Ruhun başka hiçbir şeye indirgenemeyecek kadar kendine özgü bir doğası vardır.
Bilimsel ruh incelemesinin (psikoloji), geleceğin bilimi olduğuna inanıyorum. Psikoloji doğa bilimlerinin en genci ve henüz emekleme evresinde bugün. Bizim için en önemli bilim dalı bu ; gerçektende, insanoğlu için en büyük tehlikenin açlık, deprem, mikroplar, kanser olmayıp, yalnızca insanın kendisi olduğu, göz kamaştırıcı bir açıklıkla ortaya çıkmaktadır. Nedeni ortada: Ruhsal yaraları saracak, etkili bir çare yok henüz, oysa bu yaralar doğanın en acımasız, en büyük yıkımlarından daha da yok edicidir ! İnsanı olduğu gibi halkları da korkutan en büyük tehlike psişik tehlikedir. Beliren genel güçsüzlüğün nedenleri, bilinçaltını hiç dikkate almaksızın tek bilinçle, ama yalnızca bilinçle ilgilenilmiş olmasıdır.
Bilinçaltı ürkütücü bir canavar değildir. Doğal bir organizmadır. Ancak bilinçli davranışımız işe yaramaz duruma girdiğinde tehlikeli olabilir. Kendimizi baskı altına aldıkça bilinçaltının tehlikelerine kendimizi maruz bırakmış oluruz.
Yaşamımızın büyük bir bölümünü bilinçdışında geçiririz.
Dünyanın bu karışık halinde içe bakmaya devam. Kendi içimizdeki şiddet ile yüzleşmeye devam. İçimizdeki şiddetten öğrenmeye, şefkate dönüşene kadar yanında oturmaya devam. Madem gidip silahların önünde duramıyoruz, içimizdeki şiddetin önünde duralım...

Light in babylon - - Hinech Yafa





Bağımlılıklarımdan nasıl kurtulabilirim?


Bilgeyi ziyarete gelen biri ona şu soruyu sormuş: “Ön yargılarımdan ve bağımlılıklarımdan nasıl kurtulabilirim?” Üstad ona cevap vermek yerine ayağa kalkmış ve yakında bulu- nan bir sütuna kollarını dolayarak bağırmaya başlamış: “Beni bu sütundan kurtarın!!!...” Adam şaşkınlıkla bakarak, Üstadın deli olduğunu düşünmüş ve ona şöyle demiş: "Ben senin akıllı birisi olduğunu düşünerek ruhsal bir soru sormaya geldim. Ama görüyorum ki sen delinin birisin, sen sütunu tutuyorsun. Sütun değil ki seni tutan! Bırak gitsin!” Üstad sütunu bırakmış ve şöyle demiş: “Bu söylediğini gerçekten derinlemesine anlayabilirsen, kendi yanıtını vermiş olacaksın. ”

Bağımlılıklarımız bizi tutmuyor, biz onları tutuyoruz. Bırakın gitsin!